00:00Herkese selam. Bugün masamızda Yusuf Dülger'in kaleme aldığı, toplumumuzdaki özgürlük anlayışını temelden sarsan Esir İnsanlar Ülkesi başlıklı çok çarpıcı
00:09bir deneme var.
00:10Hadi gelin yazarın argümanlarına ve toplum eleştirisine birlikte daha yakından bakalım.
00:16Yazar daha en başından hepimize şöyle bir kanca atıyor ve soruyor.
00:21Gerçekten özgür müsünüz?
00:22İşte bu basit gibi görünen soru aslında bütün analizin temelini oluşturuyor ve bizi kendi hayatımızdaki özgürlük algısını bir kez daha
00:31düşünmeye zorluyor.
00:33Ama hemen söyleyeyim, yazarın bahsettiği esirlik, bildiğimiz o fiziksel zincirler prangalar değil, burada mecazi esirlik diye bir kavram ortaya atıyor.
00:43Nedir bu? Bir fikre, bir ideolojiye ya da bir lidere hiç sorgulamadan körü körüne bağlanma hali, yani söz konusu olan
00:51tamamen zihinsel bir esaret.
00:54İşte bu alıntı, yazarın meseleye ne kadar ciddi yaklaştığının kanıtı.
00:59Ona göre bu körü körüne bağlılık, bizi diğer tüm canlılardan ayıran en temel özelliğimizi, yani akletme ve düşünme yetimizi elimizden
01:07alıyor.
01:08Yani bu, insanlığın kendisini kaybetmesi demek.
01:11Peki bu zihinsel esaret dediğiniz şey bir anda mı ortaya çıktı?
01:15Tabii ki hayır.
01:16Yazar bu durumu anlayabilmek için bizi bir tarih yolculuğuna çıkmak gerektiğini söylüyor.
01:21Şimdi denemede işaret edilen o tarihsel kökenlere şöyle bir bakalım.
01:25Yazarın çizdiği yola göre her şey Osmanlı döneminde başlıyor.
01:29Padişahlık düzeni ve kulluk sistemi halkta bir kulluk ruhu oluşturmuş.
01:33Sonrasında fiziksel kölelik resmen kalksa da yöneticilere atfedilen o kutsallık anlayışı, bu zihniyeti ruhsal bir kölelik olarak devam ettirmiş.
01:43Ve yazara göre işte bu 6 asırlık miras bugün bile toplumumuzu derinden etkiliyor.
01:48Yazar sadece tarihsel kökenlere bakmakla kalmıyor, bu esaret zihniyetini beslediğini düşündüğü başka kültürel faktörleri de masaya yatırıyor.
01:57Liderlere mutlak itaati öğütleyen bazı yapılar, sorgulanmadan kabul edilen dogmalar ve yazarın hastalık olarak nitelediği makam ve servet hırsı bu
02:07faktörlerin en önemlileri olarak sıralanıyor.
02:09Yazarın denemesinde alıntıladığı şu söze bir bakın, gerçekten inanılmaz çarpıcı.
02:14Bazı topluluklarda beklenen o mutlak itaatin boyutunu o kadar net gösteriyor ki, yani adeta sorgulama, düşünme, sadece uyduyor.
02:23Yazar burada çok temel bir çelişkiye parmak basıyor.
02:27Diyor ki, bir yanda Fatiha suresinde açıkça belirtilen ve kulluğun yalnızca Allah'a olması gerektiğini söyleyen temel bir İslami ilke
02:36var.
02:36Diğer yanda ise insan olan liderlere gösterilen mutlak bir teslimiyet pratiği.
02:42Yazar bu durumun dinin özüyle taban tabana zıt olduğunu savunuyor.
02:47Şimdi yavaş yavaş denemenin en can alıcı, en tartışmalı kısmına geliyoruz.
02:52Yazar bu tarihsel ve kültürel arka planını günümüzden hangi somut örneklerle destekliyor?
02:58Gelin denemede yer alan bu spesifik örneklere bir bakalım.
03:01Yazar argümanını güçlendirmek için siyasetteki ona göre aşırı bağlılığa dikkat çekiyor ve bir milletvekiline atfedilen bu çok çarpıcı sözü örnek
03:11olarak veriyor.
03:13Ve yazar bunun tek bir örnek olmadığını, devamının geldiğini söylüyor.
03:18Siyasi liderlere yönelik bu tür ifadelerin altına tekrar tekrar çiziyor.
03:24Denemede örnekler ard arda sıralanıyor, siyasetten, bürokrasiden hatta halkın içinden.
03:30Yazar bu gözlemlerle o bahsettiği esirlik ruhunun toplumun ne kadar farklı katmanlarına yayıldığını göstermeye çalışıyor.
03:38Yazar özellikle meclisteki oylama davranışlarına odaklanıyor, ona göre vekillerin bireysel bir değerlendirme yapmadan, itiraz etmeden, sadece liderlerinin istediği gibi oy
03:49kullanması tam da bu zihinsel esaretin bir yansıması.
03:53Ve işte bu noktada yazar kendi analizinin en keskin sonucunu ortaya koyuyor ve diyor ki, demek bizim meclisimizde de esirlik
04:01var.
04:02Bu onun gözlemlerinden çıkardığı doğrudan bir yardı.
04:06Yazar bu zihniyetin sadece siyasetle sınırlı kalmadığını, adeta üzüm üzüme baka baka kararır misali, toplumun geneline ve daha da endişe
04:15verici olanı eğitim sistemine bile sızdığını iddia ediyor.
04:19Peki, yazarın çizdiği bu tablo biraz karamsar değil mi? Ama bir çözüm önerisi var mı? Evet var.
04:26Şimdi denemenin son bölümüne yazarın önerdiği özgürlüğe giden yola bir göz atalım.
04:32Yazar burada tek bir çözümden değil, çok yönlü bir mücadeleden bahsediyor.
04:37Her şeyin merkezine özgür düşünceyi yaşerten bir eğitim sistemini koyuyor.
04:41Ama diyor ki, bu tek başına yetmez. İş yerlerinden, siyasi partilere, sivil toplumdan bireylere kadar herkesin bu hürriyet savaşına katılması
04:51lazım.
04:51Ve özellikle zihnen özgür, kişisel hırslarından arınmış insanların bu süreçte öncü olması gerektiğini vurguluyor.
04:58Yazarın değişim vizyonu tek taraflı değil, şöyle ilginç bir dinamik öngörüyor.
05:04Eğitim ve aydınlanma yukarıdan aşağıya akacak ama aynı zamanda özgürleşme talebi ve baskısı da halktan yani aşağıdan yukarıya doğru bir
05:13güç oluşturacak.
05:13Ve yazar, tüm argümanını o kadar dokunaklı bir metaforla bitiriyor ki, diyor ki, ağaçlarda özgürce şakıyan bir bülbülü alıp bir
05:23kafese koyarsanız onun yaşama sevincini de elinden alırsınız.
05:26Tıpkı bunun gibi, esalet altındaki bir insanın da potansiyelini ve neşesini kaybettiğini söylüyor.
05:32Özgürlük bir tercih değil, canlılığın bir koşuludur diyor adeta.
05:37Burada çok önemli bir noktayı netleştirmek lazım.
05:40Yazarın bu özgürlük çağrısı, herkes istediğini yapsın, kurallar olmasın gibi bir anarşi çağrısı değil.
05:48Tam tersine, amacı, insanların potansiyelinin köreltilmediği, aksine geliştirildiği, sağlıklı bir toplum yapısı kurmak.
05:56Ve biz de bu analizi, yazarın hepimizde baş başa bıraktığı o can alıcı soruyla bitirelim.
06:02Eğer gerçekten de ortada bir mecazi esirlik varsa, bu zihinsel zincirleri kırmak kimin görevi?
06:09Bireylerin mi, toplumun mu, liderlerin mi?
06:12İşte bu, üzerine uzun uzun düşünmeye değer bir soru.
Yorumlar