Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar Erol Sunat, toplumsal ve bireysel bir yabancılaşma sürecini ele alarak modern insanın kendi öz değerlerinden nasıl uzaklaştığını sorgulamaktadır. Metin boyunca, ekonomik sıkıntılar ve sosyal bağların zayıflamasıyla birlikte insanların yalnızlığa sürüklendiği ve umutlarını yitirerek görünmez hale geldiği vurgulanmaktadır. Maddi zorlukların gölgesinde kalan emekliler, gençler ve çiftçiler üzerinden, toplumun içine düştüğü duyarsızlık ve boşluk hissi etkileyici bir dille tasvir edilmektedir. Kaybolan samimiyetin, dostluğun ve ortak hedeflerin yerini alan bu karamsar tabloya karşı yazar, hakikatle yüzleşme çağrısında bulunmaktadır. Son bölümlerde ise geçmişin asil ideallerine ve milli mücadele ruhuna atıf yapılarak, bu toplumsal savruluşun ancak köklere tutunarak bir silkinişe dönüşebileceği belirtilmektedir. Bu eser, öz saygıyı yeniden kazanmanın ve toplumsal dirilişin bir zorunluluk olduğunu hatırlatan duygusal bir uyarı niteliğindedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Merhaba, bu görsel anlatıya hoş geldiniz.
00:02Bugün aslında hepimizin içten içe hissettiği ama belki de adını tam koyamadığı bir konunu masaya yatırıyoruz.
00:08Yazar Erol Sunat'ın o çok konuşulan, kendimizi nerelerde kaybettik bu kadar başlıklı sarsıcı denemesine
00:14şöyle bir yakından tamamen tarafsız bir gözle bakacağız.
00:18Hazırsanız toplumsal hafızamızda nasıl koptuğumuzu ve yazarın bu karanlık tablonun içinden nasıl bir umut ışığı çıkardığını birlikte inceleyelim.
00:27Ekranda da gördüğünüz o soru.
00:29Kendimizi nerelerde kaybettik bu kadar?
00:31Biliyor musunuz bu sadece bir başlık değil.
00:34Aslında bugün yapacağımız bu derin yolculuğun tam kalbi.
00:37Sunat kimseyi suçlama derdinde değil burada.
00:40Bizi doğrudan kendi içimize döndürüyor.
00:42Bu kayboluşun öyle bir gecede falan olmadığını yavaş yavaş adeta sessizce gerçekleştiğini söylüyor.
00:49Hani bizi aramaya kimsenin gelmediğini, işin kötüsü bizim bile kendimizi aramayı bıraktığımızı ifade ediyor yazar.
00:55Öyle bir nokta ki bu, başkalarını ararken asıl kaybolan biz olduk diyor.
01:00Gerçekten de insanı geçmişin o bir arada duran yapısıyla bugünün dağınıklığı arasında yüzleşmeye zorluyor.
01:06Peki, haydi bu konuya derinlemesine de alalım.
01:10Birinci bölüm.
01:10Bir zamanlar bizdik.
01:12Şimdi burada asıl ilginç olan nokta, yazarın geçmişle bugün arasına çektiği o keskin, dürüst olmak gerekirse biraz da yürek burkan
01:21zıtlık.
01:21Bir tarafta Sunat'ın biz diye tanımladığı o eski günler var.
01:25Hedeflerimiz, hayallerimiz, sımsıcak komşuluklarımız, dayanışmamız ve neşemiz.
01:30Hani o sırtımızı güvenle yasladığımız büyüklerimiz vardı diyor.
01:34Ama diğer tarafa bugüne baktığımızda tablo maalesef çok daha soğuk.
01:39Peş peşe itip giden değerler, cevapsız sorular, izole hayatlar.
01:43Yazar, sorunlarımızı tek başımıza çözebileceğimize inandırıldığımızı ama aslında bu yükün altında nasıl ezildiğimizi çok net bir şekilde tarafsızca gözlemliyor.
01:54İki dönem arasındaki bu devasa uçurum aslında yaşadığımız toplumsal travmanın da boyutunu gözler önüne seriyor.
02:00Geçiyoruz ikinci bölüme, kalabalıkların içinde yalnızlaşmak.
02:04Bakın sanatın gözlemleri şunu çok net ortaya koyuyor.
02:07Bu yabancılaşma sadece belli bir zümreye falan ait değil.
02:11Bu hepimizin çok iyi bildiği o tuhaf, modern hayat tablosu.
02:16Düşünsenize birçoğumuzun dijital dünyada binlerce arkadaşı var ama apartman asansöründe karşılaştığımız komşumuza günaydın demekten kaçınıyoruz değil mi?
02:25Yazar bunu toplumun her kesiminde gözlemlemiş.
02:28Pazarlarda dağılma saatini bekleyip ikinci el sebze arayan emekliler,
02:32barınma, iş bulma, yuva kurma derdiyle duvarların ardına saklanan gençler,
02:37hatta tarlasına bomboş, umutsuz gözlerle bakan çiftçiler.
02:41Hepsi farklı hayatlar yaşıyor belki ama yazarın deyişiyle o ortak kaybolmuşluk hissinde tam da ortada buluşuyorlar.
02:49Yazar tam da bu noktada durumu şu inanılmaz vurucu sözlerle özetliyor.
02:54Kalabalıklar arasında yapayalnız kalmak, görülmemek, fark edilmemek, sesi duyulmamak, işin daha da acı tarafı ne biliyor musunuz?
03:02Sunat'a göre bu başımıza öylece geliveren bir felaket değil.
03:06Bu bizim aktif olarak tercih ettiğimiz bir durum.
03:10İnsanlar adeta kapılarını bilerek, isteyerek kapatıyor.
03:14Aman şimdi selam vermeyim, kapıma da gelmesin kimse diyerek o en insani bağ kurmaktan bile kaçınıyoruz.
03:20Yani bu gönüllü izolasyon hali, o bahsettiğimiz toplumsal dokunun nasıl derinden hasar aldığının en büyük kanıtı.
03:28Gelelim üçüncü bölüme.
03:29Hakikatten kaçış ve yabancılaşma.
03:32Burada dikkatinizi yazarın kullandığı o harika Anadolu metaforuna çekmek istiyorum.
03:36Dökme suyla değirmen döner mi?
03:38Yazar aslında bu soruyu sorarak şunu söylüyor.
03:40Toplum olarak sorunları çözmek için bulduğumuz o anlık, yüzeysel günü kurtaran çözümler artık bir işe yaramıyor.
03:47O dökme sular geldi ve geçti.
03:49Ama yazarın da altını çizdiği gibi ortada ne o suyu dökecek mecal kaldı ne de dönecek bir değirmen.
03:55Yani toplumun o ana taşıyıcı kolonları, değirmenin asıl çarkları resmen durmuş vaziyette.
04:00Şimdi bir adım daha ileri gidelim ve bu çöküşün nasıl adım adım gerçekleştiğine bakalım.
04:05Yazar hakikati görmezden gelmenin bizi nasıl o dipsiz kuyuya çektiğini 3 net aşamada özetliyor.
04:12Birinci adımda gerçeklikten kaçıyoruz.
04:14Yani acı gerçeklerle yüzleşmek yerine kendi hayal dünyamıza, sanrılarımıza sığınıyoruz.
04:20Sonra ne oluyor?
04:21İkinci adımda bu kaçış kosbaca bir duyarsızlığa, tam bir bana neciliğe dönüşüyor.
04:26Kimse kimsenin derdini dinlemiyor, her şeye bir boş vermiştik hakim.
04:30Ve son olarak belki de en tehlikelisi 3. adım, düşmanlık.
04:34Yazar o duyarsızlığın nasıl yavaş yavaş öfkeye, kavgaya ve kabalığa evrildiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
04:42Ve dördüncü, aynı zamanda son bölüm, tarihi ruhla yeniden diriliş.
04:47İşte burası gidişatın değiştiği yer.
04:49Çünkü sunat burada pes etmeyi, havlu atmayı kesinlikle reddediyor.
04:53Adeta umut dolu bir isyan bayrağı açarak o can alıcı soruyu soruyor.
04:57Her savruluş neden bir toparlanış olmasın?
05:00Her kayboluş neden bir silkiniş, bir diriliş olmasın?
05:03Yazar, içinde bulunduğumuz bu buhranı, hani o kendi tabiriyle ne oldum budalası halimizi,
05:09dibe vurup tekrar sıçramak için bir fırsat, bir katalizör olarak görüyor.
05:13Diyor ki, madem bu kadar kaybolduk, o zaman bu dip noktası kendimizi yepyeni ve çok daha güçlü bir şekilde bulmamızın
05:20tam da başlama vuruşu olmalıdır.
05:22Ve bu da bize çok güzel gösteriyor ki, sunat o bahsettiği yeniden diriliş fikrini öyle altıboş soyut sözlerle değil, doğrudan
05:29tarihimizin o sapasağlam temelleriyle destekliyor.
05:32Yazarın perspektifinden baktığımızda, bu toplumun geçmişinde devasa bir direnç kapasitesi var.
05:3819 Mayıs'ın dirilişi, Çanakkale'nin o sarsılmaz ruhu, Sakarya'nın, Dumlupınar'ın destansı direnişi ve 9 Eylül'ün kurtuluş
05:45çoşkusu.
05:46Yazar, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın vizyonunu ve önderliğini hatırlatarak şunu çok net ifade ediyor.
05:51Tekrar ayağa kalkmak için dışarıdan bir mucize beklememize gerek yok.
05:54O güç, hali hazırda genetik kodlarımızda, geçmişimizde zaten var.
05:59Yani işin özü, buradaki en kritik nokta şu sözlerde saklı.
06:03Bize kaybolmak haram. Bize kaybolmak yasak.
06:07Yazar, makalesinin artık o zirve noktasında çok güçlü bir tespitte bulunuyor.
06:12Bunca bedel ödemiş, adeta yokluktan bir vatan çıkarmış bu toplumun bugünkü gibi bir tükenmişliğe asla teslim olamayacağını haykırıyor.
06:20Elimizde böyle inanılmaz bir direniş mirası varken, kapıları kapatıp köşemize çekilmek, ben yoruldum demek gibi bir lüksümüz, bir hakkımız yok
06:28diyor.
06:29Sunat'a göre o tarihi ruhun sırtımıza yüklediği bir sorumluluk var.
06:33Bu yüzden kaybolmak sadece basit bir zayıflık değil, geçmişin mirasına karşı işlenmiş kesin bir yasak.
06:39Erol Sunat'ın makalesinden damıttığımız bu görsel anlatıyı, yazarın insanın aklına kazınan o son, kışkırtıcı sorusuyla noktalıyoruz.
06:47Kendimize gelmek gibi bir derdi, dert edinmeyene dersiniz.
06:51İnsanların birbirine bu kadar yabancılaştığı, aynı apartmanda oturup birbirinin yüzüne bile bakmadığı şu tuhaf dönemde,
06:57sizce de artık o kalın kabuklarımızdan çıkıp bu büyük toplumsal uyanışın bir parçası olmamızın vakti gelmedi mi?
07:02Bu soruyu bir düşünün derim.
07:04Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen