00:00Herkese merhaba, yeni analizimize hoş geldiniz.
00:02Bugün masamızda oldukça çarpıcı, hatta bayağı kutuplaştırıcı bir metin var.
00:07Mehmet Özkendirci'nin Günümüz Türkiye'si hakkında kaleme aldığı o çok konuşulan makalesini
00:12tarafsız bir gözle hep beraber masaya yatıracağız.
00:15Biliyorsunuz, yazar şikayetlerine adeta bir bilinç akışı gibi peş peşe sıralamış,
00:20biz de ne yapıyoruz?
00:20Hiçbir taraf tutmadan bu sert eleştirileri alıp çok daha net ve anlaşılır parçalara ayırıyoruz.
00:26Amacımız kimseyi yargılamak değil, sadece bu metnin arka planında yatan argümanları anlamak.
00:31Hadi, hiç vakit kaybetmeden başlayalım.
00:34Peki, bu tutkulu ve yoğun iddiaları nasıl kavrayacağız?
00:38Çok basit, tüm bu argümanları beş ana başlıkta toparladık.
00:42Toplumun genel ruh hali, din ve eğitim, ruhban okulu tartışmaları, ekonomik baskılar ve son olarak da adalet iddiaları.
00:51Gelelim birinci bölümümüze.
00:53Toplumun genel ruh hali ve yazarın gözünden Türkiye'de yaşamanın o psikolojik faturası.
00:59Bakın, Özkendirci yazısına gerçekten çok cesur ve keskin bir iddiayla giriyor.
01:04Diyor ki, şu zamanda benim akıl sağlığım yerinde diyen biri ya Türkiye'de yaşamıyordur ya da doğrudan iktidardan besleniyordur.
01:12İnanılmaz sert bir giriş değil mi?
01:14İşte tam da bu cümle yazarın yazının geri kalanında da hiç düşürmeyeceği o gergin ve radikal tonun sinyallerini veriyor aslında.
01:21Şimdi ikinci bölüme geçiyoruz.
01:23Din, diyanet ve eğitim ekseninde şekillenen o çok tartışmalı ikiyüzlülük iddiaları.
01:29Yazarın burada kurduğu tezat gerçekten çok ilginç.
01:32Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ı merkeze alıyor.
01:36Bir tarafta Erbaş'ın Hristiyanlık üzerine tam altı tane kitap yazdığını söylüyor.
01:40Ama diğer tarafta, sıkı durun, aynı kişinin kelime-i şehadet getirmek gibi İslam'ın en temel şartlarında bile zorlandığını iddia
01:49ediyor.
01:49Hatta duaları okurken avucunun içine sakladığı kopyalara baktığını öne sürüyor.
01:54Yani yazar burada kuruma karşı çok ciddi bir liyakat eleştirisi getiriyor.
01:58Tabii eleştiriler sadece başkanla da sınırlı kalmıyor.
02:02Yazar hızını alamayıp Diyanet Başkan Yardımcısına kendi tabiriyle Bayan Martı'ya çeviriyor oklarını.
02:07Onun yaptığı bir açıklamayı alıyor ve diyor ki bu aslında işçi sınıfına verilmiş çok net bir mesaj.
02:13Neymiş o mesaj?
02:14Yazarın iddiasına göre alt gelir grubuna açıkça siz fakir kalmaya devam edin, insanca bir yaşam standardı falan arzulamayın deniyor.
02:23Ve işin en can alıcı noktasına yani eğitime geliyoruz.
02:27Özkenderce'ye göre iktidarın o hep konuştuğu dindar nesil yetiştirme projesi tamamen çökmüş durumda.
02:33Hatta eğitimin tamamen tarikatların inisiyatifine bırakıldığını iddia ediyor.
02:38Peki sonuç ne?
02:39Yazara göre sonuç maalesef çok karanlık.
02:41Ortaokul koridorlarına kadar inen şiddet olayları ve giderek büyüyen uyuşturucu batığı.
02:47Buradan üçüncü bölümümüze geçiyoruz.
02:49Konumuz Ruhban Okulu ve bunun etrafında şekillenen tarihi kaygılar.
02:53Şimdi burası biraz hassas bir konu.
02:56Biliyorsunuz Heybeliada Ruhban Okulu'nun Ekim ayında yeniden açılması gündemde.
03:00Yazar tam da bu noktada müthiş bir tezat yaratıyor.
03:03Diyor ki bir yanda kendi vatandaşından cami yaptırmak için sürekli para toplayan bir sistem var.
03:09Ama diğer yanda hükümet kendi eliyle kilise ve havraları hizmete açıyor.
03:13Bu yazarın makalesinde en yüksek sesle itiraz ettiği noktalardan biri.
03:18Peki yasar bu derin endişesini neye dayandırıyor?
03:21Tarihe uzanıyor ve çok spesifik figürleri masaya getiriyor.
03:24Mesela Kıbrıs'taki Makaryos'u veya Mora isyanlarındaki Jermanos'u örnek gösteriyor.
03:29Geçmişte bu tür kurumlarda yetişen bazı din adamlarının birer hain olduğunu ve Türklere karşı katliamlara karıştığını iddia ediyor.
03:36Hatta bu argümanı o kadar ileri taşıyor ki bu okulları birer sikin ve nefret yuvası olarak tanımlamaktan çekinmiyor.
03:43Ve sonrasında işin içine uluslararası siyaseti katıp o meşhur spekülatif sorularını soruyor.
03:49Bu okul durduk yere mi açılıyor diyor.
03:51Arkasında İznik'i adeta ikinci bir Kudüs yapmak istediğini iddia ettiği Papan'ın ziyareti mi var yoksa bu iş Donald
03:58Trump'tan gelen bir taleple mi tetiklendi?
04:00Yani tamamen dış baskı iddialarını tartışmaya açıyor.
04:04Dördüncü bölüme geldik.
04:05Burası hepimizin gündelik hayatına dokunan kısım.
04:08Ekonomik baskılar, vergiler ve günlük mücadele.
04:11Yazar burada vitesi değiştirip çok ağır bir kinayeyeye başvuruyor.
04:15Yürüyen merdiven paralı mı olacak diye soruyor.
04:17Düşünsenize.
04:18Bu soruyla aslında iktidarın kelimenin tam anlamıyla sinekten yağ çıkarmaya çalıştığını ve vatandaşı her an her köşede maddi olarak sıkıştırdığı
04:27inancını vurucu bir şekilde hissettiriyor.
04:30Bakın yazarın burada çizdiği tablo şu.
04:32Hükümet sıcak para bulmak konusunda o kadar ama o kadar çaresiz ki Maliye Mehmet Efendi diyerek atıfta bulunduğu yönetimin hasta
04:40ve engelli vatandaşların kullandığı asansörlerden bile vergi almayı planladığını öne sürüyor.
04:45Hatta işi biraz daha kara mizaha döküp yakında sokakta yürürken kaldırım vergisi alırlarsa hiç şaşırmayın diyerek tepkisini dile getiriyor.
04:54Ve nihayet beşinci son bölümümüze ulaştık.
04:57Adalet iddiaları, eşitsizlik ve ayrıcalık.
04:59Metnin duygusal zirvesi de tam olarak burası.
05:01Burada öz kendirce okuyucularına cidden tüyler ürpertici kapkaranlık bir uyarıda bulunuyor.
05:08Diyor ki sokakta yürürken iktidar partisine mensup bir yetkilinin yakını gelip sizi ezerse işte orada adalet falan beklemeyin.
05:16Çünkü yazarın iddiasına göre bu failler tamamen yasal bir dokunulmazlık zırhıyla korunuyor ve hiçbir şekilde ceza almıyorlar.
05:24İnanılmaz âli bir iddia değil mi?
05:26Tabi bu öyle havada bırakılacak bir iddia değil.
05:29Yazar da bunu bildiği için hemen yakın geçmişten çok spesifik örnekler sıralıyor.
05:33Mesela bir Kızılay yetkilisinin kızının karıştığı ve bir kişinin ölümüyle sonuçlanan o malum kaza.
05:38Ya da Hakkari'deki bir parti yetkilisinin kızının Van'da bir çobanın ölümüne sebep olduğu o son olay.
05:44Yazar bu akaları arda arda dizerek her iki durumda da faillerin gerçek anlamda bir gün bile hapis yatmadığının özellikle altını
05:50çiziyor.
05:51Ve küm bu adalet eleştirisini tek can yakıcı bir cümleyle özetliyor yazar.
05:57Ölen ölür, kalan sağlar bizdendir.
06:00Yargı sisteminin tam da bu zihniyetle işlediğini öne sürüyor.
06:03Hatta yazının sonuna öyle acı bir ironi ekliyor ki.
06:06Diyor ki eğer başınıza böyle bir kaza gelirse şükredin çünkü adaleti geçtim bir de üzerine failin aracındaki o lüks kaporta
06:15hasarını siz ödemek zorunda kalabilirsiniz.
06:17Eğitimden ekonomiye, diyanetin tutumundan mahkeme salonlarına kadar uzanan bu gerçekten çok sert iddiaları hep birlikte haritalandırdık.
06:25Şimdi analizimizi bitirirken size o kritik soruyu sormak istiyorum.
06:29Sizce incelediğimiz bu argümanlar sadece öfkeden deliye dönmüş bir yazarın kişisel isyanı mı?
06:34Yoksa bugünün Türkiye'sinde içten içe kanayan çok daha geniş ve derin bir toplumsal kırılmanın ta kendisi mi?
06:39Asıl üzerine düşünmemiz gereken mesele sanırım bu.
06:42Bir sonraki analizimizde görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Yorumlar