00:00Merhaba, bu görsel anlatıya hoş geldiniz.
00:02Bugün aslında hepimizin içten içe hissettiği ama belki de adını tam koyamadığı bir konunu masaya yatırıyoruz.
00:08Yazar Erol Sunat'ın o çok konuşulan, kendimizi nerelerde kaybettik bu kadar başlıklı sarsıcı denemesine
00:14şöyle bir yakından tamamen tarafsız bir gözle bakacağız.
00:18Hazırsanız toplumsal hafızamızda nasıl koptuğumuzu ve yazarın bu karanlık tablonun içinden nasıl bir umut ışığı çıkardığını birlikte inceleyelim.
00:27Ekranda da gördüğünüz o soru.
00:29Kendimizi nerelerde kaybettik bu kadar?
00:31Biliyor musunuz bu sadece bir başlık değil.
00:34Aslında bugün yapacağımız bu derin yolculuğun tam kalbi.
00:37Sunat kimseyi suçlama derdinde değil burada.
00:40Bizi doğrudan kendi içimize döndürüyor.
00:42Bu kayboluşun öyle bir gecede falan olmadığını yavaş yavaş adeta sessizce gerçekleştiğini söylüyor.
00:49Hani bizi aramaya kimsenin gelmediğini, işin kötüsü bizim bile kendimizi aramayı bıraktığımızı ifade ediyor yazar.
00:55Öyle bir nokta ki bu, başkalarını ararken asıl kaybolan biz olduk diyor.
01:00Gerçekten de insanı geçmişin o bir arada duran yapısıyla bugünün dağınıklığı arasında yüzleşmeye zorluyor.
01:06Peki, haydi bu konuya derinlemesine de alalım.
01:10Birinci bölüm.
01:10Bir zamanlar bizdik.
01:12Şimdi burada asıl ilginç olan nokta, yazarın geçmişle bugün arasına çektiği o keskin, dürüst olmak gerekirse biraz da yürek burkan
01:21zıtlık.
01:21Bir tarafta Sunat'ın biz diye tanımladığı o eski günler var.
01:25Hedeflerimiz, hayallerimiz, sımsıcak komşuluklarımız, dayanışmamız ve neşemiz.
01:30Hani o sırtımızı güvenle yasladığımız büyüklerimiz vardı diyor.
01:34Ama diğer tarafa bugüne baktığımızda tablo maalesef çok daha soğuk.
01:39Peş peşe itip giden değerler, cevapsız sorular, izole hayatlar.
01:43Yazar, sorunlarımızı tek başımıza çözebileceğimize inandırıldığımızı ama aslında bu yükün altında nasıl ezildiğimizi çok net bir şekilde tarafsızca gözlemliyor.
01:54İki dönem arasındaki bu devasa uçurum aslında yaşadığımız toplumsal travmanın da boyutunu gözler önüne seriyor.
02:00Geçiyoruz ikinci bölüme, kalabalıkların içinde yalnızlaşmak.
02:04Bakın sanatın gözlemleri şunu çok net ortaya koyuyor.
02:07Bu yabancılaşma sadece belli bir zümreye falan ait değil.
02:11Bu hepimizin çok iyi bildiği o tuhaf, modern hayat tablosu.
02:16Düşünsenize birçoğumuzun dijital dünyada binlerce arkadaşı var ama apartman asansöründe karşılaştığımız komşumuza günaydın demekten kaçınıyoruz değil mi?
02:25Yazar bunu toplumun her kesiminde gözlemlemiş.
02:28Pazarlarda dağılma saatini bekleyip ikinci el sebze arayan emekliler,
02:32barınma, iş bulma, yuva kurma derdiyle duvarların ardına saklanan gençler,
02:37hatta tarlasına bomboş, umutsuz gözlerle bakan çiftçiler.
02:41Hepsi farklı hayatlar yaşıyor belki ama yazarın deyişiyle o ortak kaybolmuşluk hissinde tam da ortada buluşuyorlar.
02:49Yazar tam da bu noktada durumu şu inanılmaz vurucu sözlerle özetliyor.
02:54Kalabalıklar arasında yapayalnız kalmak, görülmemek, fark edilmemek, sesi duyulmamak, işin daha da acı tarafı ne biliyor musunuz?
03:02Sunat'a göre bu başımıza öylece geliveren bir felaket değil.
03:06Bu bizim aktif olarak tercih ettiğimiz bir durum.
03:10İnsanlar adeta kapılarını bilerek, isteyerek kapatıyor.
03:14Aman şimdi selam vermeyim, kapıma da gelmesin kimse diyerek o en insani bağ kurmaktan bile kaçınıyoruz.
03:20Yani bu gönüllü izolasyon hali, o bahsettiğimiz toplumsal dokunun nasıl derinden hasar aldığının en büyük kanıtı.
03:28Gelelim üçüncü bölüme.
03:29Hakikatten kaçış ve yabancılaşma.
03:32Burada dikkatinizi yazarın kullandığı o harika Anadolu metaforuna çekmek istiyorum.
03:36Dökme suyla değirmen döner mi?
03:38Yazar aslında bu soruyu sorarak şunu söylüyor.
03:40Toplum olarak sorunları çözmek için bulduğumuz o anlık, yüzeysel günü kurtaran çözümler artık bir işe yaramıyor.
03:47O dökme sular geldi ve geçti.
03:49Ama yazarın da altını çizdiği gibi ortada ne o suyu dökecek mecal kaldı ne de dönecek bir değirmen.
03:55Yani toplumun o ana taşıyıcı kolonları, değirmenin asıl çarkları resmen durmuş vaziyette.
04:00Şimdi bir adım daha ileri gidelim ve bu çöküşün nasıl adım adım gerçekleştiğine bakalım.
04:05Yazar hakikati görmezden gelmenin bizi nasıl o dipsiz kuyuya çektiğini 3 net aşamada özetliyor.
04:12Birinci adımda gerçeklikten kaçıyoruz.
04:14Yani acı gerçeklerle yüzleşmek yerine kendi hayal dünyamıza, sanrılarımıza sığınıyoruz.
04:20Sonra ne oluyor?
04:21İkinci adımda bu kaçış kosbaca bir duyarsızlığa, tam bir bana neciliğe dönüşüyor.
04:26Kimse kimsenin derdini dinlemiyor, her şeye bir boş vermiştik hakim.
04:30Ve son olarak belki de en tehlikelisi 3. adım, düşmanlık.
04:34Yazar o duyarsızlığın nasıl yavaş yavaş öfkeye, kavgaya ve kabalığa evrildiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
04:42Ve dördüncü, aynı zamanda son bölüm, tarihi ruhla yeniden diriliş.
04:47İşte burası gidişatın değiştiği yer.
04:49Çünkü sunat burada pes etmeyi, havlu atmayı kesinlikle reddediyor.
04:53Adeta umut dolu bir isyan bayrağı açarak o can alıcı soruyu soruyor.
04:57Her savruluş neden bir toparlanış olmasın?
05:00Her kayboluş neden bir silkiniş, bir diriliş olmasın?
05:03Yazar, içinde bulunduğumuz bu buhranı, hani o kendi tabiriyle ne oldum budalası halimizi,
05:09dibe vurup tekrar sıçramak için bir fırsat, bir katalizör olarak görüyor.
05:13Diyor ki, madem bu kadar kaybolduk, o zaman bu dip noktası kendimizi yepyeni ve çok daha güçlü bir şekilde bulmamızın
05:20tam da başlama vuruşu olmalıdır.
05:22Ve bu da bize çok güzel gösteriyor ki, sunat o bahsettiği yeniden diriliş fikrini öyle altıboş soyut sözlerle değil, doğrudan
05:29tarihimizin o sapasağlam temelleriyle destekliyor.
05:32Yazarın perspektifinden baktığımızda, bu toplumun geçmişinde devasa bir direnç kapasitesi var.
05:3819 Mayıs'ın dirilişi, Çanakkale'nin o sarsılmaz ruhu, Sakarya'nın, Dumlupınar'ın destansı direnişi ve 9 Eylül'ün kurtuluş
05:45çoşkusu.
05:46Yazar, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın vizyonunu ve önderliğini hatırlatarak şunu çok net ifade ediyor.
05:51Tekrar ayağa kalkmak için dışarıdan bir mucize beklememize gerek yok.
05:54O güç, hali hazırda genetik kodlarımızda, geçmişimizde zaten var.
05:59Yani işin özü, buradaki en kritik nokta şu sözlerde saklı.
06:03Bize kaybolmak haram. Bize kaybolmak yasak.
06:07Yazar, makalesinin artık o zirve noktasında çok güçlü bir tespitte bulunuyor.
06:12Bunca bedel ödemiş, adeta yokluktan bir vatan çıkarmış bu toplumun bugünkü gibi bir tükenmişliğe asla teslim olamayacağını haykırıyor.
06:20Elimizde böyle inanılmaz bir direniş mirası varken, kapıları kapatıp köşemize çekilmek, ben yoruldum demek gibi bir lüksümüz, bir hakkımız yok
06:28diyor.
06:29Sunat'a göre o tarihi ruhun sırtımıza yüklediği bir sorumluluk var.
06:33Bu yüzden kaybolmak sadece basit bir zayıflık değil, geçmişin mirasına karşı işlenmiş kesin bir yasak.
06:39Erol Sunat'ın makalesinden damıttığımız bu görsel anlatıyı, yazarın insanın aklına kazınan o son, kışkırtıcı sorusuyla noktalıyoruz.
06:47Kendimize gelmek gibi bir derdi, dert edinmeyene dersiniz.
06:51İnsanların birbirine bu kadar yabancılaştığı, aynı apartmanda oturup birbirinin yüzüne bile bakmadığı şu tuhaf dönemde,
06:57sizce de artık o kalın kabuklarımızdan çıkıp bu büyük toplumsal uyanışın bir parçası olmamızın vakti gelmedi mi?
07:02Bu soruyu bir düşünün derim.
07:04Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
Yorumlar