Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Prof. Dr. Vahit Türk, toplumsal vurdumduymazlık ve siyasi yozlaşma karşısında halkın sergilediği tepkisizliği sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, devlet yapısı içerisindeki ajanlık faaliyetlerine ve milli değerlerin aşındırılmasına yönelik girişimlere sessiz kalınmasını bir ihanet ve bilinçsizlik göstergesi olarak tanımlar. Özellikle dini ve milli sembollerin tasfiyesine karşı gösterilen dirençsizlik, toplumun gerçek bir aidiyet duygusundan yoksun olduğu şeklinde yorumlanır. Metinde, halkın ve siyasetçilerin risk almaktan kaçınarak sadece boş söylemlerle yetinmesi temel bir ahlaki sorun olarak sunulur. Sonuç olarak yazar, hem devlet hem de din konusundaki samimiyetsizliğin toplumu büyük bir karakter aşınmasına sürüklediğini vurgular.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugün yine çok düşündürücü bir konuyu masaya yatırıyoruz.
00:04Prof. Dr. Vahit Türk'ün Zor Sorular adlı eserinin mercek altına alacağız.
00:09Hani toplum olarak hep bildiğimiz ama görmezden geldiğimiz, sustuğumuz bazı şeyler vardır ya,
00:15işte bu eser tam da o çelişkileri, o sessizlikleri yüzümüze çarpıyor.
00:20O zaman dafı uzatmadan gelin bu zorlu sorularla yüzleşmeye başlayalım.
00:24Evet, hazırsak başlayalım.
00:26Konuya öyle bir yerden giriyoruz ki yazar bütün eleştirisine, bütün argümanını tek bir gizemli sorunun etrafında şekillendiriyor.
00:34Yani ilk duyduğunuzda belki bu muymuş diyeceksiniz ama inanın o basit görünen sorunun altında toplumun en hassas noktalarına dokunan çok
00:43derin anlamlar gizli.
00:45İşte o soru. T705 kimin numarası? Bu kadar.
00:50Net, kısa ve bir o kadar daha... Evet, rahatsız edici bir soru.
00:54Düşünsenize bir insana atanan bir kod, sadece bu soru bile aklımıza hemen bir sürü şey getiriyor değil mi?
01:00Kimlik, sadakat, birilerinin bizi izlediği hissi, yani gözetim.
01:05Bir insana neden isim yerine bir numara verilir ki?
01:08Ve daha önemlisi, bu aslında ne anlama geliyor?
01:11Peki, bu tek bir şifreli numaradan yola çıkarak yazar nerelere varıyor?
01:16Gelin şimdi ona bakalım.
01:18Yani T705 gibi basit görünen bir kodun arkasında yatan toplumsal dinamikleri nasıl çözümlüyor?
01:24Adım adım görelim.
01:25Profesör Türk, bu T705 meselesini çevreleyen o garip sessizliği kırmak için adeta soru bombardımanına tutuyor.
01:32Bakın ne diyor?
01:33Bu numarayı kim verdi?
01:35Devlet buna nasıl göz yumar?
01:36Bir siyasi parti buna nasıl tahammül eder?
01:39Ve belki de en korkuncu, acaba böyle numarası olan başka kaç vatandaş var?
01:43Gördüğünüz gibi sorular sadece bir kişiye ya da olaya değil, doğrudan sistemin kendisine yöneltilmiş durumda.
01:50Devlete, partilere ve aslında sessiz kalarak bunu bir nevi onaylayan hepimize.
01:54İşte yazar tam da bu noktada gerçekten endişe verici bir tespitte bulunuyor.
01:59Diyor ki, böyle bir duruma toplum olarak gösterdiğimiz bu tahammül, bu sessizlik ne anlama geliyor?
02:06Ona göre cevap çok net.
02:07Bu sessizlik, ajantlık gibi normalde olağanüstü, kabul edilemez bir durumun artık bizim için sıradanlaştığının, yani kanıksandığının bir işareti.
02:16Yazar, eleştiri oklarını bu defa da siyasi liderliğe çeviriyor.
02:20Diyor ki, partiler, yani ülkeyi yönetme iddiasında olanlar, bu durumu neden hiç dillendirmiyorlar?
02:26Acaba kendi içlerindeki birilerinden mi çekiniyorlar?
02:29Bu çok önemli bir soru.
02:31Bu sessizlik sadece bir korkudan mı kaynaklanıyor, yoksa çok daha derin, çok daha karmaşık bir sorunun mu işareti?
02:38Ama yazarın argümanı sadece T-705 vakasıyla sınırlı değil.
02:43Hayır, aslında bu sadece bir başlangıç noktası.
02:46Yazar bu özel gizemi, çok daha geniş bir toplumsal sessizlik tablosunu bize göstermek için bir örnek olarak kullanıyor.
02:53Yani asıl soru şu, bu T-705 olayı, buzdağının sadece görünen kısmı mı?
02:59Ve bu sessizliğin ne kadar yaygın olduğunu göstermek için, yazar iki büyük toplumsal değişime daha dikkat çekiyor.
03:07İki olay ki, ilk bakışta birbiriyle hiç alakası yok gibi duruyor.
03:10Ama ikisinde de toplumdan şaşırtıcı derecede cılız bir tepki gelmiş.
03:14Bu da bize neyi gösteriyor?
03:16Demek ki bu sessizlik hali, tek bir olaya özgü değil.
03:19Adeta bir davranış kalıbı haline gelmiş.
03:22İşte o iki olay.
03:24Birincisi, hutbelerden Allah katında din İslam'dır ayetinin çıkarılması.
03:29İkincisi de, devlet kurumlarının tabelalarından TC ibaresinin kaldırılması.
03:34Bakın bu iki örnek, yazarın argümanının temelini nasıl da sağlamlaştırıyor.
03:38Bir yanda dinin, diğer yanda devletin çok temel, çok sembolik iki onsurunda değişiklik yapılıyor.
03:45Ve toplumdan kayda değer bir itiraz yükselmiyor.
03:48Peki, bir yanda T705, diğer yanda din ve devletle ilgili bu iki sembolik değişiklik ve hepsine karşı ortak bir sessizlik.
03:56Yazar bu yaykın ve gerçekten de anlaşılması güç sessizlikten nasıl bir teşhis koyuyor?
04:02Yani bu tepkisizliğin altında yatan asıl sebep ne olabilir?
04:06İşte yazarın o can alıcı teşhisi geliyor.
04:09Diyor ki, ne din ne devlet, ikisine de yeterince bağlılığımız yoktur ancak bolca lafını ediyoruz.
04:16Çok ağır bir cümle değil mi?
04:17Yani yazar aslında şunu söylüyor, bu sessizlik kelimelerimizle eylemlerimiz, yani lafımızla gerçek bağlılığımız arasındaki o derin uçurumu gözler önüne seriyor.
04:27Konuşmaya gelince mangalda kül bırakmıyoruz ama iş icraata gelince ortada kimse yok.
04:33Yazar, bu sessizliğin öyle tesadüfen ortaya çıkmadığını düşünüyor.
04:37Altında çok net sedepler var.
04:38Nedir bunlar?
04:39Bedel ödemeyi göze alamamak, nasıl itiraz edileceğini, nasıl sorgulanacağını bilmemek,
04:44karşı çıkmaktan korkmak ve belki de en önemlisi sonuçları olmayan bedelsiz bir gevezeliği tercih etmek.
04:51Kısacası insanlar risk almaktansa, bir bedel ödemektense susmayı daha güvenli buluyor.
04:56Yani işin özü şu, yazar insanların inandıklazı şeyler için mücadele etmenin o zorlu yolunu seçmek yerine
05:03hiçbir bedeli olmayan, anlamsız konuşmalarla vakit geçirdiğini söylüyor.
05:07Çünkü laf üretmek kolay ve risksiz ama gerçekten itiraz etmek işte onun bir bedeli var
05:13ve anlaşılan o ki kimse o bedeli ödemek istemiyor.
05:16Peki bu durum bizi nereye getiriyor?
05:18İşte yazarın vardığı nihai sonuç gerçekten de karamsar.
05:22Ona göre bu toplumsal sessizlik, domino taşı gibi birbirini deviren dört büyük çürümenin işareti.
05:28İlk adım kişiliksizlik, yani doğru bildiğini savunamamak.
05:32İkinci adım ahlaksızlık, yani gördüğün yanlışa göz yummak.
05:36Üçüncü adım bilinçsizlik, yani olan bitenin ciddiyetini bile kavrayamamak.
05:41Ve son olarak yazarın en ağır suçlaması geliyor, ihanet.
05:45Yani hem kendi değerlerine hem de ait olduğun topluma sırt çevirmek.
05:49İşte yazara göre bu sessizlik, bu dört tehlikeli özelliğin artık normalleştiği bir dönemin en net fotoğrafı.
05:56Ve tüm bu analizlerin, bu ağır teşhislerin sonunda yazar bizi bir hükümle değil, son bir soruyla baş başa bırakıyor.
06:04Ama bu soru öyle herhangi bir soru değil, doğrudan bize, her birimize yöneltilmiş, derinden kişisel bir soru.
06:11İşte o soru, bedel ödemeyi göze alamıyor, itiraz etmeyi bilmiyor, karşı çıkmaya korkuyor muyuz?
06:18Yazar topu adeta bize atıyor.
06:20Soruyu okuyucuya, yani hepimize sorarak, bizi kendi korkularımızla, kendi sessizliğimizle yüzleşmeye davet ediyor.
06:27Bu analiz, sadece bir toplum eleştirisi olmaktan çıkıp, her birimiz için kişisel bir vicdan muhasebesine dönüşüyor.
Yorumlar

Önerilen