Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar Mehmet Edip Ören, bu metinde Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki egemenlik haklarını ve mevcut ekonomik gıda krizini sert bir dille eleştirmektedir. Uluslararası anlaşmalara göre Türkiye’ye ait olması gereken birçok adanın Yunan yerleşimine açılmasına ve "Mavi Vatan" stratejisinden geri adım atılmasına tepki göstermektedir. Dış politikadaki tavizlerin yanı sıra, ülkenin bir zamanlar sahip olduğu tarımsal kendine yetebilme özelliğini kaybettiği ve fahiş gıda enflasyonuyla karşı karşıya kaldığı vurgulanmaktadır. Metin genelinde, milli menfaatlerin korunması noktasında siyasi iradenin gösterdiği zafiyetler ve hayvancılık ile tarımın bitirilmesi üzerine derin bir kaygı dile getirilmektedir. Son olarak yazar, toplumun farklı kesimleri arasındaki maaş zammı adaletsizliklerine değinerek iktidarın ekonomi politikalarını sorgulamaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Selamlar. Bugün Mehmet Edip Ören'in oldukça ses getiren, hatta diyebilirim ki sarsıcı bir makalesini masaya yatırıyoruz.
00:07Birlikte şöyle bir düşüneceğiz.
00:10Uluslararası sulardaki sınır anlaşmazlıkları nasıl oluyor da doğrudan bizim mutfağımıza, market fişlerimize yansıyor?
00:16Bu incelemede yazarın hem makro hem de mikro ölçekteki iddialarına tarafsız bir gözle bakacağız.
00:22İşin aslı o uzaktaki gibi görünen krizlerin günlük hayatımıza nasıl dokunduğunu adım adım göreceğiz.
00:28Hazırsanız hemen başlayalım.
00:30Yazarın eleştirilerini daha rahat takip edebilmek için konuyu dört temel başlıkta toparladık.
00:35Önce Ege Adaları ve egemenlik iddialarına bakacağız.
00:39Ardından Akdeniz sondajları ve Mavi Vatan meselesine geçeceğiz.
00:42Sonrasında tarım ve gıda enflasyonuyla doğrudan mutfağımıza girecek.
00:46En son da emekli maaşlarındaki eşitsizlikleri konuşarak toparlayacağız.
00:50O zaman hiç vakit kaybetmeden ilk durağımız olan makro seviyeye yani Ege Adaları ve egemenlik iddialarına bir bakalım.
00:59Yazar tezini anlatmaya başlarken bizi direkt 90'lı yıllara, o meşhur Kardak krizine götürüyor.
01:06Hatırlarsanız o efsaneleşmiş sözü, o bayrak inecek, o asker gidecek.
01:10Ön, geçmişteki bu tavizsiz, sert duruşu hatırlatarak yazarın iddiasına göre bugünkü durumla ne kadar büyük bir uçurum olduğunu vurgulamak istiyor.
01:20Şimdi iddianın boyutu gerçekten çok çarpıcı.
01:23Yazar, Hurşit, Bulamaç, Keçi, Nergizcik, Formos, Solçor, Koçbebe ve Ardacıklar gibi bir çırpıda saydığı bir sürü adanın ismini veriyor.
01:33Diyor ki, uluslararası anlaşmalara göre buralar hukuken tamamen Türkiye'nin hakkı.
01:39Ama yazarın iddiasına göre bu adalar zamanla adeta sessiz sedasız kendi kaderlerine, daha doğrusu başkalarının inisiyatifine terk edilmiş.
01:48Peki örene göre buradaki en can alıcı nokta ne dersiniz?
01:51İddiaya göre bu adalar artık aktif Yunan yerleşimlerine dönüşmüş durumda.
01:55Hatta öyle ki buralarda yerel seçimler yapılmış, şapeller açılmış, yetkililer gidip boy boy fotoğraflar çektirmiş.
02:01Tüm bu tablo karşısında yazar Türkiye'nin tam bir sessizlik içinde olduğunu ve tek bir diplomatik nota bile vermediğini savunuyor.
02:09Doğrusu bu makaledeki en sert dış politika eleştirilerinden birini oluşturuyor.
02:13Gelelim ikinci bölümümüze Akdeniz sondajları ve Mavi Vatan meselesi.
02:18Denizlerdeki bu iddialar nasıl şekilleniyor birlikte bakalım.
02:22İşte tam burada yazarın gündemine Mavi Vatan giriyor.
02:25Biliyorsunuz Amiral Cihat Yaycı'nın ortaya koyduğu deniz yetki alanlarımızı tanımlayan o meşhur doktrin.
02:32Bir dönem iç siyasette ne kadar büyük bir yankı uyandırdığını hepimiz hatırlıyoruz.
02:37Ancak yazar çok ilginç bir noktaya parmak basıyor.
02:40Bu hayati tezi iç hukuka bağlayacak olan yasa teklifi aniden ve sebepsiz yere meclisten geri çekildi.
02:47Ören bu geri adımın arkasında dış güçlerin hatta yabancı devlet başkanlarının etkisinin olabileceğine dair ciddi şüpheler dile getiriyor.
02:55Makaledeki en dikkat çekici kısımlardan biri de yazarın başlangıçtaki niyetle ortaya çıkan sonuç arasında kurduğu o keskin zıttık.
03:03Neydi plan?
03:04Akdeniz'de aktif olarak sondaj yapmaktı.
03:07Ama yazar diyor ki Avrupa Birliği'nden gelen baskılar yüzünden geri adım atıldı.
03:11Hatta bu iddiaya göre o koca sondaj gemileri Akdeniz'den çekilip Somali'ye ve Karadeniz'e yönlendirildi.
03:17Yazar bunu egemenlik haklarından verilen bir başka büyük taviz olarak okuyor.
03:22Yazarımız iç meselelere o sıcak gündeme geçmeden hemen önce aslında oldukça ironik kısa bir parantez açıyor.
03:29Uzay misyonu ve aya iniş planları etrafındaki o derin sessizliği soruyor.
03:34Hani bir zamanlar sert iniş, yumuşak iniş diyerek büyük bir coşkuyla konuşulan o hedefler vardı ya.
03:39İşte yazar dış politikadaki iddia edilen geri adımlarla teknolojik vizyondaki bu durgunluk arasında alaycı bir bağ kurmadan edemiyor.
03:48Şimdi o derin uluslararası sulardan çıkıp doğrudan mutfağımıza soframıza geliyoruz.
03:53Üçüncü bölümümüz tarım ve gıda enflasyonu.
03:55Yazar bugün eleştirmeye başlamadan önce hepimize bir hatırlatma yapmak istiyor.
04:00Hani o okul kitaplarında okuduğumuz dünyada tarımsal aşıdan kendi kendine yetebilen o yedi ülkeden biri olduğumuz gurur verici günler.
04:07Makale işte o tarihi gerçeği önümüze koyarak bugünkü duruma çok sağlam hem duygusal hem de mantıksal bir zemin hazırlıyor.
04:15Ama yazara göre maalesef o eski görkemli bağımsızlıktan eser yok.
04:19Düşünsenize mercimek, nohut, pirinç, buğday bunlar bizim en temel ürünlerimiz öyle değil mi?
04:25Yazar artık bunları bile dışarıdan aldığımızı, bağımlı bir sisteme uyandığımızı iddia ediyor.
04:30Dahası var, iç piyasadaki süt fiyatlarının düşüklüğü yüzünden hayvancılığın bitme noktasına geldiğini,
04:35yakında tereyağından peyniri hatta yoğurda kadar her şeyin ithal edileceğini savunuyor.
04:40Özenay Ören'in buradaki iddiası çok sert.
04:42Diyor ki bu ithalat bağımlılığı bir tesadüf değil, belli çevrelere rant kapısı açmak için bilerek kurgulanmış bir sistem.
04:49Peki veriler ne söylüyor?
04:51Yazarın alıntıladığı araştırmaya baktığımızda gerçekten sarsıcı bir tablo var.
04:55Son 5 yıldaki gıda enflasyonumuz, sıkı durun, küresel ortalamanın tam 8 katından fazla.
05:03Şöyle özetleyeyim, dünyada gıda fiyatları ortalama %100 artarken,
05:07Türkiye'de bu oran inanılmaz bir şekilde %833'e fırlamış durumda.
05:12Bu, kağıt üzerindeki bir istatistikten ziyade resmen mutfağa düşen bir ateş.
05:18İşte tam burada yazar en kritik, en can alıcı soruyu soruyor.
05:22Eşi benzeri görünmemiş bu %833'lük devasa enflasyonun gerçek kazananları kim?
05:29Dünyadaki fiyatlarla aradaki o inanılmaz farktan doğan bu kar, tam olarak kimin ceplerine dolduruyor?
05:36Yazar, durumun basit bir ekonomik hata falan olmadığını,
05:40basbayağı kasıtlı bir siyasi kayırmacılık döngüsü olduğunu iddia ediyor.
05:43Ve geldik son bölüme.
05:46Yazar eleştirisini bu kez doğrudan cebimize, vatandaşın cüzdanına indirgiyor.
05:50Dördüncü başlığımız, emekli maaşlarındaki eşitsizlikler.
05:54Yazarın son itiraz noktası, farklı emekli grupları arasındaki zam oranları.
05:58Rakamlara bakıyoruz, Bağkur ve SSK emeklisine %18,
06:02memur emeklisine ise %13 gibi bir artış uygun görülmüş.
06:06Öğren, makalesini bu net finansal eşitsizliği masaya koyarak bitiriyor.
06:10Yani ona göre, adaletsizlik sadece o derin sularda ya da tarlalarda değil,
06:15bizzat emeklinin aldığı o birkaç puanlık zam farkında bile kendini gösteriyor.
06:20Şimdi, yazarın çizdiği tüm bu büyük tabloya şöyle bir uzaktan bakarsak,
06:24unutulmuş adalardan başlayıp,
06:26mutfağımızdaki o fahiş fiyatlara kadar uzanan bu çarpıcı analizden sonra
06:30sormamız gereken bir soru var, öyle değil mi?
06:33Küresel dış politika kararlarıyla mutfağımızdaki bu yakıcı yerel gerçekler arasındaki bu devasa gerilim,
06:39önümüzdeki günleri ve hayatımızı nihai olarak nasıl şekillendirecek?
06:44İşte yazarın makalesi bizi tam da bu kışkırtıcı soru işaretiyle baş başa bırakıyor.
06:50Bize katıldığınız için teşekkür ederiz, bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
06:56İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar

Önerilen