Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Erol Sunat'ın bu kaleme aldığı metin, Türk milletinin toplumsal ve bireysel ilişkilerindeki uzlaşma kültüründen uzaklaşmasını ve artan kutuplaşmanın getirdiği manevi yıkımı ele almaktadır. Yazar, bayramlar ve kutsal günler gibi barış fırsatlarının inat, kibir ve gurur nedeniyle heba edilmesine sitem dolu bir dille dikkat çeker. Toplumdaki hoşgörünün yerini öfke ve dargınlığa bırakması, "kul hakkı" ve "kırık kalpler" temaları üzerinden derin bir öz eleştiri süzgecinden geçirilir. Karamsarlığa teslim olmak yerine, hayatta olunduğu sürece her yeni sabahın bir telafi ve başlangıç imkânı sunduğu vurgulanır. Sonuç olarak eser, içli bir milletin fertlerini kendi hatalarıyla yüzleşmeye ve geç olmadan vefa ile sevgi köprülerini yeniden kurmaya davet etmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugün sizlerle Erol Sunat'ın kaleminden dökülen, adeta hepimizin ruhuna dokunan bir konuyu, uzlaşamamanın bize neler kaybettirdiğini konuşacağız.
00:10Bu metin sanki hepimizin içinden geçen ama dile dökemediği o sızının, o iç çekişin bir yansıması gibi.
00:17Hadi gelin bu meselenin köklerine doğru bir yolculuğa çıkalım.
00:21Yazar metni öyle bir soruyla başlıyor ki, bam diye tam 12'den vuruyor.
00:27Kavga ettik de ne kazandık? İşte bu soru aslında hepimizin kendine sorması gereken o ilk ve en zor soru değil
00:35mi?
00:36Cevapları mı? E tahmin edersiniz ki hiç de öyle kolayca verilecek gibi değil.
00:41Aslında bütün hikaye, bütün o acı şu tek cümlede özetleniyor.
00:45Uzlaşamamak. Yani bu öyle basit bir fikir ayrılığı, bir anlaşmazlık falan değil, resmen bir yıkım.
00:51Bizi içten içe tüketen, enerjimizi emip bitiren ve geriye sadece enkaz bırakan bir şey.
00:57Peki, peki bu uzlaşmazlığın faturası ne oldu bize?
01:01Gelin şimdi bu kavganın hem görünen hem de görünmeyen bedellerine bir bakalım.
01:06Bu süreçte neleri yitirdik de sırtımızdaki heybeye neleri yükledik?
01:10Yolda döktüklerimize bir baksanıza.
01:12Saygı gitmiş, sevgi gitmiş, hoşgörü, anlayış ve tabii ki en önemlisi barış.
01:18Yani düşünsenize, bunlar bir toplumu ayakta tutan harç, o çimento gibi bir şey.
01:23E siz o çimentoyu söküp atarsanız ne olur?
01:26Geriye sadece sallanan, çatlak duvarlar kalır.
01:29İşte bu sözler gerçekten insanın içine işliyor.
01:33Kavganın o görünmeyen yüzünü, o manevi yükünü o kadar güzel anlatıyor ki.
01:38Bir düşünün, kırılan o kalpler, sırtımızda biriken onca kul hakkı,
01:43bunların ağırlığı, kazandığımızı sandığımız o göstermelik zaferlerden çok ama çok daha ağır değil mi sizce de?
01:50Peki iyi de neden?
01:52Neden bu hale geldik?
01:54Yani ne oldu da biz barışmaktan bu kadar uzaklaştık?
01:59O uzlaşma yollarını önümüze tıkayan şey neydi?
02:02Hadi gelin, şimdi biraz da bu çıkmaz sokağa nasıl girdiğimizi anlayalım.
02:07Belki de en büyük yanılgımız tam da burada başlıyor.
02:10Bir yanda içimizden bir ses, vicdanımız, hadi git gönül al diyor.
02:14Ama diğer yanda o meşhur ses var.
02:17Peki el alem ne der?
02:19Ya aciz görünürsem, ya beni yargılarlarsa?
02:22İşte bu korku, bu korku yüzünden o ilk adımı atmaktan o kadar çekindik ki,
02:27gönül almanın ne büyük bir erdem olduğunu unuttuk gittik.
02:31Peki bu el alem ne der korkusunu ne besliyor?
02:34E biraz inat var işin içinde, biraz dışarıdan gaz verenler, kışkırtanlar, dolduruşa geliyoruz hemen.
02:41Hele bir de o sakın ha barışma sen haklısın diyen dostlar var ya, onlar en fenası.
02:47Bütün bunların üstüne bir de o içimizdeki gururu, kibre ekleyince,
02:51tamam işte barışa giden ne kadar kapı varsa hepsi bir bir yüzümüze kapanıyor.
02:56Ve yazlar burada o kadar kritik bir şeye parmak basıyor ki, kargaşadan beslenenlere.
03:01Sanki böyle bir görünmez eller var, aramıza giriyor, nifak tohumları ekiyorlar.
03:07Normalde küsmeyecek insanı küstürüyorlar, dövüşmeyecek olanı dövüştürüyorlar.
03:11Neden mi?
03:12Çünkü bu kavgadan, bu gerilimden bir çıkarları var, oradan besleniyorlar.
03:16Ve sonuçta ne oldu?
03:18Sadece huzurumuzu kaybetmedik ki, o pırıl pırıl, o güzelim değerlerimizi de harcadık bu uğurda.
03:25İşin en acı tarafı da ne biliyor musunuz?
03:27Barışı sağlaması, ortalığı yatıştırması gerekenler, ne yazık ki onlar da sorunun bir parçası olduk çıktı.
03:35Ve işte şimdi o can alıcı soru geliyor.
03:39Doğrudan bize, hepimize, o öfkeyle, o hırsla köprülere atarken hiçbir an durup şöyle bir nefes aldık mı?
03:46Hiç kendimize yahu ben ne yapıyorum böyle diye sorabildik mi?
03:50Yazara göre hayır, bu hiç muhasebeyi yapamadık.
03:52E, bu muhasebeyi yapmayınca ne oldu?
03:55Tabii bunun acı bir sonucu oldu.
03:58Barış diyenlerin, aman yapmayın etmeyin diyenlerin sesi kısıldı.
04:03Onlar sessizliğe gömüldü.
04:05Ama kavgayı körükleyenler, ortalığı yangın yerine çevirenler, onlar nedense daha çok sivriydi, daha çok prim yaptı.
04:13Çok görüp, çok ironik bir durum değil mi?
04:15Peki, durum bu kadar kötü mü?
04:18Her şey bitti mi yani?
04:20Umutsuzluğa kapılıp gitmekten başka çaremiz yok mu?
04:23İşte yazar, tam da bu karamsar tabloya, bu her şey bitti havasına bir dur diyor.
04:28Bilirsiniz o meşhur şarkı sözünü.
04:31Hani hepimizin dilindedir.
04:32Genellikle böyle umutsuz anlarda, artık geri dönüşü olmayan yollara girildiğinde söylenir.
04:37Hani artık her şey için çok geç demenin bir yoludur bu.
04:41Ama yazar, tam bu noktada, o bütün karamsarlığı yıkan, o basit ama bir o kadar da güçlü soruyu soruyor.
04:47Neden vakit geç olsun ki?
04:49Bu soru var ya, bu aslında o ezberlediğimiz bütün çaresizliklere karşı bir isyan, bir başkaldırı.
04:56Ve cevabı da o kadar net, o kadar yalın ki, eğer yaşıyorsanız, şu an nefes alıp veriyorsanız, geçmiş diye bir
05:03şey olamaz, yoktur.
05:05Her yeni gün, hatta her yeni an, yepyeni bir başlangıç için bir şanstır, bir fırsattır.
05:11O yüzden umutsuzluğa teslim olmak için aslında hiçbir geçerli sebebimiz yok.
05:15Peki, madem vakit geç değil, o zaman bu kördüğümü nasıl çözeceğiz?
05:21Bu çıkmazdan nasıl çıkacağız?
05:23İşte yazar, burada topu yine bize atıyor.
05:27Sorumluluğu hepimizin omuzlarına, her birimize bırakıyor.
05:30Çıkış yolu için de aslında ta büyüklerimizden, o kadim bilgeliğimizden gelen muhteşem bir formül sunuyor.
05:38Hani demişler ya, her geceyi kadir bilmek.
05:40Yani her anın kıymetini bilmek, her anı bir fırsat, bir arınma, bir barışma imkanı olarak görmek.
05:46Eğer dünyaya, ilişkilere bu gözle bakabilirsek, o zaman anlarız ki barışmak için her an doğru andır aslında.
05:53Belki de çözüm sandığımızdan çok daha basit, kim bilir.
05:56Yine büyüklerimizin o basit ama ne kadar da derin bir sözü var.
06:00Bir seferde sen alttan al be evladım.
06:03Ama işte o gurur, o inat, bir türlü izin vermiyor ki buna.
06:07Oysa barışa giden o incecik patika, çoğu zaman bu küçücük fedakarlıktan geçiyor.
06:11Ve Metin, hepimizi şöyle bir durup düşünmeye, derin bir muhasebeye iten o son ve en büyük soruyla bitiyor.
06:18Yarın, o büyük gün gelip çattığında, bütün bu kırgınlıkların, bu kul haklarının, bu inatlaşmaların hesabı sorulduğunda biz ne diyeceğiz?
06:29Mazeretimiz ne olacak?
06:30Bu sorunun cevabı belki de bugün, tam da şu an atacağımız ya da atmayacağımız o adımlar da saklı.
06:36Üzerine gerçekten düşünmeye değer.
Yorumlar

Önerilen