00:00Herkese merhaba. Bu incelememizde yazar Mehmet Edip Ören'in Türkiye'nin mevcut siyasi ve sosyal yapısına yönelttiği o son derece
00:07sert, kapsamlı ve bir o kadar da çarpıcı eleştirisinin anatomisini masaya yatırıyoruz.
00:11Biliyorsunuz bu öyle sıradan bir durum tespiti falan değil. Tam aksine siyasetten tutun ekonomiye, spordan adalet sistemine kadar uzanan oldukça
00:18iddialı bir manifesto.
00:20Benim buradaki amacım da bu yoğun ve ateşli metni sizin için tarafsız bir rehber edasıyla çözümlemek.
00:25Yazarın zihnindeki o karmaşık haritayı adım adım en net haliyle ortaya koyacağız.
00:29Kemerlerinizi bağlayın çünkü yazarın kalemi gerçekten çok ama çok keskin.
00:33Tabi bu kadar yüklü bir manifestoyu tek nefeste kavramak zor. O yüzden yazarın argümanlarını beş temel mantıksal başlığa ayırdık.
00:40Sırasıyla seçimler ve siyasi iklim, siyasetin gerçek bedeli, çok çalanlar cenneti, sporda çöküş ve nihayetinde üretici ve tüketici çıkmazı üzerinden
00:49ilerleyeceğiz.
00:50Lafı hiç uzatmadan birinci bölümümüzde yani yazarın tabiriyle o büyük sandık savaşıyla seçimler ve siyasi iklimle başlıyoruz.
00:59Yazar, iktidarın yaklaşan seçimler için uyguladığı hazırlık aşamasını tanımlarken inanılmaz çarpıcı bir kavram kullanıyor.
01:05Nicaragua modeli.
01:06Peki nedir bu?
01:07İddiaya göre normal şartlarda sandıktan galip çıkamayacağını öngören bir yapı,
01:11iktidarını ne pahasına olursa olsun korumak için belediye dinamiklerini agresif bir şekilde manipüle etme yoluna gidiyor.
01:17Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin meclis aritmetiğinin her gün ilmek ilmek kendi lehlerine işlendiğinden bahsediliyor.
01:24Yazar, asıl hedefin halkın zihnine zaten ne yaparsak yapalım seçim hiçbir şey çözmeyecek duygusunu aşılamak olduğunu söylüyor.
01:31Tam bir psikolojik savaş değil mi?
01:32İşte tam da bu noktada seçmen psikolojisinde oluşan o devasa uçuruma dikkat çekiyor Metin.
01:37Toplum resmen iki farklı evrene bölünmüş durumda.
01:40Bir tarafta bitmek bilmeyen manipülasyonlar yüzünden sandığa tamamen soğumuş, umudunu yitirip apolitikleşme batağına saplanmış bir muhalif seçmen kitlesi var.
01:48Diğer yanda ise durumu bir varoluş, bir ölüm kalım mücadelesi olarak gören ve kaybedersek mahvoluruz korkusuyla sandığa umutsuz ama müthiş
01:56bir motivasyonla sarılan bir iktidar kesimi duruyor.
01:59Yazar, koca bir ülkenin siyasi oyun planının sırf bu psikolojik bölünme üzerine inşa edildiğini iddia ediyor.
02:05Tabi yazar sadece iktidale yüklenmiyor, muhalefete dek hiç acımıyor.
02:08Metin, ana muhalefet partisini ve yeni kurulan partileri oldukça ağır bir benzetmeyle ülkeyi iktidarın kaçınılmaz sonuna sürükleyen bir stepne, bildiğimiz
02:16yedek lastik olmakla suçluyor.
02:18Yani ona göre bu partilere bel bağlamak aslında sistemi ayakta tutmaktan ve o malum sona doğru gitmekten başka hiçbir işe
02:24yaramıyor.
02:25Anlayacağınız yazar siyaset sahnesindeki hiçbir aktöre en ufak bir açık kapı bırakmıyor.
02:30Şimdi geldik ikinci bölüme ve aslında bu analizin de ana odak noktasına.
02:34Türkiye'de siyaset yapmanın gerçek bedeli.
02:36Bu manifestonun kesinlikle en ağır, en şahsi faturası.
02:40Yazarın kendi kelimeleri aslında her şeyi özetliyor.
02:43Kendine güvenen cesur yürekler işidir siyaset.
02:45Hele hele Türkiye'de.
02:47Şunu çok net anlıyoruz ki Metin siyaseti bir kariyer hedefi, bir meslek ya da statü sembolü olarak görmüyor.
02:52Hayır, bunu mutlak ve tavizsiz bir cesaret testi olarak tanımlıyor.
02:56Neden bir cesaret testi?
02:58Çünkü yazarın iddialarına göre Türkiye'de bu arenaya adım atmanın perde arkasında korkunç bir maliyeti var.
03:03Siyasete yeni girenleri sindirmek için sürekli ve son derece ağır tehditler devreye giriyor.
03:08Belaltı, acıması, siyasi şantajlar adeta sıradanlaşmış durumda.
03:12Ama en can alıcı noktası şu.
03:14Siyasetçinin, eşinin, çocuklarının yani doğrudan ailesinin birer baskı ve rehin aracı olarak kullanılması.
03:19Yozlaşmış sistemin yeni ve temiz kanları yıldırmak için ne kadar namert taktikler kullandığına dair gerçekten ürpertici bir tablo bu.
03:27Metin tam da burada Anadolu'nun o müthiş bilgeliğine başvurup çok sert bir mesaj veriyor.
03:31Kuştan korkan darı ekmesin, demirden korkan trene binmesin, yatma çakal yatağında, ko aslan yesinsin.
03:38Yani eğer bu bedelleri ödemekten korkuyorsanız, eğer en ufak bir açığınız varsa o arenadan tamamen uzak duracaksınız.
03:44Yazar, ucuz oyunların parçası olmaktansa aslanlar gibi mücadele edip yenilmeyi yüceltiyor.
03:49Zayıflara bu sahnede yer yok diyor resmen.
03:52Siyasetteki bu acımasız tabloyu bir kenara bırakıp meselenin maddi boyutuna, 3. bölümümüz olan Çok Çalanlar Cenneti'ne geçiyoruz.
03:59Yazarın Türkiye'nin son çeyrek asrına dair kurduğu şu tezat gerçekten akıl almaz.
04:04Sistemi tam ortadan ikiye bölüyor.
04:05Bir tarafta sırf hayatta kalmak için, belki de çocuklarını doyurmak için bir somon ekmek çalanların zindanlara atıldığı, hayatlarının karardığı as
04:13çalanlar cehennemi.
04:14Diğer yanda ise milyarları, trilyonları cebe indirenlerin el üstünde tutulduğu Çok Çalanlar Cenneti.
04:20İddiaya göre devasa vurgunlar yapanlar, sabahın köründe polis baskını yemek şöyle dursun, mesai bitiminde savcılığa nazikçe bir çay içmeye, ifade
04:28vermeye davet ediliyor.
04:30Çalınan miktar büyüdükçe adaletin terazisi de bir o kadar şaşıyor, diyor Metin.
04:34Aslında yazar burada eski dönemin hırsızlarıyla bugünün dolandırıcılarını kıyaslarken inanılmaz yineleyici bir nostalji yapıyor.
04:41Düşünsenize, eskiden banka soyan adamlar hiç değilse silahı eline alır, poliste çatışmayı göze alır, yani bir şekilde canını tehlikeye atardı,
04:48diyor.
04:48Peki ya modern hırsızlar?
04:50Onlar sadece bilgisayarlarının başında oturuyor, arkalarına aldıkları devasa siyasi güçle hiçbir iz kalmadan yatlar, özel jetler, lüks arabalar koleksiyonu yapıyorlar.
04:59Artık yeni dönemin silahı tabanca değil, doğrudan siyasi koruma ve nüfus.
05:03Peki bu sistemik çürüme nereye kadar varıyor?
05:06İşte dördüncü bölümümüz, sporda çöküş ve çözüm.
05:09Sıkı durun.
05:10Çünkü yazarın bu kanamayı durdurmak için önerdiği çözüm akıl almaz derecede radikal.
05:14Adeta kılıcı çekip düğümü kökünden kesmeyi teklif ediyor.
05:17Tüm Avrupa ve dünya şampiyonalarından derhal çekilmek, yabancı sporcu transferini tamamen ama tamamen yasaklamak ve o milyarlarca lira yutan devasa
05:25stadyum inşaatlarını anında durdurmak.
05:28Yazar tıpkı zamanında Eurovision'dan çıktığımız gibi uluslararası spor sisteminden tamamen boykot ederek çıkmanın hem sporu hem de o kan ağlayan
05:35ekonomiyi düzelteceğine yürekten inanıyor.
05:37Ancak bütün bu toptan yasaklama ve yıkım zihniyetinin içinde parıl parıl parlayan, metnin ayakta alkışladığı tek bir istisna var.
05:45O da kadın milli voleybol takımımız.
05:47Yazar önüne serilen sınırsız milyonluk primleri ellerinin tersiyle iten, buna rağmen lüks villalarda yaşayıp hiçbir varlık gösteremeyen erkek takımlarının tam
05:55aksine destanlar yazan bu takımı Atatürk'ün kızları olarak güceltiyor.
05:59Bu yozlaşmış, kokuşmuş sistemin içinde bile bozulmadan kalabilmiş nihai başarı standardı işte onlar.
06:04Ve geldik manifestomuzun son sütununa.
06:07Üretici ve tüketici çıkmazı.
06:08Yani makro iddialardan çıkıp doğrudan mutfağımıza, pazar tezgahındaki sömürü çarkına dönüyoruz.
06:14Şimdi lütfen gözünüzde canlandırın.
06:16Pazara ya da manava indiniz, bir kilo şeftali ya da domates alacaksınız.
06:20Karşınıza çıkan etiket 80 ila 100 lira arasında.
06:23Biz tüketicilerin o ürünü sofraya koyabilmek için zorla ödemeye mahkum edildiği sırtımıza yüklenen fahiş bedel tam olarak bu.
06:31Ama durun, hikaye burada bitmiyor.
06:33Madalyonun diğer yüzünde toprağı kazan, o ürünü yetiştiren çiftçi var.
06:36Ve o çiftçi kendi yetiştirdiği aynı ürünü 10 liraya, bilemediniz 15 liraya bile satamıyor.
06:42Ürün dalında çürüyor, emeği heba oluyor.
06:4510 lira nerede, 100 lira nerede?
06:47İşte yazarın vurgun çarkı dediği o korkunç sömürü tam olarak bu devasa uçurumda yatıyor.
06:53Metnin buna sunduğu çözüm yine son derece doğrudan ve müdahaleci.
06:57Diyor ki yazar, belediyeler, devşehir hastaneleri, onca kamu kurumu neden aracıları besliyor?
07:02Çıkarın aracıları aradan, gidin doğrudan çiftçiden o ürünü 20 liraya, hak ettiği parayı alın.
07:06Hem çiftçi kazansın, hem kamu tasarruf etsin.
07:09Ama ardından o çok can alıcı, çok alaycı soruyu yapıştırıyor.
07:13Neden mi yapılmaz?
07:14Yoksa herkes mi bu vurgun çarkının bir parçası?
07:16Sonuç olarak bu yoğun incelemeyi yazarın hepimizi baş başa bıraktığı şu büyük ikilemle kapatıyoruz.
07:23Yazar bir yandan dürüst siyasetçilerin cesur aslanlar gibi savaşmasını talep ederken,
07:27bir yandan da uluslararası spordan, mevcut tarım düzeninden tamamen çekilmeyi, boykot etmeyi öneriyor.
07:32Peki sizce, kokuşmuş ve yozlaşmış bir sistemden tamamen çekilmek o sistemi temizler mi?
07:37Krizi çözer mi?
07:39Yoksa meydanı sadece orayı sömüren o çakalları mı bırakmış oluruz?
07:42Bu sorunun cevabı hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir mesele.
07:45Bu derinlikli analizde bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
07:49Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, hoşçakalın.