00:00Merhaba, bugün sizinle hepimizin bildiği, hissettiği ama belki de üzerine çok da kafa yormadığı bir durumu konuşacağız.
00:06Karman çorman olmayı.
00:07Erol Sunat'ın kaleminden ilham alarak bu modern kaosun anatomisini bir çıkaralım istedik.
00:12Hazırsanız bu karmaşanın içine birlikte dalalım, bakalım neler bulacağız.
00:16Ve bakın daha en baştan ne kadar ruhuna uygun bir başlangıç yapıyoruz.
00:20Rahmetli Erkin babadan geliyor bu dizeler.
00:23Karman ola, çorman ola, derman ola, ferman ola.
00:26Sanki bütün bu anlatacaklarımızın fon müziği gibi değil mi?
00:30Bütün o ruh halini iki dizeye sığdırmış resmen.
00:33Peki nedir bu şarkının ve ifadenin ardındaki anlam?
00:37Gelin ilk bölümümüze geçelim.
00:40Çünkü göreceksiniz ki bu öyle sıradan bir şarkı sözü falan değil, çok daha fazlası.
00:45İçinde bulunduğumuz o varoluş halinin ta kendisi.
00:48Adeta bir teşhis gibi.
00:50Şimdi karman çorman deyince aklımıza ilk ne geliyor?
00:53Yani sözlük anlamına bakarsak evet aşırı dağınık, düzensiz, kaotik bir durum.
00:58Her şeyin birbirine girdiği, altüst olduğu bir vaziyet.
01:01Hani tam bir curcuna deriz ya işte o hesap.
01:04Ama işin asıl derinliği burada başlıyor.
01:07Yazar ne kadar güzel ifade etmiş.
01:09Aşığın dediği gibi diyor, boz bulanık sele döndüm, düzen tutmaz tele döndüm.
01:14İşte bu, kelimelerle anlatılamayacak ancak ve ancak yaşanacak bir hal.
01:18Yani mesele sadece odanızın dağınıklığı değil, asıl mesele o içimizdeki, ruhumuzdaki düzen tutmayan, o boz bulanık sel hali.
01:27Peki tamam, içimizdeki hal bu dedik de bu kaos hayatımızın nerelerinde sızmış durumda.
01:33Gelin şimdi şöyle hızlı bir tura çıkalım.
01:35Hayatımızın hangi köşeleri bu karman çorman durumdan nasibini almış, hep birlikte görelim.
01:41Ve ilk durak tabii ki kafamızın içi.
01:44Hani o bir türlü geçmek bilmeyen baş ağrıları var ya.
01:47Ya da zihnimize bir kene gibi yapışıp kalan, sürekli dönüp duran o takıntılar.
01:53İşte orası tam bir keşmekeş, tam bir karman çorma.
01:56E, kafa böyle olunca ne oluyor?
01:59Haliyle konuşmalarımıza, dilimize yansıyor.
02:01O ince, o güzelim kelimeler yavaş yavaş unutuluyor, yerine ne alıyor?
02:07Maalesef, olur olmaz yerde ağızdan kaçan küfürler.
02:11Sonra bir bakıyoruz, hayatın kendisi de karma çorman olmuş.
02:14Bir yanda kulaklıklarda acıyla yoğrulmuş şarkılar çalıyor.
02:18Diğer yanda ise insanlar sokaklardan nereye gittiğini bilmeden öylece, hedefsizce yürüyor.
02:24Ve evet, geldik belki de en can yakıcı noktalardan birine.
02:28Cebimiz.
02:29Ah o cebimiz!
02:31Ay sonu nasıl gelecek kaygısı,
02:33o bir türlü bitmeyen, insanı içten içe yiyip bitiren belirsizlik hali.
02:38O da karman çorma.
02:39Ve bu hızlı turu tamamlarken belki de en tehlikelisine geliyoruz.
02:45Dilimiz.
02:46Dilimiz de karman çorman.
02:48Söylediğimiz sözler var ya, yazarın ifadesiyle resmen engerek yılanının zehrinden daha beter bir hale bürünüyor.
02:55Peki, iyi, güzel, her yer karman çorman dedik, kafamız, cebimiz, hayatımız.
03:01Peki, bu altüst olmak dediğimiz şeyin sonuçları ne?
03:04Yani, bir insan bu duruma düştüğünde başına tam olarak ne geliyor?
03:08Yazarın çizdiği tablo o kadar net ve bir o kadar da ne yazık ki kasvetli ki, bakın adım adım anlatıyor,
03:15önce diyor bir çıkmaz sokağa girersin, sonra ne olduğunu anlamadan bilmediğin bir duvara toslarsın, yaralanırsın ve düştüğün yerde kala kalırsın.
03:23Ama en kötüsü ne biliyor musunuz? O düştüğün yerde kimse sana bir el uzatmaz.
03:29Kimse hadi kalk demez, kimse dayan biraz demez.
03:33Ya da en çok ihtiyacın olan o merak etme, ben yanındayım cümlesini kurmaz.
03:38İşte bu mutlak bir yalnızlık.
03:41İşte bu derin yalnızlık hissi bizi doğrudan başka bir duyguya, çaresizliğe götürüyor.
03:47Ve bakın yine kim imdadımıza yetişiyor?
03:49Yine Erkin Koray.
03:51İp üstünde kaderimiz, yürüyoruz hep, çaresiz diyor Erkin Baba.
03:56Düşünsenize, ne kadar tanıdık bir his bu değil mi?
03:59Sanki her an dengemizi kaybedip düşecekmişiz gibi o incecik ipin üzerinde yürümek.
04:04Peki size bir soru.
04:06Bu çaresizliği tenceresi hayatında hiç boş kaynamamış birine nasıl anlatırsınız?
04:11Ya da mutfağının kapısından umutsuzluk hissi bir kere bile girmemiş birine bu durumu nasıl tarif edersiniz?
04:17Mümkün mü sizce?
04:18Aslında yazar burada iki ayrı dünyanın, iki ayrı gerçeğin fotoğrafını çekiyor resmen.
04:24Bir tarafta karnı aç kalkanlar var.
04:27Onlar boş sofraları da bilir, umutsuzluğu da.
04:30Diğer taraftaysa o dolu sofralardan başını bile kaldırmayan, dış dünyadan tamamen habersiz, doymak bilmeyenler var.
04:38İyi de bu kadar karamsar bir tablo çizdik, hiç mi çıkış yolu yok, hiç mi bir umut ışığı yok?
04:44Yazar diyor ki var ve tam da bu en karanlık noktada bir eylem çağrısına, bir fırsata işaret ediyor Ramazan ayına.
04:51Düşününce tüm bu karman çorman halin ortasında çözüm ne kadar da basit aslında değil mi?
04:58Hocalarımızın o hep söylediği o yalın tavsiye, Allah rızası için bir oruçluyu doyurun.
05:03Bu kadar.
05:04Ama tabii iş laftan eyleme gelince hemen o meşhur, o kahramanca sözü duyarız değil mi?
05:09Ben elimi taşın altına koymaya hazırım.
05:12Vay be ne kadar da büyük bir laf, ne kadar yiğitçe geliyor kulağa.
05:16İşte yazar tam da bu noktada frene basıyor.
05:19Diyor ki durun bir dakika, bırakın bu işin edebiyatını, elinizi filan taşın altına koymayın.
05:24Yapılması gereken tek bir şey var, çok daha basit.
05:28Elinizi cebinize atın, bu kadar, net.
05:31E tabii hemen bir bahane gelir değil mi?
05:33Ama ama elim titriyor, veremem diyenler olabilir.
05:36Yazarın buna cevabıysa gerçekten bir tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne.
05:40İyi de mübarek Ramazan ayında senin cebinde akrebin ne işi var?
05:45Ve bu müthiş analiz hepimizi şöyle bir durup düşündüren o can alıcı soruyla bitiyor.
05:50Diyor ki yazar, 11 ay boyunca cebimizden bir an bile eksik etmediğimiz o akrebin artık bir aylığına da olsa tatile
05:57çıkma zamanı gelmedi mi sizce de?
Yorumlar