- 2 dakika önce
Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu öykü, hayatta birçok şeye geç kalmışlık hissini ve kaçırılan fırsatların yarattığı pişmanlığı ele almaktadır. Hikâyenin merkezinde yer alan Halide Hanım, ilerlemiş yaşına ve fiziksel zorluklarına rağmen sağlığı için parkta yürüyüş yapmaya karar vererek geçmişin hatıraları ile bugünün gerçekleri arasında bağ kurar. Yazar, modern şehir hayatının betonlaşan yapısını ve insanların bedenleri alarm vermeye başladığında spora yönelmesini eleştirel bir dille tasvir eder. Parktaki farklı insan tiplerini gözlemleyen Halide Hanım, geçirdiği küçük bir rahatsızlık sırasında emekli doktor Fuat Bey ile tanışarak hayatına yeni bir sosyal pencere açar. Bu karşılaşma, yalnızlıkla geçen yılların ardından gelen beklenmedik bir dostluk ve yaşama sevincini simgelemektedir. Metin genel olarak, her şeye rağmen hayata tutunmanın ve insani bağlar kurmanın her yaşta mümkün olduğunu zarif bir dille anlatır.
Kategori
🗞
HaberlerDöküm
00:00Herkese merhaba, hadi hiç vakit kaybetmeden bugünkü incelememize dalalım.
00:04Bugün Mehmet Özkendirci'nin o çok dokunaklı gecikenler öyküsünden yola çıkarak
00:09aslında hepimizin hayatında bir yerlere dokunan çok derin bir meseleyi konuşacağız.
00:15Odak noktamız nemi? Sabahattin Ali'nin o meşhur geç kalmak felsefesi.
00:20Hayata, aşka, en çok da kendimize geç kalma hali.
00:23Bazen bedenin yaşlanmasıyla, bazen de ruhun yorulmasıyla yüzleştiğimiz bu hissi
00:28Halide Hanım'ın o tanıdık, hüzünlü ama bir o kadar da umut dolu hikayesi üzerinden adım adım keşfedeceğiz.
00:35Hazırsanız başlıyoruz.
00:37Bugünkü anlatımızı varoluşsal ağırlığı gerçekten çok yüksek olan şu alıntıya demirliyoruz.
00:43En kötüsü geç kalmak.
00:45Bakın duyduğunuz anda bile insanın göğsüne bir ağırlık çöküyor değil mi?
00:49Sabahattin Ali bunu söylerken hayatımızın nasıl yavaş yavaş sessiz sedasız bir keşkeler deposuna dönüştüğünü anlatıyor aslında.
00:56O sarsıcı geç kalma korkusu, zamanın parmaklarımızın arasından kum gibi akıp gitmesi ve geriye sadece yaşanmamışlıkların o ağır boğucu tortusunun
01:05kalması.
01:06Yani bu basit bir zaman yönetimi falan değil, doğrudan doğruya yaşamın kendisini ıskalamakla ilgili çok daha büyük bir trajedi.
01:13Sabahattin Ali'nin tam olarak ne demek istediğini kavramak için şöyle bir ayrım yapalım.
01:18Gündelik hayatta bir otobusu kaçırmak ya da sabah işe geç kalmak can sıkıcıdır tamam ama varoluşsal anlamda geç kalmışlık işte
01:25o bambaşka bir şey.
01:27Düşünsenize içinizde parlamayı bekleyen onca cevher, onca yetenek var ve siz bunları asla gün yüzüne çıkaramıyorsunuz.
01:33Ya da çıkarsanız bile artık değerinin kimse tarafından fark edilemeyeceği o geç kalınmış zaman dilimini hapsoluyorsunuz.
01:40Asıl yıkıcı olan şey bir otobüsü kaçırmak değil, içinizdeki o potansiyelin hiç yaşarmeden içinizde kuruması.
01:47Ve işte bu bizi hikayemizin kalbine o çok çarpıcı tanıma getiriyor.
01:51Keşkeler deposu.
01:52Bu alan, geriye alınması imkansız saatlerin, yılların istiflendiği zihinsel bir çatı katı adeta.
01:59Şimdi burada bir es verip kendinize şunu sormanızı istiyorum.
02:02Acaba şu an siz de kendi keşkeler deponuzun tam ortasında oturuyor olabilir misiniz?
02:07Hayatta neyi ertelediniz?
02:09Hangi yeteneğinizi, hangi başlangıcınızı o depoya kilitlediniz?
02:13Hikayemizin kahramanı Halide Hanım, işte tam da böyle bir deponun ağırlığıyla sabahın kör karanlığında açıyor gözlerini.
02:20Halide Hanım'ın sabahları inanılmaz melankolik bir rutinle başlıyor.
02:25Divanından, ellerinden destek almadan kalkamayan, dolabın dibinde unutulmuş spor ayakkabılarına boş boş bakan bir kadın var karşımızda.
02:32Yürüyüşte tansiyonu düşmesin diye ekmeğine bolca kayısı marmalatı sürüyor.
02:37O marmalatı ağzına attığı an o tatlılık birden onu rahmetli babasına, o eski küçük bahçedeki ağaçtan elleriyle topladığı kayısılara ve
02:45beraber yaptıkları pestillere götürüyor.
02:47Ama o tatlı ve huzurlu geçmiş, bir anda bugünün acımasız gerçeğine çarpıyor.
02:52Artık o bahçeli evler betona teslim olmuş, o pestilleri yiyecek sağlam dişlerde kalmamış.
02:57Gerçekten muazzam, sarsıcı bir duygu geçişi.
03:01Halide evden çıkıp asansöre bindiğinde uykulu gözlerle onu süzen komşusuyla karşılaşıyor.
03:06Komşusu imrenerek, ah ah emeklilik gelse de sizin gibi spora başlasak diyor.
03:12Ne büyük bir ironi değil mi?
03:14Ah biz insanlar, gençlikte o kemikler, kaslar sapasağlamken vücudun bize sonduğu bu mucizeyi tamamen hafife alıyoruz.
03:22Spordan fellik fellik kaçıyoruz.
03:24Ne zamanki yaşlılık apıya dayanıyor, beden her gün bas bas bağırıp alem vermeye başlıyor, işte o zaman o tozlu spor
03:31ayakkabılarını ayağımıza geçiriyoruz.
03:33Halide de şu an bu insanlık çelişkisinin tam göbeğinde duruyor.
03:36Şimdi, hikayenin bu noktasında asıl ilginç olan şey, yazarın fiziksel acıyı tarif etme biçimi.
03:44Halide'nin attığı o küçük, inanılmaz yavaş adımlar, parka ulaştığında dizlerine batmaya başlayan o görünmez çiviler yüzünden umutsuzca en yakındaki
03:53banka çökmesi.
03:54Melankolik, ağır ve biraz da benden bu kadar diyen bir teslimiyet hali bu.
03:59Fakat o banka oturduğunda etrafındaki dünya, tüm o canlılığıyla, tüm renkliliğiyle akmaya devam ediyor.
04:06İşte bakış açımız tam da burada değişmeye başlıyor.
04:09Çünkü park dediğimiz yer aslında tam bir belgesel seti gibi, birbirinden ilginç karakterlerle dolu bir sahne.
04:17Halide bankından bu muazzam renkli kadroyu izliyor.
04:20Şöyle bir gözünüzün önüne getirin, boyundan geniş kalçalarıyla, sanki üzerine köşe yastığı bağlanmış gibi sağa sola sallanarak koşturan o teyze.
04:29Ya da spor aletlerinde pedal çevirmeyi bırakıp koyu bir dedikoduya dalan, yazın dondurma yalayarak o verdikleri kiloları anında geri alan
04:37muhteşem grup,
04:38rüzgarın devireceği kadar ince durmaksızın tur atan o genç kız ve tabii ki kısa şortuyla esneme hareketleri yapıp,
04:45parktaki teyzelerin sabrını sınayan o esnek sporcu kadın.
04:48O ağır varoluşsal girişimizden sonra, hayatın bu tuhaf, biraz komik ve capcanlı temposunu izlemek, cidden harika bir nefes alma anı.
04:57Tabii tüm bu curcunanın hareketliliğin ortasında, Halide yine kendi iç dünyasına çekiliyor.
05:04Aylar yıllar boyunca pencere kenarında sanki sadece Azrail'i bekliyormuş gibi hissettiği o sessiz derin yalnızlığına dönüveriyor.
05:12Bu kadar yaşamın, bu kadar enerjinin içinde tamamen izole olmuş hissetmek, her şey için artık çok geç olduğuna inanmanın getirdiği
05:20o tarifsiz, ağır kabulleniş,
05:22ama hani derler ya, hayat tam da siz bitti dediğiniz anda en büyük sürprizini patlatır.
05:29Ve sonra bom, bir anda her şey çığırından çıkıyor.
05:33Halide'nin o ağır çekim adımlarına inat, önünden fırlayan bir kedi, leopar hızıyla yiyecek arayan bir serçe sürüsüne dalıveriyor.
05:40Kedi ağzında o küçük çırpınan kuşla kala kalırken bu vahşi sahne karşısında Halide dehşetle geri geri adım atıyor.
05:48O an tansiyonu aniden sıfırlanıyor, dünyası kararıyor ve tam yere yığılmak üzereyken çok hızlı, inanılmaz güçlü bir çiftlel onu havada
05:58yakalıyor.
05:59Bir anda o donuk park sahnesi tam bir aksiyon filmine dönüşüyor.
06:03Ve bu sahne bize harika bir şekilde şunu gösteriyor.
06:06Bazen en büyük kırılganlıklarımız bizi en beklenmedik, en güzel bağlara götürür.
06:12Düşünsenize, Halide'nin tenine babasının ölümünden bu yana başka hiçbir erkeğin eli değmemiş,
06:17içinde bir ürperti kopuyor geri çekilmek,
06:19bu yabancı ellerden kurtulmak istiyor ama ayakta duracak zerre gücü kalmamış,
06:23kendi zayıflığına çaresizce teslim oluyor
06:25ve bu yabancının onu bir kamelyaya, güvenli bir köşeye oturtmasına izin veriyor.
06:29Bu zorunlu teslimiyet aslında harika bir ikinci başlangıcın tam da ilk adımı.
06:34Ve karşınızda Fuat Bey.
06:36Yabancı, hızla bir yerlere gidip döndükten sonra kendini tanıtıyor.
06:40Tepesinde saç kalmamış ama ensesinde o sevimli topuzu olan,
06:44atletik, adeta enerji saçan, emekli bir askeri doktor.
06:48İşin komik ve tatlı yanı ne biliyor musunuz?
06:50Onu daha önce de parkta sendelerken kurtaran kişi aslında ta kendisiymiş.
06:55İyi olacak hastanın, doktor ayağına gelirmiş diyerek o muazzam sıcak ve esprili enerjisiyle
07:00ortamdaki tüm o gerginliği, o şoku saniyeler içinde dağıtıveriyor.
07:05Fuat Bey bir anda o sıradan masayı adeta küçük bir ziyafet sofrasına çeviriyor.
07:10Şunu bir hayal edin, sıcacık, bol susamlı, çıtır çıtır bir simit,
07:15üzerine sürülmüş o yumuşacık eritme peynir ve yanında buz gibi tazı sıkılmış bir portakal suyu.
07:21Bu sadece sıradan bir kahvaltı değil.
07:23Bu yiyecekler, Halide'nin düşen kan şekerini dengelemekle kalmıyor,
07:27ona yaşama sevinci veren, ruhunu ısıtan bir şifaya dönüşüyor.
07:31Halide yediği her lokmada, içtiği her yudumda sadece bedenen değil, ruhsal olarak da ayağa kalkıyor.
07:38Tabii artık ikili arasındaki o buzdağları tamamen erimiş durumda.
07:42Halide o güzel tebessümüyle,
07:44masada bir tek kuş sütü eksik diyerek tatlığı ufak bir espri yapıyor.
07:48Fuat'ın cevabı ise tam 12'den, bir anlık şaşkınlığın ardından henüz sağlayacak bir kuş bulamadığını,
07:54ama bulur bulmaz ilk ona getireceğini söylüyor.
07:57Harika değil mi?
07:58Halide'nin gözlerindeki gülümseme dudaklarından taşıp yan kamelaya kadar ulaşıyor.
08:03Uzaktan onlara bakanlar için bu görüntü tartışmasız tek bir şeyi ifade ediyor.
08:07Taptaze, ilk günkü gibi bir aşkın kıvılcı mı?
08:10Yani buradaki asıl can alıcı nokta şu,
08:13kendini emekli bir müzik öğrekmeni olarak tanıtan Halide,
08:17ile karşısında gözleri parlayarak ne güzel ben de klasik müzik tutkunuyum diyen Fuat'ın buluşması,
08:23bu basit bir tesadüf olabilir mi?
08:25Sabahattin Ali'nin o başta konuştuğumuz ağır geç kalmışlık felsefesi,
08:29işte tam da burada tuzla buz oluyor.
08:31Ortak zevkler, o paylaşılan ince espri anlayışı,
08:34hayat en bitti dediğiniz, en geç kaldığınızı düşündüğünüz anda bile
08:38doğru insanı ve doğru notaları karşınıza çıkarıp size kocaman bir ikinci bahar sunabiliyor.
08:44İncelememizin sonuna gelirken size dönüp şu soruyu sormak istiyorum.
08:48Sizin keşkeler deponuzda neler saklı?
08:50Halide Hanım'ın hikayesi bize çok net bir şey gösterdi.
08:54Pencere kenarında her şeyin bittiğini düşünüp beklerken bile
08:57hayat size sıcacık bir simit ve hiç beklemediğiniz bir mucize sunabilir.
09:02Geç kalmak acı vericidir, evet bunu inkar edemeyiz.
09:05Ama Sabahattin Ali'ye saygıyla ekleyelim,
09:07yaşamaya yeniden başlamak için gerçekten de hiçbir zaman o kadar da geç değildir.
09:12Dinlediğiniz ve bu umut dolu yolculukta bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
09:17Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere,
09:19keşkelerin değil, iyikilerin hayatınızı doldurması dileğiyle, hoşçakalın.