00:00Merhaba, yeni incelememize hoş geldiniz.
00:02Ya bugün aslında hepimizi çok yakından ilgilendiren,
00:05insanlık ailenin o en derin, en evrensel ama bir o kadar da kırılgan yönlerinden birini konuşacağız.
00:11Şöyle bir düşünün, her şeyini yitirmiş, hayattan bıkmış
00:15ya da kaderin o ağır silleriyle sarsılmış insanları bir anda tekrar ayağa kaldıran o muazzam güç nedir?
00:21Evet, tam da o.
00:22Erol Sunat'ın o gerçekten dokunaklı metninden yola çıkarak
00:25insan olmanın belki de en temel ihtiyacını, yani ümidi konuşacağız.
00:30Hazırsanız bu derin ve anlamlı konuya birlikte bir dalış yapalım.
00:34Şimdi, akla hemen şu soru geliyor.
00:36Ümitsiz yaşamak sahiden mümkün mü?
00:38Hani derler ya, bu soru aslında varoluşumuzun tam kalbine dokunuyor.
00:43Metnimize dönüp baktığımızda bize çok net bir şey hatırlatıyor.
00:46Ümitsiz yaşamanın imkansız olduğu bir dünyada nefes alıp veriyoruz.
00:50Bazen ona fakirin ekmeği diyoruz, bazen de böyle
00:52fırtınalı günlerde sırtımızı dayadığımız o sarsılmaz, kocaman kaya.
00:57Adına ne derseniz deyin, hayata tutunacak bir dal arayışımız asla hiç bitmiyor.
01:01Hayat bizi ne kadar zorlarsa zorlasın.
01:03Hani o klasik cümlemiz vardır ya, bir ümidim de şurada kaldı diye.
01:07İşte o cümleye her zaman ama her zaman ihtiyaç duyuyoruz.
01:10Zaten kültürümüzün o derin köklerinden gelen o meşhur atasözümüz
01:15aslında her şeyi tek bir cümlede özetlemiyor mu?
01:18Çıkmadık candan ümit kesilmez.
01:20Büyüklerimizin yüzyıllar boyunca tekrar ettiği,
01:23kulağımıza küpe olan bu söz, ümidin öyle lüks bir şey olmadığını gösteriyor.
01:27Nefes aldığımız sürece var olan, mutlak vazgeçilmez bir zorunluluk.
01:31Yani bedenimizde can, ciğerlerimizde o nefes dolaştıkça,
01:35o görünmez bağ bizi hayata adeta sımsıkı bağlıyor.
01:38Birinci bölüm, ümit nedir?
01:40İnsan hayatının çapası.
01:42Kaynak metnimiz, ümidi o kadar güzel, o kadar zarif tanımlıyor ki,
01:48çaresizliğin tavan yaptığı, insanların kendini en dipte,
01:52en ümitsiz hissettiği anlarda omuzlarına konu veren bir talih kuşu olarak anlatıyor.
01:57Ama bakın burası çok kritik.
01:59Ümit öyle rastgele çekilen şansa çıkan bir piyango bileti falan değil.
02:03O aslında her şeyin bittiğinin, tamamen kaybolduğunun düşünüldüğü anlarda bile
02:08hey ben buradayım geldim diyerek ansızın çakan bir kıvılcım.
02:12Kendi tükendi sanılsa bile arayanı bir şekilde bulan o sımsıcak bir dost eli aslında.
02:18İkinci bölüm, ümit bittiğinde ne olur?
02:21Işık söndüğünde.
02:23İşin özeti tam olarak şu.
02:25Ümidin olduğu yerde o bağlar bahçeler bir anda çiçeklere bürünür,
02:29dağlar yeşillenir, sofralara bereket gelir.
02:32Ama ya o ışık kaybolduğunda?
02:34İşte o zaman dünya adeta daracık, karanlık bir zindana dönüşüyor.
02:38O dilimizden düşürmediğimiz yaşama sevinci var ya,
02:42o muazzam güzellik bir anda uçup gidiyor.
02:44Bülbül gülü terk ediyor, resmen hayat duruyor.
02:47Lale solar, gül solar.
02:49O canlılık, o neşe yerini öyle derin, öyle ağır bir sessizliğe bırakıyor ki.
02:55Ve inanın o yoksunluk hissi tıpkı tepeden yuvarlanan bir kar topu gibi büyüyüp insanı tamamen ele geçiriyor.
03:03Kaynağımız, ümit tükendiğinde yaşanan o ağır duygusal çöküşü bize adım adım resmetmiş.
03:09Şöyle oluyor, önce gözlere yaşlar doluyor, sonra zihninizdeki her şey ama her şey birbirine karışmaya başlıyor.
03:16Ne gündüzün o ahengi kalıyor, ne de gecenin huzuru.
03:20Günler adeta çözülmesi imkansız bir kördüğüme dönüyor.
03:23Ve en sonunda hüzün.
03:25O hüzün, çağlayan dereleri bile susturup hayatın her köşesine tam anlamıyla hakim oluyor.
03:31Üçüncü bölüm, anlaşılamamak ve bekleyiş.
03:35Bürokratik çark.
03:36Biliyor musunuz, insanı asıl yok eden, onu içten içe tüketen şey sadece parasızlık ya da o fiziksel yorgunluk değil.
03:44Metnimize göre insanı en çok ama en çok bitiren şey anlaşılamamak.
03:49İnsanlar yorgun, insanlar dargın.
03:51O kırık çiçeklere dönmüş kırık kalplerin tam temelinde duyulmamak, kimse tarafından umursanmamak yatıyor.
03:57Bir düşünün, sadece içten bir nasılsın diye soran o sıcacık anlayışın eksikliği.
04:02İşte ruhları en derinden yer alayan şey tam olarak bu.
04:06Ve bu anlaşılamama hissi öyle toplumun sadece belli bir kesimiyle falan sınırlı değil maalesef.
04:12Emeklisi, işçisi, köylüsü, çiftçisi, zor zor geçinen asgari ücretlisi, derdine çare bulamayan öğrencisi veya hani o kapılar yüzüne kapanan atanınmayan
04:22genç.
04:22Bu dürüst ve temiz insanların, sokaklarda veya kurumların o soğuk kapıları önünde paylaştığı çok net, ortak bir ihtiyaç var.
04:30Duyulmak ve biraz olsun empati görmek.
04:32Bu tablo aslında, ümidi olan ihtiyacımızın, toplumun tüm katmanlarını nasıl nüfuz ettiğini bize çok tarafsız, çok net bir şekilde gösteriyor.
04:41Sonra ne mi oluyor?
04:42O yıpratıcı süreç başlıyor.
04:44Kapı kapı dolaşıp çare arayan insanlara sadece bekle deniyor.
04:49Bekliyorsunuz, öyle oluyor.
04:50Bir daha bekliyorsunuz, akşam oluyor.
04:53Ve ertesi gün tekrar sabah oluyor.
04:56Hep aynı nakarat.
04:57Az daha bekle, biraz daha bekle.
05:00Bürokrasinin o soğuk, o yavaş, hantal işleyen çarkı zamanı adeta donduruyor.
05:06Çare bulması gereken kapıların insanlara adeta saklambaç oynatması, insanların içindeki o ümidi yavaş yavaş, resmen acımasızca kemirip bitiriyor.
05:15Oysa insanların istediği öyle karmaşık, uçuk kaçık veya imkansız şeyler filan değil ki.
05:21Unutulan o en basit, en temel insani değerleri arıyoruz.
05:24İnsanlar o çare kapılarında asık suratlar görmek istemiyor, yüzlerine gülümsenmesini, samimi bir çift tatlı sözü, ne derdin var kardeşim diye
05:33içtenlikle sorulmasını özlüyorlar.
05:34Şöyle sıcak bir günaydın diyen sesi, kollarından şefkatle tutulmasını bekliyorlar.
05:39Neden? Çünkü hiç kimse ama hiç kimse yalnız kalmayı ya da o buz gibi koridorlarda öylece ihmal edilmeyi hak etmez.
05:464. Bölüm
05:47Zifiri Karanlığa Doğan Güneş
05:50Doğan Güneş
05:51Tüm bu çaresizliğin, bu bekleyişin içinde asla unutmamamız gereken, incelememizin de ana fikri olan tek bir gerçek var.
06:00Ümit, zifiri karanlığa doğan güneştir.
06:04Öyle basit, cılız bir dilek ya da köşede oturup pasif bir bekleyiş falan değil o.
06:08Her yeri saran, o zifiri, o koyu karanlığı delen, inatçı, yakıcı ve hayata döndüren bir güneş.
06:15İşte o güneş doğduğunda, yollar bir anda hareketleniyor, sönen yaşama sevinci geri dönüyor, solan laleler, solan güller inatla yeniden açıyor.
06:25Yani ümit, aslında hayatın ta kendisi.
06:28Tabii, zifiri karanlığa doğan bu güneşin kaynağı, öyle sadece kendi iç dünyamızla veya bizim psikolojimizle sınırlı değil.
06:36Kaynak metnimiz, tam bu noktada çok daha derin, manevi bir dayanağı da işaret ediyor.
06:41Yaratanın, kulum benden umut kesme şeklindeki o muazzam ilahi seslenişini hatırlatıyor bize.
06:47Bu bize şunu fısıldıyor aslında, ümit sadece psikolojik bir rahatlama aracı değil, aynı zamanda varoluşsal, asla koparılamayacak, kırılmaz bir bağ.
06:56Yani vazgeçmek, hiçbir zaman masadaki seçeneklerden biri değil.
07:01Beşinci ve son bölüm.
07:03Hiç sönmeyen ateş, sonsuz alev.
07:06Diyelim ki önüne setler çekildi, koca koca duvarlar örüldü, aşılmaz denilen tümsekler konuldu.
07:13Fark etmez, ümit hiç sönmeyen bir ateştir.
07:17Onu öyle bir mum alevini üfler gibi, su diye ya da üzerine bir kova su boca ederek söndüremezsiniz.
07:23Hiç kimse ama hiç kimse onu zapturapt altına alamaz, bir yerleri hapsedemez.
07:28Biri çıkıp senin ümidini elinden aldım diyorsa, emin olun sadece kendini kandırıyordur.
07:34Çünkü o, insan ruhunun en ama en derinlerinde yanmaya, parıldamaya devam eden tamamen özgür bir alevdir.
07:42Şüphesiz bazen her şeyin gerçekten bittiğini, bütün kapıların birer birer yüzümüze kapandığını düşünebiliriz.
07:49Bu çok insani.
07:50Ama lütfen şunu aklınızdan çıkarmayın.
07:53Çok rahatlatıcı bir kuralı var Doğan'ın.
07:54Ümit bir yerde bitmiş, tamamen tükenmiş gibi görünse bile, gizlice bir başka yerde mutlaka filizlenir, yeşerir ve yeniden çiçek açar.
08:03Gelir, usulca omzunuza dokunur ve der ki, üzülme artık, bitti.
08:08Solan naleler güller yeniden açtı, korkma.
08:10Çünkü o, dünyadaki en çaresiz insanı bile mutlaka bir gün arar ve bulur.
08:15Eski ustaların, bilgelerin hep söylediği o muazzam bir söz vardır hani,
08:19Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler diyerek teslimiyet ve huzur buldukları o yer.
08:24İşte bizim de o yerde, kendi güneşimize, o ışığa inanmamız gerekiyor.
08:29Zifiri karanlıkları aydınlatacak olan o inatçı güneş, o sönmek bilmeyen ateş.
08:34Peki, şimdi size sormak istiyorum.
08:36Sizin ümidiniz bugün nerede çiçek açacak?
08:39Belki de bugün hepimiz için en büyük, en anlamlı görev bunu arayıp bulmaktır.
08:44Bu incelememizde bize eşlik ettiğiniz için çok teşekkürler.
08:47İçinizdeki o umut ışığı inanın hiç sönmesin.
08:50Görüşmek üzere.