00:00Herkese merhaba. Bugün yine çok düşündürücü bir konuyu masaya yatırıyoruz.
00:04Prof. Dr. Vahit Türk'ün Zor Sorular adlı eserinin mercek altına alacağız.
00:09Hani toplum olarak hep bildiğimiz ama görmezden geldiğimiz, sustuğumuz bazı şeyler vardır ya,
00:15işte bu eser tam da o çelişkileri, o sessizlikleri yüzümüze çarpıyor.
00:20O zaman dafı uzatmadan gelin bu zorlu sorularla yüzleşmeye başlayalım.
00:24Evet, hazırsak başlayalım.
00:26Konuya öyle bir yerden giriyoruz ki yazar bütün eleştirisine, bütün argümanını tek bir gizemli sorunun etrafında şekillendiriyor.
00:34Yani ilk duyduğunuzda belki bu muymuş diyeceksiniz ama inanın o basit görünen sorunun altında toplumun en hassas noktalarına dokunan çok
00:43derin anlamlar gizli.
00:45İşte o soru. T705 kimin numarası? Bu kadar.
00:50Net, kısa ve bir o kadar daha... Evet, rahatsız edici bir soru.
00:54Düşünsenize bir insana atanan bir kod, sadece bu soru bile aklımıza hemen bir sürü şey getiriyor değil mi?
01:00Kimlik, sadakat, birilerinin bizi izlediği hissi, yani gözetim.
01:05Bir insana neden isim yerine bir numara verilir ki?
01:08Ve daha önemlisi, bu aslında ne anlama geliyor?
01:11Peki, bu tek bir şifreli numaradan yola çıkarak yazar nerelere varıyor?
01:16Gelin şimdi ona bakalım.
01:18Yani T705 gibi basit görünen bir kodun arkasında yatan toplumsal dinamikleri nasıl çözümlüyor?
01:24Adım adım görelim.
01:25Profesör Türk, bu T705 meselesini çevreleyen o garip sessizliği kırmak için adeta soru bombardımanına tutuyor.
01:32Bakın ne diyor?
01:33Bu numarayı kim verdi?
01:35Devlet buna nasıl göz yumar?
01:36Bir siyasi parti buna nasıl tahammül eder?
01:39Ve belki de en korkuncu, acaba böyle numarası olan başka kaç vatandaş var?
01:43Gördüğünüz gibi sorular sadece bir kişiye ya da olaya değil, doğrudan sistemin kendisine yöneltilmiş durumda.
01:50Devlete, partilere ve aslında sessiz kalarak bunu bir nevi onaylayan hepimize.
01:54İşte yazar tam da bu noktada gerçekten endişe verici bir tespitte bulunuyor.
01:59Diyor ki, böyle bir duruma toplum olarak gösterdiğimiz bu tahammül, bu sessizlik ne anlama geliyor?
02:06Ona göre cevap çok net.
02:07Bu sessizlik, ajantlık gibi normalde olağanüstü, kabul edilemez bir durumun artık bizim için sıradanlaştığının, yani kanıksandığının bir işareti.
02:16Yazar, eleştiri oklarını bu defa da siyasi liderliğe çeviriyor.
02:20Diyor ki, partiler, yani ülkeyi yönetme iddiasında olanlar, bu durumu neden hiç dillendirmiyorlar?
02:26Acaba kendi içlerindeki birilerinden mi çekiniyorlar?
02:29Bu çok önemli bir soru.
02:31Bu sessizlik sadece bir korkudan mı kaynaklanıyor, yoksa çok daha derin, çok daha karmaşık bir sorunun mu işareti?
02:38Ama yazarın argümanı sadece T-705 vakasıyla sınırlı değil.
02:43Hayır, aslında bu sadece bir başlangıç noktası.
02:46Yazar bu özel gizemi, çok daha geniş bir toplumsal sessizlik tablosunu bize göstermek için bir örnek olarak kullanıyor.
02:53Yani asıl soru şu, bu T-705 olayı, buzdağının sadece görünen kısmı mı?
02:59Ve bu sessizliğin ne kadar yaygın olduğunu göstermek için, yazar iki büyük toplumsal değişime daha dikkat çekiyor.
03:07İki olay ki, ilk bakışta birbiriyle hiç alakası yok gibi duruyor.
03:10Ama ikisinde de toplumdan şaşırtıcı derecede cılız bir tepki gelmiş.
03:14Bu da bize neyi gösteriyor?
03:16Demek ki bu sessizlik hali, tek bir olaya özgü değil.
03:19Adeta bir davranış kalıbı haline gelmiş.
03:22İşte o iki olay.
03:24Birincisi, hutbelerden Allah katında din İslam'dır ayetinin çıkarılması.
03:29İkincisi de, devlet kurumlarının tabelalarından TC ibaresinin kaldırılması.
03:34Bakın bu iki örnek, yazarın argümanının temelini nasıl da sağlamlaştırıyor.
03:38Bir yanda dinin, diğer yanda devletin çok temel, çok sembolik iki onsurunda değişiklik yapılıyor.
03:45Ve toplumdan kayda değer bir itiraz yükselmiyor.
03:48Peki, bir yanda T705, diğer yanda din ve devletle ilgili bu iki sembolik değişiklik ve hepsine karşı ortak bir sessizlik.
03:56Yazar bu yaykın ve gerçekten de anlaşılması güç sessizlikten nasıl bir teşhis koyuyor?
04:02Yani bu tepkisizliğin altında yatan asıl sebep ne olabilir?
04:06İşte yazarın o can alıcı teşhisi geliyor.
04:09Diyor ki, ne din ne devlet, ikisine de yeterince bağlılığımız yoktur ancak bolca lafını ediyoruz.
04:16Çok ağır bir cümle değil mi?
04:17Yani yazar aslında şunu söylüyor, bu sessizlik kelimelerimizle eylemlerimiz, yani lafımızla gerçek bağlılığımız arasındaki o derin uçurumu gözler önüne seriyor.
04:27Konuşmaya gelince mangalda kül bırakmıyoruz ama iş icraata gelince ortada kimse yok.
04:33Yazar, bu sessizliğin öyle tesadüfen ortaya çıkmadığını düşünüyor.
04:37Altında çok net sedepler var.
04:38Nedir bunlar?
04:39Bedel ödemeyi göze alamamak, nasıl itiraz edileceğini, nasıl sorgulanacağını bilmemek,
04:44karşı çıkmaktan korkmak ve belki de en önemlisi sonuçları olmayan bedelsiz bir gevezeliği tercih etmek.
04:51Kısacası insanlar risk almaktansa, bir bedel ödemektense susmayı daha güvenli buluyor.
04:56Yani işin özü şu, yazar insanların inandıklazı şeyler için mücadele etmenin o zorlu yolunu seçmek yerine
05:03hiçbir bedeli olmayan, anlamsız konuşmalarla vakit geçirdiğini söylüyor.
05:07Çünkü laf üretmek kolay ve risksiz ama gerçekten itiraz etmek işte onun bir bedeli var
05:13ve anlaşılan o ki kimse o bedeli ödemek istemiyor.
05:16Peki bu durum bizi nereye getiriyor?
05:18İşte yazarın vardığı nihai sonuç gerçekten de karamsar.
05:22Ona göre bu toplumsal sessizlik, domino taşı gibi birbirini deviren dört büyük çürümenin işareti.
05:28İlk adım kişiliksizlik, yani doğru bildiğini savunamamak.
05:32İkinci adım ahlaksızlık, yani gördüğün yanlışa göz yummak.
05:36Üçüncü adım bilinçsizlik, yani olan bitenin ciddiyetini bile kavrayamamak.
05:41Ve son olarak yazarın en ağır suçlaması geliyor, ihanet.
05:45Yani hem kendi değerlerine hem de ait olduğun topluma sırt çevirmek.
05:49İşte yazara göre bu sessizlik, bu dört tehlikeli özelliğin artık normalleştiği bir dönemin en net fotoğrafı.
05:56Ve tüm bu analizlerin, bu ağır teşhislerin sonunda yazar bizi bir hükümle değil, son bir soruyla baş başa bırakıyor.
06:04Ama bu soru öyle herhangi bir soru değil, doğrudan bize, her birimize yöneltilmiş, derinden kişisel bir soru.
06:11İşte o soru, bedel ödemeyi göze alamıyor, itiraz etmeyi bilmiyor, karşı çıkmaya korkuyor muyuz?
06:18Yazar topu adeta bize atıyor.
06:20Soruyu okuyucuya, yani hepimize sorarak, bizi kendi korkularımızla, kendi sessizliğimizle yüzleşmeye davet ediyor.
06:27Bu analiz, sadece bir toplum eleştirisi olmaktan çıkıp, her birimiz için kişisel bir vicdan muhasebesine dönüşüyor.
Yorumlar