Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 8 saat önce
Bu köşe yazısı, Türkiye'nin mevcut sosyal ve kurumsal krizlerini analiz ederek ülkenin yeniden ayağa kalkma potansiyelini sorgulamaktadır. Yazar, toplumsal gelişimin sadece geçmişteki zaferlerle değil, gerçeklerle yüzleşme ve uzun vadeli planlama disipliniyle mümkün olabileceğini savunmaktadır. Kısa vadeli siyasi yaklaşımların stratejik derinliği yok ettiğini belirten yazı, çözümün liyakat, eğitim reformu ve hukukun üstünlüğü gibi temel sütunlarda yattığını vurgular. Dış etkenlerden ziyade kurumsal aşınmanın yarattığı tehlikelere dikkat çekerek, toplumsal yorgunluğun bir kader olmadığını hatırlatır. Sonuç olarak, ekonomik ve sosyal iyileşmenin ancak kapsamlı bir zihniyet değişimi ve dürüst bir özeleştiri kültürüyle gerçekleşebileceği ifade edilmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Biliyor musunuz bazen bir ulusun durup kendine sorması gereken o kadar zor sorular vardır ki, işte bu bölümde tam da
00:07bu sorulardan birine ve olası cevaplarına bakacağız.
00:10Hazırsanız hadi konuya dalalım.
00:12İşte o soru.
00:14Yazarın tam da ortara koyduğu ve aslında hepimizin aklının bir köşesinde dönüp duran o meydan okuyan soru.
00:20Ya bu toplum bütün bu yaşananlardan sonra gerçekten yeniden ayağa kalkabilir mi?
00:26Şimdi analizin ilk bölümüne geçelim.
00:29Yazar burada çok ilginç bir konuya değiniyor.
00:32O gurur duyduğumuz tarihimizle bugünün acı gerçekleri arasındaki o gerilim.
00:36Yani geçmişimiz bize ne kadar güç veriyor, tamam ama nerede yetersiz kalıyor, gelin bakalım.
00:43Yani şöyle bir geçmişe baktığımızda inanılmaz bir direnç var değil mi?
00:48Yazarın da altını çizdiği gibi bu millet yıkılmış bir imparatorluktan yepyeni modern bir devlet kurmuş.
00:55Savaşın küllerinden bir sanayi inşa etmiş.
00:58Bu ne demek?
00:58Bu defalarca ama defalarca yeniden ayağa kalkabilme mirası demek.
01:04İşte bütün meselenin kilitlendiği nokta tam da bu.
01:08Yazar bu tek cümleyle bizi alıyor, geçmişin o görkemli hatıralarından koparıp bugünün sert gerçekleriyle yüzleştiriyor.
01:15Diyor ki tarihle avunmak başka, bugünü yönetmek başka.
01:20Yani tarihe yaslanmak güzel, evet ama bugünün problemlerini çözmeye yetmiyor.
01:24Bakın bu tablo, o paradoksu ne kadar net gösteriyor değil mi?
01:29Sol tarafa bakıyoruz, gurur duyduğumuz o büyük başarılar, imparatorluktan devlete, savaştan sanayiye, müthiş bir hikaye.
01:37Ama sağ tarafa bir bakın, orası bugünün gerçeğini yüzümüze vuruyor.
01:41Tarih bugünün sorunları için bir strateji değil, geçmiş geleceğin planı olamaz.
01:47Yazarın demeye çalıştığı şey tam olarak bu.
01:49Geçmişin başarılarına sığınarak bugünün krizlerini çözemeyiz.
01:53Peki madem sorun geçmişe sönmek değil, o zaman bugünün asıl sorunu ne?
01:58İşte yazarın teşhisi burada çok net.
02:00Kısa vadecilik tuzağı.
02:02Yani bizi adeta felç eden, ileriye doğru bir adım atmamızı engelleyen o günü kurtarma mantığı.
02:08Gelin şimdi bu tuzağın içine biraz daha yakından bakalım.
02:12Şu zaman çizelgesi aslında her şeyi anlatıyor.
02:15Düşünsenize siyasi takvimimiz 4 yıllık seçim döngülerine hapsolmuş.
02:19Ama ülkenin asıl ihtiyacı olan şeyler, onlar çok daha uzun soluklu işler.
02:24Hukuka güveni yeniden inşa etmek, en az 5 yıl.
02:28Gerçek bir sanayi dönüşü mü? Belki 15 yıl.
02:31Kökten bir eğitim reformu mu dediniz? O 20 yılı bulur.
02:34İşte bu iki zaman çizelgesi arasındaki devasa uçurum, uzun vadeli stratejik plan yapmayı neredeyse imkansız kılıyor.
02:42Sürekli günü kurtarmaya çalışınca ne oluyor?
02:45Bedeli de ağır oluyor tabii.
02:47Stratejik derinlik diye bir şey kalmıyor.
02:49Dünyayla rekabet etme gücümüz günden güne eriyor.
02:52Paramız değer kaybediyor.
02:54Ve belki de en acısın ne biliyor musunuz?
02:56En parlak, en zeki gençlerimiz kendi geleceklerini bu topraklarda değil, başka yerlerde arıyorlar.
03:03Yazara göre asıl mesele dış güçler falan değil ya da tek tük yapılan hatalar da değil.
03:09Sorunun kökü çok daha derinde, içeride.
03:12Yazar buna kurumsal çürüme diyor.
03:14Ne demek bu?
03:15Yani bir devleti ayakta tutan o temel direkler var ya, adalet, eğitim, ekonomi kurumları,
03:21işte bunların içeriden yavaş yavaş aşınması, işlevini kaybetmesi demek.
03:25Özetle ne mi diyor yazar?
03:274 yıllık seçim kazanmak için 20 yıllık geleceğimizi harcıyoruz.
03:31Durum bu kadar net.
03:32Peki, teşhis buysa tedavi ne?
03:36Madem sorun bu kadar derin, çözüm yolu nerede?
03:39İşte şimdi analizin en can alıcı kısmına geliyoruz.
03:43Yazarın o ulusal toparlanma için önerdiği reçeteye, o disiplinli plana bir göz atalım.
03:49Bakın bu karşılaştırma çok ama çok önemli.
03:52Yazar diyor ki bize yeni, cafcaflı sloganlar lazım değil.
03:55Daha fazla kutuplaşma, daha fazla ideolojik kavga, bunlar çözüm falan değil.
04:00Bize ne lazım biliyor musunuz?
04:01Çok temel, çok somut şeyler.
04:03Disiplin, liyakat ve üretim.
04:06Bu kadar.
04:07Ve işte yazarın o dört maddelik toparlanma reçetesi.
04:101. Liyakat, yani işi ehline vermek.
04:14Bunu tekrar sistemin merkezine koymak zorundayız.
04:172. Eğitimi siyasetten, ideolojilerden arındırmak, evrensel standartlara getirmek.
04:223. Hukukun üstünlüğü, yani adaleti herkes için tartışılmaz, güvenilir bir kale haline getirmek.
04:29Ve 4. Üretim, odamızı tüketimden alıp katma değer yaratan üretime kaydırmak.
04:35Aslında bu dört maddeyi toplayınca tek bir şey çıkıyor ortaya.
04:38Popülizm yerine akılcı politikalara geri dönmek.
04:42Şimdi analizin sonuna doğru gelirken, yazar bizi biraz daha felsefi bir alana çekiyor.
04:47Ve diyor ki, bazen umut, o mükemmel her şeyi çözen cevapları bulmakta değildir.
04:52Belki de umut, en zor zamanlarda bile doğru soruyu sormaya devam etme cesaretinde saklıdır.
04:59Yorgunluk bir durumdur, kader değil.
05:01Ne kadar güzel bir cümle, değil mi?
05:03Evet, toplumlar yorulur, yıpranır, umutsuzluğa kapılabilir.
05:07Ama bu bir kader olmak zorunda değil.
05:09Bu sadece geçici bir durum.
05:11Ve her durum gibi bu da değiştirilebilir.
05:13Ve belki de yazarın bize söylemek istediği en önemli şey bu.
05:18Diyor ki, asıl tehlike hata yapmak değil.
05:21Asıl tehlike o soruyu sormayı bırakmak, neden demeyi, nasıl bu hale geldik diye sorgulamayı bırakmak.
05:27İşte umudun kendisi tam da bu soruyu sorma iradesinde yatıyor.
05:32Yazar bu analizi işte bu kışkırtıcı soruyla bitiriyor ve topu adeta bize atıyor.
05:37Ben de şimdi size soruyorum.
05:38Zihniyet değişmeden, ekonomi gerçekten düzelir mi?
05:42Bu soru üzerine hep birlikte düşünelim.
Yorumlar

Önerilen