00:00Herkese merhaba, harika bir incelemeyle daha karşınızdayım.
00:03Hiç vakit kaybetmeden doğrudan konuya dalalım.
00:06Bugün Erol Sunat'ın o ufuk açıcı,
00:08Hayatla Aranız Nasıl adlı makalesini masaya yatırıyoruz.
00:11Amacımız ne mi?
00:13Varoluşumuzu nasıl tanımladığımızı,
00:15hayallerimizi ve o bitmek bilmeyen günlük mücadelelerimizi nasıl anlamlandırdığımızı çözmek.
00:20Enerjimiz yüksek çünkü tam anlamıyla hayatın kalbine, en derinine iniyoruz.
00:26Hayatla Aranız Nasıl?
00:27Cidden şöyle bir durup düşünün.
00:30Oldukça basit, hatta fazlasıyla sıradan bir soru gibi duruyor değil mi?
00:33Ama aslında hepimizin köşe bucak kaçtığı, yüzleşmekten korktuğu bir soru bu.
00:38Şimdi sizden ufak bir ricam var.
00:40Lütfen bir an için duraksayın ve bu soruya içinizden ama gerçekten dürüstçe bir cevap verin.
00:45Nasıl?
00:46Yuvarlanıp gidiyoruz mu diyorsunuz?
00:48Yoksa hayatla aranızda bambaşka, karmaşık bir ilişki mi var?
00:52Birinci bölüme geçiyoruz.
00:53Suçlama oyunu ve tepkilerimizi nasıl sınıflandırdığımız.
00:56Biliyor musunuz, işin aslı şu.
00:58Neredeyse hiç kimse bu soruya dümdüz net bir cevap veremiyor.
01:02Hepimiz kaçamak cevaplara sığınıyor veya öngörülebilir hatta biraz da kabul edelim ikiyüzlü kategorilere ayrılıyoruz.
01:08Yazar bizi üç ilginç profil ayırmış, gelin hızla üstünden geçelim.
01:13Birincisi, yalancılar.
01:14Bunlar, ay hayatla aram hiç kötü olmadı ki diyerek her şeyin kusursuz olduğunu iddia eden kesim.
01:20İkincisi, nefret edenler.
01:22Başına gelen her terslikte hayatı yerden yere vuran, kendi hatalarının faturasını hayata kesenler.
01:27Ve üç, filozoflar.
01:29Bıraksanız hayat üzerine sabaha kadar konuşurlar, derin derin iç çekerler ama iş eyleme, yani hayata hakkını vererek yaşamaya gelince ortada
01:36pek görünmezler.
01:37Ne dersiniz, etrafınızda bu profillerden bolca yok mu?
01:40Şimdi Erol Sunat'ın kullandığı o ilk büyük metafora, yani kum saatine bir bakalım.
01:46Hayat, durmadan şikayet edenlerin asla kontrol edemediği, akıp giden bir kum saati gibidir aslında.
01:52Biz avazımız çıktığı kadar dur desek de o durmuyor.
01:56Övseniz de, sövseniz de nafile.
01:58Bizim o bitmek bilmeyen sızlanmalarımıza zerre kadar aldırmadan kumlar aşağı süzülmeye devam ediyor.
02:05Ve bu düşünce bizi bir diğer muazzam benzetmeye götürüyor.
02:08Türlü yemeği.
02:09Evet, bildiğimiz türlü.
02:12Yazar diyor ki, hayat tıpkı bir türlü gibidir.
02:15İçine ne katarsanız o olur.
02:17Ama işin asıl can alıcı noktası şu, isteseniz de istemeseniz de o tabağa konanı, yani tatlısını da, tuzlusunu da, hatta
02:25en acısını da yutmak zorundasınız.
02:27İtiraz etmemiz veya durumu kontrol etmeye çalışmamız hiçbir şeyi değiştirmiyor.
02:32O kasedekini bitirmek zorundayız.
02:34İkinci bölüm, yaşamanın maliyeti ve ertelenen hayaller.
02:38Evet, şimdi biraz felsefi soyutlamalardan çıkıp ayaklarımızı yere basalım, gerçeğe dönelim.
02:44Çünkü hayatı yaşamak dediğimiz o havalı kavram, aslında çoğu zaman cebimizdeki parayla, yani doğrudan ekonomik durumumuzla dikte ediliyor.
02:51Şöyle bir düşünün, bir yanda Ege veya Akdeniz sahillerinde rüzgarı teninizde hissederek yaşadığınız o romantikleştirilmiş, varlıklı, pastoral hayat ideali var.
03:00Diğer yanda ise sıradan günlük gerçekliğimiz, şehirdeki bir balkondan öylece sokağa, asfalta bakıp dalıp gitmek.
03:07Yani hayatı yaşamak kişiye göre değişiyor gibi görünse de, aslında gelir düzeyinin o keskin hatlarıyla şekilleniyor.
03:13Yol parası denkleşmediği için bir sonraki yaza ertelenen hayaller.
03:18Ah, bu cümlenin taşıdığı o tanıdık hayal kırıklığını şu an hissedebiliyor musunuz?
03:23Çoğu insan için yaşamak, sırf cepleri boş olduğu için sürekli ama sürekli bir sonraki yaza bel bağlamak anlamına geliyor.
03:31Yazarın o nokta atışı tabiriyle, boşa koydular dolmadı, doluya koydular almadı.
03:36Seyretmeye, dağlara, yollara düşmeye niyetlenseniz bile karşınıza dikilen ekonomik engeller o hayalleri anında donduruyor.
03:44Üçüncü bölüme geldik, felsefeye karşı hayatta kalma ve kültürel çapalarımız.
03:49Peki bu ekonomik zorlukların ve zamanın o amansız ilerleyişinin tam ortasında, kültürümüz, o büyük düşünülerimiz bu mücadeleyi nasıl anlamlandırıyor?
03:58Büyük halk ozanımız Aşık Veysel'in hepimizin ruhuna kazınan o ölümsüz dizelerini bir hatırlayın.
04:04Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece.
04:07Bakın bu sadece melodik bir şarkı sözü değil.
04:10Bu hayatı sürekli, yorucu ve kesintisiz bir yolculuk olarak gören derin kültürel anlayışımızın ta kendisi.
04:17Durmak yok, yürümek zorundasınız.
04:20Tabii işin içine biraz da mizah katmak lazım.
04:23Erol Sunat tam da burada Nasrettin Hoca üzerinden çok ince, çok tatlı bir kuru mizah yapıyor.
04:29Hayatın bir anlığına gerçekten dile gelip bize şöyle dediğini hayal edin.
04:33İşinize bakın köhte orlar, bırakın benimle uğraşmayı.
04:37İnanılmaz değil mi?
04:38Düşünsenize sürekli pişmanlık duyup hayattan özür diliyoruz.
04:42Hemen ardından yine sövüp saymaya başlıyoruz.
04:44Hayat ise bizim bu kaprislerimize hiç mi hiç alınmıyor, sadece yüzümüze bakıp halimize gülüyor.
04:50Sonra şu meşhur bardağın ne tarafından baktığınıza bağlı klişesine geliyoruz.
04:56Yazarın bu klişeye getirdiği son derece alaycı ve gerçekçi bir bakış açısı var.
04:59Bardağın dolu tarafı var, boş tarafı var, iyi, güzel de.
05:02Peki ya hoş tarafı, loş tarafı, mayhoş tarafı veya içmeden sarhoş tarafı?
05:08İnanın hayat o kadar karmaşık bir bulmaca ki, sadece bardağa bakıp bir anlam çıkarmaya çalışmak bile insanı fena halde yorabiliyor.
05:15Dördüncü ve son bölümümüz
05:18Yaşamak mı yoksa sadece var olmak mı?
05:21Asgari ücret gerçeği
05:23Burada biraz durmak, biraz yavaşlamak istiyorum.
05:26Çünkü sadece ama sadece günü kurtarmak için savaşanların yüzleştiği, o sert buz gibi gerçeklere odaklanmalıyız.
05:33Atı yok, arabası yok, yatı yok, parası pulu yok.
05:37Hamsiden başka balık tatmamış, sahilin, tatilin ne olduğunu hayatında bir kez bile görmemiş bir insanın çıplak gerçekliği bu.
05:44Lüks kelimesinin yanından bile geçemeyen, sadece en temel hayatta kalma araçlarıyla boğuşan bir insanın çıkıp da hayat kime güzel diye
05:53sorması ne kadar haklı bir isyan aslında.
05:55Haksız mıyım?
05:56Ve asgari ücret gerçeği
05:58Baba çalışır, anne çalışır, çocuklar çalışır, hep birlikte omuz omuza inanılmaz bir mücadele verilir.
06:04Ama günün sonundaki tablo nedir?
06:06Yüzler maalesef gülmez, hayaller zaten lükstür ve kalpler kırıktır.
06:10Bu manzara, asgari ücretle sadece nefes almaya, ayakta kalmaya çalışan bir ailenin o ezici tablosunun tam özeti.
06:18Ortada muazzam kollektif bir emek var, evet.
06:21Ama bu emek, çoğu zaman paramparça olmuş bir umuttan öteye gidemiyor.
06:25Hayat, bazılarımız için tam anlamıyla bir çıkmaz sokak.
06:28Bir de o gaya kuyusuna düşmek var.
06:31Akşama kadar bulması gereken, acil bir paranın derdinde olan,
06:34çaresizlikten başını dağlara taşlara vuran bir insanı getirin gözünüzün önüne.
06:39O cebinin dolu olduğu, iyi günlerinde, etrafında pervane olan, sözde dost veya akraba denilen insanların bir anda buharlaşıp kaybolduğu o
06:48sarsıcı an,
06:49günlük hayatta kalma uçurumuna yuvarlanmanın insana getirdiği o derin, o dondurucu izolasyon ve yalnızlık hissi,
06:55gerçekten kelimelerle tarif edilemez.
06:58Ve bu incelememizi, zihinlerinize kazınmasını, günlerce yankılanmasını istediğim o güçlü, sarsıcı soruyla bitirmek istiyorum.
07:05Sadece o günü kurtarmaya, akşama kadar sağ salim çıkmaya çalışmanın getirdiği bu derin ızdırabın adına,
07:11gerçekten hayat veya yaşamak diyebilir miyiz, yoksa biz sadece var mı oluyoruz, sadece hayatta mı kalıyoruz,
07:17bu çarpıcı sorunun cevabını kendi içinizde vermeniz için sizi düşüncelerinizle baş başa bırakıyorum.
07:22Erol Sunat'ın makalesinden yola çıkarak hazırladığımız bu inceleme,
07:25umarım hayatla olan ilişkinizi yeniden gözden geçirmeniz için size yepyeni bir pencere açmıştır.
07:30Sorgulamaya ve o büyük anlamı aramaya hep devam edin, hoşçakalın, görüşmek üzere.
Yorumlar