00:00Bugün sizlerle Mehmet Özkendirici'nin kaleminden çıkan, Türk toplumuna ayna tutan ve eteğde kışkırtıcı bir öz eleştiriye ele alacağız.
00:06Hem dini hem de toplumsal alışkanlıklarımızı sorgulatan bu analize gelin hep birlikte yakından bakalım.
00:12Yazar daha ilk cümleden tabiri caizse bombayı ortaya bırakıyor ve tartışmanın tonunu en başından belirliyor.
00:19Peki bu kadar iddialı bir cümlenin ardında yatan düşünce ne? Hadi konunun derinliklerine inelim.
00:25Şimdi Özkendirici'nin eleştirisinin ilk durağına bakalım, kutsal Ramazan ayının günümüzde nasıl yaşandığına dair kendi algısı ve gözlemleri.
00:35Yazara göre asıl mesele bir ritüelin ne kadar güzel yaptığımızla o ritüelin anlamını ne kadar anladığımız arasındaki delin farkta yatıyor.
00:43Yani bütün tartışma güzel okumak ile iyi anlamak arasındaki o kritik ayrımda düğümleniyor.
00:50Peki yazar bu eleştirisini neye dayandırıyor?
00:53İşte burada çok kişisel hatta oldukça çarpıcı bir anısını paylaşıyor bizimle.
00:57Bu anı anlayış eksikliği konusundaki tezini güçlendirmek için kullandığı temel bir örnek aslında.
01:02Şimdi yazarın anlattığı olaya bir bakalım.
01:05Annesinin vefatının ardından hatim okumaları için evine Kur'an kursu öğrencileri geliyor.
01:11Anlattığına göre bu gençler ortamın ciddiyetinden çok uzak bir şekilde gülüşüp şakalaşıyor.
01:16Kur'an'ı ise gazete okur gibi adeta baştan savma bir tavırla okuyorlar.
01:20Ama onu asıl sarsan şey daha sonra aynı gençleri sokakta kadınlara laf atarken gördüğünü iddia etmesi.
01:27İşte bu davranışların üstlendikleri o dini görevle nasıl taban tabana zıt olduğunu sorguluyor.
01:33İşte yazarın bütün argümanını dayandırdığı temel nokta burası.
01:37Kur'an'ın ilk emri olan oku kelimesinin sadece bir sesli tekrar olmadığını savunuyor.
01:42Yani ona göre bu emir sesli tekrar et demek değil, okuduğunu anla ve hayatına uygula diyen çok daha derin bir
01:50çağrı aslında.
01:51Peki bu eleştiri sadece Kur'an okumayla mı sınırlı?
01:54Tabii ki hayır.
01:55Yazar buradan yola çıkıp merceğini bu kez Ramazan'daki sosyal geleneklere, özellikle de o meşhur şatafatlı iftar sofralarına çeviriyor.
02:04Yazar hepimizin bildiği o temel ilkeyi hatırlatarak, kendi gözlemlediği abartılı ve israfa kaçan iftar sofralarını eleştiriyor.
02:13Ona göre bu tür ziyafetler, yoksulları ve ihtiyacı olanları görmezden gelerek bu temel prensibi nasıl da göz ardı ettiğimizi gösteriyor.
02:22Şimdi metnin ikinci ve belki de en çok tartışma yaratan kısmına geliyoruz.
02:27Yazar burada Türkiye'deki demografik ve sosyal değişimlerle ilgili kaygılarını dile getiriyor.
02:32Ve yine tıpkı ilk bölümde olduğu gibi, yazar bütün argümanını yine kişisel bir gözlemle, bir anıyla başlatıyor.
02:40Bir minibüsten inen iki aileyi izlerken gördükleri çok daha geniş bir toplumsal analizin fitilini ateşliyor.
02:47Peki yazar minibüste ne görüyor?
02:49İşte onun gözünden o anın fotoğrafı.
02:52Bir yanda iki çocuklu yerli bir Türk ailesi, diğer yanda ise altı çocuklu bir mülteci ailesi.
02:58Yazar bu durumu kendi deyimiyle mülteci ailenin savaşma-seviş parolasını benimsediği şeklinde yorumluyor.
03:05Burada altını çizmekte fayda var.
03:07Bu tablo tamamen yazarın kendi gözlemlerine ve kişisel yorumlarına dayanıyor.
03:12Yani yazar için bu minibüs sahnesi aslında buzdağının sadece görünen yüzü.
03:17Bu tek bir gözlemi alıyor ve bunu çok daha geniş bir toplumsal hatta siyasi bir eleştirinin temili haline getiriyor.
03:24Peki yazar bu gözlemlerinden ne gibi sonuçlara varıyor?
03:27Ona göre bu durum ülkenin demografik yapısına yönelik bir tehdit oluşturuyor.
03:31Hatta bazı bölgelerde yerli halkın sinmiş bir azınlık konumuna düştüğünü ve bir ithal seçmen sistemi yaratıldığını yöne sürüyor.
03:39Dahası genç göçmen erkeklerin gruplar halindeyken saldırdanlaşabildiğini ve vatanın kanla kazanıldığı bilincinden yoksun olduklarını iddia ediyor.
03:47Ve bir kez daha hatırlatalım.
03:48Bu saydıklarımızın hepsi yazarın kendi iddiaları ve kişisel yorumlarından ibale.
03:53Yazar argümanını dini bir ilkeyle de desteklemeye çalışıyor.
03:57Kendi vatanlarını savunmadığını iddia ettiği kişilerin inancını bu ilke üzerinden sorguluyor.
04:02Yani ona göre vatan sevgisiyle iman arasında doğrudan kopmaz bir bağ var.
04:07Artık yavaş yavaş sona doğru geliyoruz.
04:09Peki tüm bu eleştiriler yazarın bizi getirmek istediği son nokta ne?
04:13İşte o da bir öz eleştiri çağrısı.
04:15İşte tam da bu noktada başta birbirinden bağımsız gibi duran o iki eleştiri birleşiyor.
04:21Yani hem dini ritüeller hem de milli kimlik meseleleri yazarın gözünde tek bir ana temada kesişiyor.
04:27İnanç ve eylem arasındaki o kopmaz bağı.
04:30Ve yazar analizini bitirirken topu bize atıyor ve ortaya oldukça zor bir soru bırakıyor.
04:36Kimliği korumak ile gerçek inancı yaşamak arasındaki o ince çizgi tam olarak nereden geçiyor?
04:41İşte bu öz kendicinin öz eleştirisinin tam kalbinde yatan ve bizleri de düşünmeye iten o temel soru.
Yorumlar