Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar, Türkiye’deki eğitim sisteminin ve toplumsal yapının son yıllarda geçirdiği derin dönüşümü sert bir dille eleştirmektedir. Okulların bilimsel eğitimden uzaklaşarak dini bir kimliğe büründürülmesinden ve güvenlik zafiyetleri nedeniyle birer şiddet yuvasına dönüşmesinden duyulan endişe dile getirilmektedir. Hükümetin sorumluluklarını yerine getirmediği savunulurken, milli bayramların önemsizleştirilmesi ve aile bağlarının dijitalleşme ile zayıflaması temel sorunlar olarak sunulmaktadır. Ayrıca, yerel yönetimlerin kamusal kaynakları verimli kullanmak yerine belirli kesimlere ayrıcalık tanıyan projeler yürütmesi eleştirilerin odağında yer almaktadır. Metin genel hatlarıyla, modern ve güvenli bir toplum idealinden uzaklaşıldığına dair karamsar bir tablo çizmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Bazen ufacık bir tartışma hiç beklemediğiniz yerlere gider değil mi?
00:03Bir milli bayram kutlansın mı, kutlanmasın mı diye başlar, bir anda ülkenin eğitim sistemini, aile yapısını hatta ulusal önceliklerini sorgularken
00:13bulursunuz kendinizi.
00:14İşte bugün yazar Mehmet Özkendirci'nin tam da böyle bir eti yaratan köşe yazısını mercek altına alıyoruz.
00:20Yazar konuya o kadar keskin bir giriş yapıyor ki bu alıntıyla eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e yönelik bir göndermeyle başlıyor.
00:28Ama bu sadece geçmişe dair bir hatırlatma değil aslında.
00:32Yazının geri kalanında göreceğimiz o eleştirel tavrın, o sorgulayıcı ruhun ilk sinyali adata.
00:38Peki tüm bu tartışmayı başlatan ne oldu?
00:41Her şey son zamanlarda yaşanan üzücü okul saldırılarının ardından bir fikirin ortaya atılmasıyla alevlendi.
00:46Bu ortamda 23 Nisan kutlamalarını iptal edelim.
00:49İşte yazar için bu talep buzdağının sadece görünen kısmıydı ve çok daha derin sorunlara açılan bir kapıydı.
00:56Yazar da tam bu noktada devreye giriyor ve bir dakika diyor.
01:00Sorumluluğu geçmişe atmaya çalışanlara peki ya bugün diye soruyor.
01:04Madem okullar bu halde bu ülkeyi 23 yıldır kim yönetiyor?
01:08Yani sorumluluğun asıl adresi neresi?
01:11Evet işte bu sorularla birlikte yazarın bizi götürmek istediği asıl yere geliyoruz.
01:16Ona göre bu bayram tartışması falan bunlar sadece birer belirti.
01:21Asıl sorun çok daha derinde.
01:23Türkiye'nin eğitim sisteminde yaşanan krizde.
01:25Ve yazar argümanını çok net bir rakamın üzerine inşa ediyor.
01:2923.
01:30Evet tam 23 yıl.
01:32Düşünsenize 23 yıl önce doğan bir çocuk bugün artık bir yetişkin.
01:37Belki üniversiteyi bitirdi, askere gitti geldi.
01:40Bütün bir nesilden bahsediyoruz yani.
01:42Ve bu nesil tamamen bu denemin eğitim sistemiyle şekillendi.
01:46Peki yazarın gözünden bakınca bu kriz tam olarak neye benziyor?
01:50Çizdiği tablo pek de iç açıcı değil açıkçası.
01:54Artan şiddet olayları, disiplinin neredeyse yok olması, öğretmenlere karşı saygısızlık, hatta saldırılar, okul bahçelerinin, koridorların artık güvenli yerler olmaktan çıkması
02:04liste böyle uzayıp gidiyor maalesef.
02:06Yazar, eğitimdeki bu yön değişikliğini somutlaştırmak için eski bir Milli Eğitim Bakanı'na atfettiği çok çarpıcı bir sözü hatırlatıyor.
02:14Ona göre bu sözler eğitimin odağının bilimden nasıl kaydığını ve ardındaki düşünce yapısını çok net bir şekilde ortaya koyuyor aslında.
02:22Bu güvensizliğin en net yansımalarından birini de rakamlarda görüyoruz.
02:27Yazarın dikkat çektiği bir istatistik var.
02:29Eskiden özel okula giden öğrenci oranı sadece %1 iken bugün bu oran %9'a fırlamış durumda.
02:36Aradaki fark muazzam.
02:37Bu rakamlar adeta devlet okullarına olan güvensizliğin bir özeti gibi.
02:41Ama işin daha da endişe verici kısmı yazarın bu artışın arkasındaki asıl nedene işaret etmesi.
02:47Diyor ki aileler çocuklarını daha iyi eğitim alsınlar diye değil en temel şey için yani can güvenlikleri için özel okullara
02:55gönderiyorlar.
02:56Bu gerçekten de üzerinde düşünülmesi gereken bir iddia.
02:59Yazarın eleştirileri sadece okullarla sınırlı kalmıyor.
03:02Şimdi merceğini toplumun çekirdeğini yani aile kurumuna çeviriyor.
03:07Ve diyor ki asıl sorun belki de okul kapısından içeri girmeden evlerimizin içinde başlıyor.
03:12Peki nasıl bir aile tablosu çiziyor yazar?
03:14Aslında hepimizin biraz aşina olduğu bir manzaradan bahsediyor.
03:18Bir tarafta hayalimizdeki o eski sıcak aile ortamı var.
03:23Sohbet edilen, birlikte vakit geçirilen sofralar.
03:26Diğer tarafta ise günümüz gerçeği herkes kendi odasında, elinde bir telefon, gözü bir ekranda.
03:32Hatta odadan odaya mesajlaşan aile üyeleri aynı evin içinde birbirine yabancılaşmış insanlar.
03:37İşte bu genel eleştirilerini daha somut bir zemine oturtmak için yazar bizi Konya'ya götürüyor.
03:43Karşımıza öyle bir örnek çıkarıyor ki durumun ironisini daha net görüyoruz.
03:48Eleştirilerin merkezinde Konya'da bulunan bir merkez var.
03:52Aile ve çocuk destek merkezi.
03:53Peki neymiş bu merkez?
03:55Yazarın anlattığına göre şehrin en güzel yerinde lüks bir bina.
04:01İçeride belirli kadınlara yönelik el işi kursları gibi faaliyetler düzenleniyor.
04:06Buraya kadar her şey normal gibi.
04:08Ama ilginç olan şu, adı aile olan bu merkeze erkeklerin girmesi yasak.
04:14Evet yanlış duymadınız, ailenin bir parçası olan erkekler bu aile merkezine giremiyor.
04:19Halil'e yazar da soruyor, tabelasında kocaman harflerle aile yazan bir yer ailenin yarısını nasıl dışarıda bırakabilir?
04:27Bu sizce de büyük bir ironi değil mi?
04:30İşte bu basit ama etkili soru, yazarın eleştirdiği o öncelik meselesini, yani kaynakların nasıl kullanıldığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
04:39Ama yazar sadece eleştirmekle kalmıyor, çözüm önerilerini de sunuyor.
04:43Madem böyle merkezi bir bina var, burası çok daha farklı değerlendirilebilirdi diyor.
04:48Mesela ne olabilirdi?
04:49Belki yeri olmayan yazarlar birliğine bir yula, sanatçıların bir araya geleceği bir kültür mekanı ya da şehirdeki emeklilerin soluklanacağı bir
04:57merkez.
04:58Kısacası sadece dar bir kesime değil, tüm şehre kucak açan bir yer olabilirdi.
05:03Konya'daki bu küçük örnekten yola çıkarak, yazar aslında bizi çok daha büyük, çok daha temel bir soruyla baş başa bırakıyor.
05:10Biz bir toplum olarak neye öncelik veriyoruz? Değerlerimiz neler?
05:14Bu öncelik meselesini en çarpıcı haliyle ortaya koyduğu yer ise, ulusal yaz ilan etme konusundaki tercihleri karşılaştırdığı bölüm.
05:23Yazar bu karşılaştırmayla aslında çok ağır bir soru soruyor, doğrudan sormasa bile hissettiriyor.
05:29Kimin acısı daha önemli, kimin yası tutulmaya değer?
05:33Ve işte tüm bu yazının sonunda geldiğimiz nokta aslında tek bir büyük soruda düğümleniyor.
05:38Bir toplum olarak elimizdeki kaynakları, enerjimizi, dikkatimizi nasıl dağıtmalıyız?
05:44Neyi öne almalı, neyi arkada bırakmalıyız?
05:47Yazarın bu köşe yazısı belki de hepimize en çok bu soruyu sordurmak için yazılmış.
Yorumlar

Önerilen