00:00Merhaba, bugün resmi devlet söylemleriyle fiili dış politika adımları arasındaki o keskin zıttığı inceleyen oldukça çarpıcı bir analizi masaya yatırıyoruz.
00:09Amacımız kimseyi yargılamak değil, sadece verilerin bize ne anlattığına, retorik ile gerçeklik arasındaki o büyük paradoksa odaklanıyoruz.
00:17Hadi, hiç vakit kaybetmeden başlayalım.
00:20Öncelikle 15 Temmuz'un resmi anlatısına kısaca bir göz atalım.
00:24Kaynağımız, devletin en üst kademesinden gelen oldukça net ifadelerle başlıyor.
00:29Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözlerine göre, 15 Temmuz sadece bir darbe girişimi değil,
00:35aksine Türkiye'yi sömürgeleştirmeyi amaçlayan güncellenmiş bir emperyalist proje ve bir nevi sevrin yeniden diriltilmesi olarak tanımlanıyor.
00:45Yani olay, dış güçlere ve onların maşalarına karşı kazanılmış mutlak bir zafer olarak çerçeveleniyor.
00:51Bu güçlü anti-emperyalist söylem, dönemin İçişleri Komisyonu Başkanı Süleyman Soylu'nun açıklamalarıyla da örtüşüyor,
00:57Soylu'ya göre bu, Türkiye'yi bağımsızlığından koparıp yeni bir Orta Doğu düzenine boyun eğdirme planıydı.
01:04Anlayacağınız o gün yaşananlar tamamen Batı, NATO ve İsrail'in bölgedeki etkisine vurulmuş devasa bir darbe olarak resmediliyor.
01:12Tam da bu noktada yazarımız çok kritik bir soru soruyor.
01:15Ve inanın analizdeki temel paradoks tam olarak burada başlıyor.
01:19Eğer 15 Temnus, Batı emperyalizmine karşı kazanılmış bu kadar büyük bir zaferse,
01:24darbenin 10. yıl dönümünden sadece bir hafta önce NATO liderlerini hatta Donald Trump'ı Ankara'da büyük bir coşkuyla ağırlamak nasıl
01:33açıklanabilir?
01:34Üstelik bu zirve için 10 yıl önce bombalanan meclisin tatil edilmesi epey düşündürücü değil mi?
01:39Söylem ve eylem arasındaki bu uçurumu anlamlandırmak biraz zor.
01:43Bu jeopolitik çelişkinin kökenlerine inmek için tarihsel arka plana yani 2002 ile 2009 yılları arasına uzanmamız gerekiyor.
01:52Askeri tasfiyelerin zaman çizelgesi aslında çok şey anlatıyor.
01:55Analize göre her şey 2002'de Türkiye'nin Rusya ve İran'la hizalanmasını savunan bir sempozyumla başlıyor.
02:02Sonra 2007'deki Bush-Erdoğan görüşmesi ve hemen ardından Avrasyacı ekseni savunan subayları hedef alan Ergenekon tasfiyelerinin başlaması.
02:11Tabii 2009'da Obama'nın Türkiye ziyareti de bu zincirin çok önemli bir halkası.
02:16İşin çarpıcı yanı bu davaların en üst düzey mağdurları bile sürecin doğrudan dış kaynaklı olduğunu iddia ediyor.
02:23Mesela eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un çok net bir ifadesi var.
02:27Bush yönetimi Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı oynanan oyunu desteklemiştir diyor.
02:32Yani Amerika'nın Türkiye'nin eksen kaymasını engellemek için orduyu yeniden yapılandırmada aktif rol oynadığı öne sürülüyor.
02:39Bakın, burası gerçekten çok ilginç.
02:42O denemin dinamiklerini çok iyi okuyan Prof. İhsan Dağı'nın 2009'daki tespiti aslında meseleyi özetliyor.
02:49Dağı, Ergenekon sürecinin sadece hukuki bir mesele olmadığını,
02:53NATO ve Amerika'nın batı karşıtı, Avrasyacı ve Rusya'ya yakın yapıları tasfiye etmek için ortaya koyduğu stratejik bir tercih,
03:01küresel bir irade olduğunu açıkça itiraf ediyor.
03:04Peki, bu tasfiyelerin faturası ne oldu?
03:08Yazar, bunun sahada çok somut ve ağır sonuçları olduğunun altını çiziyor.
03:13Deniz kuvvetlerinin sistematik olarak zayıflatılması,
03:16devletin kalbi sayılan kozmik odaya girilmesi ve sonrasında olanlar,
03:20Yunanistan'ın Ege Adalarını rahatça silahlandırması,
03:23sınırımızda yeni oluşumların zımnen tanınması ve batının Suriye ile Libya'yı bölmesine adeta alan açılması.
03:30Analize göre, tüm bunlar Türkiye'nin stratejik savunmasını çok ciddi şekilde zayıflattı.
03:35Şimdi gelelim işin bugünkü boyutuna.
03:37Dış politikadaki güncel çelişkilere bir bakalım.
03:40Burada yazar oldukça net, hatta çarpıcı bir tablo çiziyor.
03:45Bir tarafta, iç siyasette sürekli duyduğumuz o tanıdık söylem var,
03:49Amerika'dan uzaklaşan, NATO'ya kafa tutan, tam bağımsız hareket eden, anti-emperyalist duruş.
03:55Ama diğer tarafta, yani gerçek politikalara baktığımızda bambaşka bir manzara var.
04:00S-400'lerden vazgeçme çabaları, Ukrayna konusunda tamamen NATO ile aynı çizgide durma ve Amerika ile kurulan o derin senkronizasyon.
04:10Size somut bir örnek vereyim, bu rakam her şeyi anlatıyor zaten.
04:13Donald Trump'ın Türkiye'den Rus gazı alımını durdurmasını istemesinin hemen ardından,
04:17Amerika Birleşik Devletleri ile tam 45 milyar dolarlık, üstelik 20 yıl sürecek devasa bir sıvılaştırılmış doğal gaz sözleşmesi imzalandı.
04:26Düşünsenize, bir yandan tam bağımsızlık söylemleri, diğer yandan böylesine devasa bir ekonomik ve enerjik bağımlılık anlaşması.
04:33İkisini yan yana koymak gerçekten zor değil mi?
04:36İşin özü aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın NATO zirvesindeki şu sözlerinde gizli.
04:41Erdoğan, Avrupa'nın en büyük kara ordusuna sahip ülkesi olarak, Türkiye'nin tüm yeteneklerini ihtiyaç duyulduğunda ittifakın hizmetine sunmak için
04:50gayret gösterdiğini belirtiyor.
04:52Yani emperyalisme karşı savaşıldığı söylenirken, devletin zirvesi en büyük askeri gücünü gururla NATO'nun hizmetine sunuyor.
04:59Bu çelişkiler silsilesi sadece zirvelerle de sınırlı kalmıyor.
05:03Düşişleri Bakanı Hakan Fidan'ın açıklamaları da bu durumu pekiştiriyor.
05:07Fidan, Türkiye'nin Amerika gibi dominant bir aktör olduğunu ve iki liderin Lübnan, Filistin, Suriye, İran ve Ukrayna gibi konularda
05:15stratejik bir senkronizasyon içinde olmasının son derece önemli olduğunu vurguluyor.
05:19Kısacası o bağımsızlık anlatısının ardında Washington ile bölgeyi adeta ortaklaşa yönetme vizyonu yatıyor.
05:26Üstelik kaynak, Türkiye'nin İran konusunda Amerika'nın söylemlerini birebir sahiplenmesinin bölgede nasıl gerilim yarattığını da dikkat çekiyor.
05:34Hakan Fidan'ın Hamas ve Hizbullah'ı açıkça İran'ın vekilleri olarak nitelendirmesi bekleneceği üzere İran tarafında büyük bir tepkiyle
05:42karşılandı.
05:43Uzmanlar ise uyarıyor, Türkiye'nin NATO bildirilerine bu denli entegre olup Rusya ve İran'ı karşısına alması günün sonunda kimin
05:51işine yarıyor dersiniz,
05:52analize göre bu durum bölgesel dengelerde doğrudan İsrail'in menfaatlerine hizmet ediyor.
05:56Ve nihayet tüm bu 10 yıllık jeopolitik manevraların Türkiye için asıl sistemsel sonucuna geliyoruz.
06:0315 Temmuz direnişine atfedilen o ağır anti-emperyalist anlama rağmen yazar çok somut bir gerçeğin altını çiziyor.
06:11Dış güçlere karşı verildiği söylenen bu mücadelenin kurumsal anlamda en büyük kazancı,
06:16tüm yetkilerin tek bir merkezde toplandığı Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş oldu.
06:21Yani o büyük jeopolitik kriz içeride inanılmaz radikal bir sistem değişikliğiyle soluşlandı.
06:27Ve bu sonucun ne kadar ironik olduğunu göstermek için kaynak bizi ta 1993 yılına mevcut Cumhurbaşkanı'nın o dönemki sözlerine
06:35götürüyor.
06:35O zamanlar Erdoğan başkanlık sistemini tam olarak şu sözlerle eleştiriyordu.
06:39Bu, Amerikan emperyalizminin bize bir önerisidir.
06:43Bugün emperyalizme karşı zaferin bir meyvesi olarak kutlanan sistemin,
06:46bizzat kurucusu tarafından geçmişte emperyalist bir dayatma olarak görülmesi,
06:50yazarın bahsettiği o büyük paradoksun zirve noktası da bu zaten.
06:53Analiz boyunca adım adım incelediğimiz bu devasa çelişkilerin ışığında,
06:57sizi şu kışkırtıcı soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
07:0015 Temmuz olayları gerçekten de emperyalist bir projeye yerle bir mi etti?
07:04Yoksa, belki de hiç farkında olmadan,
07:07tam da o projenin başından beri talep ettiği sistemsel değişikliklerin hayata geçmesini mi sağladı?
07:12Üzerine düşünmeye değer değil mi?
07:14Bu detaylı incelememizde bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.
07:17Bir sonrakinde görüşmek üzere.