Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 hafta önce
Erol Sunat, kaleme aldığı bu yazısında Ramazan ayının vedasını derin bir yalnızlık ve ekonomik sıkıntı penceresinden anlatmaktadır. Yazar, manevi iklimin huzurundan ziyade halkın maruz kaldığı enflasyonun yıkıcı etkilerine ve alım gücünün tükenmesine odaklanmaktadır. Emeklilerin, asgari ücretlilerin ve dar gelirlilerin geçim derdiyle boğuşurken bayram sevincinden mahrum kaldıkları vurgulanmaktadır. Toplumsal bir duyarsızlık ve yabancılaşmanın hâkim olduğunu belirten Sunat, yükselen kira fiyatları ve hayat pahalılığı karşısında insanların kendi içine kapandığını ifade etmektedir. Metin genelinde, mübarek günlerin gölgesinde kalan geçim mücadelesi hüzünlü ve sitemkâr bir üslupla dile getirilmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugün sizlerle Erol Sunat'ın çok dokunaklı bir yazısını konuşalım istiyorum.
00:05Ramazan ayının sonlarına doğru Türkiye'deki genel havayı, o ruh halini öyle güzel anlatmış ki.
00:12Gelin Sunat'ın kaleminden dökülenlere bir bakalım ve bu ortak kederin, bu ekonomik sıkıntıların ardında yatanları anlamaya çalışalım.
00:20Yazar söze tam da buradan, bu cümleyle başlıyor.
00:23Ramazan'ın vedası buruk bir veda diyor.
00:25Yani daha en baştan bize diyor ki, beklediğiniz o coşkulu bayram havası yok, burada melankolik, hüzünlü bir veda var.
00:32Ve aslında bu tek cümle, inanın bana bütün yazının özeti gibi.
00:36İşte ilk bölümümüz, hüzünlü bir veda.
00:39Alt başlıkta diyor ki, kutsal bir ayın sonunda yaşanan kollektif keder.
00:44Yani olay kişisel bir mesele değil.
00:46Sunat'a göre bu hepimizi saran ortak bir duygu.
00:49Bu benim değil, bizim hüznümüz.
00:51Ve bu hissi, bu kollektif hüznü anlatırken, bakın ne diyor yazar, ağlamak geçiyor insanların içinden.
00:59Bunu da öyle kuru kuru söylemiyor.
01:00Sanki bir türküden fırlamış gibi, halkın dilinden konuşuyor.
01:05Karabahtım, kem talihim gibi deyişlere atıfta bulunarak, insanların artık içlerinde tutamadığı, haykırmak zorunda kaldığı o derin çaresizlik hissine dokunuyor.
01:14Şimdi, ortada bir tezat var.
01:17Bir anda, bakın mübarek Kadir gecesi kapıda, hemen arkasından bayram geliyor.
01:22Yani maneviyatın zirve yaptığı zamanlardayız ama, ama insanların hissettiği şey çok başka.
01:29Kimsenin onları dinlemediğini, görmediğini, anlamadığını düşünüyorlar.
01:33Yani en kutsal zamanlar yaklaşırken bile, insanlar kendilerini tamamen görünmez hissediyor.
01:39Peki, bu duyulmama, bu anlaşılmama hissi, insanı nereye götürür?
01:45İşte yazarın deyişiyle, yalnızlar rıhtımına.
01:48Bu bölümde, bu kollektif yalıtılmışlığı, yani kalabalıklar içindeki o inanılmaz yalnızlığı keşfedeceğiz.
01:56Peki, kim bu yalnızlar?
01:58Yazar soruyor ve cevabını da kendisi veriyor.
02:01Biz, sen, ben, hepimiz.
02:03İşte bu çok kritik.
02:05Çünkü bu, ah şu köşedeki birkaç kişinin hikayesi değil.
02:08Yazar diyor ki, bu hepimizin hikayesi.
02:11Toplumu sarmış ortak bir ruh halinden, genel bir durumdan bahsediyoruz.
02:15Ve bu yalnızı anlatmak için hepimizin bildiği, dilimize pelesenk olmuş o meşhur şarkıdan daha iyi bir yol olabilir miydi?
02:22Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar.
02:24Bu sözler, o anlatılmak istenen derin, kişisel ama bir o kadar da ortak kederi o kadar iyi anlatıyor ki.
02:31Düşünsenize, gökyüzündeki yıldızlar kadar yalnız hissetmek.
02:34Peki, bu yalnızlık en çok kimleri vuruyor?
02:36Yazar, duyulmayanlar başlığı altında sıralıyor.
02:40Emekli garip, asgari ücretli garip, fakir fukaraysa daha bir garip.
02:44Buradaki garip kelimesi çok önemli.
02:46Sadece tuhaf anlamında değil, hani o bildiğimiz kimsesiz, çaresiz, boynu bükük anlamında kullanılıyor.
02:52Ve ana hissiyat ne?
02:54Garibin halinden anlayan yok.
02:56Peki tamam, hüzün var, yalnızlık var, çaresizlik var.
03:00Ama neden?
03:01Kaynağı ne bunun?
03:02İşte şimdi bu soyut duygulardan biraz uzaklaşıp, yazarın işaret ettiği o somut nedene geliyoruz.
03:09Bölüm başlığımız, enflasyon gulyabanisi.
03:12Artık o hüznün kaynağına bir isim koyma vakti.
03:14Evet, yazar bu canavarın adını koyuyor, enflasyon denen gulyabani.
03:20Bakın bu çok önemli.
03:21Enflasyon burada bir ekonomi terimi, bir yüzde değil.
03:25Hayır, adeta canlanmış, sokaklarda arsızca dans eden, hayatlarımızı darmadağın eden bir canavar olarak tasvir ediliyor.
03:33Hatta yazarın kendi ifadesiyle bu gulyabani kimi yerde halay çekiyor, kimi yerde horon tepiyor.
03:40Yani gözümüzün içine baka baka yapıyor bunu.
03:43Bilmeyenler için söyleyelim, gulyabani bizim folklorumuzda insanlarla beslenen korkunç bir canavardır.
03:50İşte yazar bu metaforu alıp günümüzün ekonomik gücüne enflasyonu uyarlıyor.
03:55Neden bu kadar güçlü bir benzetme peki?
03:57Çünkü enflasyonu artık raporlardaki soğuk, anlamsız bir rakam olmaktan çıkarıyor.
04:02Onu her birimizin her gün savaşmak zorunda olduğu kanlı canlı, kötü niyetli bir düşmana dönüştürüyor.
04:09Peki bu gulyabani'nin ne kadar yıkıcı olduğunu görmek ister misiniz?
04:14İşte size en somut, en acı kanıtı.
04:17Elimizdeki en büyük köyot para 200 lira.
04:20Piyasaya çıktığı Ocak 2009'da tam 132 dolar ediyormuş.
04:24Bugün ne kadar ediyor? 5 dolar bile değil.
04:27Yani rakamlar ortada.
04:29Bu tam anlamıyla bir knockout vuruşu.
04:32Peki bu dolar kuru ne anlama geliyor?
04:34Günlük hayatta ne ifade ediyor?
04:36İşte yazar onu da söylüyor, o 200 lirayla et alamazsın, tavuk alamazsın bir kilo balığa yetmez.
04:42İşte en can alıcı nokta tam da burası.
04:44Bu değer kaybının gündelik hayattaki, mutfaktaki somut karşılığı bu.
04:49Mesele artık sadece döviz kuru falan değil, mesele en temel gıdaya bile ulaşamamak haline gelmiş durumda.
04:55Peki bu ekonomik gulyabani sadece cüzdanlarımızı, mutfaklarımızı mı vuruyor?
05:00Hayır.
05:01Bir de madalyonun öbür yüzü var, sosyal maliyeti.
05:04İşte sıradaki bölümümüz tam da bunu anlatıyor.
05:07Gülmeyi unuttuk.
05:09Yazar burada çok çarpıcı bir karşılaştırma yapıyor.
05:11Eskiden nasıldı?
05:13Efkarlansak diyor kendimizi sokağa atardık.
05:15Bir arkadaşla, bir dostla dertleşirdik.
05:18Peki ya şimdi?
05:19Şimdi eve kapandı kaldı insanlar.
05:21Ama sadece eve değil, bakın ne diyor?
05:23Hem eve kapandı hem de içine.
05:26Yani tam bir çift katlı kapanma hali.
05:28Bu zorluklarla başa çıkma şeklimizin nasıl değiştiğini gösteren acı bir tablo.
05:33Ve bu içe kapanma, bu inziva hali hayatımızın her alanına yayılmış durumda.
05:38En büyük dert ne?
05:39Kira ve barınma sorunu.
05:41Bunun sonucunda insanlar ne hale gelmiş?
05:43Duvar gibi soğuk.
05:44Yolda birbirine selam vermekten, göz göze gelmekten kaçınıyorlar.
05:48Herkesin yüzü gergin, asık.
05:50Ve en acısı, yazarın da dediği gibi gülmeyi unuttuk.
05:54Yani bir selam, bir tebessüm gibi en temel insani reflekslerimiz bile bu ekonomik stresin altında ezilip gitmiş durumda.
06:01Ve tüm bu tabloyu özetleyen, belki de en can alıcı cümle geliyor şimdi.
06:06Biz onca denizler açtık, boğulmak üzereyiz derede.
06:09Ne kadar güçlü bir ifade değil mi?
06:11Yani tarih boyunca ne badireler atlatmış bir toplumun,
06:14şimdi gündelik basit yaşam mücadelesi içinde boğulma noktasına gelmesinin trajedisi.
06:19Büyük okyanusları geçmişsin ama küçücük bir derede boğuluyorsun.
06:23İşte yazarın anlatmak istediği his tam olarak bu.
06:26Ve yazar, yazısını bir çözümle, bir umut ışığıyla bitirmiyor.
06:30Hayır, bizi hepimizin aklında olan o devasa soruyla baş başa bırakıyor.
06:34Bu insanlar, bu enflasyon karşısında nasıl geçinecek?
06:38İşte bu soru, adeta bütün yazının üzerinde bir ağırlık gibi duruyor.
06:43Yazar bize bir cevap vermiyor.
06:44Çünkü belki de kolay bir cevamı yok.
06:47Sadece o derin çaresizliği, o modern altı ortaya koyuyor ve düşünme sırasını bize bırakıyor.
Yorumlar

Önerilen