Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 18 saat önce
Yazar A. Yağmur Tunalı, Türkiye’nin hem iç hem de dış tehditler altında toplumsal bir ayrışmaya sürüklendiğini ve siyasi söylemlerin bu süreci körüklediğini savunmaktadır. Metne göre, etnik köken üzerinden yapılan tartışmalar ve "halklar" kavramının kullanımı, aslında milleti yapay bölmelere ayırarak milli birliği zedeleyen tehlikeli bir propaganda aracıdır. Türkiye’de bireylerin kanun önünde eşit vatandaşlık haklarına sahip olduğu vurgulanırken, terör odaklı meselelerin çarpıtılarak devlete karşı bir sadakat krizine dönüştürüldüğü ifade edilmektedir. Yazar, siyasi partilerin ve bazı kamuoyunun bu yıkıcı dile alet olmasını eleştirerek, tarihi gerçeklerin ve ortak üst kimliğin korunması gerektiğinin altını çizmektedir. Sonuç olarak eser, ülkenin içten gelen bu dezenformasyon ve kutuplaşma kıskacından kurtulması için toplumsal bir uyanış çağrısı yapmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Hadi gelin bugün siyasi yorumcu Yağmur Tunalı'nın milli kimlik ve ülkedeki bölünmeler üzerine yazdığı
00:05oldukça güçlü ve bir o kadar da tartışmaya açık argümanlar içeren bir makalesini derinlemesini inceleyelim.
00:12Yazar söze başlarken adeta bir feyyatla soruyor bu soruyu.
00:16Bu aslında bütün makalenin tonunu belirleyen, derin bir endişeyi yansıtan bir başlangıç,
00:22tehlike altında olduğunu düşündüğü bir millet için bir uyarı niteliğinde.
00:25Peki bu endişenin kaynağı ne?
00:27İşte yazarın ilk ve temel tezi de burada ortaya çıkıyor,
00:31milletin hem içeriden hem de dışarıdan bir kuşatma altında olduğu fikri.
00:36Yazarın çizdiği tablo oldukça net.
00:39Dışarıda dost kalmamış, içeride ise sürekli birileri birliği bozmaya çalışıyor.
00:44Tam bir kuşatılmışlık hali yani.
00:46Ama yazar diyor ki bu his aslında yeni bir şey değil.
00:49Kökleri çok daha derinde, batının tarihsel tavrında yatıyor.
00:53Bunu anlatmak için de İlber Ortaylı'dan çok çarpıcı bir örnek veriyor.
00:57İşte bu. Bu anekdot yazarın tezini o kadar güzel özetliyor ki,
01:01yani ne kadar haklı olursanız olun, masanın diğer tarafında her zaman
01:05ama siz Viyana kapılarına dayanmıştınız diyen tarihsel bir hafıza var diyor.
01:10Peki bu kuşatılmışlık hissi günümüz siyasetine nasıl yansıyor?
01:14Yazar burada konuyu çok ilginç bir yere dilin kendisine getiriyor.
01:18Yani bizzat kullandığımız kelimelerin gücüne ve tehlikesine.
01:23Yazarın mercek altına aldığı ilk kelime halklar.
01:26Ona göre bu kelime masum değil.
01:29Millet gibi birleştirici bir kavram yerine insanları adeta kutulara koyan,
01:34onları birbirinden ayıran ve hatta aralarına düşmanlık tohumları eken politik bir araç.
01:39Bakın bu karşılaştırma yazarın ne demek istediğini çok net gösteriyor.
01:45Solda halkların kardeşliği gibi kulağa hoş gelen ama yazara göre ayrıştıran ifadeler var.
01:51Sağda ise yazarın savunduğu tek bir millet gibi kapsayıcı ve birleştirici olduğunu düşündüğü kavramlar.
01:58Ve yazarın iddiası oldukça cesur.
02:00Diyor ki bu dil sadece bir partinin tekelinde değil, dem partiden iktidara hatta ana muhalefet CHP'ye kadar geniş bir
02:08yelpazede kullanılıyor.
02:10Yani sorun ona göre çok daha sistemik.
02:13Şimdi yazar bu dil analizini alıp Türkiye siyasetinin en hassas konularından birini uyguluyor.
02:19Kürt meselesini.
02:21Yazar en başından Kürt meselesi diye bir tanımı reddediyor.
02:25Bunun asıl sorun olan ve kendisinin kangrenleşmiş terör olarak adlandırdığı şeyi gizlemek için kullanılan bir ifade olduğunu savunuyor.
02:34Bu iddiasını kanıtlamak için de bir vaka incelemesine girişiyor.
02:38Yani etnik mağduriyet söyleminin nasıl adım adım örüldüğünü göstermeye çalışıyor.
02:43Önce Ahmet Özel'in kızının sözü geliyor.
02:46Babam Kürt olduğu için bunlar başına geliyor.
02:49Hemen ardından da Özel'in kendisi aynı soruyu soruyor.
02:52Kürt olmasam bu cezayı verirler miydi?
02:54Gördüğünüz gibi iddia net.
02:56Yaşananların sebebi etnik köken.
02:58İşte tam bu noktada yazar frene basıyor ve soruyor.
03:01Peki bu anlatı neden sorgulanmıyor?
03:04Ve kendi karşı tezini masaya koyuyor.
03:06Yazarın karşı argümanı şöyle.
03:08Birincisi Ahmet Özel aslında süreç boyunca yalnız bırakılmadığı ciddi destek gördü.
03:13İkincisi sadece o değil, Ekrem İmamoğlu gibi iktidarla ters düşen başka isimler de hedef alınıyor.
03:19Öyle hissediyor yazar.
03:20Asıl mesele etnik kimlik değil, iktidarı seçimde yenmiş olmak.
03:24Ve bu gerçeğin üstünü örten söylemi de fikir kılıklı propaganda yalanları olarak netelen diyor.
03:29Peki eğer yazarın teşhisi buysa, yani ortada bir propaganda yalanı varsa, o zaman çözüm ne?
03:36Yazarın savunduğu tarihi hakikat nedir?
03:39Yazarın tezinin bel kemiğini oluşturan iddialar bunlar.
03:43Diyor ki, Türkiye'de kimseye etnik kökeni yüzünden farklı davranılmaz.
03:47Asıl düşman hem Türklerin hem de Kürtlerin ortak düşmanı olan PKK'dır.
03:52Hatta PKK herkesten çok Kürtlerin canını yakmıştır.
03:56Ve en önemlisi, halklar arasında yani Türkler ve Kürtler arasında köklü bir düşmanlık yoktur.
04:02Gördüğünüz gibi yazar, sorunun eksenini tamamen etnik kimlikten alıp terör meselesine kaydırıyor.
04:09Tüm bu karamsar tabloya rağmen, yazar makaleyi bir umutsuzlukla bitirmiyor.
04:13Aksine oldukça şaşırtıcı ve umut dolu bir kapı aralıyor.
04:17Yazarın şu sözleri çok manidar, böyle süreceği zannedilir, sürmez.
04:21Bu memleket sürprizdir, bir anla çok şey değişir.
04:25Yani milletin o direncine, her an her şeyi değiştirebilecek potansiyeline bir inanç var burada.
04:31Peki bu değişim nasıl olacak?
04:33İşte, yazarın son tezi, bir sessiz çoğunluk var.
04:37Şimdilik sessiz olabilirler ama bu sessizliğin bir anda mevcut gidişata karşı dev bir öfkeye dönüşme potansiyeli taşıdığını söylüyor.
04:46Böylece Yağmur Tunalı'nın ülkeleki bölünmüşlük ve birlik üzerine kurduğu argümanları adım adım incelemiş olduk.
04:52Yazarın bu analizi bizi de sonunda şu kışkırtıcı soruyla baş başa bırakıyor.
04:57Peki, sessiz bir çoğunluğu uyandırmak için ne gerekir?
Yorumlar

Önerilen