00:00Bazen ufacık bir tartışma hiç beklemediğiniz yerlere gider değil mi?
00:03Bir milli bayram kutlansın mı, kutlanmasın mı diye başlar, bir anda ülkenin eğitim sistemini, aile yapısını hatta ulusal önceliklerini sorgularken
00:13bulursunuz kendinizi.
00:14İşte bugün yazar Mehmet Özkendirci'nin tam da böyle bir eti yaratan köşe yazısını mercek altına alıyoruz.
00:20Yazar konuya o kadar keskin bir giriş yapıyor ki bu alıntıyla eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e yönelik bir göndermeyle başlıyor.
00:28Ama bu sadece geçmişe dair bir hatırlatma değil aslında.
00:32Yazının geri kalanında göreceğimiz o eleştirel tavrın, o sorgulayıcı ruhun ilk sinyali adata.
00:38Peki tüm bu tartışmayı başlatan ne oldu?
00:41Her şey son zamanlarda yaşanan üzücü okul saldırılarının ardından bir fikirin ortaya atılmasıyla alevlendi.
00:46Bu ortamda 23 Nisan kutlamalarını iptal edelim.
00:49İşte yazar için bu talep buzdağının sadece görünen kısmıydı ve çok daha derin sorunlara açılan bir kapıydı.
00:56Yazar da tam bu noktada devreye giriyor ve bir dakika diyor.
01:00Sorumluluğu geçmişe atmaya çalışanlara peki ya bugün diye soruyor.
01:04Madem okullar bu halde bu ülkeyi 23 yıldır kim yönetiyor?
01:08Yani sorumluluğun asıl adresi neresi?
01:11Evet işte bu sorularla birlikte yazarın bizi götürmek istediği asıl yere geliyoruz.
01:16Ona göre bu bayram tartışması falan bunlar sadece birer belirti.
01:21Asıl sorun çok daha derinde.
01:23Türkiye'nin eğitim sisteminde yaşanan krizde.
01:25Ve yazar argümanını çok net bir rakamın üzerine inşa ediyor.
01:2923.
01:30Evet tam 23 yıl.
01:32Düşünsenize 23 yıl önce doğan bir çocuk bugün artık bir yetişkin.
01:37Belki üniversiteyi bitirdi, askere gitti geldi.
01:40Bütün bir nesilden bahsediyoruz yani.
01:42Ve bu nesil tamamen bu denemin eğitim sistemiyle şekillendi.
01:46Peki yazarın gözünden bakınca bu kriz tam olarak neye benziyor?
01:50Çizdiği tablo pek de iç açıcı değil açıkçası.
01:54Artan şiddet olayları, disiplinin neredeyse yok olması, öğretmenlere karşı saygısızlık, hatta saldırılar, okul bahçelerinin, koridorların artık güvenli yerler olmaktan çıkması
02:04liste böyle uzayıp gidiyor maalesef.
02:06Yazar, eğitimdeki bu yön değişikliğini somutlaştırmak için eski bir Milli Eğitim Bakanı'na atfettiği çok çarpıcı bir sözü hatırlatıyor.
02:14Ona göre bu sözler eğitimin odağının bilimden nasıl kaydığını ve ardındaki düşünce yapısını çok net bir şekilde ortaya koyuyor aslında.
02:22Bu güvensizliğin en net yansımalarından birini de rakamlarda görüyoruz.
02:27Yazarın dikkat çektiği bir istatistik var.
02:29Eskiden özel okula giden öğrenci oranı sadece %1 iken bugün bu oran %9'a fırlamış durumda.
02:36Aradaki fark muazzam.
02:37Bu rakamlar adeta devlet okullarına olan güvensizliğin bir özeti gibi.
02:41Ama işin daha da endişe verici kısmı yazarın bu artışın arkasındaki asıl nedene işaret etmesi.
02:47Diyor ki aileler çocuklarını daha iyi eğitim alsınlar diye değil en temel şey için yani can güvenlikleri için özel okullara
02:55gönderiyorlar.
02:56Bu gerçekten de üzerinde düşünülmesi gereken bir iddia.
02:59Yazarın eleştirileri sadece okullarla sınırlı kalmıyor.
03:02Şimdi merceğini toplumun çekirdeğini yani aile kurumuna çeviriyor.
03:07Ve diyor ki asıl sorun belki de okul kapısından içeri girmeden evlerimizin içinde başlıyor.
03:12Peki nasıl bir aile tablosu çiziyor yazar?
03:14Aslında hepimizin biraz aşina olduğu bir manzaradan bahsediyor.
03:18Bir tarafta hayalimizdeki o eski sıcak aile ortamı var.
03:23Sohbet edilen, birlikte vakit geçirilen sofralar.
03:26Diğer tarafta ise günümüz gerçeği herkes kendi odasında, elinde bir telefon, gözü bir ekranda.
03:32Hatta odadan odaya mesajlaşan aile üyeleri aynı evin içinde birbirine yabancılaşmış insanlar.
03:37İşte bu genel eleştirilerini daha somut bir zemine oturtmak için yazar bizi Konya'ya götürüyor.
03:43Karşımıza öyle bir örnek çıkarıyor ki durumun ironisini daha net görüyoruz.
03:48Eleştirilerin merkezinde Konya'da bulunan bir merkez var.
03:52Aile ve çocuk destek merkezi.
03:53Peki neymiş bu merkez?
03:55Yazarın anlattığına göre şehrin en güzel yerinde lüks bir bina.
04:01İçeride belirli kadınlara yönelik el işi kursları gibi faaliyetler düzenleniyor.
04:06Buraya kadar her şey normal gibi.
04:08Ama ilginç olan şu, adı aile olan bu merkeze erkeklerin girmesi yasak.
04:14Evet yanlış duymadınız, ailenin bir parçası olan erkekler bu aile merkezine giremiyor.
04:19Halil'e yazar da soruyor, tabelasında kocaman harflerle aile yazan bir yer ailenin yarısını nasıl dışarıda bırakabilir?
04:27Bu sizce de büyük bir ironi değil mi?
04:30İşte bu basit ama etkili soru, yazarın eleştirdiği o öncelik meselesini, yani kaynakların nasıl kullanıldığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
04:39Ama yazar sadece eleştirmekle kalmıyor, çözüm önerilerini de sunuyor.
04:43Madem böyle merkezi bir bina var, burası çok daha farklı değerlendirilebilirdi diyor.
04:48Mesela ne olabilirdi?
04:49Belki yeri olmayan yazarlar birliğine bir yula, sanatçıların bir araya geleceği bir kültür mekanı ya da şehirdeki emeklilerin soluklanacağı bir
04:57merkez.
04:58Kısacası sadece dar bir kesime değil, tüm şehre kucak açan bir yer olabilirdi.
05:03Konya'daki bu küçük örnekten yola çıkarak, yazar aslında bizi çok daha büyük, çok daha temel bir soruyla baş başa bırakıyor.
05:10Biz bir toplum olarak neye öncelik veriyoruz? Değerlerimiz neler?
05:14Bu öncelik meselesini en çarpıcı haliyle ortaya koyduğu yer ise, ulusal yaz ilan etme konusundaki tercihleri karşılaştırdığı bölüm.
05:23Yazar bu karşılaştırmayla aslında çok ağır bir soru soruyor, doğrudan sormasa bile hissettiriyor.
05:29Kimin acısı daha önemli, kimin yası tutulmaya değer?
05:33Ve işte tüm bu yazının sonunda geldiğimiz nokta aslında tek bir büyük soruda düğümleniyor.
05:38Bir toplum olarak elimizdeki kaynakları, enerjimizi, dikkatimizi nasıl dağıtmalıyız?
05:44Neyi öne almalı, neyi arkada bırakmalıyız?
05:47Yazarın bu köşe yazısı belki de hepimize en çok bu soruyu sordurmak için yazılmış.
Yorumlar