Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar Yusuf Dülger'e ait olan bu köşe yazısı, Türkiye'nin siyasi ve dini figürlerinin Amerika Birleşik Devletleri ile kurduğu teslimiyetçi ilişkileri sert bir dille eleştirmektedir. Sultan Vahdettin'den günümüz siyasetçilerine ve bazı dini cemaat liderlerine kadar geniş bir yelpazenin, Amerikan çıkarlarına hizmet eden söylemler geliştirdiği iddia edilmektedir. Kaynakta, özellikle "Dinlerarası Diyalog" gibi projelerin Türkiye'nin milli egemenliğini zayıflatmak için kullanılan emperyalist araçlar olduğu savunulmaktadır. Batı merkezli politikalara eklemlenmenin toplumu ve yöneticileri manevi bir zehirlenmeye sürüklediği, bu durumun ise tam bağımsızlık ilkesine aykırı olduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak metin, küresel güçlerin güdümünden kurtulmak için milli egemenliğe dayalı, onurlu bir yönetim anlayışına dönülmesi gerektiğini savunmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Yusuf Dürger'in Amerika'nın zehirledikleri metninde ortaya koyduğu oldukça kışkırtıcı bir tezi, bir asra yayılan bir etki iddiasını bugün
00:07mercek altına alıyoruz.
00:09İşte her şey bu güçlü metaforla başlıyor.
00:12Yazar, neredeyse 100 yıllık bir tarihi ve Türkiye-Amerika ilişkilerini bu zehir analojisi üzerinden okumaya davet ediyor bizi.
00:20Peki, yazar bu çarpıcı iddiayı nasıl temellendiriyor?
00:24Gelin isterseniz argümanını adım adım bu kilit aşamalar üzerinden birlikte takip edelim.
00:28Yazarın ana tezi aslında çok net.
00:31Amerika diyor, Türkiye başta olmak üzere tüm Müslüman coğrafyasında siyasi ve dini düşünceyi şekillendirmek için uzun soluklu ve bilinçli bir
00:39kampanya yürüttü.
00:41Şimdi bu iddianın kanıtlarına bakma zamanı.
00:43Yazarın zaman tünelinde yolculuğu Osmanlı'nın hemen yıkılışının ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında başlıyor.
00:51Ona göre o meşhur zehrin tohumları işte tam da o dönemde atıldı.
00:56Ve Dülger, ilk kanıt olarak son Osmanlı padişahı Vahdettin'e ait olduğu iddia edilen bu mektubu masaya koyuyor.
01:03Bu mektupla Ankara'daki yeni layık hükümete karşı doğrudan Amerikan müdahalesinin istendiğini öne sürüyor.
01:10Yazar için Amerikan etkisinin başlangıcını simgeleyen en çarpıcı delillerden biri bu.
01:16Anlatıda zamanı biraz ileri sarıyoruz ve kendimizi 1950'lerde yani Soğuk Savaş'ın en hararetli döneminde buluyoruz.
01:23Yazara göre bu dönem Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde bir dönüm noktası ve Amerikan etkisinin artık çok daha belirgin hale
01:30geldiği bir dönem.
01:31Yazar bu süreci üç adımlık bir plan olarak resmediyor.
01:34Önce diyor, komünizmle mücadele dernekleri gibi yapılar fonlandı.
01:38Sonra propaganda yoluyla din düşmanı Rusya'ya karşı ehli kitap Amerika algısı topluma yerleştirildi.
01:44Ve nihayetinde Türkiye sadece siyasi olarak değil, ideolojik olarak da tamamen Amerikan'ın yörüngesine oturtuldu.
01:50Dülger bu Amerikan yanlısı duruşun sadece siyasette kalmadığını, dönemin entelektüel çevrelerini bile nasıl etkilediğini göstermek için Necip Fazıl gibi etkili
02:00bir isimden bu oldukça çarpıcı alıntıyı yapıyor.
02:03Ve şimdi günümüze doğru geliyoruz.
02:05Yazara göre Soğuk Savaş'ın o kaba propagandası artık geride kaldı.
02:09Yerine çok daha sofistike, çok daha incelikli etki yöntemleri aldı.
02:14İşte o yöntemlerden biri de dinler arası diyalog.
02:18Metin, burada özellikle Fethullah Mülen hareketinin başını çektiği dinler arası diyalog projesine odaklanıyor.
02:25Yazarın iddiası çok keskin.
02:27Bu proje, Amerikan dış politikasına uygun, ılımlı bir İslam yorumunu yaymak için tasarlanmış ve CIA tarafından desteklenen bir girişimdi.
02:37Yazarın bu iddialarını desteklemek için kullandığı en net ifadelerden biri de bu olsa gerek.
02:42Gürene atfedilen bu sözler, Amerika'yı adeta dünya gemisinin kaplanı olarak kutsayarak,
02:47yazarın bahsettiği o tam bağlılık argümanını zirveye taşıyor.
02:51Yazarın kanıt sunma yöntemi burada daha da ilginçleşiyor, hatta sembolik bir okumaya dönüşüyor.
02:56Bir panelde kullanıldığı iddia edilen, sıradan bir Hatay yazısındaki gizli sembolizm iddiasını ortaya atıyor.
03:02A harfinin Davut Yıldız'ına, T harfinin ise Haç'a benzetildiğini ve bununla üç dinin Batı Merkezli Birliği'ne bir
03:10gönderme yapıldığını öne sürüyor.
03:12Ve işte tüm bu tarihsel yolculuk en nihayetinde bizi yazarın bugüne dair niyai kararına, yani sonuca getiriyor.
03:19Yazar burada soğuk savaştan kalma o basit ikilemleri önümüze koyup onlara meydan okuyor.
03:24Tamam komünizm kötü, peki bu kapitalizmi otomatik olarak iyi yapar mı?
03:29Rusya düşman anladık, peki bu Amerika'yı dost mu yapar?
03:32İşte yazar, denklemin her iki tarafının da ulusal çıkarlara zararlı olabileceğini söyleyerek asıl argümanını ortaya koyuyor.
03:39Sonuçta yazara göre asıl mesele, Doğu ya da Batı arasında bir seçim yapmak değil.
03:44Onun için iyi olan tek bir ideoloji var, o da her türlü dış etkiye ve müdahaleye karşı milli egemenliği ve
03:52tam bağımsızlığı temel alan ideolojidir.
03:54Dülger'in bu analizi günün sonunda bizi şu can alıcı soruyla baş başa bırakıyor.
03:58Bu kadar küreselleşmiş, bu kadar birbirine bağımlı hale gelmiş bir dünyada ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık gerçekten ne anlama geliyor?
04:07Uluslararası işbirliği nerede bitiyor?
04:09Bir ülkenin başka bir güce bağımlılığı nerede başlıyor?
04:12İşte bu, Dülger'in metninin okuyucuya sorduğu en temel ve belki de en zor soru.
Yorumlar

Önerilen