00:00Herkese merhaba, bugün sizlerle çok tanıdık, hatta belki de her gün duyduğumuz bir ifadenin derinliklerine ineceğiz.
00:06Bilmem, bu tek kelime aslında nasıl da kocaman, görünmez bir kale inşa ediyor. Gelin hep birlikte bakalım.
00:13İşte konumuzun tam da kalbine inen bir sözle başlayalım.
00:17Her kale yıkılır denmiş, bilmem kalesi yıkılmaz.
00:20Erolsunat'a ait bu söz aslında bugüncü bütün sohbetimizin de özeti.
00:24Yani ilk bakışta masum gibi duran bu ifadenin ne kadar güçlü bir savunma mekanizması olabileceğini gösteriyor.
00:31Peki neden aşılamaz bir kale diyoruz?
00:34Çünkü bu ifade kelimelerden örülmüş sağlam bir kalkan gibi.
00:39Karşınızdakinin bütün hamlelerini boşa çıkaran, delinmez görünen bir savunma hattı.
00:44Yani şöyle düşünelim, çoğumuz bilmem dendiğinde bunun sadece bir bilgi eksikliği olduğunu varsayarız değil mi?
00:51Ama işte işin ilginç tarafı da burada başlıyor.
00:53Kaynağımıza göre bu aslında basit bir bilgisizlikten çok daha fazlası.
00:59Bu resmen bir strateji.
01:01Peki nedir bu strateji?
01:03Bu kaleyi inşa etmek tam olarak ne anlama geliyor?
01:06Aslında çok basit.
01:08Sorumluluktan kaçmak, yükü başkasının sırtına yıkmak ve en önemlisi olayların tamamen dışında kalmak için cehalet taklidi yapmak.
01:16Yani kısacası kendini oyundan çekmek gibi bir şey.
01:19Peki bu bilmem kalesinin içinde kimler yaşıyor?
01:23Kimdir bu insanlar?
01:24Gelin şimdi de bu duvarların ardındaki kişilere yani bilmem diyen insanlara daha yakından bakalım.
01:30İşte bu insanların adeta bir oyun kitabı var.
01:33Her işten kaçmak için ben yemek yapmayı bilmem ki temizlikten anlamam gibi bahaneler öne sürerler.
01:39Bir hata olduğunda suçu hemen başkasına atarlar, zor durumlardan ustalıkla sıyrılırlar.
01:44Ve bunu yaparken de sanki çok akıllıca bir iş yapıyormuş gibi ilgisiz bir tavır takınırlar.
01:50Kendilerini resmen bir cehalet zırhına bürümüş durumdalar.
01:53Aynen şu sözdeki gibi.
01:55Kendilerini bir bilmem pelerinine sarıyorlar ki kimse onları sorgulamasın.
02:00Bakın bu çok güzel bir benzetme.
02:02O bilmem kelimesi adeta bir görünmezlik pelerinine dönüşüyor.
02:07Kimse onlara soru sormasın, kimse onlardan bir şey beklemesin diye.
02:11Bütün bu çabanın arkasındaki felsefe ne peki?
02:14Aslında bildiğimiz o eski söz.
02:16Azacık aşım, ağrısız başım.
02:19Yani diyorlar ki ben etliğe, sütliğe karışmayayım, sorumluluk almayayım, başım ağrımasın.
02:25Kendi küçük dünyalarında huzurlu bir hayat süreceklerine inanıyorlar.
02:29Ama bu gerçekten işe yarar mı?
02:32İşte tam bu noktada o sağlam sandıkları kalenin duvarlarında çatlaklar belirmeye başlıyor.
02:37Çünkü bu güvenlik hissi aslında büyük bir ilüzyondan ibaret olabilir.
02:42Gelin bu güvenlik ilüzyonuna bir göz atalım.
02:45Kaynağımız tam da bu ilüzyonu yıkmak için çok can alıcı bir soru soruyor.
02:49Bilmem demek bugüne kadar kimi gerçekten korudu?
02:52Ve devam ediyor.
02:54Bu insanlar hangi dünyada yaşıyorlar?
02:56Yani sürekli sorumluluktan kaçarak, sürekli bilmiyorum diyerek nereye kadar gidilebilir ki?
03:02Gerçek hayat böyle bir yer değil değil mi?
03:04Hatta yazar işi biraz da alaya alarak soruyor.
03:08O gezegen hangisi?
03:09Merkür mü?
03:10Yani demek istiyor ki bu kafa yapısı bu dünyaya ait olamaz.
03:14Bu ancak başka bir gezegende, bambaşka kuralların geçerli olduğu bir yerde işe yarayabilir.
03:19Peki, işin en komik tarafı ne biliyor musunuz?
03:23İki tane bilmem diyen kişi karşılaştığında olanlar.
03:26Ortaya ne çıkıyor?
03:28Çok bilinmeyenli bir denklem.
03:30Hiç kimse bir adım atmıyor, hiçbir sorun çözülmüyor, her şey olduğu yerde donup kalıyor.
03:35Tam bir kilitlenme anı.
03:38Neyse ki bu denklemin bir de karşı tarafı var.
03:41Yani bilmem diyenin tam zıttı.
03:43Şimdi de konuşmaya cüret eden kişiye, yani ben bilirim diyenin argümanına bakalım.
03:50İşte aradaki fark dağlar kadar.
03:52Bakın, bilmem diyen kişi ne yapıyor?
03:54Kenara çekiliyor, yükü başkasına devrediyor, sessizliği seçiyor ve kendi kalesinde yaşıyor.
04:00Peki ya ben bilirim diyen?
04:01O öne atılıyor, sorumluluk alıyor, bildiği gerçeği söylüyor ve dünyayla iç içe yaşıyor.
04:07Biri duvar örüyor, diğeri köprü kuruyor.
04:10Bu kadar net.
04:10Bu da bizi şu çok önemli soruya getiriyor.
04:14Eğer bilenler, görenler, yani gerçeğe şahit olanlar konuşmazsa, peki ne zaman konuşacaklar?
04:21Sessiz kalmanın da bir sorumluluğu yok mudur?
04:24Ve geldik sona.
04:26O yıkılmaz denen kalenin aslında nasıl da yıkılabileceğine.
04:31Çünkü evet, her kale eninde sonunda yıkılır.
04:35Şimdi bu kaçınılmaz sona, yani gerçeğin zaferine tanıklık edelim.
04:39Bunun için çok güçlü bir tarihi örnek var.
04:42Biliyor muydunuz, İstanbul fethedilmeden önce tam 29 kez kuşatılmış.
04:4729.
04:48Bu ne demek?
04:49Hiçbir kale sonsuza dek ayakta kalamaz.
04:51En sağlam duvarlar bile ısrar karşısında eninde sonunda çöker.
04:55Peki, bu bilmem kalesi nasıl yıkılıyor?
04:59Üç temel yolu var.
05:00Birincisi, kale içten fethedilir.
05:03Yani kişinin vicdanı devreye girer.
05:05İkincisi, savaşsız teslim olur.
05:07Kişi artık bu rolü oynamaktan yorulur ve vazgeçer.
05:11Üçüncüsü ve en klasiği, kuşatmadan sonra düşer.
05:14Yani gerçekler öyle bir üstüne gelir ki artık kaçacak yeri kalmaz.
05:18Sonuç olarak şunu unutmamak lazım.
05:21Bütün bu bahaneler aslında sadece birer duvardır.
05:25Ve hepimizin bildiği gibi bütün duvarlar eninde sonunda yıkılır.
05:29Gerçeğin önünde hiçbir bahane sonsuza kadar duramaz.
05:33Ve sizi kaynağımızın şu çarpıcı sözüyle baş başa bırakıyorum.
05:37Hakikat, bilmem diyenden davacı olacak.
05:41Bu, hepimizin bildiklerimizden ve sustuklarımızdan eninde sonunda sorumlu olacağımızı hatırlatan,
05:47gerçekten de üzerine düşünmeye değer bir final.
Yorumlar