00:00Merhabalar, bugün sizi zamanda geriye götüren biraz hüzünlü ama bir o kadar da tatlı bir yolculuğa çıkaracağız.
00:07Bir yazarın anılarının peşine takılıp eski Ankara'nın sokaklarında, parklarında dolaşacağız.
00:12Yazar Mehmet Edip Ören'in bu sözüyle başlamak istedim.
00:15Çünkü bu cümle aslında bütün anlatının ruhunu özetliyor, kaybolan anlamlar ve geride kalan hatıralar.
00:22Evet, hazır mısınız? Yazarın gözünden Ankara'nın iki kolik mekanına, yani bir zamanlar ne ifade ettiklerine ve insanların hafızasından nasıl
00:34izler bıraktıklarına yakından bakacağız.
00:36Ama başlamadan önce yazarın bakış açısını anlamamız için çok önemli bir detay var.
00:42O, Ankara'daki zamanı kendine göre ikiye ayırıyor.
00:45İme o, yani İmelihten önce dediği, o çok sevdiği kamusal alanların capcanlı olduğu dönem.
00:51Ve bir de İMS var, yani İmelihten sonra.
00:54Bu mekanların ya tamamen değiştiği ya da yok olduğu bir dönem.
00:58Bütün anılarını işte bu kişisel çerçeveden anlatıyor.
01:02Hadi o zaman, ilk durağımıza gidelim de bu zaman çizelgesini anlama geliyor, daha iyi görelim.
01:08Yazarın o zamanlar için apayrı bir dünya dediği yer Atatürk Orman Çiftliği.
01:13Peki, yazarın anılarındaki AOÇ'de neler var?
01:16Şöyle bir bakalım.
01:17O, meşhur merkez lokantası.
01:19Orada müzik yapan hüzünlü bir kemancı.
01:21Tadı damaklarda kalan o süt ürünleri, hayvanat bahçesi ve tabii ki çocukların en büyük eğlencesi midilliler.
01:29Yazar, özellikle merkez lokantasını anlatırken duyularımıza hitap ediyor.
01:33Gözünüzde canlandırın.
01:35Bir yanda aileler keyifle köftelerini yiyor, diğer yanda ise kör bir kemancı, o naif ezgilerini çalıyor.
01:41Zaten yazarın kendi sözleri de durumu çok güzel özetliyor.
01:45Öyle kimsenin taşkınlık yapmadığı, herkesin birbirine saygılı olduğu, ortak bir anı paylaştığı medeni bir atmosfer varmış orada.
01:53Eh, karınlar doydu.
01:55Ama, auçtan eli boş dönülür mü hiç?
01:58Yazarın, lezzet şampiyonları dediği bu ürünlerden almadan dönmek olmazmış.
02:02Hele o yarım kiloluk cam kavanozdaki yoğut yok mu?
02:05Bilenler bilir, bir dönemin sembolüdür adeta.
02:08Sıradaki durağımız, hayvanat bahçesi.
02:12Yazarın anlattığına göre, kızı yürümeye başladıktan sonra burası ailenin vazgeçilmez bir ziyaret noktası haline gelmiş.
02:19Hem bir merak, hem de bir hüzün mekanı.
02:22Ve işte o hüznün en somut hale, tek gözlü kaplan.
02:26Hayvanat bahçesinin bu meşhur sakininin kafesinin önünde, yazar ve ailesi dakikalarca durup ona acırlarmış.
02:32Bu küçük anı bile aslında insanların o mekanla ve oradaki canlılarla nasıl derin bir bağ kurduğunu gösteriyor.
02:39Turumuza şimdi ikinci durağımızla devam ediyoruz.
02:42Yazarın anlatımıyla Gençlik Parkı, özellikle akşamları ailelerin akın ettiği bir tür harikalar diyarıymış.
02:49Düşünsenize, parka daha girer girmez sizi rengarenk ışıklarla dans eden suların o büyüleyici gösterisi karşılıyor.
02:57Akşamın bütün büyüsü daha ilk adımda sizi sarıp sarmalıyormuş.
03:01Parkın içerisi de bambaşka bir dünya, çocukların rüyası mini tren turu, havuzun ortasında bir gemi gibi duran ada restoran ve
03:09tabii ki akşamın asıl yıldızı Luna Park.
03:13Her köşesi ayrı bir cazibe merkeziymiş.
03:16Ama Gençlik Parkı'nı asıl özel kılan, geleneklerden birine, yazarın ailesi için adeta bir ritüel olan o meşhur pikniklere gelelim
03:24şimdi.
03:25Ve işin en güzel yanı neydi biliyor musunuz?
03:29Dışarıdan kendi yiyeceğini getirmek serbestti.
03:31Annelerin yaptığı o güzelim yöresel yemekler, lahmacunlar, börekler.
03:36Aileler bunları getirir, çay bahçesinden de şöyle kocaman bir semaver çay söyler, göl kenarının keyfini çıkarırlarmış.
03:44Ne büyük bir özgürlük.
03:46Ama yazar diyor ki, tüm bu keyifli piknik faslından sonra aslında herkesin aklında tek bir yer vardı.
03:53Akşamın asıl olayı, herkesin sabırsızlıkla beklediği o an, Luna Park'a gitmek.
03:59Ve işte hepimizin çocukluğundan bir parça.
04:02Yazarın favorisi çarpışan arabalarmış.
04:05O hissi ne kadar da güzel anlatmış değil mi?
04:08Tam size çarpanı köşeye sıkıştırmışsınız, intikamınızı alacaksınız, hop süre biter.
04:13O tatlı hayal kırıklığı.
04:15Biraz daha şık bir akşam geçirmek isteyenler içinse Fenerbahçe kebapçısı varmış.
04:21Yazar suyun kenarında oturup etrafta süzülen kayıkları izlerken,
04:25insanın kendini sanki İstanbul'da boğaz kenarında yemek yiyormuş gibi hissettiğini söylüyor.
04:31Parkın anlamı sadece eğlencelede sınırlı değilmiş tabii.
04:34Burası hayatın en önemli anlarına da ev sahipliği yapmış.
04:39Yazar da dahil olmak üzere Ankara'daki sayısız çift,
04:42parkın içindeki nikah dairesinde o dönemin efsane nikah memuru Müşteba Bey'in kıydığı nikahla evlenmiş.
04:50Peki bütün bu anılar, mekanlar değişince, yok olunca bu anılara ne oluyor?
04:56Yani bir şehir anılarını nasıl ve nerede saklar?
05:00İşte bu soru bizi yazarın anlatısının sonuna doğru getiriyor.
05:04Çünkü yazarın hissettiği tam olarak bu.
05:06Anlattığı tüm bu canlı, neşeli sahnelerin İMO dediği o eski döneme ait olduğunu
05:12ve İMS dediği dönemde artık var olmadığını söylüyor.
05:16Sanki eski bir fotoğrafa bakıyor gibi.
05:19Peki ne kayboldu?
05:20Yazarın gözünden baktığımızda sadece binalar ya da çarpışan arabalar değil.
05:25Aslında kaybolan, merkez lokantasının o medeni atmosferi,
05:29bir aile pikniğinin o basit ama değerli özgürlüğü
05:32ve şehrin ortasında insana nefes aldıran o ortak anlar.
05:36Ve işte yazarın vardığı en can alıcı sonuç.
05:39Anlattığı o capcanlı, neşeli, anlam dolu Ankara
05:43artık sadece zihinlerde solgun birer haltıra olarak yaşıyor.
05:47Bu kişisel yolculuk aslında hepimizin ortak bir deneyimine dokunuyor.
05:52Bu yüzden son soruyu size sormak istiyorum.
05:54Sizin için çok değerli olan ama belki de artık yerinde olmayan
05:58sadece hafızanızda yaşamaya devam eden nereler var?
Yorumlar