Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Erol Sunat'ın kaleme aldığı bu metin, insan doğasının ve toplumun yalanla kurduğu çelişkili ilişkiyi derinlemesine sorgulayan edebi bir denemedir. Yazar, yalanın çekiciliği ile doğrunun yalnızlığı arasındaki derin uçurumu vurgulayarak, insanların doğruyu sevmelerine rağmen işlerine gelmediğinde yalandan yana saf tuttuklarını anlatır. Çocukluktaki masum dürüstlüğün zamanla yerini toplumsal bir ikiyüzlülüğe bırakması, metnin temel eleştiri odağını oluşturur. Yalanın ne kadar tatlı ve kalabalık, doğrunun ise ne kadar dışlanmış ve kimsesiz olduğu ironik bir dille gözler önüne serilir. Nihayetinde eser, yalanın egemen olduğu bu dünyada hakikati savunmanın güçlüğünü ve bireylerin yalanın cazibesine nasıl kapıldığını sarsıcı bir biçimde betimler.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bu incelememizde her zamanki o klasik gündem maddelerimizi, uzun girişlerimizi şöyle bir kenara bırakıyoruz.
00:08Neden mi? Çünkü bugün vakit kaybetmeden doğrudan toplumumuzun, insan doğasının ve inançlarımızın tam kalbine inen felsefi bir meseleye dalacağız.
00:18Erol Sunat'ın o ufuk açıcı metni, şu yalan dünyaya daldık dalalı üzerine konuşacağız.
00:23Öyle soyut kavramlardan bahsetmiyorum, yalanın ve doğrunun ete kemiğe büründüğü, adeta aramızda dolaşan karakterlere dönüştüğü bir dünyadan bahsediyorum.
00:32Hazırsanız, oldukça derin ama bir o kadar da tanıdık olan bu hikayeye hemen başlayalım.
00:38Yalancı yalancı sana kimse inanmaz, yalancı yalancı sözüne kimse kanmaz.
00:44Bu şarkıyı, bu melodiyi hatırlamayanımız yoktur herhalde değil mi?
00:47Çocukluğumuzda okul sıralarında avazımız çıktığı kadar hep birazdan söylerdik bunu.
00:53O zamanlar işler ne kadar da basitti, öğretmenlerimiz yalanın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatırdı.
00:58Dünya siyah ve beyazdan ibaretti bizim için, yalancıya kimse inanmazdı, nokta.
01:03Ama işte tam burada insan durup düşünüyor.
01:06Büyüdüğümüzde o kesin kurallara, bize öğretilen o net değerlere ne oldu?
01:10Şarkılardaki o masumiyetin, yetişkinlerin o karmaşık dünyasına nasıl buharlaşıp gittiğine inanamayacaksınız.
01:17Birinci bölüm, çocukluktan büyüklüğe.
01:19Düşünsenize, dün çocuktuk, hani o şarkıdaki gibi doğruyduk, dürüsttük, bugünse büyüdük ve kelimenin tam anlamıyla yalana battık.
01:29İşin garip tarafı artık sadece yalana inanmakla kalmıyoruz, yalancıların o süslü laflarına resmen bayılıyoruz.
01:36Hatta daha da ileri gidip yalan söyleyenleri savunmaya başladık.
01:39Yok canım, o yalan söylemez, olsa olsa iftiradır diyoruz.
01:43Peki ya doğruyu söyleyenler, onları çaresizce ortada bırakıp anlattıklarının neresi doğru ki diye sorguluyoruz.
01:50Yani doğruyu öğreten o masum çocukluk şarkılarından yalanı savunan gönüllü avukatlara nasıl dönüştük?
01:56İnanılmaz gerçekten.
01:58İkinci bölüm, kolumuza giren yalan.
02:01Şimdi dürüst olalım, hiçbirimiz sabah kalkıp da aynaya bakarak, bugün de harika bir yalancıyım demiyoruz öyle değil mi?
02:07Hayır, biz sadece ufak tefek tavizler veriyoruz.
02:11İşte yazar tam da bu yüzden yalanı soğuk, sözlükteki bir kelime gibi düşünmememizi istiyor.
02:17Aksine yalanı inanılmaz konuşkan, insan canlısı, böyle içten ve neçeli bir karakter olarak hayal edin.
02:23Dağdan tepeden sohbete giren, çölde kum bitse lafı bitmeyen, aşırı karizmatik bir yol arkadaşı.
02:28O kadar tatlı dilli ki dinlerken kendinizi kaptırmamanız elde değil.
02:32Yani yalanın asıl gücü itici olmasında falan değil.
02:35Aksine herkesin masasına oturup muhabbet edebilecek kadar sempatik olmasında saklı.
02:40Zaten yalan hayatımıza öyle kapıyı kırarak zorla girmiyor.
02:44Usulca yaklaşıp kulağımıza fısıldıyor.
02:47Sen yine doğru ol, doğruyum de.
02:49Doğruluktan asla vazgeçme.
02:51Lakin koluna girmeme de ses etme.
02:54İnanılmaz zekice değil mi?
02:55Yalanın dehası tam olarak burada işte.
02:58Bizden aniden kötü insanlar olmamızı ya da doğruluktan vazgeçmemizi istemiyor.
03:03İstediği tek şey sessiz sedasız bir suç ortaklığı.
03:07Biz de ne yapıyoruz?
03:08Ben yalancı falan değilim canım doğruları severim ama ne yapalım diyerek yalanın usulca kolumuza girmesine izin veriyoruz.
03:16Üçüncü bölüm.
03:17Yalanın çekiciliği.
03:18Peki bu yalan nasıl bu kadar başarılı oluyor?
03:22Cephaneliğine ve taktiklerine bir bakalım.
03:24Bir defa inanılmaz sosyal bir karakter.
03:27İkincisi sürekli ama sürekli kendini güncelliyor.
03:31Yeni durumlara anında adapte oluyor.
03:33Ama asıl o en tehlikeli silahı ne biliyor musunuz?
03:37El alem ne der korkusu.
03:38Evet yalan toplumunu dedikodu korkusunu, başkalarının ne düşüneceği kaygısını kendi lehine o kadar iyi kullanıyor ki adeta mutlak bir güç
03:46kazanıyor.
03:47Üstelik bir hikayeye, misal, mesela diye bir başlıyor, ağzınız açık dinliyorsunuz.
03:52Başta hadi oradan diyenlerin bile direnci kırılıyor ve bir bakıyorsunuz o yalan bal gibi doğru gelmeye başlamış.
03:59Tabii bir de işin kültürel boyutu, normalleşme evresi var.
04:02O efsaneleşmiş, hepimizin duyduğu laf devreye giriyor.
04:05Yalandan kim ölmüş?
04:07Hatırladınız mı?
04:08Bu tek bir cümle aldatmayı o kadar sıradan, o kadar tehlikesiz bir şeye dönüştürdü ki,
04:13gerçeğin nerede düşüp bayıldığını tamamen unuttuk.
04:16İş öyle bir noktaya geldi ki, içinde yalan geçen, neşeli, kıpır kıpır şarkılar, türküler bile yazdık.
04:23Yalan adeta kültürel DNA'mıza sızıp, eğlenceli bir oyun haline geldi.
04:28Dördüncü Bölüm Doğrunun Yalnızlığı
04:30İşin bir de hüzünlü tarafı var tabii, yazar.
04:34Doğrunun o trajik durumunu, kültürümüzün tam kalbinden bir referansla,
04:38Orhan Gencebay'ın o iç yakan sözleriyle çok güzel özetliyor.
04:41Hani der ya, ne sevenim var, ne soranım var, öyle yalnızım ki,
04:45çilesiz günüm yok, dert ararsan çok.
04:48Sürgüne gönderilmiş, etrafında tek bir dost kalmamış Doğrunun hissettiği yalnızlığı,
04:52omuzlarındaki o devasa yükü, bundan daha iyi anlatan bir şey olamaz herhalde.
04:56Doğruyu savunan bir avuç insanın hissettiği çaresizlik de tam olarak bu notalarda gizli aslında.
05:02Bugünkü tabloya şöyle bir dışarıdan bakarsak,
05:05Yalan baş köşeye kurulmuş, etrafında her dediğine hayranlıkla bakan,
05:10resmen ağzının içine düşen devasa bir kalabalık var.
05:13Gününü güne diyor.
05:15Mekia doğru, doğru, fizana sürülmüş, boş, ıssız meydanlarda tek başına dikiliyor.
05:20Etrafında kalan o son bir avuç insan da,
05:23aman bizi şimdi Doğrunun yanında falan gören olmasın, eski günlerin hatırına geldik ama keçki hiç gelmeseydik dercesine,
05:29utanç içinde yüzlerini saklıyor.
05:31Düşünebiliyor musunuz?
05:32Doğrunun yanında durmak bir onur olmaktan çıkmış, bir risk, bir utanç meselesi haline gelmiş.
05:37Gerçekten inanılmaz.
05:39Ama hakkını verelim.
05:40Tüm bu dışlanmışlığa, bu zorbalığa rağmen doğru sarsılıyor ama asla yıkılmıyor.
05:46Dokuz köyden kovulmasına, okyanusların ötesine sürülüp tsunami'lere sebep olmasına rağmen hala dimdik ayakta duruyor.
05:53O ıssız meydanlarda avazı çıktığı kadar bağırıyor, inanmayın yalana, kanmayın, aldanmayın diye.
05:59İnsanları uyarmaktan bir saniye bile vazgeçmeyen, o sarsılmaz inadıyla direnen bir doğru var ortada.
06:05Vazgeçmiyor.
06:06Fakat yalan, yalan bu direnişe namakıyor biliyor musunuz?
06:10Sadece alaycı, küstah bir gülümsemeyle bakıyor ve diyor ki,
06:14Kıskanma doğru, beni senden daha çok seviyorlar.
06:18Dünya yalan, ben yalan, sen de aramızda o yalan.
06:22Yalan, kitleler üzerindeki o tartışmasız zaferini çoktan ilan etmiş.
06:26Doğrunun çırpınışlarına bakıp, madem gerçeğin ta kendisi sensin,
06:31en eden kimse senin yanında değil diyerek onun yalnızlığıyla resmen dalga geçiyor.
06:365. Bölüm Kimin Suçu
06:38Şimdi tam bu noktada duralım.
06:41Bu soruyu doğrudan size sormak istiyorum.
06:43Evet, şu an beni dinleyen size.
06:45Yalanı doğru gibi anlatanların, ağzından bal damlıyor diye o yalancıları alkışlayanların,
06:51o tatlı dilli yalanın peşine takılıp giden bizlerin,
06:54gerçekten bizim hiç mi suçumuz yok?
06:57Yalan bu dünyayı tek başına mı inşa etti?
06:59Yoksa o tuğlaları, o harçları kendi ellerimizle taşıyanlar bizler miydik?
07:04Bu hepimizin o toplumsal suç ortaklığımız üzerine çok ciddi şekilde düşünmesini gerektiren bir soru.
07:10Yozar'ın burada vurguladığı çok kritik bir nokta var.
07:12Suçu tamamen yalanın üstüne yıkamayız.
07:15Çünkü yalan aslında hiçbir şeyi bizden saklamadı ki.
07:18Çıktı, ben baştan aşağı yalanım dedi, doğasını hep itiraf etti.
07:22Neticede onun binlerce yıllık varoluş amacı, işi gücü bu, aldatmak.
07:27Peki biz ne yaptık?
07:28Biz yalanı ortaya çıkaranları suçladık.
07:30Yalanı süsleyip, püsleyip gerçekmiş gibi giydirdik, ona siper olduk.
07:34Kabul edelim, doğruları yalancı gibi göstermek yalanın işiydi belki,
07:38ama ona inanıp, onu bağrına basan ve koruyan, çessinlikle bizdik.
07:43Ve geliyoruz son noktaya.
07:45Yazar analizi öyle sarsıcı, öyle zihne kazınan bir meydan okumayla bitiriyor ki,
07:50üstüne çok konuşulur.
07:51Ben doğruyu gözünden tanırım diyen, bak bakalım, bul kolaysa yalanın içinde doğru olanı, doğru kalanı.
07:58Şöyle bir durup düşünün, temelleri tamamen yalanlar üzerine kurulmuş,
08:02yalanın baş köşeye oturtulup el üstünde tutulduğu bu dünyada,
08:05hala kirlenmemiş, hala saf doğru kalabilmiş bir şeyler bulmak gerçekten mümkün mü?
08:10Bu soruyu bugünün bir ödevi olarak zihninizin bir köşesine bırakıyorum.
08:14Vakit ayırıp bu incelememize eşlik ettiğiniz için çok teşekkürler.
08:17Bir sonraki buluşmamızda yepyeni sorular ve konularla görüşmek üzere.
08:20Şimdilik hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen