00:00Evet hazırsınız başlayalım. Hani şu hepimizin hayatına bir şekilde sızmış, tanıdık, sinir bozucu bir baskı var ya, işte bugün o
00:07alem ne der sorusunu bir masaya yatıralım diyorum.
00:10Bakın şu söze, ne kadar tanıdık değil mi? Kaynağımızdaki bu dize aslında hepimizin içinden geçen o bıkkınlığı o kadar güzel
00:18özetliyor ki konuya tam da buradan girmek istedim.
00:20O zaman ilk bölümle başlayalım. Bu alem denen şey hep beraber soruşturmamız gereken gizemli bir baş belası gibi düşünelim.
00:28Peki soruşturmamızın merkezindeki o en kritik soru şu, kim bu alem? Gerçekten kim? Gelin şu faili bir bulmaya çalışalım bakalım.
00:39Ve işte ilk ipucumuz geldi bile. O alem dediğimiz şey öyle ulaşılmaz mitolojik bir varlık falan değil. Tam aksine laf
00:47taşıyan, sır tutamayan yani aslında hepimizin etrafında olan hatta belki de bizzat kendimiz olan sıradan insanlar.
00:53Hah, profil giderek netleşiyor. Bakın özelliklere aksi, huysuz, geçimsiz, suratsız, bir de üstüne kavgacı. Yani anlayacağınız pek de hoş bir
01:04karakter portresi çıkmıyor karşımıza.
01:06Tamam soruşturmada ilerliyoruz. Şimdi bir sonraki aşamaya geçelim. Bu sosyal baskı nasıl ortaya çıkıyor? Yöntemleri ne? Yani şu meşhur modus
01:16operandisi neymiş bir bakalım.
01:17Ve işte karşınızda dedikodunun tarifi. Baya bildiğiniz yemek tarifi gibi. İçine ne katıyoruz? Biraz merak, bir tutam hasetlik, şöyle bolca
01:28fesatlık ve son dokunuş olarak da minicik bir kıskançlık.
01:32İşte bu karışım hazır olduğunda dedikodu da servise hazır demektir.
01:36Bu tarifi hayata geçirmek için en ideal ortamı da biliyoruz aslında. Hani o meşhur laf vardır ya, kahve bahane.
01:43Gerisi malum. Küçücük bir sosyal davet bir anda nasıl da dev bir dedikodu mekanizmasına dönüşebiliyor. Hepimiz şahidiz.
01:50Peki artık kim olduklarını ve nasıl çalıştıklarını az çok anladık. Şimdi de gelin olay mahallini inceleyelim.
01:58Yani arkalarında bıraktıkları o enkazı, o hasarı görelim.
02:02Bu alemin yargısının sınırı yok, gerçekten yok. Ne giydiğine karışır, ne yediğine karışır.
02:09Hatta mutfağındaki tabağın çanağın desenine bile karışır.
02:12Hayatın en kişisel, en sıradan alanlarına kadar sızabilen bir şey bu.
02:17Ve işte o hasarın acı bilançosu.
02:20Bu iş lafta kalmıyor maalesef.
02:22Yuvalar bozuluyor, dostluklar, ilişkiler paramparça oluyor, geceler uykusuz geçiyor.
02:27Ve en sonunda insanın içindeki o yaşama sevinci var ya, işte onu bile söküp alıyor.
02:32Kaynağımızdaki şu metafor, durumu o kadar net anlatıyor ki, alem başımızın üstünde sallanan bir kılıç.
02:40İşte tam da bu, sürekli bir tehdit, sürekli bir korku hali.
02:45Geldik soruşturmanın en can alıcı noktasına.
02:48Artık yüzleşme zamanı.
02:49O büyük soruyu tekrar soralım.
02:51Gerçek suçlu kim?
02:53Yahu bir an için düşünelim, şöyle güzel güzel yaşayamaz mıyız, sakince, huzurla, bu kadar zor mu gerçekten?
02:59İşte o büyük yüzleşme anı, bir yanda isteğimiz var, kalp kırmadan, yalan söylemeden yaşamak, diğer yanda ise acı bir gerçek.
03:09Dedikoduya her gün o davetiyeyi gönderen aslında biziz.
03:14Peki nasıl mı yapıyoruz bunu?
03:15Çok basit, aman canım şakadan anlamıyor musun diyerek veya yalandan kim ölmüş ki gibi masum görünen cümlelerle.
03:22İşte bu şekilde farkında bile olmadan o çarkı döndürmeye devam ediyoruz.
03:27Yavaş yavaş toparlarken, gelin az önce maskesini düşürdüğümüz bu sosyal gücün o durdurulamaz görünen doğası üzerine son bir kez düşünelim.
03:36Çünkü acı gerçek şu ki, ağzında bakla ıslanmayanlar, yani o konuşanlar, dinleyenler ve yayanlar var olduğu sürece o alemin gemisi
03:45asla batmayacak.
03:46Tedarik zinciri hiç kırılmıyor.
03:48Ve son söz olarak hepimizin bildiği o muhteşem deyimle bitirelim.
03:52Alemin ağzı torba değil ki büzesin.
03:54Bu, belki de dedikoduya karşı verilen savaşın neden bir türlü kazanılamadığının en net, en sarsıcı özetidir.
Yorumlar