00:00Herkese merhaba. Bugün oldukça hassas ama bir o kadar da önemli bir konuyu Mehmet Özkendirci'nin kaleminden acının siyasetini mercek
00:07altına alıyoruz.
00:09Türkiye'de yaşanan trajedilerin, toplumsal yasın siyasi bir dile nasıl dönüştürüldüğünü gelin bu analiz üzerinden adım adım anlamaya çalışalım.
00:17Yazırın bütün analizini aslında tam da bu cümle özetliyor.
00:20Hep duyarız değil mi? Acının siyaseti olmaz. Güzel laf ama Özkendirci hemen arkasından şunu soruyor.
00:25Peki madem öyle, adalet gibi, din gibi en temel kurumların iliklerine kadar siyaset işlemişken nasıl olacak bu iş?
00:33İşte bu soru bizi çok daha derin bir yere analizin tam kalbine götürüyor.
00:37Peki önümüzdeki dakikalarda neler konuşacağız? Şöyle bir bakalım.
00:41Önce acının siyaseti kavramının kendisiyle başlayacağız.
00:44Sonra adalet ve güvenlik konularındaki eleştirilere bakacağız.
00:48Ardından en hararetli tartışmaların yaşandığı eğitim meselesine,
00:52bu konuda ortaya atılan iki ilginç teklife ve son olarak da doğrudan bakana yöneltilen suçlamaya geleceğiz.
00:58Hadi o zaman ilk bölümle başlayalım.
01:01Acının siyaseti.
01:02Yazar burada aslında şunu anlatmaya çalışıyor.
01:05Hepimizi derinden sarsan toplumsal bir acı nasıl oluyor da siyasi bir argümana, bir araca dönüşebiliyor?
01:12İşte temel soru bu.
01:14Özkenderci'ye göre eskiden ulusal yaz dendiğinde aklımıza ilk gelen, belki de tek gelen şey şehit annelerinin acısıydı.
01:21Ama yazar diyor ki artık bu çember genişledi.
01:24Hem de tehlikeli bir şekilde.
01:25Artık okulda şiddete kurban giden bir çocuğun ya da bir öğretmenin ailesinin acısı da bu ulusal acı potasına dahil ediliyor.
01:33Bu yazar için acının sınırlarının siyaseten yenimen çizildiğinin bir kanıtı.
01:37Peki tamam acı siyasallaşıyor da ne oluyor?
01:40Bizi nereye götürüyor bu durum?
01:42İşte yazara göre tam da burası işin koptuğu yer.
01:45Bizi doğrudan adalet sistemini ve can güvenliğimizi sorguladığımız bir krize sürüklüyor.
01:49Gelin şimdi bu eleştirilere bakalım.
01:51İşte yazarın endişesini belki de en sert şekilde özetleyen cümle bu.
01:55Ya bizden olursunuz ya da telef.
01:57Bu kutuplaşmanın, bu biz ve onlar ayrımının kanun önünde hepimizin eşit olması gereken o temel ilkiyi nasıl yerle bir ettiğini
02:06iddia ediyor yazar.
02:07Bu karşılaştırma aslında her şeyi anlatıyor.
02:09Bir tarafta anayasada kanunlarda yazan o ideal durum var, hepimiz eşit.
02:14Diğer taraftaysa yazarın iddia ettiği o acı pratik, bizden olanlar ve olmayanlar.
02:19Yazara göre bu ikisi arasındaki makas o kadar açıldı ki artık can ve mal güvenliği dediğimiz şey herkes için bir
02:26garanti olmaktan çıktı.
02:27Yazar, adalet sistemindeki bu endişelerden sonra rotayı bambaşka bir alana, ülçenin geleceğinin şekillendiği yere yani eğitime çeviriyor.
02:36Ona göre asıl savaş alanı burası.
02:39Ve işte burada yazar gerçekten çok kışkırtıcı, hatta kimilerine göre rahatsız edici bir soruyu masaya koyuyor.
02:45Diyor ki son yaşananlara bakınca insan sormadan edemiyor.
02:49Türkiye Cumhuriyeti'nin kendisi bazıları için artık sıradan bir tarikata mı dönüştü?
02:53Bu devletin rolünün nasıl algılandığına dair çok derin bir endişeyi ortaya koyuyor.
02:59Peki bu ağır soruyu sorduran ne?
03:01İşte şimdi kilit bir noktaya, bir kelime oyununa geliyoruz.
03:05Yazarın iddiasına göre Milliyetin Bakanı, tarikat ve cemaatler için bu ifadeleri kullanmak yerine daha modern, daha kabul edilebilir bir kılıf
03:12bulmuş.
03:13Sivil toplum kuruluşları yani STK'ler.
03:16İşte bu masum görünen ifade değişikliği yazara göre birazdan göreceğimiz her şeyin kapısını aralayan bir anahtar.
03:23Tamam iddialar bunlar ama kanıtlar nerede?
03:25İşte Özkendirce tam bu noktada soyut eleştirilerden çıkıp bizi somut örneklere iki gazete yazarının çok ses getiren tekliflerine götürüyor.
03:34Karşımızdaki ilk isim Akit gazetesi yazarı Ali Erkan Kavaklı.
03:38Bakalım kendisi eğitim sisteminin baştan aşağı değiştirilmesi için nasıl önerilerde bulunmuş?
03:44Özkendircinin aktardığına göre Kavaklı'nın üç adımlı bir planı var.
03:49Bir, öğretmenler için tek bir rol modeli olmalı, o da Hz. Muhammed.
03:54İki, bütün okullara Kur'an medeniyeti adında zorunlu bir ders konmalı.
03:58Ve üç, belki de en radikal olanı, fen bilimleri müfredatı komple, Müslüman bir bakış açısıyla baştan sona yeniden yazılmalı.
04:06Daha bitti mi? Hayır.
04:08Aynı gazeteden bir başka isim Ali Karahasanoğlu tartışmayı alıp bambaşka bir seviyeye taşıyor.
04:14Şimdi de onun argümanlarına bakalım.
04:17Karahasanoğlu'nun temel argümanı bu cümlede saklı aslında.
04:21Okullardaki şiddetin tek sebebini dinsizliğe bağlıyor ve çözüm olarak da, evet, şeriatla yönetilen Afganistan'ı gösteriyor.
04:28Hem de çiçek gibi bir model olarak.
04:31Ve geldik analizin finaline.
04:33Özkendirci yazısını adeta bir mahkeme sahnesi gibi bitiriyor ve bu kez spot ışıklarını doğrudan Milli Eğitim Bakanı'na ve çok
04:39somut bir bütçe rakamına çeviriyor.
04:42Yazar, son darbeyi vurmak için hafızalarımıza kazınan o anı hatırlatıyor.
04:46Öldürülen öğretmenin cenazesi.
04:48Ve acılı eşin kameraların önünde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in üzerine yürüdüğü o anlar.
04:53İşte bu, yazar için kişisel acıyla siyasi sorumluluğun çarpıştığı an.
04:57Ve işte o anın, o yüzleşmenin arkasında yatan asıl neden olarak yazarın işaret ettiği devasa rakam bu, tam 6 milyar
05:07Türk lirası.
05:07Peki ne bu 6 milyar lira?
05:09Yazarın iddiası çok açık ve net.
05:11Bu para okullarımıza, çocuklarımıza harcanması gerekirken, bakanın o STK diye tanımladığı tarikat ve cemaatlere bu yıl aktarılan paranın ta kendisi.
05:20İşte bu, Özkendirci'nin analizindeki en somut, en ağır suçlama.
05:24Ve Mehmet Özkendirci tüm bunları anlattıktan sonra analizini bir hükümle bitirmiyor.
05:30Aksine topu okura, yani aslında hepimizi atıyor.
05:34Bütün bu iddialar, bu teklifler, bu suçlamalar ortadayken, biz de onun bıraktığı yerden soruyoruz, yorum sizin.
Yorumlar