Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Erol Sunat’ın bu yazısı, toplumun zamanla yitirdiği manevi değerleri ve samimi sosyal bağları hüzünlü bir dille ele almaktadır. Yazar, geleneksel komşuluk ilişkilerinin, mahalle bakkalı kültürünün ve eski bilgelerin nezaketinin yerini alan modern duyarsızlığa dikkat çeker. Metin boyunca tekrarlanan "Her neyse" ifadesi, çözülemeyen sorunlar karşısında duyulan bir kabullenmişliği ve derin bir iç çekişi temsil eder. İnsanların birbirine karşı tahammülsüzleştiği ve doğayla olan bağların koptuğu bir dönemde, geçmişin o sıcak ve güven dolu atmosferine duyulan özlem vurgulanır. Toplumsal bir ayna tutma çabası taşıyan bu eser, kaybedilen zarafetin ve samimiyetin yasını tutan edebi bir hatırlatmadır. Tüm bu değişimler, okuyucuyu hem geçmişi yâd etmeye hem de bugünün yüzeyselliği üzerine düşünmeye davet eder.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Selamlar, bugün hani hepimizin diline takılan sık sık kullandığımız ama üzerine pek de kafa yormadığımız bir ifade var ya, onu
00:08masaya yatıralım diyorum.
00:09Her neyse, yani dışarıdan bakınca çok basit, sıradan bir kelime gibi duruyor değil mi?
00:14Ama işte gelin görün ki ardında aslında koskoca bir hikaye, hatta bir kültürün iç çekişi yatıyor.
00:21Peki bu iki kelimeyi yan yana getirdiğimizde ağzımızdan ne çıkmış oluyor aslında?
00:26Sadece bir konuyu kapatmak için kullandığımız pratik bir araç mı bu? Hani tamam ya uzatmayalım der gibi.
00:33Yoksa, yoksa içinde biriktirdiğimiz onca hayal kırıklığının, özlemin, hatta belki de sessiz bir pes edişin dışa vurumu mu?
00:41Gelin bu ifadenin katmanlarını şöyle bir aralayalım bakalım.
00:45Şimdi bakın, kağıt üzerinde her şey çok net. Açın sözlüğe bakın, ne diyor?
00:50Boş ver, önemli değil. Yani konuşmayı bitiren, kestirip atan basit bir ifade.
00:55Ama hepimiz biliyoruz ki işin aslı hiç de bu kadar basit değil.
00:59Bu kelimenin asıl gücü o sözlüklerde yazmayan anlamında saklı.
01:04Ve işte, tam da meselenin kalbine geldik.
01:07Kaynağımız bu ifadeyi tek bir kelimeyle özetliyor, diyor ki, efkarlı bir söz.
01:13Yani bu öyle basit bir geçiştirme falan değil, içinde keder taşıyan, duygu yüklü, bayağı ağır bir iç çekiş aslında.
01:21Biz de bu bölümde tam olarak bu ağırlığın peşine düşeceğiz.
01:24Peki, iyi, güzel de bu efkarın, bu kederin kaynağı ne?
01:29Nereden geliyor bu ağırlık?
01:30İşte ilk durağımız, birbirimizle konuşma becerimizi, o sohbet etme yetimizi kaybetmemiz.
01:36Hani o anlaşamadığımız, birbirimizi dinlemediğimiz, bir türlü uzlaşamadığımız anların sonunda gelen o yorgunluk hissi var ya, işte o.
01:44Kaynak metin durumu gerçekten çok sert bir şekilde ortaya koyuyor.
01:48Diyor ki, sanki artık konuşmuyoruz, kelimelerle savaşıyoruz.
01:53Düşünsenize, nezaketin, hoşgörünün olmadığı bir diyalog ortamında, bir yere var mı umudunuz tükendiğinde, geriye ne kalır ki zaten?
02:00Ve bu sorular, yani bu sorular aslında hepimizin aklında değil mi?
02:05Ne oldu bize de bu hale geldik?
02:07Bu öfke, bu kin neden bir türlü bitmiyor?
02:10İşte bu sorulara cevap bulamadığımızda, hatta belki de artık sormaya bile mecalimiz kalmadığında, dudaklarımızdan tek bir şey dökülüyor.
02:18Evet, işte o an.
02:21Kelimelerin bittiği, çabalamanın artık anlamsız geldiği ve geriye sadece o derin yorgunluk hissinin kaldığı o teslimiyet anı.
02:29Ama mesele sadece sohbetin bitmesiyle sınırlı değil tabii.
02:34Her neyse dediğimizde hissettiğimiz o kayıp hissi çok daha derinlerde.
02:38Gelin şimdi konuyu biraz daha somut bir yere çekelim.
02:41Kaybolan toplumsal güvene, o eski komşuluk ilişkilerine.
02:45Bu karşılaştırma aslında her şeyi özetliyor değil mi?
02:49Bir yanda dert ortağı, kardeşten ileri görülen komşular var.
02:53Diğer yanda ise o güzelim sıcak mahallelerin yerini alan kimsenin kimseyi tanımadığı soğuk yapılar.
02:59Yani kaybettiğimiz şey sadece binalar değil, o binaların içindeki biz ruhu.
03:05O güvenin ne kadar sıradan ve hayatın tam içinde olduğunu şu küçük anekdot o kadar güzel anlatıyor ki.
03:12Babam sonra öder diyen bir çocuğun sözüne inanmak.
03:16Düşünsenize.
03:17O kara kaplı veresiye defteri aslında bir borç listesinden çok daha fazlasıydı.
03:23Karşılıklı itimadın, sözün senet olduğu bir dönemin adeta anıtı gibiydi.
03:28Peki, şimdi bir durup düşünelim.
03:31Etrafımızda böyle bir güvene dayalı kaç ilişki kaldı?
03:35İşte bu sorunun cevabını bulamayınca da yine o tanıdık iç çekişe sığınıyoruz.
03:41Kaybettiğimiz bir diğer hazine daha var.
03:43Tıpkı o komuşuluk gibi artık pek rastlamadığımız bir bilgelik.
03:47Hani yaşını başına almış insanların tecrübelerinden süzülüp gelen o paha biçilmez rehberlik.
03:54Ağırlığınca altın.
03:55Ne kadar güzel bir değiş değil mi?
03:57O nasihatlerin değerini ne kadar net anlatıyor.
04:00Bunlar öyle internetten iki dakikada bulunan hazır cevaplar değildi.
04:04Yaşanmışlığın imbikten geçirdiği her kelimesi ölçülüp biçilmiş, düşünülmüş tavsiyelerdi.
04:10Ve o sözler öyle pat diye söylenmezdi.
04:13Bir sabırla, bir nezaketle, ağızdan adeta bal damlar gibi anlatılırdı.
04:19Belki de her şeyin bu kadar hızlandığı bu çağda sadece o bilgeliği değil, o sabrı ve dinleme inceliğini de kaybettik.
04:26Peki, tüm bu kayıplar sadece dışarıda mı yaşandı?
04:30Toplumda, mahallede mi ol bitti her şey?
04:33Şimdi rotayı biraz da içeriye yani kendimizle olan ilişkimize çevirelim.
04:37Aynalarla olan o meşhur meselemize.
04:39Aynalara bakmayı unutmak, hatta işi bir adım öteye götürüp üzerine kalın bir örtü çekmek.
04:46Bu sadece kendimize değil, kurumlarımıza, toplumumuza da bakmaktan, yani hatalarımızla yüzleşmekten nasıl çok ama çok güçlü bir ifadesi.
04:56Kaynak metnin sorduğu bu can alıcı soru aslında hepimize soruluyor.
05:00O aynanın karşısına geçip şöyle gerçekten, dürüstçe bakmaya niyeti olan verme aramızda,
05:05yoksa bu zorlu yüzleşmeden de yine o tanıdık iç çek işlemi kaçıyoruz.
05:10Ve geldik belki de tüm bu yorgun teslimiyet hissine, bu çaresizliği en iyi, en vurucu şekilde özetleyen o son metafora,
05:19helva metaforuna.
05:20Şimdi bir düşünelim beraber.
05:22Helva yapmak için ne lazımsa hepsi masanın üzerinde duruyor.
05:27Unumuz var, şekerimiz var, yağımız var, hatta kazanı ateşi koymuşuz, odunlar hazır, ateşi yakmak için kibrit bile orada.
05:35Yani potansiyel olarak her şey tamam.
05:38Eee daha ne duruyoruz o zaman?
05:39Bütün malzemeler hazır, herkes toplanmış, birinin o helvayı kavurmasını bekliyor.
05:44Eee sonra, işte o meşhur ifade, nihai pes ediş.
05:50Elinizde bir şeyi başarmak için, oldurmak için gereken her şey var ama, ama onları bir araya getirecek o son adım
05:57bir türlü atılamıyor.
05:59Belki de her neyse, sadece basit bir kelime değil de, unumuz, şekerimiz, yağımız varken o helvayı bir türlü kavuramamanın o
06:06derin acısı, o derin hayar kırıklığıdır.
06:09Ne dersiniz?
Yorumlar

Önerilen