Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 13 saat önce
Yazar Mehmet Edip Ören, Türkiye’nin güncel siyasi ve toplumsal manzarasını sert bir eleştiri süzgecinden geçirerek derin bir yönetim zafiyetine işaret etmektedir. Metin, iktidarın ABD ve İsrail ile olan ilişkilerini stratejik bir tiyatro olarak nitelendirirken, içerideki dini hassasiyetlerin siyasi çıkarlar uğruna istismar edildiğini savunmaktadır. Ekonomik verilerin manipülasyonu, liyakatsiz kadrolaşma ve eğitim sistemindeki yozlaşma gibi konular, ülkenin temel kurumlarının işlevsizleştiği bir tablo üzerinden anlatılmaktadır. Yazar, geçmişteki senato sisteminden bugünkü kurumsal tekelleşmeye kadar geniş bir yelpazede toplumsal çürümeye dikkat çekmektedir. Son olarak, yargı sistemindeki adaletsizlikler ve milli değerlerin aşınması vurgulanarak, Türkiye'nin her alanda bitirilme noktasına getirildiği iddia edilmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugün yazar Mehmet Edip Ören'in gerçekten oldukça sert ve çok konuşulan o eleştirel makalesini masaya yatırıyoruz.
00:08Biliyorsunuz bu yazıda jeopolitik dengelerden tutun, kurumların iç işleyişine ve günlük hayatımızı nasıl etkilediğine kadar inanılmaz geniş bir tablo çizilmiş.
00:17Biz de şimdi bu karmaşık tabloyu adım adım çok da kafanızı karıştırmadan birlikte inceleyeceğiz. Hadi başlayalım.
00:24Ören aslında daha en baştan o vurucu mesajını veriyor ve diyor ki Türkiye birden büyüktür.
00:30Şimdi bu öylesine söylenmiş bir laf değil tabi.
00:33Yazar bu ifadeyle koskoca bir ülkenin ve yaşadığı o sistemik sorunların tek tek kişilerden veya şahıslardan çok daha derin olduğunu
00:41söylüyor.
00:41Yani olaylara sadece kişiler üzerinden değil çok daha büyük bir çerçeveden bakmamız gerektiğini vurguluyor.
00:47Peki bu analizde neler var?
00:49Önce jeopolitik oyunlara ve şu meşhur ölesiye liderler kavramına bakacağız.
00:54Sonra yavaş yavaş içeriye TÜİK'in ekonomik verilerine ve eğitim sistemindeki krize odaklanacağız.
01:00En sonunda da çöken sektörler ve yazarın o çok çarpıcı sabotaj metaforuyla toparlayacağız.
01:05Evet ilk durağımız jeopolitik ajandalar ve yazarın deyimiyle o büyük danışıklı dövüş.
01:11Makaledeki en enteresan iddialardan biri tam da burası.
01:15Ören Amerika ve İsrail'in Türkiye'ye karşı tutumlarını kıyaslıyor.
01:18Şimdi bir anda Amerika'nın özellikle önceki dönemlerde Türkiye'deki yönetime düzdüğü o açık övgüler var.
01:26Diğer yanda ise İsrail'in sergilediği tamamen zıt inanılmaz düşmanca tavırlar.
01:31Ama yazar burada çok farklı bir pencere açıyor ve diyor ki dışarıdan tamamen zıt gibi görünen bu iki tutum aslında
01:38birebir aynı hedefe hizmet ediyor.
01:40Yani her iki ülkede kendi çıkarları doğrultusunda bu farklı rolleri oynayarak aslında mevcut yönetimin iktidarda kalmasını sağlıyor.
01:48Gerçekten ilginç bir bakış açısı değil mi?
01:50Tabi yazar bu danışıklı dövüş iddiasını desteklemek için çok net çok spesifik bir soru atıyor ortaya.
01:56Madem ortada bu kadar büyük bir resleşme bu kadar büyük bir düşmanlık var peki o meşhur Yahudi üstün cesaret madalyası
02:03neden hala iade edilmiyor?
02:04Öğrene göre bu madalyanın iade edilmemesi bize izletilen o düşmanlık tablosunun aslında koca bir tiyatrodan ibaret olduğunun en büyük kanıtı.
02:14Uluslararası arenadan yavaş yavaş içeriye, kurumların mevcut durumuna ve şu ölesiye liderler meselesine geçelim.
02:21Yazar burada biraz geçmişe, 1960'lara uzanıyor.
02:25O dönemki 150 eğitimli üyeden oluşan Cumhuriyet Senatosunu hatırlatıp 1960 ihtilali sonrası ortaya çıkan o tentenili senatör kavramına değiniyor.
02:34Hani halk arasında ölesiye senatör denilen, ne olursa olsun görevden alınamayan o kişiler.
02:40Asıl can alıcı nokta ise şu.
02:42Örene göre o senato yıllar önce kapandı ama zihniyeti bugün hala aramızda yaşıyor.
02:47Sendikalara, ticaret odalarına, resmi kurumlara bir bakın diyor.
02:51Koltuğa oturan bir daha kalkmıyor.
02:53Adeta kurumların içine işleyen bir virüs gibi başkanlar koltuklarına ölesiye yapışmış durumda.
02:58Gelelim makro düzeyden direkt okuha cebimizi yakan kısma, yani TÜİK'e ve şu meşhur enflasyon sepetine.
03:05Ören burada kurumun yaptığı çok spesifik ve ona göre fazlasıyla şüpheli bir hamleye mercek tutuyor.
03:11Düşünün, her ay faturasını ödediğimiz, hepimizin olmazsa olmazı olan elektrik ve doğalgaz bir anda milli enflasyon sepetinden çıkarılıverdi.
03:21Yazar, bu hareketin öyle masum bir teknik düzenleme olmadığını, açıkça bilinçli bir aldatmaca olduğunu iddia ediyor.
03:28Neden mi böyle düşünüyor?
03:30Çünkü asıl bomba hemen sonrasında patladı.
03:32Bu temel ihtiyaçlar sepetten çıkarılır çıkarılmaz, elektrik ve doğalgaza tam %30 gibi devasa bir zam yapıldı.
03:39Yazarın iddiası şu, bu hamleyle resmi enflasyon rakamları kağıt üzerinde düşük gösterilirken,
03:45asgari ücretlinin, memurun, emeklinin, yani aslında sokaktaki vatandaşın alım gücü göz göre göre yerle bir edildi.
03:51Şimdi ekonomiden çıkıp, belki de ondan çok daha kritik bir yere, eğitime ve okullardaki duruma bakalım.
03:57Öğlen milli eğitimdeki durumu özetlemek için aslında çok bilindik ama bir o kadar da trajikomik bir fıkra anlatıyor.
04:03Fıkra bu ya, bir deneme uçağı düşüyor ve içinden sadece bir maymun sağ kurtuluyor.
04:07Uzmanlar maymuna uçak neden düştü diye sorduğunda,
04:10maymun hareketleriyle pilotların uçağı uçurmak yerine tamamen başka işlerle uğraştıklarını, makara kukara yaptıklarını anlatıyor.
04:17E peki o sırada sen ne yapıyorsun diye sorulunca da, maymun uçağı kendisinin uçurmaya çalıştığını işaret ediyor.
04:22Yani yazar kurumların başındaki o inanılmaz ihmalkarlığı bu metaforla yüzümüze çarpıyor.
04:28Tabii yazar bu fıkrayı laf olsun diye anlatmıyor, konuyu doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı'na getiriyor ve o can alıcı soruyu
04:35soruyor.
04:36Okullarda çeteleşme artarken, şiddet olayları tırmanırken, uyuşturucu ve taciz iddiaları ayuka çıkmışken pilot, yani bakan, ne yapıyordu?
04:45Öğren'in iddiasına göre liderliğin odağı maalesef eğitimin kendisi değildi.
04:50Bakana yöneltilen eleştiriler oldukça sert.
04:53Atatürk düşmanlarıyla boy göstermek, Atatürk'e mektup gibi projeleri engellemeye çalışmak,
04:58çeşitli sapkın tarikatların okullarda fink atmasına göz yummak ve öğrenci andının okunmasını engellemek için mesai harcamak.
05:06Yazar, tıpkı o fıkradaki pilotlar gibi asıl işi uçağa uçurmak olanların bambaşka ideolojik ajandalarla meşgul olduğunu savunuyor.
05:13İncelememizin sonlarına doğru gelirken, yazarın adeta tek tek eridiğini, tüketildiğini söylediği o ana sektörlere ve adalet sistemine bir bakalım.
05:22Ekonomi, tarım, besicilik, maliye, okullardaki güvenlik ve tabii ki adalet.
05:28Öğren bunları bir çırpıda sayıyor.
05:30Argümanı çok net.
05:31Mevcut yönetim yeni hiçbir şey üretmedi, tabiri caizse taş üstüne taş koymadı,
05:37sadece eldeki varlıkları sata sata ülkenin bu temel kolonlarını tek tek çökertti, diyor yazar.
05:43Özellikle adalet konusunda yazarın kurduğu bir zıttık var ki, gerçekten insanın içini sızlatıyor.
05:49Bir tarafa bakıyorsunuz, suç dünyasının bilindik isimlerine tahsis edilen VIP araçlar, koruma orduları, villalar.
05:57Diğer tarafa bakıyorsunuz, sadece hakkını savunan masum bir yoruk kızı olan Esra'nın kollarına takılan o kelepçeler.
06:03Öğren, bu manzarayı sadece bir gence değil, adeta bütün bir ülkenin vicdanına takılmış bir kelepçe olarak görüyor.
06:10Ve geldik son bölüme, yazarın o çok konuşulan finaldeki sabotaj metaforuna.
06:15Yazar durumu anlatmak için futbol sahalarından, hepimizin bildiği o eski şike skandallarından bir örnek veriyor.
06:21Düşünün, şampiyonluk yolunda inanılmaz kritik bir derbi oynanıyor, son saniyeler ve kaleci tamamen kasıtlı bir şekilde kırmızı kart görüp topu
06:29kendi ağlarına yolluyor.
06:31Yazar burada lafı hiç dolandırmadan o çok ağır soruyu yöneltiyor.
06:34Acaba bu ülkenin kurumlarının başındakiler de tıpkı o kaleci gibi kişisel menfaatleri uğruna yönetmekle mükellef oldukları bu sistemi içeriden bilerek
06:43ve isteyerek mi sabote ediyorlar?
06:45İşte makalenin tüm bu karamsar tablosunun ardından geriye o kocaman kışkırtıcı soru kalıyor.
06:52Oyunun kuralları içeriden kasıtlı olarak bozulduğunda bu sistemi kendi elleriyle çökertenlerden bir gün hesap sorulacak mı?
06:59Yani her şey bittikten sonra bile olsa bu hesaplaşma günü ne zaman gelecek?
07:05Yazar Mehmet Edip Ören'in bizi baş başa bıraktığı bu ağır tablo gerçekten üzerinde uzun uzun düşünmeye değer.
07:11İncelememizin sonuna geldik, bir sonraki analizde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen