00:00Herkese merhaba, bugün öyle bir köşe yazısını ele alacağız ki bir mağaza vitrinindeki o kocaman indirim afişinden yola çıkıp
00:07Türkiye'nin son 20 yılına, siyasi hayal kırıklıklarına ve sonunda çok dokunaklı kişisel bir hikayeye uzanacağız.
00:15Şöyle bir düşünün, bir mağazanın önünden geçiyorsunuz ve vitrinde kocaman harflerle bu rakamı görüyorsunuz.
00:21%80. İnanılmaz bir fırsat değil mi?
00:24İnsanı anında kendine çeken, kaçırılmaması gereken bir vaat gibi.
00:28Ama işte, tamı devasa rakımın dibine, küçücük puntolarla sıkıştırılmış o sihirli kelimeyi fark ediyorsunuz.
00:35E varan.
00:36Yazar için bu küçük detay, basit bir pazarlama hilesinden çok daha fazlası.
00:41Bu, siyasetin büyük vaatler ve minicik gerçekler üzerine kurulu dünyasını anlamak için kullanacağı güçlü bir metaforun ta kendisi.
00:49Ve yazar, tam da bu aldatmacıyı alıp son 20 yıllık Türkiye siyasetini okumak için bir gözlük gibi kullanıyor.
00:55Dışarıda göz alıcı afişler, devasa vaatler ama kapıdan içeri girdiğinizde sizi ya ufacık bir indirim ya da tam bir hayal
01:03kırıklığım ekliyor.
01:04Peki, yazarın bu oldukça katmanlı argümanını nasıl takip edeceğiz?
01:08Şöyle bir yol haritamız var.
01:09Önce bu aldatma metaforuyla başlayacağız.
01:12Sonra geçmişe duyulanı özleme bakacağız.
01:14Ardından günümüz siyasetine yönelik o çok sert eleştirileri, arada parlayan tek bir dürüstlük örneğini, yazarın sunduğu tek çıkış yolunu ve
01:22en sonunda her şeyi birbirine bağlayan o çok kişisel finali inceleyeceğiz.
01:26Şimdi, yazar günümüzdeki hayal kırıklıklarını anlatabilmek için bizi önce bir yolculuğa çıkarıyor, geçmişe götürüyor.
01:33Onun gözünde siyaset abideleriyle dolu bir döneme.
01:36Bakın burası ilginç.
01:38Yazar, siyasi yelpazenin apayrı uçlarındaki isimleri, Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş hepsini aynı kefeye koyuyor ve onlara siyaset abideleri diyor.
01:48Neden mi?
01:48Çünkü diyor ki aralarındaki tüm rekabete, tüm kavgaya rağmen hepsinin bir duruşu, bir ilkesi vardı ve biz o zamanlar bunun
01:56kıymetini bilemedik.
01:57Yani yazarın demeye çalıştığı şu, o ilkeli dediği dönem bittiğinden beri ülke 25 senedir adeta bir düşüş içinde.
02:05Bugünkü bütün sorunların kökünü de işte orada görüyor.
02:08Peki, geçmişten bugüne geldiğimizde yazar ne görüyor?
02:12İşte burada kalemini çok daha sert, çok daha acımasız kullanmaya başlıyor.
02:17Ve hedefin de canlı cenazeler olarak adlandırdığı isimler var.
02:21Yazar burada adeta bir karakterler galerisi seriyor önümüze.
02:24İsim vermeden ama herkesin anlayacağı şekilde keskin lakaplar takıyor.
02:28Birine canlı cenaze ya da derin sistemin adamı diyor.
02:32Bir başkasını ise siyasi duruşunu tamamen değiştirdiği için çok ağır bir şekilde ikiyüzlülükle suçluyor.
02:39İşte bu eleştirinin en can alıcı noktası da bu cümle.
02:42Dün hain dediklerinle, bugün nasıl oluyor da it ile yoldaş oluyorsun?
02:47Yazarın sorduğu soru bu kadar net.
02:49Bu genel eleştirilerden sonra yazar kamerasını tek bir anaya odaklıyor, mecliste yaşanan o malum harbedeye.
02:56Ona göre bu kavga aslında siyasetin geldiği noktanın en somut özeti.
03:00Ama yazarın derdi sadece kavganın kendisiyle değil.
03:04Asıl eleştirisi medyaya.
03:06O görüntülerin sürekli ama sürekli döndürülmesine.
03:09Bu da halkı oyalayan bir başka büyük afiş diyor.
03:13Hatta bu durumdan o kadar bunalmış ki günlerce haberleri kapattığını söylüyor.
03:18Sonra bir başka siyasetçiyi hedefine koyuyor.
03:21Emeklilere haddinizi bilin burası İsviçre mi diyen o siyasetçiyi ve çok iğneleyici bir cevap veriyor.
03:27Merak etme diyor burası İsviçre olsaydı sen o mecliste çaycı bile olamazdın.
03:31Ve eleştirilerin belki de zirve noktası burası.
03:34Yazar diyor ki sorun sadece iktidarda değil, muhalefet liderine küçük kripto diye sesleniyor
03:40ve onun aslında yaptığı hamlelerle iktidarın işine yaradığını,
03:44iktidarın gücünü korumasına yardımcı olan bir katalizör olduğunu iddia ediyor.
03:49Yani farkında olmadan sisteme hizmet ettiğini söylüyor.
03:52Şimdi bu kadar sert eleştirinin, bu karamsar tablonun ortasında
03:57yazar bir anlığına nefes aldırıyor bize.
04:00Ve bir tane, sadece bir tane olumlu örnekten bahsediyor.
04:03Ona göre nadir görülen bir dürüstlük anı bu.
04:06Olay şu, bir milletvekili partisinden ayrılıp başka bir partiye geçmeye karar veriyor
04:11ama bunu yapmadan önce milletvekilliğinden de istifa ediyor.
04:14Yazar için bu küçücük hareket çok büyük bir anlam taşıyor.
04:18Bunu geçmişteki o meşhur güneş motel pazarlıklarına,
04:21yani ilkesiz milletvekili transferlerine gönderme yaparak
04:24işte onurlu duruş budur diyor.
04:27Peki tamam eleştire, eleştire, eleştire.
04:30Yazarın bir çözüm önerisi var mı?
04:32Var.
04:32Hem de çok net, hiç taviz vermeyen bir yol haritası çiziyor.
04:36Yazar, şu anki siyasi seçenekleri bıçakla mı ölelim, satırla mı demek gibi
04:41korkunç bir seçime benzetiyor.
04:43Bu ikilemden çıkış içinde tek bir yol görüyor.
04:47Rahmetli Demirel'in çizgisinde merkez sahave milliyetçileri bir araya getirecek
04:52tek bir büyük çatı.
04:53Ve bu çözüm konusunda o kadar net ki tartışmayı bile açmıyor.
04:57Diyor ki bu yola kim karşı çıkarsa milletin vicdanında haindir.
05:01Bu kadar.
05:02Çok keskin bir ifade.
05:03Ve tam bu noktada yazı bambaşka bir yere evriliyor.
05:07Siyasetin o gürültülü büyük sahnesinden inip tek bir teknenin sessiz samimi hikayesine geçiyoruz.
05:13Büyük fırtınalardan çok kişisel bir yasa.
05:16Lazer bizi burada arkadaşı Merdov Kaptan'la tanıştırıyor.
05:19Merdov Kaptan aynı bizim efsane denizcimiz Sadun Bora gibi hayatını denizlere vermiş,
05:24her sefere de eşiyle ve çok sevdikleri kedileriyle çıkan bir deniz kurdu.
05:28Ve işte burada yazar ülkenin siyasi fırtınalarıyla o teknedeki kişisel trajediyi birleştiriyor.
05:34Kaptanın önce kedisini sonra da bir ömür yoldaşlık ettiği eşini kaybetmesi.
05:38Ülkenin büyük kayıpları bir anda tek bir insanın omuzlarındaki o ağır yasa dönüşüyor.
05:43Ve bu tek cümleyle yazar bütün yazıyı düğümlüyor.
05:46Artık kaptan gemisine tek başına yürütmek zorunda.
05:51İşte o an ülkenin mücadelesi de, kişisel acılar da, fırtınalara karşı tek başına ayakta kalma zorunluluğu da
05:58hepsi o kaptanın kaderinde birleşiyor.
06:00Ve sonunda yazarın bizi baş başa bıraktığı soru da bu aslında.
06:04Etrafımız aldatıcı afişlerle doluyken,
06:07bize sunulan büyük vaatlerle tek başımıza yüzleşmek zorunda kaldığımız acı gerçekler arasındaki o boşluğu biz nasıl dolduracağız?
06:14Bu sadece siyasetin değil, belki de hepimizin kendi hayat yolculuğunun en temel sorusu.
Yorumlar