00:00Herkese merhaba, bugün Erol Sunat'ın gerçekten çok düşündürücü bir denemesine dalıyoruz.
00:04Yazar, Ramazan ayının neden böylesine efkarlı, hüzünlü günlerde kapımızı çaldığını sorguluyor.
00:09Gelin bu melankolik ama bir o kadar da umut dolu bakış açısını slide'larla beraber adım adım çözelim.
00:15Hazırsanız başlayalım.
00:16Yazarın denemesinin başlığı tam olarak bu.
00:19Efkarlı günlerimizde geldi çattı Ramazan.
00:22Bu bir başlıktan çok daha fazlası, sanki derin bir of çekmek gibi değil mi?
00:28Yazar, daha ilk kelimelerden bizi o hüzünlü ve düşünceli atmosferin tam ortasına davet ediyor.
00:34İlk durağımız, yazarın melankolinin arifesi dediği o an.
00:38Yani mübarek ay gelmeden hemen önceki o ruh halimiz.
00:42Yazara göre toplumda bir tür kaybolmuşluk hissi var.
00:45İşte bu his, Ramazan'ı neden bu kadar farklı karşıladığımızın da anahtarı olacak aslında.
00:50Yazar, bugün arife diyerek başlıyor söze.
00:53Düşünsenize, bu cümlenin içinde ne kadar çok umut var aslında değil mi?
00:57Yepyeni bir başlangıç, tertemiz bir sayfa.
01:00Ama yazar bu beklentinin içinde bir huzursuzluk seziyor ve soruyor.
01:04Yeni bir sayfa açma fırsatının tam eşiğindeyken biz o eşikte nasıl duruyoruz?
01:09Ne haldeyiz?
01:10Peki bu melankolinin, bu efkarın kaynağı ne?
01:13Yazar, cevabı unuttuğumuz çok temel erdemlerde buluyor.
01:17Ekranda gördüğümüz bu değerler sevmek, hoş görmek, paylaşmak, sanki eski bir sandıkta unutulmuş gibiler.
01:24İşte bu değerleri kaybetmiş olmanın hissi yazarın o hüznünün tam ortasında duruyor.
01:30Peki o unuttuğumuz erdemlerin yerini ne doldurdu?
01:33İşte yazarın çizdiği tablo pek iç açıcı değil.
01:35Bencillik, tutarsızlık, taş kesilmiş kalpler.
01:38Kısacası yazar diyor ki biz artık burnumuzun ucundan başkasını görmeyen bir topluma dönüştük.
01:43Şimdi işin rengi değişiyor.
01:45Yazar, o soyut fikirlerden çıkıp hepimizin canını yakan bir yere geliyor.
01:49Gündelik hayatın ta kendisine.
01:51Konumuz boş cepler ve taş kesilmiş kalpler.
01:54Yazar, burada adeta iki farklı Türkiye portresi çiziyor.
01:58Bir yanda resmi rakamların pembe tablolar çizdiği, her şeyin yolunda gittiği söylenen bir Türkiye var.
02:04Diğer yandaysa cüzdanı bomboş, sesi soluğu çıkmayan vatandaşın gerçeği.
02:09İşte yazar için o efkarlı günler tam da bu iki dünya arasındaki derin uçurum demek.
02:15Ve bazen sayfalarca ekonomik raporun anlatamadığını tek bir sayı anlatır.
02:2040 TL.
02:21Yazar, bir Ramazan pidesinin fiyatı üzerinden o soyut rakamların sıradan bir ailenin iftar sofrasına nasıl bir hançer gibi saplandığını gösteriyor
02:30bize.
02:31İşte o an bütün büyük laflar anlamsızlaşıyor.
02:35Bu manzara, o efkarlı günleri belki de en iyi özetleyen fotoğraf karesi.
02:40Bir tarafta iftarı hangi lüks mekanda yapsak diye kafa yoranlar, diğer tarafta sofrasına bir tas çorba koyabildiğine şükredenler.
02:48Yazarın sorusu tam da burada geliyor.
02:50Bu iki uçurumun arasında Ramazan'ın o birleştirici ruhu nerede kayboldu?
02:56Şimdi de yazarın Ramazan'ın en büyük çelişkilerinden birine, o meşhur oruç ve öfke paradoksuna daldığı yere bakalım.
03:03Nasıl oluyor da sabır ayı olması gereken Ramazan, bir anda öfke patlamalarının, kavgaların bahanesi haline gelebiliyor?
03:10İşte yazar şimdi bu sorunun tam kalbine iniyor.
03:13Yazar bu öfkenin nasıl tırmandığını bize adım adım gösteriyor.
03:17Her şey fırındaki bir pide kuyruğunda başlıyor, sonra pazarda bir kilo ıspanak için büyüyor ve en sonunda, en sonunda gelip
03:25bir ailenin iftar sofrasını darmadağın ediyor.
03:27Yazar şimdi bizi bir evin içine iftara saniyeler kala o mutfağa sokuyor.
03:33Ve her şey o kadar tanıdık, o kadar sıradan bir soruyla başlıyor ki, akşama ne yemek var?
03:39Ama bu masum soru aslında birazdan kopacak fırtınanın habercisi.
03:43Ve o basit sorunun cevabı ne mi oluyor?
03:46Yazarın deyişiyle gök yürültüsü gibi bir bağırma.
03:49İşte o an Ramazan, o eve huzur değil, şiddet getiriyor.
03:53Ve en acısı ne biliyor musunuz?
03:55Adam kendi orucunun zorluğuna sığınıyor ama karşısındaki eşinin, kızının da oruçlu olduğunu, onların da sabrettiğini aklına bile getirmiyor.
04:04Ve o büyük patlamanın ardından gelen, o meşhur, o hepimizin bildiği bahane, kusura bakmayın oruç beni bugün fena vurdu.
04:12İşte bu cümle yazar için bardağa taşıran son damla.
04:15Çünkü oruç kırılan kalpleri onarması gerekirken, kırılan kalpler için ucuz bir bahane kalkanına dönüşüyor.
04:21Hikayenin sonu ise o evin kızının odasından gelen bir fısıltıyla noktalanıyor.
04:27Hoş geldin Ramazan.
04:29Babam her sene böyledir, hiç değişmez.
04:31Bu cümleyle anlıyoruz ki bu bir anlık bir sinir krizi değil.
04:35Her yıl tekrarlanan bir yıkım.
04:37Ramazan o aile için bir bayram değil, adeta bir yaz mevsimi olmuş.
04:42Tüm bu karanlık tablonun ardından yazar direksiyonu Umut'a doğru kırıyor ve asıl sorması gereken soruyu soruyor.
04:48İyi de gerçek iftar ne o zaman, gerçek yardım, gerçek merhamet dediğimiz şey ne?
04:53Yazar o bildiğimiz iftar çadırlarını alıyor ve tam ortaya bir soru bırakıyor.
04:59Mesele bir insanı bir geceliğine çadırda doyurmak mı gerçekten?
05:03Bu soruyla aslında şunun altını çiziyor.
05:05Yardım dediğimiz şey bir gösteri mi yoksa samimi bir dokunuş mu?
05:09İşte yazar bu ikisi arasında çok net bir çizgi çiziyor.
05:13Bir yanda gösteriş için yapılan yardım, diğer yanda samimi olan.
05:18Ve ona göre gerçek yardım, insanları bir kuyruğa sokmak değil,
05:22onlara kendi evlerinde, kendi sofralarında başları dik bir şekilde iftar yapma imkanı sunmaktır.
05:28Bütün mesele onur meselesi.
05:30Ve tam bu noktada yazarın içinden adeta bir feryat kopuyor.
05:33Nereye kayboldu bu memleketin zenginleri?
05:36O hamiyet sahibi, o vicdanlı insanlar nereye gitti?
05:40Bu sorular sadece parayı sormuyor.
05:42Aslında kaybolan bir vicdanın, bir toplumsal sorumluluk duygusunun peşine düşüyor.
05:46Ve tüm bu karamsarlığın içinden yazar bir umut ışığı yakalıyor.
05:51Son bölümde diyor ki durun bir dakika, Ramazan aslında bir sorun değil.
05:53Tam tersi bir çözüm olabilir.
05:55Her şeye rağmen yeni bir başlangıç için bir fırsat olabilir.
05:59Peki bu değişimin anahtarı nerede?
06:01Yazar cevabı yüzlerce yıl öncesinde Yunus Emre'de buluyor.
06:05Bir kez gönül yıktığın ise bu kıldığı namaz değil.
06:10Mesaj bundan daha net olamazdı herhalde.
06:13Eğer işin içinde kalp kırmak, nezaket yoksa en büyük ibadetler bile boşa gidiyor.
06:19Demek ki her şey kalp kırmamayı öğrenmekle başlıyor.
06:23Peki o yeni, tertemiz sayfayı nasıl açacağız?
06:26Yazar bize üç adımlık, basit ama çok güçlü bir reçete sunuyor.
06:30Bir, önce bir durup dürüst olacağız.
06:33Bu efkarı, bu eksikliklerimizi kabul edeceğiz.
06:36İki, şu hoşgörü, anlayış, paylaşma gibi çerimelerin bizim için ne anlama geldiğini yeniden düşüneceğiz.
06:42Ve üç, belki de en önemlisi, daha iyi bir insan olmak için kendimize kalpten bir söz vereceğiz.
06:48İşte bu yüzden diyor yazar, Arafa günleri çok değerli.
06:52Arife sadece beklemek değil, aynı zamanda kendinle yüzleşme ve söz verme anı.
06:56O en sağlam sözleri kendimize vermemiz gereken o kritik eşik.
07:01Değişim tam da o anda başlıyor.
07:03Ve yazar son vuruşu yapıyor, topu tamamen bize bırakıyor.
07:07O söz vermemiz gereken, kendimize çeki düzen vermemiz gereken gün, yarın ya da başka bir zaman değil.
07:12Yazar diyor ki, işte o gün bugün, tam şu an.
07:16Yani bu dinlediğimiz sadece bir yazının analizi değil, hepimiz için yeni bir başlandık çağrısı aslında.
Yorumlar