Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 17 saat önce
Bu köşe yazısı, Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı çıkan bazı kesimlerin sergilediği tutarsızlıkları ve iki yüzlü yaklaşımları sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, şeriat düzenini savunan figürlerin Türkiye'deki laik sistemi yererken yaşam alanı olarak Batı demokrasilerini tercih etmelerini büyük bir çelişki olarak nitelendirir. Kadın hakları, adalet ve özgürlük gibi kavramların ancak laik bir düzende teminat altına alınabileceği vurgulanarak, dini söylemleri kullanan kişilerin samimiyeti sorgulanır. Metin boyunca, bu tarz eylemlerin toplumu yanıltmaya yönelik birer ihanet ve nankörlük örneği olduğu savunulur. Sonuç olarak okuyucuya, demokrasinin ve laikliğin toplumsal huzur için vazgeçilmez birer sigorta olduğu hatırlatılarak bu değerlere sahip çıkılması çağrısı yapılır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Şöyle bir düşünün, laikliği sıkı sıkıya eleştiriyorsunuz ama yaşamak için seçtiğiniz yer yine laik bir ülke.
00:07Peki bu bir çelişki mi yoksa belki de bilinçli bir tercih?
00:12İşte bugün Türkiye'den bir yazarın tam da bu sorudan yola çıkarak ortaya attığı çok çarpıcı bir suçlamayı,
00:18yani o ikiyüzlülük iddiasını masaya yatırıyoruz.
00:22Hadi gelin bu epey hararetli tartışmanın katmanlarını şöyle bir aralayalım.
00:27Peki her şey nerede başlıyor?
00:29İşte burada. Ne Bezirgan isimli bir kullanıcının sosyal medyadaki şu paylaşımıyla Atatürk'ü sevmiyorum laik düzeni getirdi.
00:37Şimdi bu ilk bakışta basit ama aslında çok net bir ifade değil mi?
00:41Ama yazar için bu sadece bir görüşten ibaret değil.
00:44Hayır, bu çok daha derin bir çelişkinin adeta bir başlangıç vuruşu.
00:49Öyle ki yazar bütün argümanını, bütün o iddialarını işte bu tek cümlenin üzerine kuruyor.
00:54Tabii yazar için Enes Bezirgan sadece tek bir kişi değil.
00:58Aslında o, Türkiye'nin laik düzenine ve kurucusuna karşı çıkan, sesini duyuran pek çok kişiden sadece biri.
01:05Yani bir nevi buzdağının görünen yüzü gibi.
01:08Yazar da zaten onu merkeze alarak çok daha büyük bir resmi sorgulamaya hazırlanıyor.
01:13Ve işte tam bu noktada yazar o kilit soruyu soruyor.
01:17Laikliği bu kadar açıkça eleştiren bu kişi sizce nerede yaşıyor?
01:21Yani aklınıza ilk ne gelir?
01:23Belki şeriatla yönetilen bir ülke değil mi?
01:26Ama işte yazarın verdiği cevap okuyucuyu epey şaşırtacak türden.
01:30Çünkü bu eleştirilerin yapıldığı yer, yazarın kurduğu bütün o denklemin en kritik parçası.
01:36Cevap Kanada.
01:38Evet, evet yanlış duymadınız Kanada.
01:40İşte yazarın işaret ettiği o büyük çelişki, o büyük soru işareti tam da burada başlıyor.
01:46Düşünsenize, Türkiye'deki laikliğe karşı çıkıyorsunuz ama yaşamak için dünyanın en gelişmiş, en laik, en batılı demokrasilerinden birini seçiyorsunuz.
01:56Yazar bu durumu adeta bir paradoks olarak görüyor.
02:00İşte bu durum bizi yazarın tam da söylem ve eylem çelişkisi olarak adlandırdığı noktaya getiriyor.
02:06Düşünün, bir yanda Türkiye'deki laik düzenine yönelik o sert, o keskin eleştiriler var.
02:12Diğer yanda ise Batı'nın sunduğu o seküler yaşamın bütün konforu.
02:17E yazar da haklı olarak soruyor, bu şimdi bilinçli bir tercih mi yoksa bariz bir tutarsızlık mı?
02:22Yazar sorusunu daha da keskinleştiriyor.
02:25Gör ki, madem öyle, neden Afganistan değil?
02:29Neden Suudi Arabistan, Pakistan ya da İran gibi şeriat ilkelerinin hakim olduğu bir ülke değil de, ille de Kanada?
02:37İşte bu tercih, yazarın gözünde yapılan eleştirilerin samimiyetini sorgulatan en büyük kanıt.
02:43Ona göre bu, söylem ve eylem arasındaki o derin uçurumun ta kendisi.
02:48Ve tüm bu sorgulamaların sonunda, yazarın temel argümanının tam merkezine geliyoruz.
02:53O can alıcı iddiaya.
02:55Ortada, yazarın deyimiyle derin bir ikiyüzlülük mü var?
02:59İşte yazının bütün düğümü burada çözülüyor.
03:01Yazar bu noktada adeta bir terazi kuruyor.
03:04Düşünün, kefenin bir yanında ne var?
03:06Sürekli eleştirilen ama kadınların sadece dişi değil,
03:10kişi olarak görüldüğü, tarafsız ve adil bir adaletin,
03:14sosyal güvencelerin olduğu,
03:15giyinme, seyahat etme gibi bir sürü kişisel özgürlüğün sunulduğu layık ülkeler.
03:19Diğer kefede ise, yaşamayı pek de tercih etmedikleri, şeriatla yönetilen ülkeler var.
03:25Yani yazara göre bu kişiler,
03:27Batı'nın sunduğu tüm bu güvencelerden sonuna kadar faydalanırken,
03:30bu güvencelerin temel taşı olan layıkliği hedef alıyorlar.
03:33İşte bu, yazarın asıl işaret ettiği nokta.
03:37Ve yazar, bu noktada soruyu çok net, çok keskin bir şekilde doğrudan okuyucuya soruyor.
03:42Buna, akıllılık mı diyeceğiz, ihanet ve hainlik mi?
03:47Yani aslında demeye çalıştığı şey şu,
03:49bu sadece bir tercih meselesi değil,
03:51bu artık ahlaki bir duruş sorunu.
03:54Okuyucuyu resmen bir yargıya varmaya,
03:57bu duruma bir isim koymaya davet ediyor.
03:59İyi de, bu durum sadece o tek kişiye,
04:03neye bezirgana özgü bir durum mu acaba?
04:05Yazarın buna cevabı çok net,
04:07kesinlikle hayır.
04:09Ona göre bu, tek bir olay değil.
04:11Sürekli tekrar eden bir davranış modeli.
04:14Yani karşımızda,
04:15belirli bir zihniyetin,
04:17sistematik bir tercihi var, diyor yazar.
04:20Yazar, bu iddiasını desteklemek için başka örnekler de veriyor.
04:24Mesela merhum Erbakan'ın ABD'ye yerleşen kızından bahsediyor,
04:27Haç Mezarcı'dan, Şeyh Yılmaz'dan, C. Kaplan'dan,
04:31hatta Hümeyni'nin bile batıya sığınmasından dem vuruyor.
04:34Yani farklı isimler, farklı zamanlar,
04:36ama yazara göre hikaye hep aynı.
04:38Türkiye'de laikliğe ve Atatürk'e yönelik sert eleştiriler,
04:41ama yaşamak için seçilen yerler hep batı ülkeleri.
04:44İşte yazar, tek bir örnekten yola çıkarak aslında genel bir kalıp olduğunu iddia ediyor.
04:49Yazarın şu sözleri, argümanının o duygusal ve hatta evet öfkeli tonunu çok iyi özetliyor aslında.
04:56Atatürk'e kin kustular, şeriat diye bağırdılar,
05:00ama hep batıya, laik düzene, hukukun adil olduğu gavur ülkelerine sığındılar.
05:05Yazar özellikle kendi deyimleriyle o gavur ülkelerine sığınmalarındaki derin ironinin altını çiziyor.
05:12Yazar, argümanını toparlarken, sona doğru gelirken sesini daha da yükseltiyor diyebiliriz.
05:17Okuyucusuna son oldukça da sivri bir uyarı da bulunuyor.
05:21Ve bu artık sadece bir sonuç tespiti değil, aynı zamanda net bir eylem çağrısı.
05:25Ve işte geldik yazarın belki de en vurucu tanımına.
05:29Laiklik diyor yazar, bu bireyler için aslında yıkılması gereken bir hedef değil.
05:34Tam tersine, başları sıkıştığında, zor durumda kaldıklarında, güvencesine koştukları korunaklı bir sığınak.
05:40Bu cümle, aslında bütün argümanın tek cümlelik bir özeti gibi.
05:44Ve yazar, yazısını tamamlarken artık doğrudan Türk halkına sesleniyor.
05:49Ey asil halkım diyerek başlıyor sözlerine.
05:53Bu çok kişisel bir çağrı.
05:54Bir uyanış, bir farkındalık ve bu çelişkili durumu artık görün daveti.
06:00Peki, yazar halktan tam olarak ne istiyor?
06:03Aslında çağrısını dört adımda özetleyebiliriz.
06:06Birincisi, diyor ki, bu bireyleri artık oldukları gibi tanıyın.
06:10İkincisi, onların yalanlarına inanmayın, o tuzaklara düşmeyin.
06:14Üçüncüsü, demokrasi ve layıklığı adeta bir yaşam sigortası gibi görün ve koruyun.
06:19Ve son olarak dördüncüsü, Atatürk'ü ve bu cumhuriyeti kuranları şükranla anın.
06:23İşte yazarın okuyucuya bıraktığı mesaj bu.
06:26Soluç olarak, yazarın ortaya koyduğu şey çok keskin bir ikiyüzlülük suçlaması.
06:30Yani eleştirdiğin bir sistemin sunduğu özgürlüklerden sonuna kadar faydalanmak.
06:35Peki bu argüman sadece Türkiye özelinde bir tartışma mı,
06:39yoksa layık değerler üzerine dünya çapında süren o büyük tartışma hakkında,
06:43belki de bireysel özgürlükler ve inançlar arasındaki o hassas denge hakkında bize çok daha fazlasını mı anlatıyor?
06:49İşte bu soru düşünmeye değer.
Yorumlar

Önerilen