Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 saat önce
Ülke TV, Ramazan ayı boyunca izleyicilerini anlamlı ve derinlikli bir yolculuğa davet ediyor. “Son Çağrı” programında, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatı; ilim, hikmet ve sahih kaynaklar rehberliğinde ele alınıyor.

İnsanlığa yön veren son peygamberin çağları aşan daveti, Ramazan ayının huzur veren ikliminde ekranlara taşınıyor.

Ülke TV, Ramazan ayı boyunca izleyicilerini anlamlı ve derinlikli bir yolculuğa davet ediyor. “Son Çağrı” programında, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatı; ilim, hikmet ve sahih kaynaklar rehberliğinde ele alınıyor.

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Nurullah Yazar, akademik birikimi ve siyer alanındaki derin vukufiyetiyle Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatını güvenilir kaynaklar ışığında anlatıyor. Program, yalnızca bir hayat hikâyesini değil; insanı insana emanet eden bir ahlak anlayışını, merhameti merkeze alan bir medeniyet tasavvurunu ve kıyamete kadar süren çağrıyı izleyiciyle buluşturuyor.

“Son Çağrı”, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatını bugüne seslenen ve yarına yol gösteren yönleriyle ele alarak, Ramazan boyunca gönülleri dirilten ve zihinleri aydınlatan bir içerik sunuyor.

Ramazan ayı boyunca her gün saat 16:45'te yayınlanacak olan “Son Çağrı”, Ülke TV ekranlarında izleyicisiyle buluşacak.
Döküm
00:05MÜZİK
00:17Herkese merhaba.
00:19Bir önceki bölümde müşriklerin Hazreti Peygamber'e yönelik duygusal, sözlü ve fiziksel baskılarından bahsetmiştik.
00:27Bu bölümde de Hazreti Peygamber'e yönelik baskılarla başlayıp ardından ilk Müslümanların maruz kaldığı şiddet olaylarına değineceğiz.
00:35Hazırsanız başlayalım.
00:38Mekkeliler Hazreti Muhammed'in şahsına dair söylemlerinden istedikleri sonucu alamayınca vakit kaybetmeden ikinci aşamaya geçtiler ve aile bağları üzerinden baskı
00:50kurmaya hedeflediler.
00:51Daha önce de bahsettiğimiz üzere Mekke'nin bir siyasi lideri yoktu.
00:57Sistem kabile düzeni üzerinden yürüyor ve İslam tebliği gelene kadar da bir şekilde işlevsel oluyordu.
01:06Bununla birlikte herkes tarafından kabul gören bir otoritenin olmaması,
01:11Mekkelileri Hazreti Muhammed'e ve İslam tebliğine karşı takın alacak tavırda kararsız bırakıyordu.
01:18Neticede Mekke'de hüküm verecek bir son karar merciyi bulunmuyordu.
01:24Mekkelilerin bulduğu çözüm, Hazreti Muhammed'i kendi kabilesinin etkisizleştirmesiydi.
01:30Bu sebeple Haşimoğulları'nın lideri konumundaki Ebu Talip'e başvurarak Hazreti Muhammed'e engel olmasını istediler.
01:39Çok basit ve sıradan görünen bu talep içerisinde bir kabilenin iç işlerine karışma fikrini barındırmaktaydı.
01:48Ebu Talip yeğenine herhangi bir şekilde müdahil olduğunda,
01:52bir başkasının hem de rakip olan bir başkasının isteğiyle kabilesini yönetiyor durumuna düşecekti.
02:01Kureyş'in talebini kabul etmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağını çok iyi bilen Ebu Talip,
02:06bir kere başkasının taleplerine göre liderlik yapmaya başladığında,
02:11artık liderliğin kalmayacağının farkında olacak kadar tecrübeliydi.
02:17Bugün bir kabile üyesine dair talepte bulunanlar,
02:21yarın Haşimoğulları'nın yürüttüğü görevlere dair talepte bulunabilirlerdi.
02:26Bir kabile üyesinin insanlarla konuşmasının engellenmesiyle başlayan süreç,
02:32nihayetinde Haşimoğulları'nın Mekke'de ne adının ne de yerinin kalmaması ile sonuçlanabilirdi.
02:39İlerleyen yıllarda yol açabileceği muhtemel sorunlar nedeniyle Ebu Talip,
02:45sebep ne olursa olsun bir başkasının kabilesinin iç içlerine karışmasını hoş karşılamamış,
02:52ancak bu işle çok büyütmeden tatlı bir dil ve uzlaştırıcı bir cevapla geçiştirmiştir.
02:59İlk girişimden istediği sonucu alamayan müşrikler bir kez daha Ebu Talip'in yanına geldi.
03:07Bu sefer yanlarında Velid bin Mughire'nin oğlu Umare'de vardı.
03:12Mekkeliler, Hazreti Muhammed'in Mekke'de onarılamaz yaralar açtığını,
03:17sosyal ilişkileri zedelediğini ve inançlarına hakaret ettiğini söylediler.
03:23Hazreti Muhammed ile Umare'yi takas etme önerisinde bulunan Kureyşliler,
03:27Ebu Talip'ten beklentilerinin yeğenini himaye etmekten vazgeçmesi
03:33ve dahi onu öldürmelerine ses çıkarmaması olduğunu dile getirdiler.
03:38Bu teklife Ebu Talip'in cevabı,
03:42Allah'a yemin ederim ki siz bana çok kötü bir teklifte bulunuyorsunuz.
03:47Nasıl olur?
03:49Siz oğlunuzu sizin için beslemem karşılığında bana veriyorsunuz,
03:54benimkini ise öldürmek için istiyorsunuz öyle mi?
03:57Bu asla olmaz şeklinde olmuştur.
04:00Bu girişimden de aradıklarını bulamayan Mekkeliler,
04:03Hazreti Muhammed'in söylemlerini ifade etmeyi sürdürmesi
04:07ve İslam'a girişlerin devam etmesi üzerine bir kez daha Ebu Talip'e başvurmuşlardır.
04:14Bu sefer daha yoğun bir baskı kurmaya çalışan müşrikler,
04:18kendisinin şan ve şeref sahibi olduğunu,
04:22Mekke'nin itibarlı isimlerinden birisi olduğunu,
04:25bununla birlikte artık Hazreti Muhammed'in sözlerine katlanamayacaklarını,
04:31yeğeninin yanlış yolda olduklarını söyleyerek,
04:34inanç dünyalarını şüpheye sevk ettiğini,
04:37tüm sistemi üzerine inşa ettikleri atalarının yaşam tarzının yanlış olduğunu söylediğini
04:44ve Mekke'deki huzuru bozarak aile içi bölünmelere sebep olduğunu dile getirerek,
04:51Ebu Talip'ten ya yeğenini davasından vazgeçirmesini
04:56ya da himayeyi bırakmasını istemişler.
05:00Aksi takdirde kendisine cephe alacaklarını beyan etmişlerdir.
05:05Son tekliflerinin bu şekilde olduğunu beyan eden Kureyşliler,
05:11bu noktadan sonra kararın Ebu Talip'e ait olduğunu bildirerek,
05:15yaşanacak muhtemel olumsuzlukların sorumlusunun kendisi olduğunu söylemişlerdir.
05:22Toplumuyla yeğeni arasında kalan Ebu Talip,
05:25yeğenine duygusal bir konuşmayla,
05:28artık meselenin boyutlarının kendisini aştığını,
05:32Mekke'de bir iç savaşa doğru gidildiğini,
05:35bu noktada en makul çözümün davasından vazgeçmesi olduğunu ifade etmiştir.
05:42Hazreti Muhammed,
05:44amcasının artık kendisini korumaktan vazgeçtiğini düşünerek,
05:48biraz da mahzun bir şekilde,
05:50bu işten vazgeçmem için güneşi sağ elime,
05:55ayı da sol elime verseler dahi,
05:58Allah bu dini üstün kılıncaya kadar veya ben ölünceye kadar vazgeçmeyeceğim cevabını vermiştir.
06:06Yeğeninin samimiyetinden son derece etkilenen Ebu Talip,
06:11serbest olduğunu ne yaparsa yapsın,
06:15ne söylerse söylesin,
06:17asla onu yalnız bırakmayacağını ve her zaman himaye edeceğini söylemiştir.
06:23Müşrikler ne yaparlarsa yapsınlar,
06:27Hazreti Muhammed'i yolundan döndüremeyeceklerini anladıklarında,
06:31insanoğlunun düşman ilan edip de,
06:34imha edemediklerine karşı uyguladığı en eski yöntemlerden birine başvurarak,
06:41yok edemiyorsan,
06:44var et stratejisini devreye sokmuşlardır.
06:50Bakıldığında insan hayatının genellikle dost-düşman,
06:56güzel-çirkin veya iyi-kötü gibi ikili tanımlamalar üzerine kurgulandığı görülür.
07:03Bu çift kutup içerisinde olumlu veya olumsuz tarafta olmayı belirleyen ana unsur benzerlikler değil,
07:11güç mücadeleleridir.
07:13İnsanın kendini güçlü hissedip muhatap olduğu durumun kendisi için bir sorun teşkil etmeyeceğini düşündüğünde,
07:22onu tanımlamasıyla işin sonunda kendisi için bir tehdit gördüğünde tanımlaması farklılaşır.
07:30Tabii ki tanımlamayı belirleyen hususlardan birisi de günün sonunda kimin sözünün makbul olduğudur.
07:39Değişen tanımlama gösterilen reaksiyonu etkiler.
07:45Başlangıçta tepkisiz kalınan,
07:47önemsenmeyen,
07:49küçük müdahalelerde bulunulan durumlar,
07:52zaman içerisinde tehdit algısına dönüşebilir.
07:55İnsan için tehdit algısı tedirginlik, korku, bilinmezlik, kaygı ve endişe gibi duygulara yol açacağından,
08:06hızla müdahale edilmesi ve ortadan kaldırılması gereken bir durumdur.
08:11Tehdit kabul edilen unsurun her şeye rağmen gün geçtikçe daha büyük bir soruna dönüştüğü
08:16ve ortadan kaldırılamadığı durumlardaysa uzlaşı arayışları devreye girer.
08:22Bu strateji uygulayanlardan birisi de Mekkeli müşriklerdir.
08:27Ancak tehdit olarak görülen veya gösterilen şey,
08:31her şeye rağmen etkisizleştirilemez ve gün geçtikçe daha büyük bir soruna dönüşürse
08:37ve ortadan kaldırılamazsa, işte o zaman, yok edemiyorsan, var et stratejisi devreye sokulur.
08:46Bu stratejinin ana hedefi, tehdit olarak kabul edilen unsurla bir şekilde ittifak kurup,
08:53sistemin parçası haline getirmektir.
08:56Mekkeli müşrikler, şiddetin her türlüsünü denemelerine rağmen,
09:02duruş ve söylemlerindeki kararlılıktan vazgeçiremedikleri,
09:05İslam'ı anlatmasını engelleyemedikleri,
09:10yolundan döndüremedikleri Hazreti Muhammed'e karşı uzlaşma adı altında
09:16yok edemiyorsan var et stratejisini uygulamaya başladılar.
09:21Bu strateji, Hazreti Muhammed'in kurulu sistemin bir parçası haline getirilmesini amaçlıyordu.
09:28Dünün tecrid edilen, dışlanan, mahkum edilen, yok edilmeye çalışılan ismi
09:35Hazreti Muhammed, artık Mekkeliler için bir güç odağı ve dolaylı da olsa masaya oturmak zorunda kaldıkları bir gerçeklik halini alıyordu.
09:46Kabilesinin reisi vasıtasıyla, Hazreti Muhammed'le kurmaya çalıştıkları ilişkiden sonuç alamayan müşrikler,
09:53en iyi bildikleri yola başvurmaya karar verdiler.
09:57Müzakere ve bir anlaşma zemini.
10:02Neticede Arap Yarımadası'nı ilaf adı verilen anlaşmalarla birbirine bağlayıp,
10:07kendi ticaret güzergahlarını inşa eden bir topluluk,
10:11devrin en güçlü isimlerinden Roma İmparatorluğunu ikna etmeye başaran bir zihniyet,
10:18Muhammed'i ikna edebilirdi.
10:20Bu yaklaşımın bir sonucu olarak, bizzat Hazreti Peygamber'in kendisiyle görüşerek ona bir takım teklifler sunmuşlardır.
10:29İlk teklifleri, makam, mal ve şehvet oldu.
10:34Neticede bir insan, makam, servet veya şehvetten başka ne isteyebilir ki diye düşünmüş
10:40ve tekliflerini bu üç unsur üzerine kurgulamışlardır.
10:45Her ne yüzle baksa, göz aynada kendini görür sözünden hareket edecek olunursa,
10:52bu teklifin Mekkelilerin genel karakterini yansıttığı söylenebilir.
10:57Açıkça söylemek gerekirse, teklif bir insanın en temel arzularına ve zaaflarına hitap edecek şekilde hazırlanmıştı
11:06ve öyle hemen reddedilebilecek bir teklif değildi.
11:12Mekkeliler kendileri için değerli gördükleri ne varsa,
11:16Hazreti Muhammed'e onu teklif ediyorlardı.
11:19Diğer bir ifadeyle, kendi dünyalarının en cazip hedeflerini Hazreti Peygamber'e sunuyorlardı.
11:27Neticede, teklifi kabul etmesi halinde Hazreti Peygamber bir anda Mekke'nin en saygını,
11:35en zengini ve en güçlüsü haline gelecekti.
11:40Ancak Mekke aristokrasisinin cazip kabul edip, hayatını üzerine kurguladığı hedeflerin,
11:47Hazreti Muhammed'in zihin dünyasında hiçbir karşılığı yoktu.
11:51Hazreti Peygamber bu tekliflerin hiçbirine kulak asmamış ve Müslümanlara da nasıl bir duruşa sahip olmaları gerektiğine dair son derece önemli
12:04bir örneklik sergilemiştir.
12:07Müslümanca duruş, aslında insanca duruş sahip olduklarının kıymetini bilmekten geçer.
12:15Bir planla hareket edip, değerlerden verilen taviz, karakterin gizlenmesi insanı değiştirir ve dönüştürür.
12:27Yeni kişilik ve karakter ise yeni bir insan ve yeni hedefler anlamına gelir.
12:36İnsan reddettikleridir diye bir söz vardır.
12:39Bu bakış açısıyla yaklaşıldığında, insanı sahip oldukları veya elde ettikleri üzerinden tanımlamak yanlış bir tutumdur.
12:50İnsanı reddedebildikleri üzerinden tanımlamak gerekir.
12:55İnsanın karakterini ortaya koyan hayır diyebildikleridir.
13:00Dünya hayatı hayır demeyi bilmeyen, reddetmeyi beceremeyen, arkasına dönüp bakmadan yol yürüme kabiliyetine sahip olmayanlar için zor hatta çok zor
13:18bir imtihandır.
13:18Bu hayatta başarı, mutluluk ve günün sonunda yüzde beliren, evet o benim tebessümü ancak reddetmeyi, geride bırakmayı bilenler içindir.
13:32İnsanoğlu incelendiğinde, gelecek planları doğrultusunda anı terk edebildiği görülür.
13:40Yaşadığı zamana değer katmak yerine, gelecekte görmeyi hayal ettiği güzel günlerin peşinden koşar.
13:48Ancak bunu yaparken, öngörülemez bir sonuç ile içerisinde bulunduğu anı değiştirdiğinin farkına varmaz.
13:57Geleceği satın alırken, karşılığında verdiklerinin önemini kavrayamaz ve neticede hedeflediğiyle ulaştığı hiçbir zaman aynı olmaz.
14:09İşte Hazreti Peygamber'in Mekkelilerin teklifini duyduğunda gösterdiği duruş, bir Müslüman için son derece önemlidir.
14:20Müslümanca duruş, tabii ki aslına bakarsanız insanca duruş, sahip olduklarının kıymetini bilmekten geçer.
14:28Bir planla hareket edip, değerlerden verilen taviz, karakterin gizlenmesi insanı değiştirir ve dönüştürür.
14:38Yeni kişilik ve karakter ise yeni bir insan ve yeni hedefler anlamına gelir.
14:45Hazreti Muhammed, hayatı boyunca sergilediği tavırlarla, şahsi çıkarların kendisi için hiçbir anlam ifade etmediğini birçok defa ortaya koymuştur.
14:57Bu teklif karşısında takındığı tavır da, onun duruşuna dair kanaati desteklemektedir.
15:05Mekkeli müşrikler, İslam'a bir din olduğu için karşı çıkmıyorlardı.
15:11Onların İslam ve Hazreti Muhammed ile meseleleri, Hazreti Muhammed'in tebliğ ettiği dinin çıkarlarına hizmet etmemesiydi.
15:19Eğer Hazreti Muhammed'in söylemleri, düzene yani statikoya hizmet etseydi, İslam karşısında sergileyecekleri tavır çok farklı olacaktı.
15:32Bu düşünceyi doğuran sebep, tekliflerin hiçbirinden sonuç alamayınca giriştikleri ittifak arayışıdır.
15:40Teklifin temelinde İslam'ı Mekke'de var olan sisteme entegre etme düşüncesi yatmaktaydı.
15:49Bu düşünceyle Hazreti Peygamber'in çizgisini değiştirmesi ve her iki tarafın birbirinin ilahına tapması önerildi.
15:57Aslında öneri gayet açıktı.
16:00Mekkeliler Hazreti Muhammed'in davet ettiği Allah inancını kabul edecekler.
16:06Karşılığında Hazreti Muhammed de onların taptıklarına hakaret etmeyi bırakacak ve ulular olduğunu kabul edecekti.
16:17Böylece bir gün Hazreti Muhammed'in iman etmeye davet ettiği Allah'a, ertesi gün ise Mekkelilerin putlarına tapacaklardı.
16:28Mekkelilerin zihninde inancın bir paravan, aslolanınsa menfaat olduğunun açık bir göstergesi niteliğindeki bu teklif üzerine,
16:39Kafirun suresi nazil olarak tevhid ile şirkin bir arada olamayacağı açıkça vurgulanmıştır.
16:48Hazreti Peygamber'in maruz kaldığı şiddetten bahsettikten sonra, şimdi de ilk Müslümanların maruz kaldığı baskılardan bahsedelim.
16:58İslam'ın ilk yılları, müşriklerin her şeye yön verdikleri ve oyunun kurallarını tek taraflı belirledikleri dönemdir.
17:08Bu dönemde ifade özgürlüğü, tek taraflı olarak işletilen propaganda ve karalama özgürlüğü olarak kullanılmıştır.
17:17Konuşan, tanımlayan ve konumlandıran müşriklerdi.
17:23Hazreti Muhammed ve dolayısıyla İslam ise konuşulan, tanımlanan ve konumlandırılandı.
17:32Muhataplarının inancını, varlıklarını tehdit eden bir düşman olarak gören Mekkeliler,
17:39Hazreti Muhammed'in ilkelerinden taviz vermeyeceğini anladıklarında,
17:44baskı ve şiddetin dozunu artırıp, tüm Müslümanları hedef almaya başladılar.
17:51Müşrikler, tanımak, anlamak ve anlamlandırmak yerine,
17:57inancı yok etmenin yolunu arayıp, Müslümanları dinlerinden döndürmek için her yola başvuruyorlardı.
18:06Bununla birlikte, gün geçtikçe insanların İslam tebliğine olumlu cevap vermesi
18:12ve Mekke'de Müslüman sayısının artması,
18:16onları Müslümanlara karşı baskı ve tehdit yöntemiyle yıldırmaya yöneltti.
18:23Artık Müslümanlar, kendi şehirlerinde can ve mal emniyetine sahip değillerdi.
18:30Müşriklerin fiziksel baskısının sebebi, Müslümanlarda zihinsel stres oluşturmaktı.
18:36Mekkeliler, uyguladıkları baskıda muhataplarının toplumsal statüsü ve kabilesinin gücüne bağlı olarak tepkinin şiddetini ayarlıyorlardı.
18:48Bu bağlamda muhatap aldıkları her bir Müslümanı dininden döndürmek için
18:54onun toplumsal statüsüne uygun olduğunu düşündükleri yolu deniyorlardı.
19:00Örneğin, güçlü bir kabilenin seçkin kabul edilen bir üyesinin Müslüman olduğunu öğrendiklerinde,
19:06asalet, soyluluk, örf, adet ve geleneğe bağlılık üzerinden geliştirdikleri söylemlerle İslam'dan vazgeçirmeye çalışıyorlardı.
19:18Bir tacirin Müslüman olduğunu öğrendiklerinde, ekonomik baskı uygulamayı tercih ediyorlardı.
19:24Mekke toplumunun asli unsuru kabul edilmeyen ve kendilerini himaye edecek kimsesi olmayan yabancılar
19:33veya kölelerden birinin Müslüman olduğunu öğrendiklerinde ise fiziki şiddet uygulamaktan çekinmiyorlardı.
19:43Mekkeli elitlerin gözünde köle statüsünde olan insanlar sıradan bir ticari mal gibi görülüyordu.
19:51Bu nedenle onlara reva görülen muamele her an işkence, zulüm ve ölümle tehdit etmekti.
20:00Müşriklerin köle sınıfından İslam'ı kabul edenlere eziyet etmelerinin arka planındaki birincil sebep,
20:09kölenin, efendisinin tavrının aksine bir düşünceyi benimsemesi,
20:14ikinci sebep de bunun ileride yol açabileceği toplumsal sorundur.
20:20Müşrikler kölelere egoları sebebiyle eziyet ediyorlardı.
20:25Mekkeli asiller, kölelerin kendilerinin dininden başka bir dine girmesini isyan olarak görüyorlar ve buna tahammül edemiyorlardı.
20:40Hayatlarına dair tüm inisiyatifin efendilerinin elinde olması,
20:45köleleri efendilerinin insafına terk edilen bir zümre haline getiriyordu.
20:52Karar merciyi efendiydi.
20:54Bunun en somut göstergesi de kölenin inanç ve fikir dünyasının efendinin kontrolünde olmasıydı.
21:04Aslında Mekkelilerin hiçbir şekilde değer vermedikleri, emtia olarak gördükleri kölelerin inancıyla yakından ilgilenmelerinin sebebi de buydu.
21:17Nasıl olur da bir köle efendisinin düşüncesini taklit etmez?
21:24Kölenin payına düşen düşünmek değil, taklit etmektir düşüncesiyle hareket edip inançlarını paylaşmayan kölelerini asi olarak değerlendiriyorlardı.
21:36Benim kölem ben neye inanıyorsam ona inanmak zorunda fikri etrafında şekillenen zihin dünyası kölelere yapılan akıl almaz işkencelerin sebebiydi.
21:49Mekkeli elitlerin gözünde kendileri efendi ve yegane söz sahibiydi.
21:57Toplumun köle tabakasına mensup olanlarsa, efendilerinin her isteğini ve talebini yerine getirmek ve onları memnun etmekle yükümlüydüler.
22:07Tam anlamıyla iktidar ve otorite sahibi olan efendi, kölesinin tüm iradesini tek eline almış durumdaydı.
22:18Efendinin sözü kölenin sözü, efendinin tercihi kölenin tercihi, efendinin inancı kölenin inancı olmalıydı.
22:28Mekkelilere göre, efendisi neye inanıyorsa köle de ona inanmak zorundaydı.
22:36Efendisi ne söylerse köle de onu tekrar etmeliydi.
22:40Köle hiçbir şekilde fikir sahibi olmamalıydı.
22:46Bugün efendisinin inancından özgürleşen, yarın her açıdan özgürlük arayışı içerisine girebilirdi.
22:55Diğer bir deyişle, bugün inancı hakkında söz sahibi olan, yarın sosyal statüsü hakkında söz sahibi olmak isteyebilirdi.
23:07Bu şartlar altında yapılması gereken, erken müdahaleyle kölelerin efendiden ayrı hareket etmeyi akıllarından dahi geçirmemelerini sağlamaktı.
23:18Mekkeliler, bunun en etkin yolunu, varlıklarını güç yoluyla kabul ettirmekte buldular.
23:27Çünkü Mekkeli oligarklar, iradelerini iktidarlarına tabi olanların iradelerine kabul ettirmek için güç kullanmayı meşru bir yol olarak görüyorlardı.
23:39Ancak şiddet bir güç gösterisi değildir.
23:44Aksine bir acziyet ikrarıdır.
23:48İkna edilemeyenin mecbur bırakılma yöntemidir.
23:53Otoritenin zorla tasdiki çabası, beyhude bir uğraştan fazlası değildir.
24:00Çünkü şiddetin sonucunda ortaya çıkan itaat gibi algılansa da, aslında yaşanan geçici bir kabulleniştir.
24:11İçte ortaya çıkan karşı tirade, uygun ortam bulunduğunda önce söyleme, sonra da eyleme dönüşecektir.
24:22Unutulmamalıdır ki, otoritenin tesisi için en uygun yol, insanların zihnine girebilmekten geçer.
24:32İslam'ın her bireyin eşit ve tercihlerinde özgür olduğuna dair söylemi ve insanlar arasında fark gözetmeyen, eşitlikçi yaklaşımı sosyal tabakalar
24:47halinde yaşayan Mekkeli seçkinlerin kabul edemeyecekleri bir önermeydi.
24:53İradesine, efendisinin iradesine rahmet etmeyen birisi köle olmayı kabul etmezdi.
24:59Köle statüsünde bir grubun olmaması, efendi veya hür statüsünü de doğrudan ilgâ eden bir durumdu.
25:08Bu düşünceyle hareket eden müşriklerin, ileri gelenleri toplum içerisindeki statülerini kaybetmemek için her türlü yolu deniyorlardı.
25:20Mekkeli müşriklerin işkencelerinden pek çok Müslüman etkilenmiştir.
25:24Ammar bin Yasir'in annesi Sümeyye, babası Yasir ve kardeşi Abdullah uğradıkları işkenceler sebebiyle hayatlarını kaybetmiş ve İslam'ın ilk
25:37şehitleri olmuşlardır.
25:39Efendisi tarafından Mekke'nin çöl sıcağında, güneşin en tepede olduğu vakitlerde kızgın kumlara sırt üstü yatırılıp göğsüne büyük bir kaya
25:51parçası koyulan Bilal-i Habeşi
25:53ve yine kızgın taşlar içerisinde işkenceye maruz kalan Habbab bin Ered, Mekkelilerin zulmüne en fazla maruz kalan isimlerden sadece ikisidir.
26:07İnsanoğlu, imtihan olmadığı hususlarda kolay konuşur.
26:12Ben olsaydım şöyle yapardım tarzı cümleler rahatça söylenir.
26:19Gerçekleştirilmemiş herhangi bir eyleme dair önermelerin doğrulanması mümkün değildir.
26:25İşte ilk Müslümanları değerli kılan imanlarını somut bir şekilde de göstermiş olmalarıdır.
26:34Bilal-i Habeşi'ye örnek verebiliriz.
26:36Büyük bir kayanın altında, kızgın kumların üzerinde Allah birdir demekten çekinmemiştir.
26:45İnsan için davranışlarını üzerine bina edebileceği iki unsurun var olduğu söylenebilir.
26:52Bunlar aklı veya egosudur.
26:56Egosunu önceleyen insan, hayata dair beklentilerini inşa ettiği nesnelliklerle karşılamaya çalışır.
27:05Nesnellikler ne kadar akla uygun gösterilirse, insanın egosuna o oranda hizmet etme kabiliyeti kazanacaktır.
27:15Egosunu önceleyip benliğinden beslenen insan, kendi öznelliğini, nesnelliğin getirdiği menfaatler için feda edebilir.
27:25Böylece, bireysel veya ideolojik çıkarlarını koruma amacıyla geliştirdiği nesnel yasalar veya inançlar üzerinden kendi dışındaki insanların eylem ve yaşam biçimlerini
27:41kontrol altına alabilir.
27:43Hayatını meta üzerine kurgulayan, tüm beklentisi sahip olduğu maddi varlıkları arttırmak olan ve her türlü siyasi ve dini tercihini,
27:57iktisadi gerekçelerle hayata geçiren bir anlayışın, insanın iç benliğinden beslenen sevgi duygusunu anlamasını beklemek beyhude bir iyi niyet göstergesidir.
28:11Mekkelilerin asalet tanımlamalarıyla insanların bir kısmını değersizleştirmesi,
28:18sınıf sistemi üzerine kurdukları hayatlarını korunması gereken en temel husus olarak görmelerinin yol açtığı huzursuzluk ve de,
28:30adalet, eşitlik, özgürlük gibi ilkelere kendi çıkarları doğrultusunda anlam yüklemeleri anlaşıldığında,
28:40insanların bu kadar eziyete rağmen neden duruşlarını korudukları ortaya çıkmaktadır.
28:48İslam, insanlara bir yaşam tarzı sunmuş ve kabul edip etmeme hususunda kimseyi zorlamamıştır.
28:57Bununla birlikte, kendi özgür iradeleriyle bir yaşam tarzı benimseyenlere karşı,
29:04bu yaşam tarzını benimsemeyenler, baskı ve eziyete başvurmuşlar,
29:10bir anlamda hayatı dizayn etme hakkını kendi uhdelerine almaya çalışmışlardır.
29:18Neye inanılması, nasıl yaşanılması gerektiği,
29:22sosyal, dini, iktisadi, her türlü konunun içeriğini belirleme yetkisini kendilerinde görüp,
29:31kendileri dışındakilerin sunulana itaat etmelerini beklemişlerdir.
29:36Mekke'de bir grup tam manasıyla kendini asıl özne,
29:44diğerlerini ise bu özneyi tamamlayan nesne olarak görmüştür.
29:51Mekke'de yaşananlar, zalim ile mazlum arasındaki ilişkiyi akla getirmektedir.
29:57Müşriklerin konumu ve anlam dünyası,
30:00gayet net bir şekilde ötekini yok etme üzerine kurguluydu.
30:04Ancak zulmün muhatapları için durum biraz daha karışıktı.
30:12Neden eziyet görüyorlar ve bu kadar eziyet ve işkenceye maruz kalmaya değer mi soruları,
30:20ilk etapta akla gelmekteydi.
30:23Neticede kendilerine vaat edilen maddi bir karşılık bulunmamaktaydı.
30:27İşte bu noktada İslam'ın olgusal ve ilkesel değeri ortaya çıkmaktadır.
30:36İslam, muhataplarına hiçbir zaman gül bahçeleriyle donanmış,
30:42her türlü zenginlikle süslenmiş bir hayat vaat etmedi.
30:47İslam'ın vaadi, eğer ilkeli olunursa,
30:52dünya hayatının cennet bahçelerinden bir bahçe olacağıydı.
30:57Hz. Muhammed de davetine icabet edenlerden hiçbirine
31:02rahat bir yaşam, zenginlik veya liderlik teklifiyle gitmedi.
31:08Zaten böyle bir sonucun olmayacağı,
31:11bilaki süreç içerisinde neyle karşılaşılacağı,
31:16kendisini nasıl bir sürecin beklediğine dair,
31:19daha ilk vahiy geldiğinde Varaka bin Nevfel tarafından uyarılmıştı.
31:25İslam öncesi dönemde kendisine biçilen toplumsal rolü,
31:30kanıksamış bir kişi için maruz kaldığı davranış biçimleri mazur görülüyordu.
31:36Çünkü yaşamının karşılığını bir anlamda varlığının hak ettiğini görüyordu.
31:43Bu zihniyetin hakim olduğu ortamda İslam,
31:47Müslümanları bir ideale inandırdı.
31:51Kendilerine biçilen rolü oynamak zorunda olmadıkları hususunda cesaretlendirdi.
31:59Çizdiği teorik çerçeveyle hayatlarını değiştirebileceklerine dair umut ışığı oldu.
32:05Ancak pratikte bunun tam zıddı gerçekleşti.
32:11İnsan tercihlerinin sonucunu yaşar.
32:15İlk Müslümanlar da tercihlerinin sonucunu yaşadılar.
32:20Müslüman oldukları için eziyet gördüler.
32:23Ancak kimse onları zorla Müslüman yapmadığı gibi Müslüman kalmaya da zorlamadı.
32:32İslam bir yaşam tarzı sundu.
32:35Dileyen kabul etti, dileyen reddetti.
32:38Kabul edip benimsenen bir yaşam tarzından dolayı
32:43bir başkasının eziyet ve zulmüne maruz kalınmasının sebebi inançta aranmaz.
32:50Asl olanda inancın sunduğu maddi imkanlar veya açtığı maddi kapılar değildir.
32:58Kıymetli olan inanmanın verdiği manevi huzur, değerli olan inancın yolunda olabilmektir.
33:09İlk Müslümanlar, İslam'ın vaat ettiği teorik ilkelerin hiçbirini hayatlarında uygulayamadıkları gibi
33:16inançları sebebiyle fiziki şiddet görüp yoksunluğa mahkum edildiler.
33:23Müslümanlar için hayallerle gerçekler bağdaşmıyordu.
33:28Tabii ki fiili durum bir takım mutsuzlukları ve hayal kırıklıklarını beraberinde getirdi.
33:36Bu noktada Allah Teala yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan
33:45cennete girebileceğinizi mi sandınız hatırlatmasını yaparak
33:50Müslümanlara özverili davranıp sebat etmeleri halinde
33:55Allah'ın yardımının gerçekleşeceğini vaat etmiştir.
34:01Programımızın merkezinde Hazreti Peygamber, İslam ve ilk Müslümanların yaşadıkları var.
34:08Ancak geri geldiğinde konuyu güncellede destekleyerek ele almaya çalışıyorum.
34:13Bu bağlamda baskının bir değiştirme ve dönüştürme aracı olarak kullanılıp
34:19insanların kendi tercihlerini yaşama özgürlüklerinin ellerinden alınması girişiminden bahsetmişken
34:27güncel bir konudan da bahsetmek istiyorum.
34:31Sanayi devrimiyle birlikte ekonomik faaliyetlerin artan ve kolaylaşan arz yönünün devamlılığını sağlamak
34:39insanların tüketim duygularının sürekli canlı tutulmasına bağlıdır.
34:45Bu yüzden de son yüzyılların en büyük algısı
34:49insanın sürekli üretmek üzere çalışması gerektiğidir.
34:54İnsan daha fazla tüketmek için üretmeye yönlendirilmektedir.
35:00İnsanlar tüketmeye yönlendirilirken bu tüketimin zorunlu olduğu,
35:06bu zorunluluğun karşılanabilmesi adına maddi karşılığı olan işlerde
35:11daha çok ve daha uzun süreler çalışılması gerektiği,
35:16elde edilen gelirin, sahip olunan herhangi bir ürünün daha yenisiyle değiştirilmesi,
35:23sahip olunmayan bir ürününse ihtiyacı karşılayıp karşılamamasına bakılmaksızın
35:31en yeni ve en üst modelinin satın alınmasının zorunluluğu,
35:38başta reklamlar ölmek üzere çeşitli yollarla insanlara kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.
35:46Tüketim duygusu zihinlerde kabul ettirildikten sonra,
35:50üretim ve tüketim döngüsü içerisinde mekanikleştirilen bir hayatı yaşayan insan için,
35:57bütün değerler bu çarka hizmet edecek şekilde yeniden biçimlendirilmeye çalışılmıştır.
36:04Bu amaca yönelik olarak kendi kültür, medeniyet ve inanç sistemlerine sahip olan milletlerin,
36:11ortak bir kültür, inanç ve dünya görüşü etrafında benzer refleksler sergilemeleri hedeflenmiş
36:20ve bunun sonucunda aynılaştırılmaya çalışılmıştır.
36:25Kısacası maddi üretim, ekonomik zenginlik ve çeşitlilik sağlarken kültürü ekpareleştirmekte toplumsal değerleri de mekanikleştirmektedir.
36:39Bu da toplumsal değerlerin de tüketimin bir parçası haline gelmesine yol açmaktadır.
36:46Küçük bir örnek vermek gerekirse, günümüzde hediye olmadan kutlama olmaz düşüncesinin kurmuş olduğu sistem,
36:56değerlerimizin tüketim zihniyetine alet edilmesinin açık bir göstergesidir.
37:04Sürekli tüketmesi beklenen insanın haz ve hız eksenli bir yaşam tarzını benimsemesinin önündeki engellerden birisi,
37:13inancıdır.
37:15Konuya İslam açısından baktığımızda,
37:19üretmeden tüketmenin insani olmadığını,
37:23hayatı değerler üzerinden yaşamanın gerekliliğini savunan İslam,
37:28tüketim eksenli kurgulanmaya çalışılan hayat tarzının önünde bir engel olarak görülmektedir.
37:35Engelin aşılması,
37:38İslam hakkında gerçekle bağdaşmayan bir takım söylemlerin üretilmesi ve bilginin doğruluğunu teyit etme çabasını göstermeyenlerin zihninde bir algı oluşturmaktan geçmektedir.
37:53Bu noktada da özellikle sosyal medya aktif bir şekilde kullanılmaktadır.
37:59Yaşadığımız zaman diliminde bireyleri veya olguları edilgen ve pasif bir nesne olmaktan etken ve aktif bir özne olmaya dönüştüren,
38:12aynı şekilde birey ve olgulara dair tanımlamaları olumlu veya olumsuz hale getiren kudret,
38:21medyanın özellikle de sosyal medyanın elinde bulunmaktadır.
38:26Dini duygular, inanç ve ibadetlere dair hakaret, iftira ve karalama söylemleriyle milli değerleri hafife alan yaklaşımlara,
38:36özgürlük, özellikle de düşünce özgürlüğü söylemlerinin kılıf yapıldığı,
38:42insanların dini inançları ile manevi duygularını zedeleyip toplumsal yapıya zarar veren maksatlı dezonformasyon çalışmaları gerçekleştirildiği görülmektedir.
38:54Kontrolsüz bir mecra haline gelen sosyal medyada paylaşılan içeriklerin,
39:00milli ve manevi değerler üzerindeki etkisinin ve muhtemel tahribatının önlenmesi son derece önemlidir.
39:09Unutulmamalıdır ki, insanların manevi sağlığının korunması toplum olmak ve toplum kalabilmek için son derece önemlidir.
39:20Bu konuda değinmek istediğim bir husus daha var.
39:25Sosyal medyada varlığın veya etkinliğin göstergesi yapılan bir paylaşımın hangi düzeyde bir etkileşime yol açtığıdır.
39:35Etkileşimin göstergesi de izlenilme, görüntülenme ve beğenilme sayısıyla somutlaştırılmaktadır.
39:45Nicelik artımının başarı kabul edildiği bir ortamda paylaşımın doğruluğu, ilkeliliği, toplum menfaatlerine uygunluğu göz ardı edilebilmektedir.
39:58Böyle bir ortamda tüm değerler anlamını kaybetmektedir.
40:04Gündelik hayatta kabul edilmeyen, yapılması halinde ayıplanılan, eleştirilen pek çok husus, kimliklerin belirsizleştiği bir ortamda normalleşebilmektedir.
40:17Din bağlamında insanların yaratıcıyla baş başa olduğu en mahrem, duygu yoğunluğunun en fazla olduğu anları sosyal medya üzerinden paylaşma arzusu,
40:31yapılan fiilin samimiyetini sorgulatır hale gelmektedir.
40:35Anı hissederek yaşamak yerine, başkalarıyla paylaşarak sosyalleştirilmesi, yaratıcıyla kul arasındaki hissiyatı zayıflatacaktır.
40:50İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliği aklı mıdır, aklını kullanabilme becerisine sahip olması mıdır?
41:00İnsanın ayırt edici özelliği, aklını kullanabilme becerisidir.
41:07İnsanlar arasında bir ayırım yapılacaksa, aklını kullanma becerisini bencilliği için kullananlar ile, aklını kullanma becerisiyle dünyaya değer katanlar olarak bir
41:20ayrıma gidilebilir.
41:23İnanmanın önemi de burada devreye girer.
41:28Kendisini, yeryüzünü daha yaşanılabilir bir yer haline getirmekle yükümlü gören, inanan insanlar, aklını kullanma hususunda hiçbir zaman geri durmazlar.
41:40Çünkü aklını kullanan insan, yeryüzündeki mutluluğun diğer insanların mutluluğuyla doğru orantılı olduğunu,
41:49her bir insanın farklı yeteneklere sahip olduğunu ve ancak farklı yeteneklerin bir araya gelmesiyle medeniyet inşa edilebileceğini bilir.
42:01Aklını kullanmak yerine, arzularının eseri olan primitif insan için akıl sadece bir kılıftır.
42:11Akıl ve ilişkili kavramlara vurgu yapmalarının asıl gerekçesi, kişisel arzuları çerçevesinde oluşturmak istedikleri kendi ekosistemlerini meşrulaştırmaktır.
42:25Bu noktada toplumların asırlar boyunca ürettikleri değerlerin toplamı olan kültürün yaşanması ve aktarılmasının önemi ortaya çıkmaktadır.
42:36Kültürün sürekliliğini sağlayan onun sonraki nesillere aktarılmasıdır.
42:42Nesilden nesile aktarılan kültürün dinamik, değişken ve etkileşime açık bir yapıya sahip olması sebebiyle
42:52insanlar ve toplumlar arasında geçişkenlik göstermesi, zaman ve mekan bağlamında değişkenlik sergilemesi doğaldır.
43:02Zaman ve mekan etkisiyle, diğer kültür ve medeniyetlerle kurulan etkileşim ağı sayesinde kültür yenilenmekte, farklılaşmakta ve değişmektedir.
43:16Ancak kültürel değişimin nasıl olduğu bir toplum için son derece önemlidir.
43:22Değişim altında yatan sebebin dışarıdan gelen bir zorlama mı, yoksa zamanın getirdiği bir gereksinin mi olduğu önemli bir etkendir.
43:35Zamanın değiştirici etkisi, teknolojik gelişmeler, ekonomi, eğitim ve turizm kaynaklı seyahatler neticesinde gerçekleşen
43:46sosyalleşme, insanlar, toplumlar ve coğrafyalar arası iletişimi sağlamaktadır.
43:55Bunun neticesinde kültürel buluşma ve alışveriş gerçekleşerek kültür üzerinde değiştirici bir etki yapmaktadır.
44:05Esasen bu değişimler toplumları durağanlıktan kurtaran, kendilerini yenilemelerine olanak sağlayan,
44:13insan hayatını güzelleştiren, toplumları geliştiren, daha iyi ve daha güzele sevk eden etkenlerdir.
44:23Kültürlü olmak bir yaşam biçimidir.
44:26Okunan kitapların sayısının, konuşulan dillerin çokluğunun, ekonomik imkanların genişliğinin,
44:35sahip olunan ünvanların fazlalığının bir insanı kültürlü yapmayacağı açıktır.
44:44Bu sıfatlar olsa olsa onlara sahip olan kişinin başarılı olduğuna, çalışkan olduğuna işaret eder.
44:52Bir insanı kültürlü kılan toplumunu tanıması, vatanını ve bayrağını sevmesi, inancına sahip olması ve bu anlamda kendisini var eden değerleri
45:07yaşaması,
45:08öğretmesi ve öğrenilmesini sağlamasıdır.
45:13Özetle, kültürlü insan kendini, doğayı bilen, ne kadar bilgisi olduğunu bilen, bilmediğini bilen, analitik düşünebilen,
45:28farklı açılardan konuları görebilen, nerede konuşması, hangi konuda yorum yapması, hangi konuda susması gerektiğini bilen,
45:40bilgiyle bu bilginin eyleme geçirilmesi arasında ilişki kurarak,
45:45hem bilen hem de bildiğini hayatına yansıtan, hayatı işleyen, şekillendiren, yorumlayabilen, doğduğu, büyüdüğü toprakların değerlerini bilen ve neslini,
46:02vatanına sadık, milletine ve bayrağına faydalı, inancına bağlı, mukaddesatının bilincinde yetiştirip,
46:11bunların değerini, kıymetini ve ne anlama geldiğini öğreten kişidir.
46:19Evet, konuları geniş bir yelpazeyle ele aldığımız bir bölümün sonuna geldik.
46:26Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
46:29Sağlıcakla kalın.
Yorumlar

Önerilen