00:00Herkese merhaba, bugün Mehmet Edip Ören'in Ekonomik Çıkmaz Futbol ve Bir Narkozun Hikayesi başlıklı yazısını mercek altına alıyoruz.
00:07Bir yanda cüzdanımızı yakan fiyatlar, diğer yanda kalbimizi sıkıştıran futbol.
00:12Peki bu ikisinin toplumsal bir uyuşuklukla ne ilgisi olabilir?
00:16Gelin bu ilginç bağlantıları beraberce bir çözelim.
00:19Yazar, yazısına o kadar güzel, o kadar umut dolu bir dilekle başlıyor ki,
00:24ama sakın bu yumuşak başlangıca aldanmayın.
00:27Çünkü bir azdan duyacaklarımızla tam bir zıtlık oluşturuyor.
00:31Ve işte düğüm burada atılıyor.
00:34Nasıl oluyor da bu kadar iyilik ve güzellik dileyen bir insan,
00:37kafasını çevirdiği her yerde bu kadar can sıkıcı problemler görüyor?
00:42Bu umut dolu girişin hemen ardından bizi bambaşka bir gerçekliğin içine çekiyor.
00:48İlk durağımız, hepimizin malumu, can yakan o konu, ekonomi.
00:52Yazar bu durumu çok basit, çok gündelik bir şey üzerinden anlatıyor.
00:57Bir porsiyon kebap.
00:58Evet, bir kebap bile artık nasıl bir lükse dönüştü.
01:02Gelin bakalım.
01:03İşte yazarın temel tespiti bu kadar net.
01:06Eskiden neydi?
01:07Aynice dışarı çıkıp bir kebap yemek sıradan ulaşılabilir bir keyifti.
01:11Şimdi ise adeta bir hayal, bir lüks haline geldi diyor.
01:15Peki rakamlar ne alemde?
01:17Rakam, rakam gerçekten inanılmaz.
01:20Yazar öyle lüks bir yerden falan da bahsetmiyor.
01:23Sıradan, vasat bir kebabın fiyatının bile bin lirayı bulduğunu söylüyor.
01:28Evet, yanlış duymadınız.
01:29Tek bir porsiyon kebap.
01:31Ve bu sadece başlangıç.
01:32Eğer dört kişilik bir aileyseniz,
01:35yanına öyle ekstra bir şey falan almadan,
01:37sadece birer kebap ve ayranla kalkacağınız hesap beş bin lirayı bulabiliyor.
01:42Yazar da haklı olarak soruyor.
01:44Bu parayı kaç aile ödeyebilir ki?
01:46E peki, insanlar bu duruma karşı ne yapıyor?
01:49İşte yazar, halkın tepkisini Anadolu'dan gelen bu eski ve bilge deyişle açıklıyor.
01:55Yani zorluklar, insanı yeni çözümler bulmaya iter diyor.
01:59Yani özetle, hepimiz mecburen birer ev şefine dönüştük.
02:03Dışarıda tek porsiyona bin lira vermektense,
02:06700-800 liraya mis gibi et alıp evde bütün aileyi doyurmak artık çok daha mantıklı geliyor.
02:12Yazarın dediği de tam olarak bu.
02:14Ekonomiden en az onun kadar milyonları etkileyen bir başka büyük tutkuya, futbola geçiyoruz.
02:20Yazar, kendisi de sıkı bir Fenerbahçeli,
02:23kendi konubuna karşı inanılmaz sert ve içeriden eleştiriler yöneltiyor.
02:27Yazarın en çarpıcı iddiası bu.
02:29Diyor ki, kendi kulübümün yönetimi, attığı adımlarla ezeli rakibinin işini o kadar kolaylaştırıyor ki,
02:37adeta onlara şampiyonluğu hediye ediyor.
02:39Bir taraftar için herhalde bundan daha ağır bir suçlama olamaz.
02:43Yazarın öfkesi birkaç noktada toplanıyor.
02:46Takım, tam rakibini yakalayacakken en basit maçlarda puan kaybediyor.
02:51Ama sonra ne oluyorsa oluyor, gidip rakibin en zorlu rakiplerini yenerek adeta onların yolunu temizliyor.
02:57İşte yazar tüm bu çelişkiye bir ruh eksikliği teşhisi koyuyor.
03:01Ve bu durumu özetlemek için bu sefer Urfa'dan gelen çok daha sert, çok daha keskin bir değiş kullanıyor.
03:08Bu sözün anlamı şu,
03:10Eğer ben bu işin içinde olmayacaksam o iş batsın mahvolsun.
03:14Yazar, bu sözün, görevden ayrılmak üzere olan yönetimin,
03:19benden sonrası tufan anlayışını cuk diye özetlediğini iddia ediyor.
03:24Yani gider ayak, takıma da taraftara da zarar veren bir tavır içindeler diyor.
03:29Ve bu bölümü, taraftarların yaşadığı o derin üzüntüyü ve stresi anlatan bu sarsıcı cümleyle noktalıyor.
03:35Durumun duygusal yükünün ne kadar ağırlaştığını anlatmak için gerçekten de çok güçlü bir ifade.
03:41Futbolun yarattığı bu gerilimden sonra yazar kamerasını tekrar topluma çeviriyor
03:46ve gündelik hayatta fark ettiği ona göre aslında daha büyük sorunların birer işareti olan bazı tuhaflıklara dikkatimizi çekiyor.
03:54Yazarın dikkatini çeken ilk tuhaflık bu.
03:56Düşünsenize, İstanbul gibi dev bir şehirde en doğudaki Tuzla ile en batıdaki Silivri arasında dakikalarca güneş batışı farkı var.
04:04Ama televizyonlar tek bir İstanbul iftar saati veriyor.
04:08Bu basit gibi görünen durumun yarattığı kafa karışıklığına işaret ediyor.
04:12İkinci gözleme ise tam bir israf manzarası.
04:16Bir anda pazarda fiyatlar el yakarken, diğer yanda tarlalarda tonlarca mandalina ve portakal çürümeye bırakılmış.
04:23Yazar bu akıl almaz tezatlığı gördüğünde yüreğinin sızladığını söylüyor ve soruyor.
04:29Bunun sorumlusu kim?
04:31Ve yazar sadece sorunu tespit etmekte kalmıyor.
04:34Aslında gayet de basit bir çözüm öneriyor.
04:36Diyor ki, belediyeler o boş duran kamyonlarını gönderse, bu ürünler toplansa ve cüzi bir karla halka satılsa,
04:44bu kadar basit bir çözüm varken niye yapılmıyor diye sorguluyor ve o can alıcı soruyu soruyor,
04:49yoksa birileri bu israftan fayda mı sağlıyor?
04:53Ve şimdi yazarın tüm bu farklı konuları, yani ekonomiyi, futbolu, israfı birbirine bağladığı son bölüme geliyoruz.
05:01Burada bütün bu gözlemlerin altında yatan çok daha büyük bir resim çiziyor bize.
05:05İşte tüm bu anlattıklarını birbirine bağlayan kilit kavram bu, narkoz.
05:11Yazar, bir siyasetçinin kullandığı yüz yıllık narkoz ifadesini alıyor ve bunu,
05:16aslında tüm bu sorunların temelindeki bir tür toplumsal uyuşukluk, bir yanılsama hali olarak tanımlıyor.
05:23Yazının sonunda yazar, öfkesini ve hayal kırıklığını bu çok ama çok ağır sözlerle dışa vuruyor.
05:29Bu cümle, meselenin onun için ne kadar kişisel ve derin bir yara olduğunu açıkça gösteriyor.
05:35Ve gelin bu analizi, yazarın hepimizin aklıma soktuğu o kışkırtıcı soruyla bitirelim.
05:41Pahalı bir kebap, hayal kırıklığı yaratan bir futbol takımı ve tarlada çürüyen portakallar.
05:46Bunlar birbirinden bağımsız, can sıkıcı sorunlar mı sadece?
05:50Yoksa hepsi, yazarın iddia ettiği gibi, çok daha derin bir toplumsal uyuşukluğun, yani o narkozun, farklı belirtileri mi?
05:58Yorum sizin.
Yorumlar