00:00Herkese merhaba, bugün Erol Sunat'ın çok dokunaklı bir metni var önümüzde, hani hepimizin hayatında hissettiği o engeller var ya,
00:07işte metin onlara eşik diyor, biz de bu eşikleri konuşacağız.
00:11Başlığımız da doğrudan metinden, bir eşik, iki eşik, üç eşik. Hadi gelin birlikte dalalım bu konuya.
00:17Yazar söze o kadar güçlü ve bir o kadar da tanıdık bir cümleyle başlıyor ki, bir eşik, iki eşik, üç
00:24eşik, hal ahval delik deşik.
00:27Yani bunu duyunca insanın içinde bir şeyler sızlıyor değil mi? Hepimizin hissettiği o yorgunluğu, o dağınıklığı o kadar güzel özetliyor
00:36ki.
00:36Peki ne demek bu eşikler? Gelin biraz daha derinine inelim.
00:41Şimdi ilk iş olarak şu eşik metaforunu bir çözelim. Bu tam olarak ne anlama geliyor?
00:47Çünkü Erol Sunat'ın anlattığı şey, hani o bildiğimiz kapıdan girerken bastığımız basamak değil, çok çok daha derin bir anlamı
00:55var.
00:55Evet, yazar için eşik demek, hayattaki her türlü kritik engel, her türlü zorluk demek.
01:01Şöyle düşünün, eskiden belki de şöyle bir adım atıp geçtiğimiz basik bir basamakken,
01:05şimdi karşımızda duran, sürekli çoğalan, adeta bize düşman kesilmiş bir engele dönüşmüş.
01:11Metnin kendi deyişiyle eskiden bize yol veren o eşikler, şimdi önümüze set çekiyor, yolumuzu kesiyor.
01:16E haliyle bu durum bizi tam bir çıkmazın ortasında bırakıyor.
01:21Düşünsenize, etrafımız bizim kurmadığımız, bizimle alakası olmayan ama mantar gibi biten eşiklerle çevreli.
01:28Sanki birileri etrafımıza duvar örmüş bir kuşatmanın içindeyiz.
01:33Peki hep mi böyleydi?
01:35Yani bu kuşatılmışlık hissi, bu çaresizlik hep var mıydı?
01:39İşte tam bu noktada yazar aradaki o devasa farkı görmemiz için bizi şöyle bir geçmişe götürüyor.
01:45Hani desteklerin, dayanışmanın bambaşka olduğu, engellerin bu kadar can yakmadığı zamanlara.
01:51Bakın bu karşılaştırma aradaki uçurumu ne kadar net gösteriyor.
01:55Eskiden neydi? Önümüzde taş çatlasın birkaç tane eşik olurdu.
01:59Hani onu da aşamazsak aile, mez, dostlarımız bir el atardı, omuz verirdi.
02:04O zamanki eşikler bile sanki daha anlayışlıydı.
02:07E şimdi ne var? Sayısını bilmediğimiz kadar yeni eşik ve biz bu eşiklerin karşısında tek başımızayız, çaresiziz.
02:14Ve işin kötüsü bu yeni eşikler sanki canlı gibi.
02:18Bizi forguluyorlar, önümüzü kesiyorlar.
02:20İşte o geçmişteki omuz omuza duruştan metnin belki de en can alıcı noktasına geliyoruz.
02:26Bugünün korkunç yalnızlığı.
02:28Sanki şöyle bir denklem var.
02:30Eşikler arttıkça bizi o eşiklerin karşısında dimdik tutacak o destek sistemleri.
02:35Hani ailemiz, dostlarımız, onlar da bir o kadar zayıflır o.
02:39Ve bu durum yazarın sorduğu ve hepimizin kendine sorduğu o kilit soruyu önümüze koyuyor.
02:45Yahu biz bu kadar eşiğin arasında neden bu kadar yalnız kaldık?
02:49Yapayalnız.
02:50Neden bu kadar çaresiz ve kimsesiziz?
02:53Üstelik bahsettiğimiz bu eşikler öyle soyut, havada kalan şeyler de değil.
02:58Gayet somut.
02:59Hayatın ta kendisi.
03:00Metnin de saydığı gibi evlilik eşiği, iş bulma eşiği, ev alma eşiği, hatta daha da temele inelim başını sokacak bir
03:09yer bulma yani barınma eşiği.
03:12Küs olduğunla barışma eşiği bile hepsi artık aşılamaz duvarlar gibi.
03:16İyi de bütün bu eşikleri önümüze kim yığıyor?
03:20Bizi bu kadar çaresiz bırakan şey ne?
03:23İşte Metin burada duygusal atmosferden bir anlığına çıkıp işin somut tarafına yani bu krizin neyin tetiklediğine bakıyor.
03:31Gelin biz de bakalım bu ateşi körükleyen sosyoekonomik baskılar nelermiş?
03:35Yazarın kullandığı tabir çok net, ekonomik kuşatma ve bu kuşatmanın askerleri de belli.
03:41Hani o durdurak bilmeyen zamlar, giderek artan hayat pahalılığı, bir türlü kontrol altına alınamayan enflasyon, işsizlik ve tabii ki artık
03:50hayal bile edilemeyen ev ve kira fiyatları.
03:53İşte bunların hepsi o kuşatmanın bir parçası.
03:56Tabii bu yetmezmiş gibi içerideki bu yangına bir de dışarıdan benzin dökülüyor.
04:01Metin'de de bahsedildiği gibi mesela yanı başımızdaki savaş.
04:05Onun etkisiyle elektriğe, doğalgaza, akaryakıta gelen o akıl almaz zamlar durumu iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor.
04:14E peki bütün bu baskıların, bu ekonomik kuşatmanın bir sonucu olmayacak mı?
04:19Oluyor tabii.
04:20Toplu bir yorgunluk, bir tükenmişlik hali.
04:23Yazarın buna verdiği isim de çok dokunaklı.
04:26Eşiktegekleyiş.
04:27Şu cümle aslında her şeyi özetliyor.
04:29Eşiği geçecek halimiz, mecalimiz yok.
04:31Kalmadı.
04:32Yani olayı artık sadece istemek, irade göstermek falan değil.
04:36Hani o yaparsın edersin gazı var ya, o artık işlemiyor.
04:40Çünkü yazarın da söylediği gibi bu eşikleri geçmek için artık para lazım, maddi güç lazım.
04:46Ama ne yazık ki cep delik, cepken delik.
04:49Bu çaresizlik hepimizi farklı bir pozisyonda yakalamış.
04:52Yazar o kadar güzel resme diyor ki, kimimiz o eşiğin önünde hala ayakta dikiliyoruz, kimimiz yorulmuş, önüne çökmüş oturmuşuz, kimimiz
05:01de artık tamamen pes edip, kıvrılıp yatmışız.
05:04Ama durduğumuz yer farklı olsa da, söylediğimiz şey aynı.
05:08Benden buraya kadar.
05:10E sonuç?
05:11Sonuç belli.
05:11Suya düşen hayallerimiz var.
05:13Artık sadece eskiyi özler, ah nerede o günler der hale gelmişiz.
05:18Hayal kurmak mı?
05:19O artık bir lüks değil, bir korku.
05:21Çünkü kurduğun hayalin gerçekleşmeyeceğini bilmek çok acı.
05:25Geleceğe dair o en ufak umut kırıntısı bile sanki yok olup gitmiş.
05:30İnsanın aklına tam da bu noktada Yahya Kemal'in o çok bilinen sözü geliyor değil mi?
05:35İnsan bu dünyada hayal ettiği müddetçe yaşar.
05:38Ne kadar güzel bir söz.
05:39Ama yazar metnini acı bir tespitle bitiriyor.
05:43Yahya Kemal'in o unut dolu sözünün tam karşısına kendi gerçeğimizi koyuyor.
05:48Ve diyor ki, bu dünya artık o dünya olmaktan çıktı.
05:52İşte bu son cümle bizi içinde bulunduğumuz o derinlikle, aşmamız gereken onca eşikle baş başa bırakıyor.
05:59Ve sanırım hepimizi uzun uzun düşündürüyor.
06:02Bir sonrakinde görüşmek üzere.
Yorumlar