Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 13 saat önce
Mehmet Edip Ören'in yazısında, Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik çıkmazlar eleştirel bir dille masaya yatırılmaktadır. Yazar, iktidarın yaklaşan seçimleri kazanmak için yerel yönetimler üzerinden çeşitli stratejiler izlediğini ve muhalefet partilerinin bu düzene adeta destek olduğunu savunmaktadır. Ülkenin son çeyrek asırda büyük çaplı yolsuzlukların merkezi haline geldiğini belirten metin, küçük suçlular cezalandırılırken büyük vurgun yapanların korunduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca Türk sporundaki yanlış politikalara dikkat çekilerek milli takımların uluslararası organizasyonlardaki durumu sorgulanmaktadır. Son olarak, tarım üreticilerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılara değinilerek kamu kurumlarının üreticiden doğrudan alım yapması gerektiği ifade edilmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bu incelememizde yazar Mehmet Edip Ören'in Türkiye'nin mevcut siyasi ve sosyal yapısına yönelttiği o son derece
00:07sert, kapsamlı ve bir o kadar da çarpıcı eleştirisinin anatomisini masaya yatırıyoruz.
00:11Biliyorsunuz bu öyle sıradan bir durum tespiti falan değil. Tam aksine siyasetten tutun ekonomiye, spordan adalet sistemine kadar uzanan oldukça
00:18iddialı bir manifesto.
00:20Benim buradaki amacım da bu yoğun ve ateşli metni sizin için tarafsız bir rehber edasıyla çözümlemek.
00:25Yazarın zihnindeki o karmaşık haritayı adım adım en net haliyle ortaya koyacağız.
00:29Kemerlerinizi bağlayın çünkü yazarın kalemi gerçekten çok ama çok keskin.
00:33Tabi bu kadar yüklü bir manifestoyu tek nefeste kavramak zor. O yüzden yazarın argümanlarını beş temel mantıksal başlığa ayırdık.
00:40Sırasıyla seçimler ve siyasi iklim, siyasetin gerçek bedeli, çok çalanlar cenneti, sporda çöküş ve nihayetinde üretici ve tüketici çıkmazı üzerinden
00:49ilerleyeceğiz.
00:50Lafı hiç uzatmadan birinci bölümümüzde yani yazarın tabiriyle o büyük sandık savaşıyla seçimler ve siyasi iklimle başlıyoruz.
00:59Yazar, iktidarın yaklaşan seçimler için uyguladığı hazırlık aşamasını tanımlarken inanılmaz çarpıcı bir kavram kullanıyor.
01:05Nicaragua modeli.
01:06Peki nedir bu?
01:07İddiaya göre normal şartlarda sandıktan galip çıkamayacağını öngören bir yapı,
01:11iktidarını ne pahasına olursa olsun korumak için belediye dinamiklerini agresif bir şekilde manipüle etme yoluna gidiyor.
01:17Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin meclis aritmetiğinin her gün ilmek ilmek kendi lehlerine işlendiğinden bahsediliyor.
01:24Yazar, asıl hedefin halkın zihnine zaten ne yaparsak yapalım seçim hiçbir şey çözmeyecek duygusunu aşılamak olduğunu söylüyor.
01:31Tam bir psikolojik savaş değil mi?
01:32İşte tam da bu noktada seçmen psikolojisinde oluşan o devasa uçuruma dikkat çekiyor Metin.
01:37Toplum resmen iki farklı evrene bölünmüş durumda.
01:40Bir tarafta bitmek bilmeyen manipülasyonlar yüzünden sandığa tamamen soğumuş, umudunu yitirip apolitikleşme batağına saplanmış bir muhalif seçmen kitlesi var.
01:48Diğer yanda ise durumu bir varoluş, bir ölüm kalım mücadelesi olarak gören ve kaybedersek mahvoluruz korkusuyla sandığa umutsuz ama müthiş
01:56bir motivasyonla sarılan bir iktidar kesimi duruyor.
01:59Yazar, koca bir ülkenin siyasi oyun planının sırf bu psikolojik bölünme üzerine inşa edildiğini iddia ediyor.
02:05Tabi yazar sadece iktidale yüklenmiyor, muhalefete dek hiç acımıyor.
02:08Metin, ana muhalefet partisini ve yeni kurulan partileri oldukça ağır bir benzetmeyle ülkeyi iktidarın kaçınılmaz sonuna sürükleyen bir stepne, bildiğimiz
02:16yedek lastik olmakla suçluyor.
02:18Yani ona göre bu partilere bel bağlamak aslında sistemi ayakta tutmaktan ve o malum sona doğru gitmekten başka hiçbir işe
02:24yaramıyor.
02:25Anlayacağınız yazar siyaset sahnesindeki hiçbir aktöre en ufak bir açık kapı bırakmıyor.
02:30Şimdi geldik ikinci bölüme ve aslında bu analizin de ana odak noktasına.
02:34Türkiye'de siyaset yapmanın gerçek bedeli.
02:36Bu manifestonun kesinlikle en ağır, en şahsi faturası.
02:40Yazarın kendi kelimeleri aslında her şeyi özetliyor.
02:43Kendine güvenen cesur yürekler işidir siyaset.
02:45Hele hele Türkiye'de.
02:47Şunu çok net anlıyoruz ki Metin siyaseti bir kariyer hedefi, bir meslek ya da statü sembolü olarak görmüyor.
02:52Hayır, bunu mutlak ve tavizsiz bir cesaret testi olarak tanımlıyor.
02:56Neden bir cesaret testi?
02:58Çünkü yazarın iddialarına göre Türkiye'de bu arenaya adım atmanın perde arkasında korkunç bir maliyeti var.
03:03Siyasete yeni girenleri sindirmek için sürekli ve son derece ağır tehditler devreye giriyor.
03:08Belaltı, acıması, siyasi şantajlar adeta sıradanlaşmış durumda.
03:12Ama en can alıcı noktası şu.
03:14Siyasetçinin, eşinin, çocuklarının yani doğrudan ailesinin birer baskı ve rehin aracı olarak kullanılması.
03:19Yozlaşmış sistemin yeni ve temiz kanları yıldırmak için ne kadar namert taktikler kullandığına dair gerçekten ürpertici bir tablo bu.
03:27Metin tam da burada Anadolu'nun o müthiş bilgeliğine başvurup çok sert bir mesaj veriyor.
03:31Kuştan korkan darı ekmesin, demirden korkan trene binmesin, yatma çakal yatağında, ko aslan yesinsin.
03:38Yani eğer bu bedelleri ödemekten korkuyorsanız, eğer en ufak bir açığınız varsa o arenadan tamamen uzak duracaksınız.
03:44Yazar, ucuz oyunların parçası olmaktansa aslanlar gibi mücadele edip yenilmeyi yüceltiyor.
03:49Zayıflara bu sahnede yer yok diyor resmen.
03:52Siyasetteki bu acımasız tabloyu bir kenara bırakıp meselenin maddi boyutuna, 3. bölümümüz olan Çok Çalanlar Cenneti'ne geçiyoruz.
03:59Yazarın Türkiye'nin son çeyrek asrına dair kurduğu şu tezat gerçekten akıl almaz.
04:04Sistemi tam ortadan ikiye bölüyor.
04:05Bir tarafta sırf hayatta kalmak için, belki de çocuklarını doyurmak için bir somon ekmek çalanların zindanlara atıldığı, hayatlarının karardığı as
04:13çalanlar cehennemi.
04:14Diğer yanda ise milyarları, trilyonları cebe indirenlerin el üstünde tutulduğu Çok Çalanlar Cenneti.
04:20İddiaya göre devasa vurgunlar yapanlar, sabahın köründe polis baskını yemek şöyle dursun, mesai bitiminde savcılığa nazikçe bir çay içmeye, ifade
04:28vermeye davet ediliyor.
04:30Çalınan miktar büyüdükçe adaletin terazisi de bir o kadar şaşıyor, diyor Metin.
04:34Aslında yazar burada eski dönemin hırsızlarıyla bugünün dolandırıcılarını kıyaslarken inanılmaz yineleyici bir nostalji yapıyor.
04:41Düşünsenize, eskiden banka soyan adamlar hiç değilse silahı eline alır, poliste çatışmayı göze alır, yani bir şekilde canını tehlikeye atardı,
04:48diyor.
04:48Peki ya modern hırsızlar?
04:50Onlar sadece bilgisayarlarının başında oturuyor, arkalarına aldıkları devasa siyasi güçle hiçbir iz kalmadan yatlar, özel jetler, lüks arabalar koleksiyonu yapıyorlar.
04:59Artık yeni dönemin silahı tabanca değil, doğrudan siyasi koruma ve nüfus.
05:03Peki bu sistemik çürüme nereye kadar varıyor?
05:06İşte dördüncü bölümümüz, sporda çöküş ve çözüm.
05:09Sıkı durun.
05:10Çünkü yazarın bu kanamayı durdurmak için önerdiği çözüm akıl almaz derecede radikal.
05:14Adeta kılıcı çekip düğümü kökünden kesmeyi teklif ediyor.
05:17Tüm Avrupa ve dünya şampiyonalarından derhal çekilmek, yabancı sporcu transferini tamamen ama tamamen yasaklamak ve o milyarlarca lira yutan devasa
05:25stadyum inşaatlarını anında durdurmak.
05:28Yazar tıpkı zamanında Eurovision'dan çıktığımız gibi uluslararası spor sisteminden tamamen boykot ederek çıkmanın hem sporu hem de o kan ağlayan
05:35ekonomiyi düzelteceğine yürekten inanıyor.
05:37Ancak bütün bu toptan yasaklama ve yıkım zihniyetinin içinde parıl parıl parlayan, metnin ayakta alkışladığı tek bir istisna var.
05:45O da kadın milli voleybol takımımız.
05:47Yazar önüne serilen sınırsız milyonluk primleri ellerinin tersiyle iten, buna rağmen lüks villalarda yaşayıp hiçbir varlık gösteremeyen erkek takımlarının tam
05:55aksine destanlar yazan bu takımı Atatürk'ün kızları olarak güceltiyor.
05:59Bu yozlaşmış, kokuşmuş sistemin içinde bile bozulmadan kalabilmiş nihai başarı standardı işte onlar.
06:04Ve geldik manifestomuzun son sütununa.
06:07Üretici ve tüketici çıkmazı.
06:08Yani makro iddialardan çıkıp doğrudan mutfağımıza, pazar tezgahındaki sömürü çarkına dönüyoruz.
06:14Şimdi lütfen gözünüzde canlandırın.
06:16Pazara ya da manava indiniz, bir kilo şeftali ya da domates alacaksınız.
06:20Karşınıza çıkan etiket 80 ila 100 lira arasında.
06:23Biz tüketicilerin o ürünü sofraya koyabilmek için zorla ödemeye mahkum edildiği sırtımıza yüklenen fahiş bedel tam olarak bu.
06:31Ama durun, hikaye burada bitmiyor.
06:33Madalyonun diğer yüzünde toprağı kazan, o ürünü yetiştiren çiftçi var.
06:36Ve o çiftçi kendi yetiştirdiği aynı ürünü 10 liraya, bilemediniz 15 liraya bile satamıyor.
06:42Ürün dalında çürüyor, emeği heba oluyor.
06:4510 lira nerede, 100 lira nerede?
06:47İşte yazarın vurgun çarkı dediği o korkunç sömürü tam olarak bu devasa uçurumda yatıyor.
06:53Metnin buna sunduğu çözüm yine son derece doğrudan ve müdahaleci.
06:57Diyor ki yazar, belediyeler, devşehir hastaneleri, onca kamu kurumu neden aracıları besliyor?
07:02Çıkarın aracıları aradan, gidin doğrudan çiftçiden o ürünü 20 liraya, hak ettiği parayı alın.
07:06Hem çiftçi kazansın, hem kamu tasarruf etsin.
07:09Ama ardından o çok can alıcı, çok alaycı soruyu yapıştırıyor.
07:13Neden mi yapılmaz?
07:14Yoksa herkes mi bu vurgun çarkının bir parçası?
07:16Sonuç olarak bu yoğun incelemeyi yazarın hepimizi baş başa bıraktığı şu büyük ikilemle kapatıyoruz.
07:23Yazar bir yandan dürüst siyasetçilerin cesur aslanlar gibi savaşmasını talep ederken,
07:27bir yandan da uluslararası spordan, mevcut tarım düzeninden tamamen çekilmeyi, boykot etmeyi öneriyor.
07:32Peki sizce, kokuşmuş ve yozlaşmış bir sistemden tamamen çekilmek o sistemi temizler mi?
07:37Krizi çözer mi?
07:39Yoksa meydanı sadece orayı sömüren o çakalları mı bırakmış oluruz?
07:42Bu sorunun cevabı hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir mesele.
07:45Bu derinlikli analizde bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
07:49Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, hoşçakalın.

Önerilen