Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Mehmet Edip Ören tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’nin mevcut savunma politikalarını ve yönetim sistemini sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, ülkenin hava sahasının korunmasız olduğunu savunurken, satın alınan S-400 füzelerinin atıl kalmasını ve Batı ile yaşanan F-35 krizini stratejik bir başarısızlık olarak nitelendirmektedir. Ekonomik verilerin ve gelecek vaatlerinin gerçekçi olmadığını ileri süren kaynak, dış politikadaki duruşun somut kazanımlar getirmekten uzak olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, Orta Doğu’daki çatışmaların insani boyutuna değinilerek, özellikle Tahran gibi Türk nüfusunun yoğun olduğu bölgelerin güvenliğine dair derin endişeler dile getirilmektedir. Sonuç olarak yazı, "dünya liderliği" söylemi ile sahadaki askeri ve diplomatik zafiyetler arasındaki çelişkiyi ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bu bölümde Mehmet Edip Ören'in gündeme bomba gibi düşen, oldukça ses getiren bir yazısını mercek altına alacağız.
00:08Kendisi Türkiye'nin siyaset ve savunma politikalarına dair çok sert, çok iddialı eleştiriler getiriyor.
00:15Gelin bu argümanlara birlikte daha yakından bakalım.
00:19Yazar yazısına öyle bir giriş yapıyor ki, diyor ki bizim için her gün bir Nisan.
00:24Şimdi bu ilk bakışta bir espri gibi gelebilir değil mi?
00:27Ama aslında Ören burada çok daha derin bir şey söylüyor.
00:30Ülkedeki siyasi iklimin, yaşananların artık bir şaka gibi olduğunu, gerçekle bağımızın koptuğunu ima ediyor.
00:37Yani daha ilk cümleden oldukça sert bir giriş yapıyor.
00:41İşte bu her gün bir Nisan atmosferini biraz daha açıyor ilk bölümde.
00:45Ülkedeki o genel hayal kırıklığı iklimini ele alıyor.
00:48Ekonomik sorunlar, siyasi belirsizlikler, hepimizin hissettiği o bezginlik halini
00:53alaycı bir üslupla yani ironiyle anlatarak kendi argümanının zeminini hazırlıyor aslında.
00:59Ve eleştirisinin tonunu daha da sertleştiriyor.
01:01Mevcut siyasi çerçeve için kullandığı ifadeye bakın, ucube bir sistem.
01:06Bu biliyorsunuz siyasi literatürümüzde de yeri olan oldukça ağır bir tanım.
01:11Örene göre, işte bu sistemin ta kendisi, ülkeyi karamsar bir ekonomik geleceğe doğru sürüklüyor.
01:17İşte yazarın o alaycı dilinin zirve yaptığı yer burası.
01:21Sanki yetkililerin ağzından konuşuyor gibi bir ekonomik tahmin sunuyor bize.
01:25Diyor ki, bakın size şöyle bir tablo çizecekler.
01:292028'de enflasyon %30 olacak, sonra 29'da 25'e, 30'da 15'e düşecek ve tadaa,
01:362031'de sihirli bir dokunuşla tek haneli enflasyona ineceğiz, fevkalade bir yıl olacak.
01:42İşte Ören, bu vaadlerin ne kadar gerçekçi olduğunu bu ironik tabloyla sorgulatıyor bize.
01:47Peki, bu genel ekonomik ve siyasi eleştirilerden nereye varacak?
01:51İşte tam da bu noktada, yazar konuyu çok somut, çok kritik bir alana çekiyor, Türkiye'nin savunmasına.
01:58Eleştirinin kalbine, en can alıcı noktasına şimdi geliyoruz.
02:02Yazarın bütün argümanını üzerine inşa ettiği o olay şu,
02:06iki tane balistik füze, Türk hava sahasına giriyor, Gazantek ve Hatay'a kadar ulaşıyor
02:11ve iddiaya göre hiçbir müdahaleyle karşılaşmıyor.
02:14Örene göre bu basit bir güvenlik açığı değil, çok daha büyük, çok daha derin bir zafiyetin işareti.
02:20Eee haliyle bu olay akıllara o kritik soruyu getiriyor.
02:24Hani milyarlarca dolar ödediğimiz, büyük bir stratejik hamle olarak sunulan bir hava savunma sistemimiz vardı.
02:31İşte yazar tam da bunu soruyor.
02:33Bizim S-400'lerimiz nerede?
02:35Bu soru aslında bir hesap sorma, bir sorgulama.
02:39Beşte yazarın dikkat çektiği o büyük paradoks burada ortaya çıkıyor.
02:43Bir tarafta Türkiye'nin kendi parasıyla aldığı ancak iddiaya göre bu olayda kullanılmayan S-400'ler var.
02:49Diğer tarafta ise yine yazarın iddiasına göre bu füzeleri bir NATO gemisi durduruyor
02:53ve Petris sistemleri de geçici olarak bir Yunan komutanın emrine veriliyor.
02:57Yani diyor ki Ören, kendi sistemimiz dururken başkalarının korumasına mı muhtaç kaldık?
03:02İşte bu büyük bir çelişki.
03:04Sahte kabadayılığın ömrü ilk yumruğu yiyip yere yığılana kadardır.
03:08Ören durumu tam olarak bu cümleyle özetliyor.
03:11Yani kağıt üzerinde sergilenen o güçlü duruşun ilk gerçek teste, ilk ciddi kriz anında aslında ne kadar geçerli olup olmadığını
03:19gördük diyor.
03:21Peki, yazarın ortaya koyduğu bu paradoksun bedeli ne oldu?
03:24Sadece bir savunma zafiyetiyle mi sınırlı kaldı?
03:27Hayır.
03:28Öregolin'e göre bunun stratejik, diplomatik ve askeri alanda çok ciddi sonuçları, çok ağır bedelleri oldu.
03:35Şu tablo yazarın argümanını çok net bir şekilde gözler önüne seriyor aslında.
03:40Bakın ne diyor?
03:41S-400'leri stratejik bağımsızlık için aldık ama NATO'ya bağımlılığımız devam ediyor.
03:46Üstelik S-400'lerde kullanılamıyor.
03:48F-35'ler için para ödedik, modern bir hava gücümüz olsun diye ama uçaklara el konuldu.
03:54F-16'lar için NATO genişlemesini veto kozu olarak kullandık ama sonuçta hem İsveç hem Finlandiya üye oldu.
04:01F-16'larsa hala belirsizdi.
04:03Yani ürene göre atılan her adım hedeflenenin tam tersi sonuçlar doğurdu.
04:09Yazar eleştirisini sadece savunma politikalarıyla sınırlı tutmuyor, dış politikaya da uzanıyor ve çok çarpıcı bir karşılaştırma yapıyor.
04:16İspanya ve Türkiye.
04:17Diyor ki bir yanda İspanya Başbakanı Sanchez var, İsrail'e karşı net bir tavır alıp Büyükelçisi'ni çekiyor, ABD politikalarına
04:25meydan okuyor.
04:26Diğer yanda ise yazarın tasvirine göre Yahudi cesaret madalyası sahibi olan ve bu konuda daha sessiz kalan bir Türk liderliği
04:33var.
04:33Aradaki bu tezatlığa dikkat çekiyor.
04:35Şimdi buraya kadar hep büyük stratejilerden, jeopolitik hamlelerden, askeri sistemlerden bahsettik.
04:42Ama yazar yazısının son bölümünde rotayı tamamen farklı bir yöne çeviriyor.
04:47Bütün bu büyük analizleri bir kenara bırakıp meselenin insani boyutuna yani madalyonun diğer yüzüne odaklanıyor.
04:54Bizi alıp Tahran'a çok kişisel bir anısına götürüyor.
04:57Ve bütün bu siyasi satrancın, askeri manevraların ortasında o en temel soruyu soruyor.
05:04Olan kime mi oluyor?
05:06Yani tüm bu gerilimlerin, çatışmaların faturasını kim ödüyor?
05:10Bu soruyla bizi o büyük strateji haritalarından alıp sokağa yani gerçek insanların hayatına indiriyor.
05:17Yazarın bu soruya verdiği cevap çok net ve bir o kadar da hüzünlü.
05:20Her daim olduğu gibi Türklere, özellikle İran'da, Tahran gibi şehirlerde yaşayan soydaşlarımızın iki devlet arasındaki gerilimlerin arasında kalarak en büyük
05:30bedeli ödediğini söylüyor.
05:32Bu düşüncesini de kuru bir iddia olarak bırakmıyor, yaşadığı bir anıyla ete kemiğe büründürüyor.
05:37Yıl 2010, bir belgesel çekimi için Tahran'da.
05:41Yolda kayboluyor ve birine Türk Büyükelçiliğini soruyor.
05:45Türkiye'den geldiklerini duyan o adamın tepkisi inanılmaz.
05:48Onlara sımsıkı sarılıyor, kendi arabasıyla Büyükelçiliğe kadar götürmek için ısrar ediyor ve kesinlikle para kabul etmiyor.
05:55İşte bu, diyor yazar, siyasetin, sınırların ötesindeki o kardeşliğin, o derin bağın ta kendisidir.
06:02Ve bu dokunaklı anıyı çok sade ama çok güçlü bir cümleyle bağlıyor.
06:07Sözün kısası, Tahran böyle bir yer.
06:10Yani Tahran, haritadaki bir noktadan, siyasi bir başkentten çok daha fazlası.
06:15İnsanların birbirine kalpten bağlı olduğu bir yer demek istiyor.
06:19Ve finalde tüm o siyasi analizleri, askeri eleştirileri bir araya getirip kalbimize dokunan o son soruyu soruyor.
06:27Şimdi anladınız mı?
06:28Her bomba niye içime düşüyormuş gibi geliyor.
06:31Bu soruyla aslında yazar, tüm bu jeopolitik meselelerin aslında ne kadar kişisel, ne kadar insani olduğunu
06:37ve her bir olayın ardında nasıl derin duygusal bağlar ve acılar yattığını bize hatırlatarak yazısını noktalıyor.
Yorumlar

Önerilen