Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 4 hafta önce
Bu köşe yazısı, güncel siyaset ve ticaret dünyasındaki yozlaşmayı eleştiren, geçmişle bugünü kıyaslayan sert bir eleştiri niteliğindedir. Yazar, ticari afişlerdeki indirim aldatmacalarından yola çıkarak toplumdaki genel güven kaybına ve siyasi aktörlerin ideolojik tutarsızlıklarına dikkat çekmektedir. Türkiye’nin eski liderlerine duyulan özlemi dile getirirken, mevcut meclis kavgalarını ve medyada bu görüntülerin tekrar edilmesini ağır bir dille yermektedir. Siyasi partiler arasındaki geçişleri ve etik değerlerin kaybını ele alan yazar, ülkenin kurtuluşu için merkez sağ temelli bir birleşmeyi tek çare olarak sunmaktadır. Yazı, toplumsal meselelerden kişisel bir taziye mesajına evrilerek duygusal bir veda ile son bulmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugün öyle bir köşe yazısını ele alacağız ki bir mağaza vitrinindeki o kocaman indirim afişinden yola çıkıp
00:07Türkiye'nin son 20 yılına, siyasi hayal kırıklıklarına ve sonunda çok dokunaklı kişisel bir hikayeye uzanacağız.
00:15Şöyle bir düşünün, bir mağazanın önünden geçiyorsunuz ve vitrinde kocaman harflerle bu rakamı görüyorsunuz.
00:21%80. İnanılmaz bir fırsat değil mi?
00:24İnsanı anında kendine çeken, kaçırılmaması gereken bir vaat gibi.
00:28Ama işte, tamı devasa rakımın dibine, küçücük puntolarla sıkıştırılmış o sihirli kelimeyi fark ediyorsunuz.
00:35E varan.
00:36Yazar için bu küçük detay, basit bir pazarlama hilesinden çok daha fazlası.
00:41Bu, siyasetin büyük vaatler ve minicik gerçekler üzerine kurulu dünyasını anlamak için kullanacağı güçlü bir metaforun ta kendisi.
00:49Ve yazar, tam da bu aldatmacıyı alıp son 20 yıllık Türkiye siyasetini okumak için bir gözlük gibi kullanıyor.
00:55Dışarıda göz alıcı afişler, devasa vaatler ama kapıdan içeri girdiğinizde sizi ya ufacık bir indirim ya da tam bir hayal
01:03kırıklığım ekliyor.
01:04Peki, yazarın bu oldukça katmanlı argümanını nasıl takip edeceğiz?
01:08Şöyle bir yol haritamız var.
01:09Önce bu aldatma metaforuyla başlayacağız.
01:12Sonra geçmişe duyulanı özleme bakacağız.
01:14Ardından günümüz siyasetine yönelik o çok sert eleştirileri, arada parlayan tek bir dürüstlük örneğini, yazarın sunduğu tek çıkış yolunu ve
01:22en sonunda her şeyi birbirine bağlayan o çok kişisel finali inceleyeceğiz.
01:26Şimdi, yazar günümüzdeki hayal kırıklıklarını anlatabilmek için bizi önce bir yolculuğa çıkarıyor, geçmişe götürüyor.
01:33Onun gözünde siyaset abideleriyle dolu bir döneme.
01:36Bakın burası ilginç.
01:38Yazar, siyasi yelpazenin apayrı uçlarındaki isimleri, Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş hepsini aynı kefeye koyuyor ve onlara siyaset abideleri diyor.
01:48Neden mi?
01:48Çünkü diyor ki aralarındaki tüm rekabete, tüm kavgaya rağmen hepsinin bir duruşu, bir ilkesi vardı ve biz o zamanlar bunun
01:56kıymetini bilemedik.
01:57Yani yazarın demeye çalıştığı şu, o ilkeli dediği dönem bittiğinden beri ülke 25 senedir adeta bir düşüş içinde.
02:05Bugünkü bütün sorunların kökünü de işte orada görüyor.
02:08Peki, geçmişten bugüne geldiğimizde yazar ne görüyor?
02:12İşte burada kalemini çok daha sert, çok daha acımasız kullanmaya başlıyor.
02:17Ve hedefin de canlı cenazeler olarak adlandırdığı isimler var.
02:21Yazar burada adeta bir karakterler galerisi seriyor önümüze.
02:24İsim vermeden ama herkesin anlayacağı şekilde keskin lakaplar takıyor.
02:28Birine canlı cenaze ya da derin sistemin adamı diyor.
02:32Bir başkasını ise siyasi duruşunu tamamen değiştirdiği için çok ağır bir şekilde ikiyüzlülükle suçluyor.
02:39İşte bu eleştirinin en can alıcı noktası da bu cümle.
02:42Dün hain dediklerinle, bugün nasıl oluyor da it ile yoldaş oluyorsun?
02:47Yazarın sorduğu soru bu kadar net.
02:49Bu genel eleştirilerden sonra yazar kamerasını tek bir anaya odaklıyor, mecliste yaşanan o malum harbedeye.
02:56Ona göre bu kavga aslında siyasetin geldiği noktanın en somut özeti.
03:00Ama yazarın derdi sadece kavganın kendisiyle değil.
03:04Asıl eleştirisi medyaya.
03:06O görüntülerin sürekli ama sürekli döndürülmesine.
03:09Bu da halkı oyalayan bir başka büyük afiş diyor.
03:13Hatta bu durumdan o kadar bunalmış ki günlerce haberleri kapattığını söylüyor.
03:18Sonra bir başka siyasetçiyi hedefine koyuyor.
03:21Emeklilere haddinizi bilin burası İsviçre mi diyen o siyasetçiyi ve çok iğneleyici bir cevap veriyor.
03:27Merak etme diyor burası İsviçre olsaydı sen o mecliste çaycı bile olamazdın.
03:31Ve eleştirilerin belki de zirve noktası burası.
03:34Yazar diyor ki sorun sadece iktidarda değil, muhalefet liderine küçük kripto diye sesleniyor
03:40ve onun aslında yaptığı hamlelerle iktidarın işine yaradığını,
03:44iktidarın gücünü korumasına yardımcı olan bir katalizör olduğunu iddia ediyor.
03:49Yani farkında olmadan sisteme hizmet ettiğini söylüyor.
03:52Şimdi bu kadar sert eleştirinin, bu karamsar tablonun ortasında
03:57yazar bir anlığına nefes aldırıyor bize.
04:00Ve bir tane, sadece bir tane olumlu örnekten bahsediyor.
04:03Ona göre nadir görülen bir dürüstlük anı bu.
04:06Olay şu, bir milletvekili partisinden ayrılıp başka bir partiye geçmeye karar veriyor
04:11ama bunu yapmadan önce milletvekilliğinden de istifa ediyor.
04:14Yazar için bu küçücük hareket çok büyük bir anlam taşıyor.
04:18Bunu geçmişteki o meşhur güneş motel pazarlıklarına,
04:21yani ilkesiz milletvekili transferlerine gönderme yaparak
04:24işte onurlu duruş budur diyor.
04:27Peki tamam eleştire, eleştire, eleştire.
04:30Yazarın bir çözüm önerisi var mı?
04:32Var.
04:32Hem de çok net, hiç taviz vermeyen bir yol haritası çiziyor.
04:36Yazar, şu anki siyasi seçenekleri bıçakla mı ölelim, satırla mı demek gibi
04:41korkunç bir seçime benzetiyor.
04:43Bu ikilemden çıkış içinde tek bir yol görüyor.
04:47Rahmetli Demirel'in çizgisinde merkez sahave milliyetçileri bir araya getirecek
04:52tek bir büyük çatı.
04:53Ve bu çözüm konusunda o kadar net ki tartışmayı bile açmıyor.
04:57Diyor ki bu yola kim karşı çıkarsa milletin vicdanında haindir.
05:01Bu kadar.
05:02Çok keskin bir ifade.
05:03Ve tam bu noktada yazı bambaşka bir yere evriliyor.
05:07Siyasetin o gürültülü büyük sahnesinden inip tek bir teknenin sessiz samimi hikayesine geçiyoruz.
05:13Büyük fırtınalardan çok kişisel bir yasa.
05:16Lazer bizi burada arkadaşı Merdov Kaptan'la tanıştırıyor.
05:19Merdov Kaptan aynı bizim efsane denizcimiz Sadun Bora gibi hayatını denizlere vermiş,
05:24her sefere de eşiyle ve çok sevdikleri kedileriyle çıkan bir deniz kurdu.
05:28Ve işte burada yazar ülkenin siyasi fırtınalarıyla o teknedeki kişisel trajediyi birleştiriyor.
05:34Kaptanın önce kedisini sonra da bir ömür yoldaşlık ettiği eşini kaybetmesi.
05:38Ülkenin büyük kayıpları bir anda tek bir insanın omuzlarındaki o ağır yasa dönüşüyor.
05:43Ve bu tek cümleyle yazar bütün yazıyı düğümlüyor.
05:46Artık kaptan gemisine tek başına yürütmek zorunda.
05:51İşte o an ülkenin mücadelesi de, kişisel acılar da, fırtınalara karşı tek başına ayakta kalma zorunluluğu da
05:58hepsi o kaptanın kaderinde birleşiyor.
06:00Ve sonunda yazarın bizi baş başa bıraktığı soru da bu aslında.
06:04Etrafımız aldatıcı afişlerle doluyken,
06:07bize sunulan büyük vaatlerle tek başımıza yüzleşmek zorunda kaldığımız acı gerçekler arasındaki o boşluğu biz nasıl dolduracağız?
06:14Bu sadece siyasetin değil, belki de hepimizin kendi hayat yolculuğunun en temel sorusu.
Yorumlar

Önerilen