00:00Türk medyasını kim, nasıl yönlendiriyor?
00:03Peki ya bu yönlendirmede pek çoğumuzun sandığından çok daha derin, çok daha köklü bir Amerikan etkisi varsa?
00:09İşte bu analizimizde yazar Yusuf Dülger'in tam da bu konuyu masaya yatırdığı ve hayli ses getiren makalesine yakından bakacağız.
00:18Peki Dülger bu oldukça iddialı tezini neye dayandırıyor?
00:22İşte yol haritamız tam olarak bu.
00:25Yazarın argümanını adım adım takip edeceğiz.
00:28Her şeyi başlatan o televizyon programından yola çıkıp iddianın katmanlarını aralayacak ve bu zihniyetin tarihsel köklerine kadar ineceğiz.
00:37Her şey yazarın anlattığına göre tek bir geceyle başlıyor.
00:41Hani derler ya bardağı taşıran son damla.
00:43İşte yazar için o damla Türk medyasındaki Amerikan etkisine dair bütün bu tezini ateşleyen o meşhur televizyon programı oluyor.
00:50Tarih 15 Şubat 2026.
00:53Büyük bir haber kanalı.
00:55Prime Time.
00:56Milyonlarca insan ekran başında.
00:58Ve işte tam o an yazarın deyimiyle her şeyi değiştirecek o tartışma programı başlıyor.
01:03Şimdi yazarın ilk dikkatini çeken şey ekranda dönüp duran görüntüler.
01:08Diyor ki bu bir tartışma programı değildi.
01:11Adeta bir Amerikan askeri geçit döneni gibiydi.
01:14Düşünün sürekli savaş uçakları, helikopterler, coşkuyla bağıran askerler.
01:19Arka planda hep bunlar var.
01:20İkincisi ise ki bu belki daha da önemli ekrandaki o altyazılar hani o sorular var ya yazar diyor ki bu
01:27sorularla aslında bütün tartışmanın çerçevesi en baştan çizilmiş oluyor.
01:31Yani oyun doğrudan Amerikan bakış açısıyla kuruluyor.
01:35Yazara göre panelde bir kişi hariç neredeyse herkes sanki birer ABD sözcüsü gibi konuşuyor.
01:40Bütün suçu İran'a atıp Amerika'yı tabiri caizse aklamaya çalışıyorlar.
01:45İşte tam bu noktada yazar için olay tek bir program olmaktan çıkıyor.
01:49Buradan yola çıkarak çok daha geniş bir iddiada bulunuyor.
01:53Diyor ki bu sadece bir örnek.
01:55Buzdağının görünen kısmı.
01:57Asıl mesele çok daha derin ve sistemsel.
02:00Yazarın tezi şu.
02:01Bu tek bir programın hatası değil.
02:04CNN Türk, Habertürk, TV 100 gibi büyük kanallar diyor.
02:08Sürekli olarak Amerika'dan yana bir yayın politikası izliyor.
02:12Yani Türkiye'nin komşularıyla bağlarını güçlendirmek yerine sürekli ABD'nin ateşine odun taşıyorlar.
02:19İzleyiciye de bir nevi bağımlılık dersi veriyorlar.
02:22Ve işte burada yazar o kilit soruyu soruyor.
02:25Yahu diyor dağımsız bir ülkenin aydınları, entelektüelleri böyle mi olmalı?
02:30Bu kirliliği kim yarattı?
02:31Bu düşünce yapısı nasıl ortaya çıktı?
02:33Bu sorunun cevabını bulmak için de yazar bizi zamanda geriye doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
02:39Yani bugünden başlayıp adım adım geçmişe giderek bu zihniyetin köklerini arıyor.
02:44Yazarın burada izlediği yol gerçekten çok ilginç.
02:47Sanki bir arkeolog gibi günümüzdeki bu sorunun kökenlerini bulmak için toprağa katman katman kazıyor.
02:53Ve işe en üstteki katmandan yani yakın geçmişten başlıyor.
02:57Yakın geçmişe baktığında ilk işaret ettiği yer kendi deyimiyle davalarını bırakıp Amerika'ya giden,
03:04orada Amerikan dış politikasının bir parçası olan ve en sonunda da FETÖ ile aynı çizgiye gelen siyasetçiler.
03:11Peki bu siyasetçilerin fikirleri nereden geliyor?
03:14Yazar onların, hocalarının yani onları yetiştiren neslin fikirlerinin Amerikan Yeşil Kuşak Projesi tarafından şekillendirildiğini iddia ediyor.
03:22Hani şu soğuk savaş döneminde Sovyetlere karşı bir İslam ülkeleri kuşağı oluşturma projesi var ya, işte o.
03:29Ama yazar burada durmuyor.
03:31Kökler daha da derinde diyor ve bizi zamanda bir adım daha geriye, daha da eskilere götürüyor.
03:36Bu kez karşımıza bambaşka bir nesil çıkıyor.
03:39Yazar, İstanbul'a demirleyen Amerikan gemilerini, protestolardan korumak için gönüllü olarak nöbet tutan bir fedailer kuşağını anlatıyor.
03:47Ve o kuşağın düşünce yapısını özetlemek için dönemin ünlü bir şairine atfettiği çok ama çok çarpıcı bir sözü paylaşıyor.
03:55Bu alıntı yazarın eleştirdiği zihniyetin ne kadar ileri gidebildiğini göstermek için kullanılıyor.
04:00İşte bu tarihsel yolculuktan sonra yazar tekrar günümüze dönüyor ve asıl meselenin ne olduğunu ortaya koyuyor.
04:07Diyor ki, bütün bu anlattıklarımın merkezinde çiğnenen tek bir temel ilke var.
04:12Ve önümüze çok net bir tablo koyuyor. Bir tarafta bir ülkeye esir alan, onursuz bir yaşama mahkum eden bağımlılık,
04:19diğer tarafta ise cumhuriyetin ta kendisi olan, tarihimizin özü olan tam bağımsızlık, yani istiklali tam.
04:27Peki tüm bu analizden sonra yazar nasıl bir sonuca varıyor?
04:31Aslında vardığı yer oldukça net ve hatta ürkütücü bir uyarı.
04:35Geleceğe dair korkularını sıralıyor. Diyor ki, bu gidişle bir gün bu insanlar çıkıp Müslümanların kıblesi Beyaz Saray'dır bile diyebilirler.
04:44Hatta Amerika'nın Türkiye'ye yapabileceği herhangi bir saldırganlığı bile normalleştirebilirler.
04:49Ve en büyük tehlikelerden biri olarak da Türk elitlerinin bu duruma karşı sessiz kalmasını görüyor.
04:55Ve soruyor, Trump sırf bu gibi insanlar yüzünden dünyayı ateşe verebilir mi?
05:00Bakın bu çok önemli bir soru. Çünkü yazar bu teslimiyetçi tavrın sadece bizi değil, tüm dünyayı bir felakete sürükleyebileceği uyarısını
05:09yapıyor.
05:09Ve yazısını kendi cümleleriyle bitirmiyor, onun yerine Pakistan'ın milli şairi Muhammed İkbal'den çok güçlü bir metaforla noktayı koyuyor.
05:18Yani yazarın bize son sözü şu, eğer birilerinin sofrasında meze olmak istemiyorsanız o oltaya hiç takılmamanız lazım.
05:26İşte yazarın makalesi bu.
05:27Peki siz ne düşünüyorsunuz? Dülger'in bu eleştirileri yerinde mi?
05:31Türk medyası gerçekten de oltaya takılmış bir balığa mı benziyor?
05:35Yorum sizin.
Yorumlar