00:00Hoş geldiniz. Bugün önümüzde Mehmet Edip Ören'in o çok konuşulan, oldukça sert ve kişisel tespitlerle dolu makalesi var.
00:07Şöyle düşünün, yazar bir anda yüksek gerilimli Ankara siyasetinden çıkıp, sokakta yürürken başımıza gelen o sinir bozucu gündelik dertlere inanılmaz
00:16keskin bir geçiş yapıyor.
00:18Gelin lafı hiç uzatmadan bu kaotik tabloyu hep beraber masaya yatıralım.
00:22Makale aslında çok çarpıcı, hatta baya sinik bir cümleyle başlıyor.
00:26Yazar diyor ki, yoksulluk sınırının altındaki milyonlar için yaz mevsiminin aslında hiçbir tadı tuzu yok.
00:32Yani denizmiş, sahilmiş, tatilmiş bunlar büyük bir lüks.
00:36Çoğunluk için yaz demek, sadece en azından üşümüyoruz ve daha ucuza karın doyurabiliyoruz demek.
00:42Sosyoekonomik merceği ta en baştan işte böyle acımasız bir netlikle kuruyor.
00:47Ören'in yazısı adeta bir makinalı tüfek gibi.
00:50Birbiriyle alakasız görünen şikayetler peş peşe geliyor.
00:53O yüzden bu fikir fırtınasında kaybolmamak için dört ana durağımız olacak.
00:58Siyasetteki baskın seçim telaşı, muhalefetin durumu, terör eksenindeki iddialar ve son olarak da hepimizin yaşadığı o gündelik toplumsal sıkıntılar.
01:07Hemen ilk durağımızla yani siyasette baskın seçim telaşıyla başlayalım.
01:12Bakalım Ankara'nın kulislerinde yazarın gözünden neler oluyor.
01:15İşte yazarın mevcut siyasi manzaraya bakışı tam olarak bu şekilde.
01:19Tabi biz burada sadece olanı aktarıyoruz.
01:22Ören eski ittifaklarını bırakıp iktidara tutunmaya çalışan bazı küçük muhalefet partilerinden bahsederken Bebecan ve Devitoğlu gibi oldukça küçümseyici lakaplar kullanıyor.
01:32Analizine göre bu küçük partiler can havliyle iktidara yanaşmaya çabalarken MHP kapıda katı bir bekçi gibi dikiliyor ve kesinlikle içeri
01:40girmelerine izin vermiyor.
01:42Peki neden bu kadar ısrarcılar?
01:44Yazarın iddiasına göre bu küçük grupların CHP gibi eski müttefiklerine aniden saldırmasının tek bir sebebi var, saf bir panik.
01:52Çünkü tek başlarına yazarın tabiriyle küsurat olarak kalacaklarını ve siyaseten silinip gideceklerini çok iyi biliyorlar.
02:00Tek umutları yeni kurulacak bir ekonomi yönetiminin kıyısında köşesinde kendilerine bir yer bulabilmek.
02:06Şimdi iktidar cephesinden biraz uzaklaşıp ikinci bölümümüze muhalefetin durumu ve uyarılar başlığına geçiyoruz.
02:11Yazarın bu noktada ana muhalefete özellikle de Atatürkçü üyeleri çok sert hatta epey dramatik bir uyarısı var.
02:18Açıkça diyor ki kurban rolü oynamayı artık bırakın ve ipleri elinize alın.
02:22Eğer hemen harekete geçmezlerse partinin ya tamamen kapatılacağını ya da sürekli kart kripto diye isimlendirdiği bir figürün eline geçeceğini iddia
02:30ediyor.
02:30Hatta işi bir adım ileri taşıyıp siyasete takım tutar gibi fanatiklik yapılamayacağını milliyetçilerle acilen tek bir çatı altında birleşmeleri gerektiğini
02:38savunuyor.
02:39Ve geldik üçüncü başlığımıza terör ve siyaset iddiaları.
02:43Yazar burada eleştirinin dozunu inanılmaz bir seviyeye çıkarıyor.
02:46Şöyle ki Ören'in çok net bir tanımı var.
02:49Diyor ki silahlı propaganda yapan terör örgütlerinin tek bir nihai amacı vardır.
02:53Masada siyasi tavizler koparmak.
02:55Ve yazar oldukça tartışmalı bir şekilde PKK gibi örgütlerin şu anda tam da bu siyasal kazanımları elde etmeye başladığını öne
03:03sürüyor.
03:03Yani ona göre örgüt aslında misyonunu tamamlıyor ve bu yazarın gözünde kesinlikle kabul edilemez bir durum.
03:09İşte yazarın öfkesinin adeta zirve yaptığı yer burası.
03:13İsim vermeden ihtiyar bunak diyerek etiketlediği bir siyasi figüre çok ağır yükleniyor.
03:18Bu figürün can çekişen bir sistemi yeniden dirilttiğini iddia ediyor.
03:22Daha da çarpıcısı bu yaşananları açık bir ihanet olarak tanımlıyor ve bugün buna alkış tuçan kalabalıkların günü geldiğinde hesap vermek
03:30zorunda kalacaklarını söylüyor.
03:31Çok ağır laflar değil mi?
03:33Şimdi derin bir nefes alalım çünkü dördüncü ve son bölümümüzde gündelik hayattaki toplumsal çeşitlemeleriyle devlet meselelerinden inip sokağa hepimizin günlük
03:43hayatına sert bir geçiş yapıyoruz.
03:45Yazarın bu uzun isyanın arasına sıkıştırdığı şu istatistiğe bir bakar mısınız?
03:49Trafikteki araçların sadece %21'i motosiklet ama gelin görün ki kazaların %47'sinde onlar var.
03:57Neredeyse yarısı.
03:59Ören bunu Türkiye'nin hızla Hindistan'a dönüştüğünün bir kanıtı olarak sunuyor.
04:03İş öyle bir noktaya gelmiş ki yazarın tabiriyle artık yollarda yürümek kaldırımda yürümekten daha güvenli.
04:10Çünkü kaldırımda giderken bile her an bir motokurye sizi sıyırıp geçebilir.
04:14Hepimiz bunu az çok yaşıyoruz.
04:16Haksız mıyız?
04:17Motosikletlerden sonra konu bir anda cep telefonu faturasına geliyor.
04:21Yazar burada bizzat yaşadığı hepimizin de başına gelebilecek o klasik kurumsal tuzaklardan birini anlatıyor.
04:27Dört adımlık bir sinir harbi düşünün.
04:29Önce telekom şirketinden 55 lira iadeniz var diye bir mesaj geliyor.
04:34Linke tıklıyorsunuz kafa karıştırıcı bir sürü sayfa.
04:36Sonra sizden gidip IBAN bilgilerinizi girmeniz isteniyor.
04:39Ve final sistem hata veriyor.
04:41Parayı alamıyorsunuz şirket paranın üstüne yatıyor.
04:44O kadar tanıdık bir hikaye ki.
04:47Peki mantıklı olan neydi?
04:48Yazar tam da bunu sorguluyor.
04:50Eğer niyet gerçekten iyi olsaydı o 55 lira bir sonraki faturadan otomatik olarak düşülür değil mi?
04:56Ama kurumsal gerçeklik böyle işlemiyor.
04:59Sistem sizi o karmaşık IBAN sayfalarında bilerek yorup aman 55 lira için kim uğraşacak şimdi dedirtmek üzerine kurulu.
05:06Yazar bu küçücük mikro dolandırıcılığı aslında çok daha büyük bir resmin,
05:11sıradan vatandaşın her an her yerde nasıl istismar edildiğinin bir sembolü olarak kullanıyor.
05:17Makalenin sonuna doğru gelirken Ören rotayı medyaya çeviriyor.
05:21Sürekli kart kripto dediği o siyasi figürün haber yapılmasından,
05:25ona bedavadan halkla ilişkiler çalışması sunulmasından inanılmaz rahatsız.
05:30Medyaya ve okuyuculara çok net bir çağrısı var.
05:32Bana göre yok hükmünde biridir, sizler için de yok hükmünde olsun.
05:36Kısacası onu tamamen görmezden gelmemizi ve bu kişiyi tamamen gündemden düşürmemizi istiyor.
05:42Tüm bu analizi toparlarken aslında sormamız gereken ve yazarın da bizi ittiği o kışkırtıcı soru şu.
05:48Ankara'daki o devasa siyasi panik havasıyla cebimizden tırtıklanan 55 liralık bir kısa mesaj tuzağı birbirine nasıl bağlanıyor?
05:55Görünüşte birbirinden tamamen kopuk bu makro ve mikro olaylar birleşip,
05:59o sürekli tetikte olmamızı gerektiren, hepimizi yoran bu kaotik toplumsal gerçekliği nasıl inşa ediyor?
06:06Bunu bir düşünün derim.
06:07Vakit ayırdığınız için teşekkürler.
06:09Bir sonraki analizimizde görüşmek üzere.
06:10Hoşçakalın.
Yorumlar