00:00Herkese merhaba. Bugün yazar Mehmet Edip Ören'in gerçekten oldukça sert ve çok konuşulan o eleştirel makalesini masaya yatırıyoruz.
00:08Biliyorsunuz bu yazıda jeopolitik dengelerden tutun, kurumların iç işleyişine ve günlük hayatımızı nasıl etkilediğine kadar inanılmaz geniş bir tablo çizilmiş.
00:17Biz de şimdi bu karmaşık tabloyu adım adım çok da kafanızı karıştırmadan birlikte inceleyeceğiz. Hadi başlayalım.
00:24Ören aslında daha en baştan o vurucu mesajını veriyor ve diyor ki Türkiye birden büyüktür.
00:30Şimdi bu öylesine söylenmiş bir laf değil tabi.
00:33Yazar bu ifadeyle koskoca bir ülkenin ve yaşadığı o sistemik sorunların tek tek kişilerden veya şahıslardan çok daha derin olduğunu
00:41söylüyor.
00:41Yani olaylara sadece kişiler üzerinden değil çok daha büyük bir çerçeveden bakmamız gerektiğini vurguluyor.
00:47Peki bu analizde neler var?
00:49Önce jeopolitik oyunlara ve şu meşhur ölesiye liderler kavramına bakacağız.
00:54Sonra yavaş yavaş içeriye TÜİK'in ekonomik verilerine ve eğitim sistemindeki krize odaklanacağız.
01:00En sonunda da çöken sektörler ve yazarın o çok çarpıcı sabotaj metaforuyla toparlayacağız.
01:05Evet ilk durağımız jeopolitik ajandalar ve yazarın deyimiyle o büyük danışıklı dövüş.
01:11Makaledeki en enteresan iddialardan biri tam da burası.
01:15Ören Amerika ve İsrail'in Türkiye'ye karşı tutumlarını kıyaslıyor.
01:18Şimdi bir anda Amerika'nın özellikle önceki dönemlerde Türkiye'deki yönetime düzdüğü o açık övgüler var.
01:26Diğer yanda ise İsrail'in sergilediği tamamen zıt inanılmaz düşmanca tavırlar.
01:31Ama yazar burada çok farklı bir pencere açıyor ve diyor ki dışarıdan tamamen zıt gibi görünen bu iki tutum aslında
01:38birebir aynı hedefe hizmet ediyor.
01:40Yani her iki ülkede kendi çıkarları doğrultusunda bu farklı rolleri oynayarak aslında mevcut yönetimin iktidarda kalmasını sağlıyor.
01:48Gerçekten ilginç bir bakış açısı değil mi?
01:50Tabi yazar bu danışıklı dövüş iddiasını desteklemek için çok net çok spesifik bir soru atıyor ortaya.
01:56Madem ortada bu kadar büyük bir resleşme bu kadar büyük bir düşmanlık var peki o meşhur Yahudi üstün cesaret madalyası
02:03neden hala iade edilmiyor?
02:04Öğrene göre bu madalyanın iade edilmemesi bize izletilen o düşmanlık tablosunun aslında koca bir tiyatrodan ibaret olduğunun en büyük kanıtı.
02:14Uluslararası arenadan yavaş yavaş içeriye, kurumların mevcut durumuna ve şu ölesiye liderler meselesine geçelim.
02:21Yazar burada biraz geçmişe, 1960'lara uzanıyor.
02:25O dönemki 150 eğitimli üyeden oluşan Cumhuriyet Senatosunu hatırlatıp 1960 ihtilali sonrası ortaya çıkan o tentenili senatör kavramına değiniyor.
02:34Hani halk arasında ölesiye senatör denilen, ne olursa olsun görevden alınamayan o kişiler.
02:40Asıl can alıcı nokta ise şu.
02:42Örene göre o senato yıllar önce kapandı ama zihniyeti bugün hala aramızda yaşıyor.
02:47Sendikalara, ticaret odalarına, resmi kurumlara bir bakın diyor.
02:51Koltuğa oturan bir daha kalkmıyor.
02:53Adeta kurumların içine işleyen bir virüs gibi başkanlar koltuklarına ölesiye yapışmış durumda.
02:58Gelelim makro düzeyden direkt okuha cebimizi yakan kısma, yani TÜİK'e ve şu meşhur enflasyon sepetine.
03:05Ören burada kurumun yaptığı çok spesifik ve ona göre fazlasıyla şüpheli bir hamleye mercek tutuyor.
03:11Düşünün, her ay faturasını ödediğimiz, hepimizin olmazsa olmazı olan elektrik ve doğalgaz bir anda milli enflasyon sepetinden çıkarılıverdi.
03:21Yazar, bu hareketin öyle masum bir teknik düzenleme olmadığını, açıkça bilinçli bir aldatmaca olduğunu iddia ediyor.
03:28Neden mi böyle düşünüyor?
03:30Çünkü asıl bomba hemen sonrasında patladı.
03:32Bu temel ihtiyaçlar sepetten çıkarılır çıkarılmaz, elektrik ve doğalgaza tam %30 gibi devasa bir zam yapıldı.
03:39Yazarın iddiası şu, bu hamleyle resmi enflasyon rakamları kağıt üzerinde düşük gösterilirken,
03:45asgari ücretlinin, memurun, emeklinin, yani aslında sokaktaki vatandaşın alım gücü göz göre göre yerle bir edildi.
03:51Şimdi ekonomiden çıkıp, belki de ondan çok daha kritik bir yere, eğitime ve okullardaki duruma bakalım.
03:57Öğlen milli eğitimdeki durumu özetlemek için aslında çok bilindik ama bir o kadar da trajikomik bir fıkra anlatıyor.
04:03Fıkra bu ya, bir deneme uçağı düşüyor ve içinden sadece bir maymun sağ kurtuluyor.
04:07Uzmanlar maymuna uçak neden düştü diye sorduğunda,
04:10maymun hareketleriyle pilotların uçağı uçurmak yerine tamamen başka işlerle uğraştıklarını, makara kukara yaptıklarını anlatıyor.
04:17E peki o sırada sen ne yapıyorsun diye sorulunca da, maymun uçağı kendisinin uçurmaya çalıştığını işaret ediyor.
04:22Yani yazar kurumların başındaki o inanılmaz ihmalkarlığı bu metaforla yüzümüze çarpıyor.
04:28Tabii yazar bu fıkrayı laf olsun diye anlatmıyor, konuyu doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı'na getiriyor ve o can alıcı soruyu
04:35soruyor.
04:36Okullarda çeteleşme artarken, şiddet olayları tırmanırken, uyuşturucu ve taciz iddiaları ayuka çıkmışken pilot, yani bakan, ne yapıyordu?
04:45Öğren'in iddiasına göre liderliğin odağı maalesef eğitimin kendisi değildi.
04:50Bakana yöneltilen eleştiriler oldukça sert.
04:53Atatürk düşmanlarıyla boy göstermek, Atatürk'e mektup gibi projeleri engellemeye çalışmak,
04:58çeşitli sapkın tarikatların okullarda fink atmasına göz yummak ve öğrenci andının okunmasını engellemek için mesai harcamak.
05:06Yazar, tıpkı o fıkradaki pilotlar gibi asıl işi uçağa uçurmak olanların bambaşka ideolojik ajandalarla meşgul olduğunu savunuyor.
05:13İncelememizin sonlarına doğru gelirken, yazarın adeta tek tek eridiğini, tüketildiğini söylediği o ana sektörlere ve adalet sistemine bir bakalım.
05:22Ekonomi, tarım, besicilik, maliye, okullardaki güvenlik ve tabii ki adalet.
05:28Öğren bunları bir çırpıda sayıyor.
05:30Argümanı çok net.
05:31Mevcut yönetim yeni hiçbir şey üretmedi, tabiri caizse taş üstüne taş koymadı,
05:37sadece eldeki varlıkları sata sata ülkenin bu temel kolonlarını tek tek çökertti, diyor yazar.
05:43Özellikle adalet konusunda yazarın kurduğu bir zıttık var ki, gerçekten insanın içini sızlatıyor.
05:49Bir tarafa bakıyorsunuz, suç dünyasının bilindik isimlerine tahsis edilen VIP araçlar, koruma orduları, villalar.
05:57Diğer tarafa bakıyorsunuz, sadece hakkını savunan masum bir yoruk kızı olan Esra'nın kollarına takılan o kelepçeler.
06:03Öğren, bu manzarayı sadece bir gence değil, adeta bütün bir ülkenin vicdanına takılmış bir kelepçe olarak görüyor.
06:10Ve geldik son bölüme, yazarın o çok konuşulan finaldeki sabotaj metaforuna.
06:15Yazar durumu anlatmak için futbol sahalarından, hepimizin bildiği o eski şike skandallarından bir örnek veriyor.
06:21Düşünün, şampiyonluk yolunda inanılmaz kritik bir derbi oynanıyor, son saniyeler ve kaleci tamamen kasıtlı bir şekilde kırmızı kart görüp topu
06:29kendi ağlarına yolluyor.
06:31Yazar burada lafı hiç dolandırmadan o çok ağır soruyu yöneltiyor.
06:34Acaba bu ülkenin kurumlarının başındakiler de tıpkı o kaleci gibi kişisel menfaatleri uğruna yönetmekle mükellef oldukları bu sistemi içeriden bilerek
06:43ve isteyerek mi sabote ediyorlar?
06:45İşte makalenin tüm bu karamsar tablosunun ardından geriye o kocaman kışkırtıcı soru kalıyor.
06:52Oyunun kuralları içeriden kasıtlı olarak bozulduğunda bu sistemi kendi elleriyle çökertenlerden bir gün hesap sorulacak mı?
06:59Yani her şey bittikten sonra bile olsa bu hesaplaşma günü ne zaman gelecek?
07:05Yazar Mehmet Edip Ören'in bizi baş başa bıraktığı bu ağır tablo gerçekten üzerinde uzun uzun düşünmeye değer.
07:11İncelememizin sonuna geldik, bir sonraki analizde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Yorumlar