Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 gün önce
Yazar Mehmet Özkendirci, Türkiye’deki eğitim sisteminin niteliksizleşmesini ve liyakat kaybını eleştirerek modern bir cahiliye devrinin yaşandığını savunmaktadır. Metin, üniversite kalitesindeki düşüş ile siyasi figürlerin diploma tartışmalarını odağına alarak toplumsal bir adaletsizlik tablosu çizmektedir. İktidarın yönetim anlayışı üzerinden ekonomik uçurumlar ve etik değerlerin yitirilmesi gibi konulara değinen yazar, halkın yoksullaşırken bir kesimin refah içinde yaşamasını sert bir dille eleştirmektedir. Yozlaşmış bir düzenin portresini çizen bu anlatı, adaletin yerini şahsi çıkarların aldığı bir dönemi sorgulamaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin güncel sosyo-politik sorunlarını ve toplumsal vicdandaki aşınmayı karamsar bir perspektifle özetlemektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Günümüz toplumunu son cahiliye devri olarak niteleyen bir yazar düşünün.
00:04Oldukça iddialı bir laf değil mi?
00:06İşte bugün Mehmet Özkendirci'nin tam da bu başlığı taşıyan köşe yazısını masaya yatırıyoruz
00:11ve modern dünyaya dair yaptığı eleştirilerin ne kadar derine indiğine birlikte bakıyoruz.
00:17O zaman hadi başlayalım.
00:18Yazarın bu son cahiliye devri tanımıyla ne demek istediğini bir anlayalım.
00:23Çünkü bu kavram aslında onun bütün argümanlarının temel taşı.
00:27Yani tüm yapıyı ayakta tutan anahtar diyebiliriz.
00:31Peki Özkendirci bu modern cehalet çağını nasıl teşhis ediyor?
00:35İşte yol haritamız.
00:37Önce eğitimdeki tuhaf duruma bakacağız.
00:39Sonra sloganlar ve mahkemeler üzerinden bir diploma hikayesine dalacağız.
00:44Ardından vicdanla cüzdan arasındaki çekişmeyi göreceğiz ve en sonunda da ilginç bir ayran meselesiyle kapanış yapacağız.
00:52İlk durağımız eğitim.
00:53Yazara göre modern cehaletin en bariz belirtilerinden biri eğitim sisteminde saklı.
00:59Ortada çok büyük bir gariplik, bir paradoks olduğunu söylüyor.
01:02Her köşe başına okul açılırken nasıl oluyor da genel bilgi seviyemiz düşüyor?
01:07İşte yazarın işaret ettiği o çarpıcı çelişki tam olarak bu.
01:12Bir yanda mantar gibi biten okullar, üniversiteler, diğer yanda ise yazara göre giderek daha da sığlaşan bir bilgi birikimi.
01:20Bu tahterevali nasıl bu kadar dengesiz bir hale geldi acaba?
01:25Yazar bu iddiasını havada bırakmıyor tabii.
01:28Hepimizin bir yerlerden duyduğu, bildiği şeylere dikkat çekiyor.
01:31Apartman dairelerinden bozlu üniversiteler, diploma satıldığına dair söylentiler,
01:36hatta diplomasının olup olmadığı yıllardır tartışılan siyasetçiler.
01:39Bu manzaralar size de tanıdık geliyor değil mi?
01:42Ve eleştiriler sadece gözlemlere dayanmıyor.
01:45Bakın, somut bir veri de var.
01:47Bir zamanlar dünyanın en iyi üniversiteleri listesinde ilk iki yüzde yer alan okullarımızın şimdi beş yüzlü sıraların bile altına düşmesi.
01:54Yazara göre bu düşüş, eğitimdeki kalite kaybının en acı kanıtlarından biri.
02:00Eğitimdeki bu tablodan sonra yazar, merceğini bu defa siyasete ve hukuka çeviriyor.
02:05Basit bir sloganın nasıl bir anda bir devlet meselesine dönüştüğünü ve meşruiyet çartışmalarını nasıl körüklediğini çok ilginç bir dava üzerinden
02:13anlatıyor.
02:13İşte, bütün hikayeyi başlatan o slogan.
02:18Yazar bu basit ama bir o kadar da kışkırtıcı ifade üzerinden, siyasi meşruiyet, liyakat gibi çok daha derin konuların nasıl
02:26bir anda ülkenin bir numaralı gündeme haline geldiğini göstermek için bu örneği kullanıyor.
02:31Davanın seyrine bir bakalım.
02:33Bir grup genç bu sloganı attığı için tutuklanıyor.
02:36Mahkemede hakim, konunun özüne inmek için çok basit bir talepte bulunuyor.
02:41Cumhurbaşkanının diplomasını görmek istiyor.
02:43Ama avukatların cevabı çok daha ilginç.
02:46Hakimin bu talebinin kişisel meraktan kaynaklandığını söyleyip reddini istiyorlar.
02:50Ve süreç orada kilitleniyor.
02:52Bütün bu yaşananlar, yazarın ve aslında hepimizin aklında kocaman bir soru işareti bırakıyor.
02:58Bir ülkenin en tepesindeki yöneticinin diploması, bir devlet sırrı olabilir mi?
03:05Yazar bu soruyu ortaya atıyor ve cevabı bize bırakarak düşündürüyor.
03:10Eğitim ve siyasetten sonra yazar bizi toplumun bir başka can damarına götürüyor, ekonomi ve ahlak anlayışımız.
03:17Ve burada da ortaya çok temel bir soru atıyor.
03:20Vicdan mı ağır basıyor yoksa cüzdan mı?
03:23Yazar o en baştaki son cahiliye devri tezini burada daha da geliştiriyor.
03:27Diyor ki, eskiden insanlar taştan tahtadan yapılmış putlara tapıyorlardı.
03:32Günümüzde ise o putların yerini para, statü ve makam aldı.
03:36Yani aslında bir nevi modern putperestlik çağındayız.
03:40Yazarın bu konudaki bütün eleştirisini özetleyen belki de en vurucu cümle bu.
03:45Vicdanların cüzdanlara dönüştüğü günler yaşıyoruz.
03:48Yani bu metaforla diyor ki, ahlaki değerlerimiz maddi çıkarlar karşısında giderek önemini yitiriyor.
03:54Bu soyut eleştiriyi somut bir örnekle de gözler önüne seriyor.
03:59Şu grafikteki akıl almaz uçuruma bir bakın.
04:02Bir yanda ay sonunu getirmeye çalışan bir emeklinin maaşı, diğer yanda ise yüz binlerce liralık yönekici maaşları.
04:10Yazar, vicdanların cüzdanlara dönüşmesini tam da bu adaletsizlikte görüyor.
04:15Ve geldik sona, yazar bütün bu ağır analizlerden sonra yazısını bir veriyle ya da bir istatistikle bitirmiyor.
04:22Onun yerine hepimizin içinden bir parça bulacağı, ayran meselesi adını verdiği basit ama çok düşündürücü bir halk hikayesiyle noktalıyor.
04:30Hikaye aynen şöyle, ağanın biri sıcakta buz gibi ayranını içip keyifle, oh öldüm valla diyor.
04:38Onu gören hizmetkarı ise bardağı kaptığı gibi, ağam biraz da ben öleyim diyerek ayranı içiyor.
04:44Çok basit bir hikaye gibi duruyor ama yazar bunu toplumdaki zengin fakir arasındaki ilişkiye dair son bir fırça darbesi olarak
04:52kullanıyor.
04:52Peki, bu basit kıssa bize ne anlatıyor?
04:56Toplumun en tepesindekilerle en altındakiler arasındaki ilişki hakkında ne söylüyor?
05:01Acaba yazar bu hikayeyle birilerinin keyif için öldüm dediği yerde başkalarının o keyfe ulaşmak için gerçekten her şeyi yapabileceğini mi
05:10anlatmak istiyor?
05:11Yazar bu son soruyla topu bize atıyor.
05:14Siz ne düşünüyorsunuz?
Yorumlar

Önerilen