- 43 dakika önce
Erol Sunat’ın "Yılanı da Severiz Yalanı da" adlı yazısı, toplumun yalan ve yılan kavramlarıyla olan karmaşık ve iç içe geçmiş ilişkisini irdelemektedir. Yazar, masum veya kuyruklu gibi farklı türleriyle gündelik hayatımızın merkezine yerleşen yalanın, insanları nasıl sardığını ve her kapıyı açan bir maymuncuk gibi işlev gördüğünü vurgular. Doğrunun dokuz köyden kovulduğu bu düzende, yalan ve yılan adeta etle tırnak gibi bütünleşerek hakikati gölgede bırakmaktadır. İnsanların diliyle, davranışlarıyla ve mecazi benzetmelerle hayatın her alanına sızan bu iki unsur, bireylerin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Sonuç olarak metin, toplumsal ikiyüzlülüğü ve yalana dayalı ilişkileri eleştirel ama çarpıcı bir dille gözler önüne sermektedir.
Kategori
🗞
HaberlerDöküm
00:00Evet, hepimiz her fırsatta dürüstlüğümüzle övünürüz değil mi?
00:03Yalandan da yılandan da nefret ettiğimizi iddia ederiz.
00:05Ama bugün masaya yatıracağımız bu kaynak metin, durumun hiç de öyle olmadığını,
00:10hatta tam tersine içimizde her ikisine karşı da derin bir hoşgörü ve tuhaf bir sevgi barındırdığımızı iddia ediyor.
00:16Bu incelememizle insan doğasının o en tuhaf çelişkilerinden birine,
00:20yani söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki o muazzam zıtlığa dalıyoruz.
00:24Kaynağımızın tam merkezinde yer alan o kışkırtıcı düşünce aynen şöyle diyor.
00:28Bir yalanı sevmem, bir de yılanı.
00:31Efendim biz, yalanı da severiz, yılanı da.
00:34Yazar burada hiç lafı dolandırmadan o acımasız gerçeği yüzümüze vuruyor.
00:38Gerçekten de nefret ettiğimizi iddia ettiğimiz o şeylerle aslında ne kadar da iç içeyiz öyle değil mi?
00:44Her ne kadar inkar etsek de bizler yalanı da yılanı da hayatımızın ayrılmaz bir parçası yapmış durumdayız.
00:50Birinci bölümümüz yalan ve yılanın ortaklığı, yani et ve tırnak olma durumu.
00:55Biliyor musunuz bu ikili öyle uzaklarda, karanlık bir köşede falan değil.
00:58Tam da merkezimizde.
00:59Gündelik hayatımızın tam ortasında yan yana duruyorlar.
01:02Yazarın o muazzam deyimiyle resmen can ciğer kuzu sarması olmuş durumdalar.
01:07Hani şu meşhur et ve tırnak tabiri vardır ya, işte tam da öyle.
01:10Birbirinden ayrılamaz, birbirini besleyen ve tamamlayan iki sarsılmaz parça.
01:15Ve bu kopmaz bağı bizi hepimizin diline pelesen kolmuş o meşhur cümleye getiriyor.
01:19Yalandan kim ölmüş?
01:20Yahu bunu hayatında duymayan, hatta kullanmayan var mıdır?
01:24Belki de en sık duyduğumuz bahanelerden biri bu.
01:27Evet, tıbbi olarak yalandan ölen biri olmayabilir.
01:29Ancak metnimiz bizi burada çok ciddi bir şekilde sorgulamaya itiyor.
01:33Yalana ölüp giden, yalansız bir adım bile atamayan, işini gücünü, yalan olmadan yürütemeyen pek çok insan yok mu etrafımızda?
01:40İnsanlar bedenen yalandan ölmüyorlar, doğru.
01:42Ama yalanla öylesine bütünleşiyorlar ki, o olmadan adeta nefes alamıyorlar.
01:47Gelelim ikinci bölüme.
01:49Kabuk değiştiren yalanlar.
01:50Namı diğer metamorfoz.
01:52Yalan dünyasındaki en büyük yanılgımız nedir biliyor musunuz?
01:55Genelde şöyle deriz.
01:56Aman canım ben yalanı hayatımdan çıkaralı çok oldu.
01:59Hadi oradan.
01:59Gerçekte olan şey aslında bambaşka.
02:01İnsanlar yalan söylemekten vazgeçmezler.
02:03Sadece inkar ederler ve yalanlarını güncellerler.
02:06Duruma, zamana uydururlar.
02:08Yani yalanı çöpe falan atmazlar.
02:09Sadece ona yepyeni gıcır gıcır bir kılıf giydirirler.
02:13Metindeki o müthiş benzetme, yalan ve yılanın o harika ortak özelliğini tam anlamıyla gözler önüne seriyor.
02:19Kabuk değiştirme.
02:20Yılan hayatta kalmak, büyümek ve adapte olmak için kelimenin tam anlamıyla derisini, yani kabuğunu değiştirir.
02:26Peki ya yalan?
02:27Yalan da mecazi olarak tam olarak aynısını yapıyor.
02:30Deşifre olmamak, yakalanmamak ve o inandırıcılığını korumak için sürekli olarak şekil değiştiriyor.
02:35Kendini güncelliyor.
02:37Aralarından su sızmamasının, birbirlerine bu kadar benzemelerinin en büyük sırrı işte bu.
02:42Peki bu süreç gündelik hayatımızda nasıl işliyor?
02:44Yalanlarımızın şu kusursuz evrimine bir bakın.
02:46Önce kendimizi kandırmak için ufacık bir yalan atıyoruz.
02:49Sonra vicdanımızı rahatlatmak için ona masum yalan adını veriyoruz.
02:53Rengini değiştiriyoruz, beyaz yalan diyoruz, pembe yalan diyoruz.
02:56İşimize geldiğinde faydalı yalan diyerek tamamen meşrulaştırıyoruz bunu.
03:00Ve en nihayetinde o gizlenemez, devasa kuyruklu yalana dönüşüveriyor.
03:05Yalanlarımızı kademe kademe nasıl haklı çıkardığımızı görüyoruz değil mi?
03:08Sonunda yalandan geriye yine yalandan başka hiçbir şey kalmıyor.
03:11Üçüncü bölümümüz, her kapıyı açan maymuncuk.
03:14Yalanın o muazzam faydası.
03:16Şimdi odamızı bu yalan ve yılan ortaklığının neden bu kadar sorunsuz ilerlediğine çevireceğiz?
03:21Neden bu kadar başarılılar?
03:23Cevap çok basit aslında.
03:25Yalanın sunduğu o, neredeyse sihirli inanılmaz fayda.
03:28İyi kurgulanmış, ustaca söylenmiş bir yalan öylesine büyük bir güce sahiptir ki buna karşı koymak bazen imkansız hale gelir.
03:36Buradaki asıl çarpıcı nokta yalanın tanımı.
03:39Yalan imkansız denilen tüm kapıları açan bir maymuncuk, hatta usta bir çilingirdir aslında.
03:45Düşünün bir, yalan inandırıcı bir şekilde adeta doğruymuş gibi söylendiğinde en aşılamaz bariyerleri bile yerle bir edebiliyor.
03:52Doğrunun tıkandığı, hakikatin hiçbir işe yaramadığı o kilitli anlarda yalan hemen baş köşeye kuruluyor.
03:58Öyle ki yalanın batsın diye isyan edenler bile geri geldiğinde e hadi bir yalan da benden olsun diyerek o kapıdan
04:05içeri girmeyi seçebiliyor.
04:06Ama iş sadece kapı açmakla bitmiyor.
04:09Bir de bu zırh meselesi var ki işte orada işler iyice karanlıklaşıyor.
04:13Bizler doğrularla gerçekler arasına yalandan koca bir duvar örüyoruz.
04:17Neden? Çünkü gerçekler görülmesin, duyulmasın, bilinmesin istiyoruz.
04:20Bu öyle aşılmaz bir kalkandır ki kaynağımızın harika betimlemesiyle kılıç kesmez, seli üzerinden aşırır, rüzgardan torpillidir.
04:28Gerçekler bu kusursuz yalan zırhının ardında hapsedilir ve yalanın yıkamayacağı hiçbir bent kalmaz.
04:34Dördüncü bölümümüz Dokuzköy'den Kovulan Doğru.
04:37Yani gerçeğin o trajik sürgünü.
04:39Yalan ve yılan kol kola girip omuz omuza vererek her kapıyı açarken, peki ya doğruya ne oluyor?
04:44Şimdi yalanın ve yılanın bu parlayan ortaklığını, gerçeğin o sefil, dışlanmış ve yalnız kaderiyle kıyaslayacağız.
04:51Burada yüzümüze çarpan acı bir kültürel ironi var.
04:54O meşhur atasözümüzü hatırlayın, Doğru'yu Dokuzköy'den kovulmuştuk.
04:58Kaynağımız, hakikatin nasıl aktif bir şekilde kapı dışarı edildiğini gösteriyor bize.
05:02Buraya doğru giremez, burada doğru bulunmaz diyerek gerçekliği dışlıyoruz resmen.
05:06Ve yalanın hüküm sürdüğü bu yerde doğru, kendine kalacak bir köy arayarak,
05:10o efsanevi 10. köyü bulmak umuduyla yapayalnız, abare bir şekilde dolaşmaya terk ediliyor.
05:16Beşinci ve son bölümümüz Yılanı neden severiz?
05:20Bu kültürel aynayı bir kendimize tutalım bakalım.
05:22Bunları dinlerken, yahu biz gerçekten böyle miyiz demiş olabilirsiniz.
05:25Gelin anlatıyı doğrudan toplumumuza, kendimize çeviririm.
05:29Bu yılan kültürünün, zehirli metaforların gündelik dilimize,
05:33insan ilişkilerimize ne kadar derinden kazındığına bir bakalım.
05:36Şu deyimlere bir göz atın. Hepsi çok tanıdık değil mi?
05:38Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
05:40Tek bir cümle, zehri kendimize dokunmadığı sürece nasıl normalleştirdiğimizin
05:44bundan daha iyi bir özeti olabilir mi?
05:46Sonra dilimizdeki o benzetmeler.
05:48Yılan dilli yengeler, kaynanalar, yılan gibi kadın, yılan gibi adam.
05:53Etrafımız yılan dilli insanlarla sarılı.
05:55Ve biz onların bu zehirli varlıklarını hayatımızın,
05:58aile ilişkilerimizin doğal bir parçası olarak kabullenmişiz bile.
06:01Hakikaten de yılan hikayelerimiz ne bitiyor, ne tükeniyor.
06:05Ve işte bu durum bizi korkunç ama son derece rasyonel bir hayatta kalma mekanizmasına götürüyor.
06:11Kaynağımızın sunduğu şu acımasız tespite bakın.
06:13Birinci adım, etrafındaki yılanlardan ve yalanlardan kaçacak yer olmadığını,
06:17kurtuluş olmadığını fark etmek.
06:18İkinci adım, onların arasında ezilmemek ve hayatta kalmak için o kuyuya uyum sağlayıp seninle bir yılana dönüşmen.
06:25Hatta zamanla kuyuya en iyi adapte olan yılan olman.
06:28İşte yılanla ve yalanla kurduğumuz o hastalıklı ama kaçınılmaz bağın pratik karşılığı maalesef bu.
06:33Bütün bu incelemenin ardından kapanışı yazarın bizi baş başa bıraktığı o sarsıcı soruyla yapalım.
06:39Karşımızda cevabı zor, ağırlığı çok büyük bir soru duruyor.
06:43Hakikatin can çekiştiği, doğrunun dokuz köyden kovulup onuncu köyü aradığı bu dünyada,
06:47bizler gerçekten yılanın kuyusunda yaşamaya mahkum muyuz?
06:50Yalanın o süslü zırhı ve yılanın zehirli cazibesi bizi tamamen tuzağa mı düşürdü,
06:55yoksa içimizdeki o doğruyu bir gün tekrar geri çağırabilecek miyiz?
06:58Sizin bu kuyuyuyla olan ilişkiniz ne durumda?
07:01Üzerine uzun uzun düşünmeye değer, değil mi?