00:00Hadi gelin yazar Nazım Peker'in davetiyle şöyle bir geçmişe gidelim.
00:04Biz bizken dediği o zamanlara doğru bir yolculuğa çıkalım.
00:08Bu yolculukta toplum olarak zamanla neleri kazanıp neleri kaybettiğimizi onun penceresinden bakacağız.
00:15Hazırsanız başlıyoruz.
00:16Yazarın şu sorusuyla başlıyoruz aslında her şeye.
00:19Neler kazandık, neler kaybettik bir anımsayalım mı?
00:23Bu sadece onun değil hepimizin kendine sorması gereken bir soru belki de.
00:27Gelin o günlerin kapısını şöyle bir aralayalım bakalım.
00:31Peki bu yolculuğa nereden başlıyoruz?
00:34Her şeyin temelinden.
00:35Bir toplumu ayakta tutan o görünmez ama en güçlü bağlardan, güven ve komşuluktan.
00:41Şöyle bir düşünelim.
00:43Eskiden kredi kartı falan yoktu.
00:45Onun yerine mahalle bakkalı ve o meşhur veresiye defteri vardı.
00:49Paran mı yetmedi?
00:50Amca deftere yazıver derdin.
00:52Olur biterdi.
00:53Çünkü bu sistemin temelinde tamamen kişisel güven vardı.
00:56Bakkal seni tanırdı, sen onu.
00:58Bugünse her şey banka sistemleri üzerinden yürüyor.
01:01Ve ödeyemediğin ufacık bir borç için bile kapında icra memurlarını bulabiliyorsun.
01:05İşte bu küçük tablo bile o insani güvenden bugünün kurumsal mesafesini nasıl geçtiğimizi gözler önüne seriyor değil mi?
01:12Şimdi bu ifadeye bir bakın.
01:14Gerçekten çok çarpıcı.
01:16O zamanlar bir komşunun çocuğunu kucağına alıp sevmek, başını okşamak dünyanın en doğal şeyiydi.
01:21Kimsenin aklının ucundan bile kötü bir niyet geçmezdi.
01:24İşte bu tek cümle o temel güvenin olduğu bir toplumdan bugünün şüphe ve korku dolu günlerine nasıl geldiğimizi tokat gibi
01:32yüzümüze vuruyor.
01:33Ve bu güven meselesi sadece komşulukla da sınırlı değildi ha.
01:36Okullara bakın mesela.
01:38Öğretmenler toplumda o kadar büyük saygı görürdü ki velilerin aklına bile gelmezdi onların kararlarını sorgulamak.
01:44Neden?
01:45Çünkü şundan emindiler.
01:47Öğretmen o çocuğu kendi evladı gibi görüyor.
01:49O zamanların en büyük haylazlığı neydi biliyor musunuz?
01:52Tuvalette gizlice içilen bir sigara.
01:55Şimdi ise okul önlerinde uyuşturucu satılması gibi korkunç bir gerçekle yüz yüzeyiz.
02:00Yani aradaki uçurumu bir hayal edin.
02:02Şimdi de rotayı çocukluğa çevirelim.
02:05O sokaklara.
02:07Hani mahallenin adeta ortak oturma odası olduğu cıvıl cıvıl zamanlara.
02:12Tipi tip gazoz kapağı misket.
02:14Bu isimler birçoğunuzda tanıdık geldi eminim.
02:16İşte bunlar ne tablette ne de telefonda oynanıyordu.
02:20Bunlar sokakların tozunda arkadaşlarla kan ter içinde kalarak bağırış çağrış oynanan oyunlardı.
02:25Hepimizin ortak hafızasının bir parçası.
02:28Düşünsenize şu özgürlüğü.
02:30Sabah evden çıkıyorsun ve akşam hava kararana yorgunluktan bitap düşünceye kadar sokaktasın.
02:36Susayınca komşu teyzeden bir bardak su içip oyuna devam ediyorsun.
02:40Şimdi ise bambaşka bir dünyadayız.
02:42Aileler çocuklarını evin önündeki parka bile yalnız göndermeye korkuyor.
02:46Sanki sokaklar artık çocukların değil bizim korkularımızın oyun alanı olmuş gibi.
02:51Peki o hayatlar nasıldı?
02:53İşte burada ilginç bir çelişki çıkıyor karşımıza.
02:56Her şey daha basit, teknoloji daha az ama hayatlar nasıl daha zengin ve canlı hissedilebiliyordu?
03:02Evet belki de en büyük paradoks buydu.
03:04Televizyonlar siyah beyazdı doğru ama hayatlar cam canlıydı, rengarenkti.
03:08Çünkü o renkler ekrandan değil, bir araya gelmekten, sohbetten, o içten paylaşımdan geliyordu.
03:15Bugün herkesin elinde bir ekran var.
03:17Ama o zamanlar televizyon izlemek bile tek başına yapılan bir şey değildi.
03:21Bütün mahalleyi bir araya getiren bir ritüeldi adeta.
03:24Düşünün, evinde televizyon olan komşuya gidiyorsun,
03:27elinde belki bir tabak börek, biraz çekirdek ve kimse sana neden geldin diye sormuyor.
03:32Tam tersi en güzel yere oturtuluyorsun.
03:34O basit an bile komşuluk bağlarını o kadar güçlendiyordu ki.
03:38Ve geldik belki de meselenin kalbine, bu anlatının özüne.
03:42Biz bizdik demenin ne anlama geldiğini.
03:45Öteki beriki bilmezdik.
03:46Ne kadar basit ama ne kadar derin bir cümle değil mi?
03:49Yani insanları kafamızda etiketlere, kutulara ayırmadığımız bir anlayış.
03:54Ve bu sadece lafta kalan bir şey değildi.
03:57Alevi mi, Sünni mi, Türk mü, Kürt mü, Çerkez mi, Müslüman mı, değil mi?
04:01Yazara göre o zamanlar bu kimlikler insanları birbirinden ayıran duvarlar değildi.
04:06Tam tersine toplumun bir zenginliğiydi.
04:09Kimse bu etiketlerle anılmıyordu.
04:11Bu farklar komşuluğun, dostluğun önüne geçemiyordu.
04:14Çünkü kilit nokta şuydu.
04:16Karşındakinin etiketinden önce bir insan olduğunu, bir arkadaş, bir dost olduğunu bilirdin.
04:22Asıl kimliğimiz, ortak insanlığımızdı.
04:25İşte biz, bizdik demek tam olarak bu anlama geliyor.
04:28Sevincin de, acının da ortak olduğu, bir cenaze olduğunda bütün sokağın yasa boğulduğu,
04:34bir düğün olduğundaysa hep birlikte halay çekildiği bir ruh haliydi bu.
04:38Kimliğimizin ben değil, biz olduğu zamanlar.
04:41Ve yazar tüm bu yolculuğu, tüm bu anıları tek bir cümleye sığdırıyor aslında.
04:46O sıcaklığın, o güvenin, o samimiyetin tek bir sebebi vardı.
04:50Çünkü o yıllarda, biz, bizdik.
04:54Peki, geçmişe yaptığımız bu yolculuktan sonra, o soru şimdi bize dönüyor.
04:59O eski biz duygusunu anımsadıktan sonra, bugün biz olmak bizim için ne anlama geliyor?
05:05Sanırım bu sorunun cevabı da, hepimizin kendi içinde, kendi hayatında saklı.
05:13Çeviri ve Altyazı M.K.
Yorumlar