Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 hafta önce
Yazar Nazım Peker, Türkiye'deki kontrolsüz sığınmacı sorununu hem ekonomik hem de milli güvenlik perspektifinden ele alarak ciddi uyarılarda bulunmaktadır. Metin, sığınmacıların yarattığı mali yükün mevcut ekonomik krizi derinleştirdiğini savunurken, bu durumun toplumsal refah üzerindeki olumsuz etkilerini vurgular. Özellikle İran örneği üzerinden, yabancı istihbarat servislerinin sığınmacıları birer güvenlik tehdidine dönüştürebileceği ihtimaline dikkat çekilir. Yazar, devletin bu konuda stratejik önlemler almaması ve belirsiz bir politika izlemesi karşısında duyduğu derin endişeyi dile getirmektedir. Sonuç olarak, Türkiye'nin gelecekte telafisi güç jeopolitik risklerle karşılaşmaması için sığınmacıların ülkelerine gönderilmesinin hayati bir zorunluluk olduğu ifade edilir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Merhaba herkese. Bu bölümde yazar Nazım Peker'in oldukça ses getiren bir köşe yazısını mercek altına alıyoruz.
00:06Konu, Türkiye'deki sığınmacılar ve Peker'in bu konudaki derin ama gerçekten derin endişeleri.
00:13Peki Peker'i bu kadar kaygılandıran şey tam olarak ne?
00:16Gelin argümanlarına şöyle bir yakından bakalım.
00:18Yani daha ilk cümleden yazarın ne kadar kişisel bir yerden konuştuğunu anlıyoruz aslında.
00:24Uykularım kaçtı diyor. Bu hani kuru bir politik analizden çok daha fazlası.
00:28Belli ki bu mesele onun için derin bir kişisel kaygı, bir huzursuzluk kaynağı.
00:34Peki tamam bu kadar derin bir huzursuzluğun arkasında ne var?
00:38Yazarın argümanı neye dayanıyor?
00:40İşte şimdi Peker'in bu endişelerinin kökenine inmek için onun düşünce dünyasında bir yolculuğa çıkacağız.
00:46Her şeyden önce yazar meseleyi şöyle bir çerçeveye oturtuyor.
00:50Türkiye diyor şu an iki devasa krizin tam ortasında.
00:55Ona göre Türkiye adeta iki taraftan sıkıştırılıyor.
00:57Bir yanda hepimizin iliklerine kadar hissettiği o yıkıcı ekonomik kriz var.
01:02Diğer yanda ise ona göre kontrolsüz bir sığınmacı sorunu.
01:05Ve en önemlisi Peker bu ikisinin birbirinden bağımsız olmadığını,
01:09ülkenin geleceği için ikisinin de eşit derecede büyük bir tehdit olduğunu savunuyor.
01:13Biri cebimizi, diğeri ise ulusal güvenliğimizi vuruyor diyor.
01:16Şimdi, yazarın argümanının en can alıcı noktasına geliyoruz.
01:21Korkularını, endişelerini somut bir örnekle açıklamak için kullandığı çok çarpıcı bir benzetme var.
01:26Bir tarihsel analoji.
01:28İran'dan bir ders.
01:29Burası, inanın, yazının adeta bel kemiği.
01:32Peki, nedir bu İran analojisi?
01:35Yazarın anlattığına göre olay şöyle gelişiyor.
01:39İsrail, İran'ın içinde bir drone gücü kuruyor.
01:42Peki, bu operasyonları kiminle yapıyor?
01:44İddiaya göre, yıllardır İran'da yaşayan Afgan sığınmacıları devşirerek.
01:49Sonuç, İran çok önemli bilim insanlarını, personelini, tesislerini kaybediyor.
01:55Ve ancak bu ağır bedeli ödedikten sonra, yani iş işten geçtikten sonra, bu sığınmacıları sınır dışı etme kararı alıyor.
02:03İşte Peker, tam da bu noktadan alıyor konuyu ve doğrudan bugünün Türkiye'sine getiriyor.
02:09Bakın, tarihte böyle bir şey yaşandı diyor.
02:10Ve o günün İran'ı ile bugünün Türkiye'sini karşılaştırmaya başlıyor.
02:15İşte yazarın temel tezi tam olarak bu.
02:17Diyor ki, bakın İran'da Afgan sığınmacılar vardı, bizde ise çeşitli milletlerden milyonlarca sığınmacı var.
02:24Orada yabancı güçler bu durumu kendi lehine kullandı, bizde neden kullanmasınlar?
02:29İran ancak büyük hasar aldıktan sonra uyandı, biz ise şu an hiçbir önlem almıyoruz.
02:35İşte Nazım Peker'in uykularını kaçıran o korkunç senaryo tam da...
02:39Ve bu karşılaştırmadan sonra Peker'in adeta isyanı başlıyor.
02:44Peş peşe cevap bekleyen sorular soruyor.
02:46İlk sorusu çok net ve çok basit.
02:49İran örneği gözümüzün önündeyken, biz neden hiçbir şey yapmıyoruz?
02:54Sonra daha da derine iniyor ve o can alıcı soruyu soruyor.
02:58Bu gelen milyonlarca insanın ne kadarının, Türkiye'de gözü olan, art niyetli devletler tarafından devşirilmiş olabileceğini hiç düşündünüz mü?
03:06Ve son olarak adeta bir çağrı ile bitiriyor bu soru serisini.
03:10Önümüzde böyle net bir örnek varken, biz neden radikal köklü önlemler almıyoruz, neden düşünmüyoruz bile?
03:16Yani yazar için beklemek affedilemez bir hata.
03:21Ama Peker'in endişeleri sadece güvenlik eksenli değil.
03:24Madalyonun bir de ekonomik ve politik yüzü var ona göre.
03:27Bakın buradaki düşünce sisilesi şöyle.
03:30Yazar diyor ki, birincisi bu sığınmacı nüfusu zaten ağır olan ekonomik krizin en önemli nedenlerinden biri.
03:36İkincisi onları göndermek ekonomiye bir nefes aldırır.
03:40Ama hükümetin niyeti tam tersi, onları ülkede tutmak gibi görünüyor.
03:43Ve en tehlikelisi, gelecekte bölgesel bir liderin, mesela El-Shara'nın olası bir ihanetiyle bu insanların geri gönderilmesinin tamamen imkansız hale gelebileceğinden bir tür jeopolitik tuzağa düşmekten korkuyor.
03:57Ve geldik yazının sonuna.
03:59Peker, tüm bu analizlerden sonra sözlerini kişisel bir noktaya adeta bir ömürlük tecrübenin süzgecinden geçmiş bir son uyarıya bağlıyor.
04:08Söyleyeceği son şeyden önce önemli bir detayı paylaşıyor bizimle, 80 yaşında olduğunu.
04:12Bu, ben bu ülkenin 80 yılını gördüm, yaşadım demenin bir yolu, sözlerine bir yaşanmışlık, bir tecrübe ağırlığı katıyor.
04:20Ve işte o tecrübenin vardığı sonuç, yazarın son sözü,
04:24Yaşayarak öğrendim ki, Türk'ün, Türk'ten başka dostu yoktur.
04:29Oldukça net, keskin ve milliyetçi bir ifade.
04:33Yazarın tüm yazı boyunca anlattığı endişelerin ve dünya görüşünün bir özeti aslında bu cümle.
04:39Bizi de bu çarpıcı bakış açısıyla baş başa bırakıyor.
04:42İzlediğiniz için teşekkür ederim.
İlk yorumu siz yapın
Yorumunuzu ekleyin

Önerilen