00:00Herkese merhaba. Günümüz toplumunu son cahiliye devri olarak niteleyen bir yazar düşünün.
00:04Oldukça iddialı bir laf değil mi?
00:06İşte bugün Mehmet Özkendirci'nin tam da bu başlığı taşıyan köşe yazısını masaya yatırıyoruz
00:11ve modern dünyaya dair yaptığı eleştirilerin ne kadar derine indiğine birlikte bakıyoruz.
00:17O zaman hadi başlayalım.
00:18Yazarın bu son cahiliye devri tanımıyla ne demek istediğini bir anlayalım.
00:23Çünkü bu kavram aslında onun bütün argümanlarının temel taşı.
00:27Yani tüm yapıyı ayakta tutan anahtar diyebiliriz.
00:31Peki Özkendirci bu modern cehalet çağını nasıl teşhis ediyor?
00:35İşte yol haritamız.
00:37Önce eğitimdeki tuhaf duruma bakacağız.
00:39Sonra sloganlar ve mahkemeler üzerinden bir diploma hikayesine dalacağız.
00:44Ardından vicdanla cüzdan arasındaki çekişmeyi göreceğiz ve en sonunda da ilginç bir ayran meselesiyle kapanış yapacağız.
00:52İlk durağımız eğitim.
00:53Yazara göre modern cehaletin en bariz belirtilerinden biri eğitim sisteminde saklı.
00:59Ortada çok büyük bir gariplik, bir paradoks olduğunu söylüyor.
01:02Her köşe başına okul açılırken nasıl oluyor da genel bilgi seviyemiz düşüyor?
01:07İşte yazarın işaret ettiği o çarpıcı çelişki tam olarak bu.
01:12Bir yanda mantar gibi biten okullar, üniversiteler, diğer yanda ise yazara göre giderek daha da sığlaşan bir bilgi birikimi.
01:20Bu tahterevali nasıl bu kadar dengesiz bir hale geldi acaba?
01:25Yazar bu iddiasını havada bırakmıyor tabii.
01:28Hepimizin bir yerlerden duyduğu, bildiği şeylere dikkat çekiyor.
01:31Apartman dairelerinden bozlu üniversiteler, diploma satıldığına dair söylentiler,
01:36hatta diplomasının olup olmadığı yıllardır tartışılan siyasetçiler.
01:39Bu manzaralar size de tanıdık geliyor değil mi?
01:42Ve eleştiriler sadece gözlemlere dayanmıyor.
01:45Bakın, somut bir veri de var.
01:47Bir zamanlar dünyanın en iyi üniversiteleri listesinde ilk iki yüzde yer alan okullarımızın şimdi beş yüzlü sıraların bile altına düşmesi.
01:54Yazara göre bu düşüş, eğitimdeki kalite kaybının en acı kanıtlarından biri.
02:00Eğitimdeki bu tablodan sonra yazar, merceğini bu defa siyasete ve hukuka çeviriyor.
02:05Basit bir sloganın nasıl bir anda bir devlet meselesine dönüştüğünü ve meşruiyet çartışmalarını nasıl körüklediğini çok ilginç bir dava üzerinden
02:13anlatıyor.
02:13İşte, bütün hikayeyi başlatan o slogan.
02:18Yazar bu basit ama bir o kadar da kışkırtıcı ifade üzerinden, siyasi meşruiyet, liyakat gibi çok daha derin konuların nasıl
02:26bir anda ülkenin bir numaralı gündeme haline geldiğini göstermek için bu örneği kullanıyor.
02:31Davanın seyrine bir bakalım.
02:33Bir grup genç bu sloganı attığı için tutuklanıyor.
02:36Mahkemede hakim, konunun özüne inmek için çok basit bir talepte bulunuyor.
02:41Cumhurbaşkanının diplomasını görmek istiyor.
02:43Ama avukatların cevabı çok daha ilginç.
02:46Hakimin bu talebinin kişisel meraktan kaynaklandığını söyleyip reddini istiyorlar.
02:50Ve süreç orada kilitleniyor.
02:52Bütün bu yaşananlar, yazarın ve aslında hepimizin aklında kocaman bir soru işareti bırakıyor.
02:58Bir ülkenin en tepesindeki yöneticinin diploması, bir devlet sırrı olabilir mi?
03:05Yazar bu soruyu ortaya atıyor ve cevabı bize bırakarak düşündürüyor.
03:10Eğitim ve siyasetten sonra yazar bizi toplumun bir başka can damarına götürüyor, ekonomi ve ahlak anlayışımız.
03:17Ve burada da ortaya çok temel bir soru atıyor.
03:20Vicdan mı ağır basıyor yoksa cüzdan mı?
03:23Yazar o en baştaki son cahiliye devri tezini burada daha da geliştiriyor.
03:27Diyor ki, eskiden insanlar taştan tahtadan yapılmış putlara tapıyorlardı.
03:32Günümüzde ise o putların yerini para, statü ve makam aldı.
03:36Yani aslında bir nevi modern putperestlik çağındayız.
03:40Yazarın bu konudaki bütün eleştirisini özetleyen belki de en vurucu cümle bu.
03:45Vicdanların cüzdanlara dönüştüğü günler yaşıyoruz.
03:48Yani bu metaforla diyor ki, ahlaki değerlerimiz maddi çıkarlar karşısında giderek önemini yitiriyor.
03:54Bu soyut eleştiriyi somut bir örnekle de gözler önüne seriyor.
03:59Şu grafikteki akıl almaz uçuruma bir bakın.
04:02Bir yanda ay sonunu getirmeye çalışan bir emeklinin maaşı, diğer yanda ise yüz binlerce liralık yönekici maaşları.
04:10Yazar, vicdanların cüzdanlara dönüşmesini tam da bu adaletsizlikte görüyor.
04:15Ve geldik sona, yazar bütün bu ağır analizlerden sonra yazısını bir veriyle ya da bir istatistikle bitirmiyor.
04:22Onun yerine hepimizin içinden bir parça bulacağı, ayran meselesi adını verdiği basit ama çok düşündürücü bir halk hikayesiyle noktalıyor.
04:30Hikaye aynen şöyle, ağanın biri sıcakta buz gibi ayranını içip keyifle, oh öldüm valla diyor.
04:38Onu gören hizmetkarı ise bardağı kaptığı gibi, ağam biraz da ben öleyim diyerek ayranı içiyor.
04:44Çok basit bir hikaye gibi duruyor ama yazar bunu toplumdaki zengin fakir arasındaki ilişkiye dair son bir fırça darbesi olarak
04:52kullanıyor.
04:52Peki, bu basit kıssa bize ne anlatıyor?
04:56Toplumun en tepesindekilerle en altındakiler arasındaki ilişki hakkında ne söylüyor?
05:01Acaba yazar bu hikayeyle birilerinin keyif için öldüm dediği yerde başkalarının o keyfe ulaşmak için gerçekten her şeyi yapabileceğini mi
05:10anlatmak istiyor?
05:11Yazar bu son soruyla topu bize atıyor.
05:14Siz ne düşünüyorsunuz?
Yorumlar