00:00Herkese merhaba, bugün sizlerle Erol Sunat'ın çok dokunaklı bir yazısını konuşalım istiyorum.
00:05Ramazan ayının sonlarına doğru Türkiye'deki genel havayı, o ruh halini öyle güzel anlatmış ki.
00:12Gelin Sunat'ın kaleminden dökülenlere bir bakalım ve bu ortak kederin, bu ekonomik sıkıntıların ardında yatanları anlamaya çalışalım.
00:20Yazar söze tam da buradan, bu cümleyle başlıyor.
00:23Ramazan'ın vedası buruk bir veda diyor.
00:25Yani daha en baştan bize diyor ki, beklediğiniz o coşkulu bayram havası yok, burada melankolik, hüzünlü bir veda var.
00:32Ve aslında bu tek cümle, inanın bana bütün yazının özeti gibi.
00:36İşte ilk bölümümüz, hüzünlü bir veda.
00:39Alt başlıkta diyor ki, kutsal bir ayın sonunda yaşanan kollektif keder.
00:44Yani olay kişisel bir mesele değil.
00:46Sunat'a göre bu hepimizi saran ortak bir duygu.
00:49Bu benim değil, bizim hüznümüz.
00:51Ve bu hissi, bu kollektif hüznü anlatırken, bakın ne diyor yazar, ağlamak geçiyor insanların içinden.
00:59Bunu da öyle kuru kuru söylemiyor.
01:00Sanki bir türküden fırlamış gibi, halkın dilinden konuşuyor.
01:05Karabahtım, kem talihim gibi deyişlere atıfta bulunarak, insanların artık içlerinde tutamadığı, haykırmak zorunda kaldığı o derin çaresizlik hissine dokunuyor.
01:14Şimdi, ortada bir tezat var.
01:17Bir anda, bakın mübarek Kadir gecesi kapıda, hemen arkasından bayram geliyor.
01:22Yani maneviyatın zirve yaptığı zamanlardayız ama, ama insanların hissettiği şey çok başka.
01:29Kimsenin onları dinlemediğini, görmediğini, anlamadığını düşünüyorlar.
01:33Yani en kutsal zamanlar yaklaşırken bile, insanlar kendilerini tamamen görünmez hissediyor.
01:39Peki, bu duyulmama, bu anlaşılmama hissi, insanı nereye götürür?
01:45İşte yazarın deyişiyle, yalnızlar rıhtımına.
01:48Bu bölümde, bu kollektif yalıtılmışlığı, yani kalabalıklar içindeki o inanılmaz yalnızlığı keşfedeceğiz.
01:56Peki, kim bu yalnızlar?
01:58Yazar soruyor ve cevabını da kendisi veriyor.
02:01Biz, sen, ben, hepimiz.
02:03İşte bu çok kritik.
02:05Çünkü bu, ah şu köşedeki birkaç kişinin hikayesi değil.
02:08Yazar diyor ki, bu hepimizin hikayesi.
02:11Toplumu sarmış ortak bir ruh halinden, genel bir durumdan bahsediyoruz.
02:15Ve bu yalnızı anlatmak için hepimizin bildiği, dilimize pelesenk olmuş o meşhur şarkıdan daha iyi bir yol olabilir miydi?
02:22Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar.
02:24Bu sözler, o anlatılmak istenen derin, kişisel ama bir o kadar da ortak kederi o kadar iyi anlatıyor ki.
02:31Düşünsenize, gökyüzündeki yıldızlar kadar yalnız hissetmek.
02:34Peki, bu yalnızlık en çok kimleri vuruyor?
02:36Yazar, duyulmayanlar başlığı altında sıralıyor.
02:40Emekli garip, asgari ücretli garip, fakir fukaraysa daha bir garip.
02:44Buradaki garip kelimesi çok önemli.
02:46Sadece tuhaf anlamında değil, hani o bildiğimiz kimsesiz, çaresiz, boynu bükük anlamında kullanılıyor.
02:52Ve ana hissiyat ne?
02:54Garibin halinden anlayan yok.
02:56Peki tamam, hüzün var, yalnızlık var, çaresizlik var.
03:00Ama neden?
03:01Kaynağı ne bunun?
03:02İşte şimdi bu soyut duygulardan biraz uzaklaşıp, yazarın işaret ettiği o somut nedene geliyoruz.
03:09Bölüm başlığımız, enflasyon gulyabanisi.
03:12Artık o hüznün kaynağına bir isim koyma vakti.
03:14Evet, yazar bu canavarın adını koyuyor, enflasyon denen gulyabani.
03:20Bakın bu çok önemli.
03:21Enflasyon burada bir ekonomi terimi, bir yüzde değil.
03:25Hayır, adeta canlanmış, sokaklarda arsızca dans eden, hayatlarımızı darmadağın eden bir canavar olarak tasvir ediliyor.
03:33Hatta yazarın kendi ifadesiyle bu gulyabani kimi yerde halay çekiyor, kimi yerde horon tepiyor.
03:40Yani gözümüzün içine baka baka yapıyor bunu.
03:43Bilmeyenler için söyleyelim, gulyabani bizim folklorumuzda insanlarla beslenen korkunç bir canavardır.
03:50İşte yazar bu metaforu alıp günümüzün ekonomik gücüne enflasyonu uyarlıyor.
03:55Neden bu kadar güçlü bir benzetme peki?
03:57Çünkü enflasyonu artık raporlardaki soğuk, anlamsız bir rakam olmaktan çıkarıyor.
04:02Onu her birimizin her gün savaşmak zorunda olduğu kanlı canlı, kötü niyetli bir düşmana dönüştürüyor.
04:09Peki bu gulyabani'nin ne kadar yıkıcı olduğunu görmek ister misiniz?
04:14İşte size en somut, en acı kanıtı.
04:17Elimizdeki en büyük köyot para 200 lira.
04:20Piyasaya çıktığı Ocak 2009'da tam 132 dolar ediyormuş.
04:24Bugün ne kadar ediyor? 5 dolar bile değil.
04:27Yani rakamlar ortada.
04:29Bu tam anlamıyla bir knockout vuruşu.
04:32Peki bu dolar kuru ne anlama geliyor?
04:34Günlük hayatta ne ifade ediyor?
04:36İşte yazar onu da söylüyor, o 200 lirayla et alamazsın, tavuk alamazsın bir kilo balığa yetmez.
04:42İşte en can alıcı nokta tam da burası.
04:44Bu değer kaybının gündelik hayattaki, mutfaktaki somut karşılığı bu.
04:49Mesele artık sadece döviz kuru falan değil, mesele en temel gıdaya bile ulaşamamak haline gelmiş durumda.
04:55Peki bu ekonomik gulyabani sadece cüzdanlarımızı, mutfaklarımızı mı vuruyor?
05:00Hayır.
05:01Bir de madalyonun öbür yüzü var, sosyal maliyeti.
05:04İşte sıradaki bölümümüz tam da bunu anlatıyor.
05:07Gülmeyi unuttuk.
05:09Yazar burada çok çarpıcı bir karşılaştırma yapıyor.
05:11Eskiden nasıldı?
05:13Efkarlansak diyor kendimizi sokağa atardık.
05:15Bir arkadaşla, bir dostla dertleşirdik.
05:18Peki ya şimdi?
05:19Şimdi eve kapandı kaldı insanlar.
05:21Ama sadece eve değil, bakın ne diyor?
05:23Hem eve kapandı hem de içine.
05:26Yani tam bir çift katlı kapanma hali.
05:28Bu zorluklarla başa çıkma şeklimizin nasıl değiştiğini gösteren acı bir tablo.
05:33Ve bu içe kapanma, bu inziva hali hayatımızın her alanına yayılmış durumda.
05:38En büyük dert ne?
05:39Kira ve barınma sorunu.
05:41Bunun sonucunda insanlar ne hale gelmiş?
05:43Duvar gibi soğuk.
05:44Yolda birbirine selam vermekten, göz göze gelmekten kaçınıyorlar.
05:48Herkesin yüzü gergin, asık.
05:50Ve en acısı, yazarın da dediği gibi gülmeyi unuttuk.
05:54Yani bir selam, bir tebessüm gibi en temel insani reflekslerimiz bile bu ekonomik stresin altında ezilip gitmiş durumda.
06:01Ve tüm bu tabloyu özetleyen, belki de en can alıcı cümle geliyor şimdi.
06:06Biz onca denizler açtık, boğulmak üzereyiz derede.
06:09Ne kadar güçlü bir ifade değil mi?
06:11Yani tarih boyunca ne badireler atlatmış bir toplumun,
06:14şimdi gündelik basit yaşam mücadelesi içinde boğulma noktasına gelmesinin trajedisi.
06:19Büyük okyanusları geçmişsin ama küçücük bir derede boğuluyorsun.
06:23İşte yazarın anlatmak istediği his tam olarak bu.
06:26Ve yazar, yazısını bir çözümle, bir umut ışığıyla bitirmiyor.
06:30Hayır, bizi hepimizin aklında olan o devasa soruyla baş başa bırakıyor.
06:34Bu insanlar, bu enflasyon karşısında nasıl geçinecek?
06:38İşte bu soru, adeta bütün yazının üzerinde bir ağırlık gibi duruyor.
06:43Yazar bize bir cevap vermiyor.
06:44Çünkü belki de kolay bir cevamı yok.
06:47Sadece o derin çaresizliği, o modern altı ortaya koyuyor ve düşünme sırasını bize bırakıyor.
Yorumlar