Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Erol Sunat tarafından kaleme alınan bu metin, insanların sorumluluktan kaçmak ve kendilerini emniyete almak için sığındıkları "bilmem" ifadesini mecazi bir kale benzetmesiyle eleştirel bir dille inceler. Yazar, bu kavramı yalnızca bir bilgisizlik durumu değil; duyarsızlık, bencillik ve hayata karşı pasif kalma tercihi olarak nitelendirir. Kişinin çevresindeki olaylara gözünü yumarak inşa ettiği bu psikolojik zırhın, aslında toplumsal faydadan ve dürüstlükten uzaklaşmak anlamına geldiğini vurgular. Metin boyunca, her ne kadar sarsılmaz görünse de bu yapay savunma mekanizmasının hakikat karşısında eninde sonunda çökeceği ve kişinin vicdanıyla yüzleşmekten kaçamayacağı hatırlatılır. Sonuç olarak yazar, kaçamak cevaplarla örülen bu kalelerin, hayatın gerçekleri ve ilahi adalet karşısında yıkılmaya mahkûm olduğu gerçeğinin altını çizer.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugün sizlerle çok tanıdık, hatta belki de her gün duyduğumuz bir ifadenin derinliklerine ineceğiz.
00:06Bilmem, bu tek kelime aslında nasıl da kocaman, görünmez bir kale inşa ediyor. Gelin hep birlikte bakalım.
00:13İşte konumuzun tam da kalbine inen bir sözle başlayalım.
00:17Her kale yıkılır denmiş, bilmem kalesi yıkılmaz.
00:20Erolsunat'a ait bu söz aslında bugüncü bütün sohbetimizin de özeti.
00:24Yani ilk bakışta masum gibi duran bu ifadenin ne kadar güçlü bir savunma mekanizması olabileceğini gösteriyor.
00:31Peki neden aşılamaz bir kale diyoruz?
00:34Çünkü bu ifade kelimelerden örülmüş sağlam bir kalkan gibi.
00:39Karşınızdakinin bütün hamlelerini boşa çıkaran, delinmez görünen bir savunma hattı.
00:44Yani şöyle düşünelim, çoğumuz bilmem dendiğinde bunun sadece bir bilgi eksikliği olduğunu varsayarız değil mi?
00:51Ama işte işin ilginç tarafı da burada başlıyor.
00:53Kaynağımıza göre bu aslında basit bir bilgisizlikten çok daha fazlası.
00:59Bu resmen bir strateji.
01:01Peki nedir bu strateji?
01:03Bu kaleyi inşa etmek tam olarak ne anlama geliyor?
01:06Aslında çok basit.
01:08Sorumluluktan kaçmak, yükü başkasının sırtına yıkmak ve en önemlisi olayların tamamen dışında kalmak için cehalet taklidi yapmak.
01:16Yani kısacası kendini oyundan çekmek gibi bir şey.
01:19Peki bu bilmem kalesinin içinde kimler yaşıyor?
01:23Kimdir bu insanlar?
01:24Gelin şimdi de bu duvarların ardındaki kişilere yani bilmem diyen insanlara daha yakından bakalım.
01:30İşte bu insanların adeta bir oyun kitabı var.
01:33Her işten kaçmak için ben yemek yapmayı bilmem ki temizlikten anlamam gibi bahaneler öne sürerler.
01:39Bir hata olduğunda suçu hemen başkasına atarlar, zor durumlardan ustalıkla sıyrılırlar.
01:44Ve bunu yaparken de sanki çok akıllıca bir iş yapıyormuş gibi ilgisiz bir tavır takınırlar.
01:50Kendilerini resmen bir cehalet zırhına bürümüş durumdalar.
01:53Aynen şu sözdeki gibi.
01:55Kendilerini bir bilmem pelerinine sarıyorlar ki kimse onları sorgulamasın.
02:00Bakın bu çok güzel bir benzetme.
02:02O bilmem kelimesi adeta bir görünmezlik pelerinine dönüşüyor.
02:07Kimse onlara soru sormasın, kimse onlardan bir şey beklemesin diye.
02:11Bütün bu çabanın arkasındaki felsefe ne peki?
02:14Aslında bildiğimiz o eski söz.
02:16Azacık aşım, ağrısız başım.
02:19Yani diyorlar ki ben etliğe, sütliğe karışmayayım, sorumluluk almayayım, başım ağrımasın.
02:25Kendi küçük dünyalarında huzurlu bir hayat süreceklerine inanıyorlar.
02:29Ama bu gerçekten işe yarar mı?
02:32İşte tam bu noktada o sağlam sandıkları kalenin duvarlarında çatlaklar belirmeye başlıyor.
02:37Çünkü bu güvenlik hissi aslında büyük bir ilüzyondan ibaret olabilir.
02:42Gelin bu güvenlik ilüzyonuna bir göz atalım.
02:45Kaynağımız tam da bu ilüzyonu yıkmak için çok can alıcı bir soru soruyor.
02:49Bilmem demek bugüne kadar kimi gerçekten korudu?
02:52Ve devam ediyor.
02:54Bu insanlar hangi dünyada yaşıyorlar?
02:56Yani sürekli sorumluluktan kaçarak, sürekli bilmiyorum diyerek nereye kadar gidilebilir ki?
03:02Gerçek hayat böyle bir yer değil değil mi?
03:04Hatta yazar işi biraz da alaya alarak soruyor.
03:08O gezegen hangisi?
03:09Merkür mü?
03:10Yani demek istiyor ki bu kafa yapısı bu dünyaya ait olamaz.
03:14Bu ancak başka bir gezegende, bambaşka kuralların geçerli olduğu bir yerde işe yarayabilir.
03:19Peki, işin en komik tarafı ne biliyor musunuz?
03:23İki tane bilmem diyen kişi karşılaştığında olanlar.
03:26Ortaya ne çıkıyor?
03:28Çok bilinmeyenli bir denklem.
03:30Hiç kimse bir adım atmıyor, hiçbir sorun çözülmüyor, her şey olduğu yerde donup kalıyor.
03:35Tam bir kilitlenme anı.
03:38Neyse ki bu denklemin bir de karşı tarafı var.
03:41Yani bilmem diyenin tam zıttı.
03:43Şimdi de konuşmaya cüret eden kişiye, yani ben bilirim diyenin argümanına bakalım.
03:50İşte aradaki fark dağlar kadar.
03:52Bakın, bilmem diyen kişi ne yapıyor?
03:54Kenara çekiliyor, yükü başkasına devrediyor, sessizliği seçiyor ve kendi kalesinde yaşıyor.
04:00Peki ya ben bilirim diyen?
04:01O öne atılıyor, sorumluluk alıyor, bildiği gerçeği söylüyor ve dünyayla iç içe yaşıyor.
04:07Biri duvar örüyor, diğeri köprü kuruyor.
04:10Bu kadar net.
04:10Bu da bizi şu çok önemli soruya getiriyor.
04:14Eğer bilenler, görenler, yani gerçeğe şahit olanlar konuşmazsa, peki ne zaman konuşacaklar?
04:21Sessiz kalmanın da bir sorumluluğu yok mudur?
04:24Ve geldik sona.
04:26O yıkılmaz denen kalenin aslında nasıl da yıkılabileceğine.
04:31Çünkü evet, her kale eninde sonunda yıkılır.
04:35Şimdi bu kaçınılmaz sona, yani gerçeğin zaferine tanıklık edelim.
04:39Bunun için çok güçlü bir tarihi örnek var.
04:42Biliyor muydunuz, İstanbul fethedilmeden önce tam 29 kez kuşatılmış.
04:4729.
04:48Bu ne demek?
04:49Hiçbir kale sonsuza dek ayakta kalamaz.
04:51En sağlam duvarlar bile ısrar karşısında eninde sonunda çöker.
04:55Peki, bu bilmem kalesi nasıl yıkılıyor?
04:59Üç temel yolu var.
05:00Birincisi, kale içten fethedilir.
05:03Yani kişinin vicdanı devreye girer.
05:05İkincisi, savaşsız teslim olur.
05:07Kişi artık bu rolü oynamaktan yorulur ve vazgeçer.
05:11Üçüncüsü ve en klasiği, kuşatmadan sonra düşer.
05:14Yani gerçekler öyle bir üstüne gelir ki artık kaçacak yeri kalmaz.
05:18Sonuç olarak şunu unutmamak lazım.
05:21Bütün bu bahaneler aslında sadece birer duvardır.
05:25Ve hepimizin bildiği gibi bütün duvarlar eninde sonunda yıkılır.
05:29Gerçeğin önünde hiçbir bahane sonsuza kadar duramaz.
05:33Ve sizi kaynağımızın şu çarpıcı sözüyle baş başa bırakıyorum.
05:37Hakikat, bilmem diyenden davacı olacak.
05:41Bu, hepimizin bildiklerimizden ve sustuklarımızdan eninde sonunda sorumlu olacağımızı hatırlatan,
05:47gerçekten de üzerine düşünmeye değer bir final.
Yorumlar

Önerilen