Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 gün önce
Yusuf Dülger tarafından kaleme alınan bu köşe yazısı, Türk medyasındaki bazı haber programlarının ve yorumcuların sergilediği ABD yanlısı tutumu sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, televizyon ekranlarında Amerika’nın askeri gücünün yüceltilmesini ve İran gibi ülkelere yönelik müdahalelerin meşrulaştırılmasını bir propaganda faaliyeti olarak nitelendirir. Türkiye'nin bağımsızlık karakterine aykırı hareket eden aydınların ve siyasetçilerin geçmişten bugüne uzanan teslimiyetçi zihniyetini sorgulayarak toplumsal bir uyarıda bulunur. Metinde, dini veya siyasi figürlerin ABD çıkarlarıyla örtüşen söylemleri, milli egemenliğe yönelik birer tehdit unsuru olarak sunulmaktadır. Sonuç olarak yazar, Türkiye'nin tam bağımsızlık ilkesine sadık kalması gerektiğini vurgulayarak dış güçlerin etkisi altındaki fikri kirliliğe karşı direniş çağrısı yapar.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Türk medyasını kim, nasıl yönlendiriyor?
00:03Peki ya bu yönlendirmede pek çoğumuzun sandığından çok daha derin, çok daha köklü bir Amerikan etkisi varsa?
00:09İşte bu analizimizde yazar Yusuf Dülger'in tam da bu konuyu masaya yatırdığı ve hayli ses getiren makalesine yakından bakacağız.
00:18Peki Dülger bu oldukça iddialı tezini neye dayandırıyor?
00:22İşte yol haritamız tam olarak bu.
00:25Yazarın argümanını adım adım takip edeceğiz.
00:28Her şeyi başlatan o televizyon programından yola çıkıp iddianın katmanlarını aralayacak ve bu zihniyetin tarihsel köklerine kadar ineceğiz.
00:37Her şey yazarın anlattığına göre tek bir geceyle başlıyor.
00:41Hani derler ya bardağı taşıran son damla.
00:43İşte yazar için o damla Türk medyasındaki Amerikan etkisine dair bütün bu tezini ateşleyen o meşhur televizyon programı oluyor.
00:50Tarih 15 Şubat 2026.
00:53Büyük bir haber kanalı.
00:55Prime Time.
00:56Milyonlarca insan ekran başında.
00:58Ve işte tam o an yazarın deyimiyle her şeyi değiştirecek o tartışma programı başlıyor.
01:03Şimdi yazarın ilk dikkatini çeken şey ekranda dönüp duran görüntüler.
01:08Diyor ki bu bir tartışma programı değildi.
01:11Adeta bir Amerikan askeri geçit döneni gibiydi.
01:14Düşünün sürekli savaş uçakları, helikopterler, coşkuyla bağıran askerler.
01:19Arka planda hep bunlar var.
01:20İkincisi ise ki bu belki daha da önemli ekrandaki o altyazılar hani o sorular var ya yazar diyor ki bu
01:27sorularla aslında bütün tartışmanın çerçevesi en baştan çizilmiş oluyor.
01:31Yani oyun doğrudan Amerikan bakış açısıyla kuruluyor.
01:35Yazara göre panelde bir kişi hariç neredeyse herkes sanki birer ABD sözcüsü gibi konuşuyor.
01:40Bütün suçu İran'a atıp Amerika'yı tabiri caizse aklamaya çalışıyorlar.
01:45İşte tam bu noktada yazar için olay tek bir program olmaktan çıkıyor.
01:49Buradan yola çıkarak çok daha geniş bir iddiada bulunuyor.
01:53Diyor ki bu sadece bir örnek.
01:55Buzdağının görünen kısmı.
01:57Asıl mesele çok daha derin ve sistemsel.
02:00Yazarın tezi şu.
02:01Bu tek bir programın hatası değil.
02:04CNN Türk, Habertürk, TV 100 gibi büyük kanallar diyor.
02:08Sürekli olarak Amerika'dan yana bir yayın politikası izliyor.
02:12Yani Türkiye'nin komşularıyla bağlarını güçlendirmek yerine sürekli ABD'nin ateşine odun taşıyorlar.
02:19İzleyiciye de bir nevi bağımlılık dersi veriyorlar.
02:22Ve işte burada yazar o kilit soruyu soruyor.
02:25Yahu diyor dağımsız bir ülkenin aydınları, entelektüelleri böyle mi olmalı?
02:30Bu kirliliği kim yarattı?
02:31Bu düşünce yapısı nasıl ortaya çıktı?
02:33Bu sorunun cevabını bulmak için de yazar bizi zamanda geriye doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
02:39Yani bugünden başlayıp adım adım geçmişe giderek bu zihniyetin köklerini arıyor.
02:44Yazarın burada izlediği yol gerçekten çok ilginç.
02:47Sanki bir arkeolog gibi günümüzdeki bu sorunun kökenlerini bulmak için toprağa katman katman kazıyor.
02:53Ve işe en üstteki katmandan yani yakın geçmişten başlıyor.
02:57Yakın geçmişe baktığında ilk işaret ettiği yer kendi deyimiyle davalarını bırakıp Amerika'ya giden,
03:04orada Amerikan dış politikasının bir parçası olan ve en sonunda da FETÖ ile aynı çizgiye gelen siyasetçiler.
03:11Peki bu siyasetçilerin fikirleri nereden geliyor?
03:14Yazar onların, hocalarının yani onları yetiştiren neslin fikirlerinin Amerikan Yeşil Kuşak Projesi tarafından şekillendirildiğini iddia ediyor.
03:22Hani şu soğuk savaş döneminde Sovyetlere karşı bir İslam ülkeleri kuşağı oluşturma projesi var ya, işte o.
03:29Ama yazar burada durmuyor.
03:31Kökler daha da derinde diyor ve bizi zamanda bir adım daha geriye, daha da eskilere götürüyor.
03:36Bu kez karşımıza bambaşka bir nesil çıkıyor.
03:39Yazar, İstanbul'a demirleyen Amerikan gemilerini, protestolardan korumak için gönüllü olarak nöbet tutan bir fedailer kuşağını anlatıyor.
03:47Ve o kuşağın düşünce yapısını özetlemek için dönemin ünlü bir şairine atfettiği çok ama çok çarpıcı bir sözü paylaşıyor.
03:55Bu alıntı yazarın eleştirdiği zihniyetin ne kadar ileri gidebildiğini göstermek için kullanılıyor.
04:00İşte bu tarihsel yolculuktan sonra yazar tekrar günümüze dönüyor ve asıl meselenin ne olduğunu ortaya koyuyor.
04:07Diyor ki, bütün bu anlattıklarımın merkezinde çiğnenen tek bir temel ilke var.
04:12Ve önümüze çok net bir tablo koyuyor. Bir tarafta bir ülkeye esir alan, onursuz bir yaşama mahkum eden bağımlılık,
04:19diğer tarafta ise cumhuriyetin ta kendisi olan, tarihimizin özü olan tam bağımsızlık, yani istiklali tam.
04:27Peki tüm bu analizden sonra yazar nasıl bir sonuca varıyor?
04:31Aslında vardığı yer oldukça net ve hatta ürkütücü bir uyarı.
04:35Geleceğe dair korkularını sıralıyor. Diyor ki, bu gidişle bir gün bu insanlar çıkıp Müslümanların kıblesi Beyaz Saray'dır bile diyebilirler.
04:44Hatta Amerika'nın Türkiye'ye yapabileceği herhangi bir saldırganlığı bile normalleştirebilirler.
04:49Ve en büyük tehlikelerden biri olarak da Türk elitlerinin bu duruma karşı sessiz kalmasını görüyor.
04:55Ve soruyor, Trump sırf bu gibi insanlar yüzünden dünyayı ateşe verebilir mi?
05:00Bakın bu çok önemli bir soru. Çünkü yazar bu teslimiyetçi tavrın sadece bizi değil, tüm dünyayı bir felakete sürükleyebileceği uyarısını
05:09yapıyor.
05:09Ve yazısını kendi cümleleriyle bitirmiyor, onun yerine Pakistan'ın milli şairi Muhammed İkbal'den çok güçlü bir metaforla noktayı koyuyor.
05:18Yani yazarın bize son sözü şu, eğer birilerinin sofrasında meze olmak istemiyorsanız o oltaya hiç takılmamanız lazım.
05:26İşte yazarın makalesi bu.
05:27Peki siz ne düşünüyorsunuz? Dülger'in bu eleştirileri yerinde mi?
05:31Türk medyası gerçekten de oltaya takılmış bir balığa mı benziyor?
05:35Yorum sizin.
Yorumlar

Önerilen