00:00Herkese merhaba. Bu bölümde Mehmet Edip Ören'in gündeme bomba gibi düşen, oldukça ses getiren bir yazısını mercek altına alacağız.
00:08Kendisi Türkiye'nin siyaset ve savunma politikalarına dair çok sert, çok iddialı eleştiriler getiriyor.
00:15Gelin bu argümanlara birlikte daha yakından bakalım.
00:19Yazar yazısına öyle bir giriş yapıyor ki, diyor ki bizim için her gün bir Nisan.
00:24Şimdi bu ilk bakışta bir espri gibi gelebilir değil mi?
00:27Ama aslında Ören burada çok daha derin bir şey söylüyor.
00:30Ülkedeki siyasi iklimin, yaşananların artık bir şaka gibi olduğunu, gerçekle bağımızın koptuğunu ima ediyor.
00:37Yani daha ilk cümleden oldukça sert bir giriş yapıyor.
00:41İşte bu her gün bir Nisan atmosferini biraz daha açıyor ilk bölümde.
00:45Ülkedeki o genel hayal kırıklığı iklimini ele alıyor.
00:48Ekonomik sorunlar, siyasi belirsizlikler, hepimizin hissettiği o bezginlik halini
00:53alaycı bir üslupla yani ironiyle anlatarak kendi argümanının zeminini hazırlıyor aslında.
00:59Ve eleştirisinin tonunu daha da sertleştiriyor.
01:01Mevcut siyasi çerçeve için kullandığı ifadeye bakın, ucube bir sistem.
01:06Bu biliyorsunuz siyasi literatürümüzde de yeri olan oldukça ağır bir tanım.
01:11Örene göre, işte bu sistemin ta kendisi, ülkeyi karamsar bir ekonomik geleceğe doğru sürüklüyor.
01:17İşte yazarın o alaycı dilinin zirve yaptığı yer burası.
01:21Sanki yetkililerin ağzından konuşuyor gibi bir ekonomik tahmin sunuyor bize.
01:25Diyor ki, bakın size şöyle bir tablo çizecekler.
01:292028'de enflasyon %30 olacak, sonra 29'da 25'e, 30'da 15'e düşecek ve tadaa,
01:362031'de sihirli bir dokunuşla tek haneli enflasyona ineceğiz, fevkalade bir yıl olacak.
01:42İşte Ören, bu vaadlerin ne kadar gerçekçi olduğunu bu ironik tabloyla sorgulatıyor bize.
01:47Peki, bu genel ekonomik ve siyasi eleştirilerden nereye varacak?
01:51İşte tam da bu noktada, yazar konuyu çok somut, çok kritik bir alana çekiyor, Türkiye'nin savunmasına.
01:58Eleştirinin kalbine, en can alıcı noktasına şimdi geliyoruz.
02:02Yazarın bütün argümanını üzerine inşa ettiği o olay şu,
02:06iki tane balistik füze, Türk hava sahasına giriyor, Gazantek ve Hatay'a kadar ulaşıyor
02:11ve iddiaya göre hiçbir müdahaleyle karşılaşmıyor.
02:14Örene göre bu basit bir güvenlik açığı değil, çok daha büyük, çok daha derin bir zafiyetin işareti.
02:20Eee haliyle bu olay akıllara o kritik soruyu getiriyor.
02:24Hani milyarlarca dolar ödediğimiz, büyük bir stratejik hamle olarak sunulan bir hava savunma sistemimiz vardı.
02:31İşte yazar tam da bunu soruyor.
02:33Bizim S-400'lerimiz nerede?
02:35Bu soru aslında bir hesap sorma, bir sorgulama.
02:39Beşte yazarın dikkat çektiği o büyük paradoks burada ortaya çıkıyor.
02:43Bir tarafta Türkiye'nin kendi parasıyla aldığı ancak iddiaya göre bu olayda kullanılmayan S-400'ler var.
02:49Diğer tarafta ise yine yazarın iddiasına göre bu füzeleri bir NATO gemisi durduruyor
02:53ve Petris sistemleri de geçici olarak bir Yunan komutanın emrine veriliyor.
02:57Yani diyor ki Ören, kendi sistemimiz dururken başkalarının korumasına mı muhtaç kaldık?
03:02İşte bu büyük bir çelişki.
03:04Sahte kabadayılığın ömrü ilk yumruğu yiyip yere yığılana kadardır.
03:08Ören durumu tam olarak bu cümleyle özetliyor.
03:11Yani kağıt üzerinde sergilenen o güçlü duruşun ilk gerçek teste, ilk ciddi kriz anında aslında ne kadar geçerli olup olmadığını
03:19gördük diyor.
03:21Peki, yazarın ortaya koyduğu bu paradoksun bedeli ne oldu?
03:24Sadece bir savunma zafiyetiyle mi sınırlı kaldı?
03:27Hayır.
03:28Öregolin'e göre bunun stratejik, diplomatik ve askeri alanda çok ciddi sonuçları, çok ağır bedelleri oldu.
03:35Şu tablo yazarın argümanını çok net bir şekilde gözler önüne seriyor aslında.
03:40Bakın ne diyor?
03:41S-400'leri stratejik bağımsızlık için aldık ama NATO'ya bağımlılığımız devam ediyor.
03:46Üstelik S-400'lerde kullanılamıyor.
03:48F-35'ler için para ödedik, modern bir hava gücümüz olsun diye ama uçaklara el konuldu.
03:54F-16'lar için NATO genişlemesini veto kozu olarak kullandık ama sonuçta hem İsveç hem Finlandiya üye oldu.
04:01F-16'larsa hala belirsizdi.
04:03Yani ürene göre atılan her adım hedeflenenin tam tersi sonuçlar doğurdu.
04:09Yazar eleştirisini sadece savunma politikalarıyla sınırlı tutmuyor, dış politikaya da uzanıyor ve çok çarpıcı bir karşılaştırma yapıyor.
04:16İspanya ve Türkiye.
04:17Diyor ki bir yanda İspanya Başbakanı Sanchez var, İsrail'e karşı net bir tavır alıp Büyükelçisi'ni çekiyor, ABD politikalarına
04:25meydan okuyor.
04:26Diğer yanda ise yazarın tasvirine göre Yahudi cesaret madalyası sahibi olan ve bu konuda daha sessiz kalan bir Türk liderliği
04:33var.
04:33Aradaki bu tezatlığa dikkat çekiyor.
04:35Şimdi buraya kadar hep büyük stratejilerden, jeopolitik hamlelerden, askeri sistemlerden bahsettik.
04:42Ama yazar yazısının son bölümünde rotayı tamamen farklı bir yöne çeviriyor.
04:47Bütün bu büyük analizleri bir kenara bırakıp meselenin insani boyutuna yani madalyonun diğer yüzüne odaklanıyor.
04:54Bizi alıp Tahran'a çok kişisel bir anısına götürüyor.
04:57Ve bütün bu siyasi satrancın, askeri manevraların ortasında o en temel soruyu soruyor.
05:04Olan kime mi oluyor?
05:06Yani tüm bu gerilimlerin, çatışmaların faturasını kim ödüyor?
05:10Bu soruyla bizi o büyük strateji haritalarından alıp sokağa yani gerçek insanların hayatına indiriyor.
05:17Yazarın bu soruya verdiği cevap çok net ve bir o kadar da hüzünlü.
05:20Her daim olduğu gibi Türklere, özellikle İran'da, Tahran gibi şehirlerde yaşayan soydaşlarımızın iki devlet arasındaki gerilimlerin arasında kalarak en büyük
05:30bedeli ödediğini söylüyor.
05:32Bu düşüncesini de kuru bir iddia olarak bırakmıyor, yaşadığı bir anıyla ete kemiğe büründürüyor.
05:37Yıl 2010, bir belgesel çekimi için Tahran'da.
05:41Yolda kayboluyor ve birine Türk Büyükelçiliğini soruyor.
05:45Türkiye'den geldiklerini duyan o adamın tepkisi inanılmaz.
05:48Onlara sımsıkı sarılıyor, kendi arabasıyla Büyükelçiliğe kadar götürmek için ısrar ediyor ve kesinlikle para kabul etmiyor.
05:55İşte bu, diyor yazar, siyasetin, sınırların ötesindeki o kardeşliğin, o derin bağın ta kendisidir.
06:02Ve bu dokunaklı anıyı çok sade ama çok güçlü bir cümleyle bağlıyor.
06:07Sözün kısası, Tahran böyle bir yer.
06:10Yani Tahran, haritadaki bir noktadan, siyasi bir başkentten çok daha fazlası.
06:15İnsanların birbirine kalpten bağlı olduğu bir yer demek istiyor.
06:19Ve finalde tüm o siyasi analizleri, askeri eleştirileri bir araya getirip kalbimize dokunan o son soruyu soruyor.
06:27Şimdi anladınız mı?
06:28Her bomba niye içime düşüyormuş gibi geliyor.
06:31Bu soruyla aslında yazar, tüm bu jeopolitik meselelerin aslında ne kadar kişisel, ne kadar insani olduğunu
06:37ve her bir olayın ardında nasıl derin duygusal bağlar ve acılar yattığını bize hatırlatarak yazısını noktalıyor.
Yorumlar