Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 12 saat önce
Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, adalet sistemindeki eşitsizlikleri ve toplumsal vicdanı yaralayan hukuki kararları sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, ehliyetsiz bir sürücünün aşırı hızla sebep olduğu ölümlü kazanın "taksir" olarak nitelendirilmesine karşı çıkarak, suçlunun ailesinin gösterdiği duyarsız tavrı mahkûm etmektedir. Yazıda, bu tür trajik olaylara verilen hafif cezalar ile Can Atalay gibi isimlerin uzun süreli tutukluluk halleri arasında çarpıcı bir kıyaslama yapılmaktadır. Devlet yetkililerinin kendi aile hassasiyetlerini dile getirirken, hukuksuz süreçler nedeniyle parçalanan diğer ailelerin mağduriyetini görmezden gelmeleri temel eleştiri odağını oluşturmaktadır. Sonuç olarak kaynak, yargıdaki çifte standartları ve insan hayatına verilen değerin yetersizliğini sorgulayan toplumsal bir sitem niteliği taşımaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:0082 kilometre saat. Sadece bir sayı gibi duruyor değil mi? Ama aslında bu trajik bir hikayenin başlangıç noktası.
00:07Olayın yaşandığı yerde yasal hız sınırı saatte 30 kilometre, sürücünün hızı ise 82. Yani neredeyse 3 katı. Bu artık bir
00:16ihlal değil, bambaşka bir şey.
00:18İşte bugün Türkiye'de adalet kavramını derinden sarsan bir hukuk davasını ve yazar Mehmet Özkendirci'nin bu dava üzerine kaleme aldığı
00:26o çarpıcı eleştiri mercek altına alıyoruz.
00:28Özkendirci yazısına o kadar vurucu bir cümleyle başlıyor ki, 2 yıl 8 ay, bir canın bedeli. Bu söz, sürücüye verilen
00:38hapis cezasını doğrudan hedef alıyor.
00:41Peki Özkendirci bu argümanını nasıl ilmek ilmek örüyor? Gelin yol haritamıza bir bakalım.
00:47Önce olayın kendisine yani bir canın bedeline bakacağız. Sonra hukukta taksir ne anlama geliyor onu sorgulayacağız.
00:54Ardından gelen o akıl almaz davayı, bu olayın daha geniş bir adalet sistemi sorununa nasıl bağlandığını,
01:01iki farklı aile acısı üzerinden yapılan karşılaştırmayı ve son olarak da yazarın adalet için kullandığı o meşhur atasözünü göreceğiz.
01:09Hazırsanız başlayalım.
01:11İlk olarak yazar bizi eleştirisinin tam kalbine o trajik olayın yaşandığı ana götürüyor.
01:17Şimdi bu tabloya bir bakalım. Durum şu, sürücü ehliyetsiz. Yoldaki hız sınırı 30 ama o 82 ile gidiyor.
01:25Ve bu nerede oluyor biliyor musunuz? Bir yaya geçidinde. Sonuç, genç bir kız hayatını kaybediyor.
01:31Peki tüm bunların karşılığında verilen ceza ne? 2 yıl 8 ay.
01:35Yazar işte tam da bu noktaları bir araya getirip diyor ki bu basit bir kaza olamaz.
01:40Gelelim meselenin hukuki boyutuna.
01:42Yazarın özellikle sorguladığı o kilit kavrama taksir.
01:45Resmi suçlama, taksirli cinayet.
01:48Hukuki olarak bu ne demek?
01:49Yani kasıt olmadan, istemeden bir ihmal sonucu ölüme sebep olmak demek.
01:54Bir kaza yani.
01:55Ama yazar hemen soruyor.
01:57Bir dakika diyor. Bu nasıl bir kaza olabilir ki?
02:00Onun mantığı çok net.
02:01Adım adım gidiyor.
02:021- Ehliyetsiz bir şekilde o araca biniyorsun.
02:052- Hız sınırını fahiş bir şekilde bile isteğe aşıyorsun.
02:09Yazar için suç, sürücünün kontağı çevirdiği anda başlıyor zaten.
02:12Sonucun öngörülemez bir kaza olduğunu söylemek ona göre mümkün değil.
02:16Ve tam daha ne olabilir ki derken,
02:19hikayede yazarın trajediyi katmerlediğini düşündüğü bir başka olay yaşanıyor.
02:23350 bin lira.
02:25Bu ne biliyor musunuz?
02:26Sürücünün babasının kazada kamyonu hasar gördüğü diye
02:30hayatını kaybeden kızın acılı ailesinden talep ettiği tazminat miktarı.
02:35Tabi bu dava kamuoyunda inanılmaz bir infial yaratıyor.
02:39Yazarın da altını çizdiği gibi ancak bu büyük tepkiden sonra geri çekiliyor.
02:44İşte bu noktadan sonra Özkendirci vitesi yükseltiyor.
02:48Bu tekil davayı alıp adalet sistemindeki daha geniş bir sorunu ayna tutmak için kullanıyor.
02:53Yazısında başka davaları da atıfta bulunuyor.
02:55Mesela milletvekili seçilmesine rağmen hapiste tutulan Can Atalay,
02:59gezi protestoları nedeniyle hüküm giyen Ayşe Barım
03:02ve belirsiz suçlamalarla aylarca, yıllarca içeride kalan diğer insanlar.
03:08Yazar bu örneklerle uzun tutukluluk sürelerinin sistemde bir örüntüye dönüştüğünü iddia ediyor.
03:13Ve geldik yazarın argümanının en can alıcı noktasına,
03:17aile hassasiyeti dediği o kavrama.
03:20Bakın yazar nasıl bir karşılaştırma yapıyor?
03:22Bir tarafta bir mitingde protesto edildiği için ailem çok üzüldü diyen bir bakan var,
03:27diğer tarafta ise adalet sistemi yüzünden aylarca hatta yıllarca sevdiklerinden ayrı kalan aileler,
03:34babasız büyüyen çocuklar, yalnız kalan eşler.
03:36Yazar bu iki acıyı yan yana koyarak hassasiyet kimin için geçerli diye soruyor aslında.
03:41Peki tüm bu güçlü eleştirilerin sonunda yazar nereye varıyor, bizim için ana fikir ne olmalı?
03:48Son söz olarak hepimizin bildiği bir ata sözünü hatırlatıyor,
03:51iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır.
03:54Bu aslında gücü elinde tutanlara bir çağrı.
03:57Diyor ki, başkalarının canı yandığında kendi canınız yanmış gibi hissedin.
04:02Yazarın son vurgusu çok net ve aslında çok acı.
04:05Kaybedilen yıllar ve kaybedilen hayatlar, bunları asla geri getiremezsiniz.
04:09Ve böylece yazarın metni bize bir cevap vermekten ziyade,
04:13hepimizin düşünmesi gereken o büyük soruyu miras bırakıyor.
04:16Bir sistem yüzünden hayatlar ve yıllar kaybolduğunda bunun gerçek bedelini kim nasıl öder?
Yorumlar

Önerilen