00:00Herkese merhaba, bugünkü görsel analizimize hoş geldiniz.
00:03Bugün masamızda Mempededip Ören'in o çok konuşulan, oldukça keskin ve sivri dilli makalesi var.
00:09Siyaset, Beceriksizlik ve Fatura.
00:11Biliyorsunuz, yazarımız Türkiye'nin hem yerel hem de ulusal siyasetine epey eleştirel,
00:16hatta zaman zaman bayağı iğneleyici bir pencereden bakıyor.
00:19Bizim buradaki amacımız taraf tutmak falan değil.
00:22Biz sadece bu yoğun, kendi içinde oradan oraya atlayan eleştiri oklarını tarafsızca masaya yatırıp,
00:27yazarın aslında ne demek istediğini net bir şekilde ortaya koyacağız.
00:31Hadi başlayalım!
00:33Yazarın bu geniş çaplı eleştirilerini daha iyi kavrayabilmek için konuyu dört ana başlıkta toparladık.
00:38Önce yerel yönetimlere bakacağız, oradan medya ve siyasetteki kaymalara geçeceğiz,
00:43sonra rotamızı dış politika ve NATO'ya çevirip, son olarak da o devasa finansal çifte standartlarla kapanış yapacağız.
00:50İlk durağımız, yerel yönetimler.
00:53Yazar, makalesine gerçekten çok alaycı bir giriş yapıyor.
00:56Şöyle diyor,
00:57Eğer şu geride bıraktığımız Temmuz ayını rahat geçirdiyseniz,
01:01tebrikler, Türkiye'deki o mutlu %20'nin içindesiniz.
01:04Ama geri kalan %80 için, evet durum pek de iç açıcı değil.
01:09Şimdi, yazarın burada sorduğu çok temel bir soru var.
01:12Görünüşte tıkır tıkır işliyor gibi duran bu yerel sistemler, gerçekten çalışıyor mu?
01:17Ören eleştirinin dozunu o kadar artırıyor ki,
01:20bazı yöneticilerin eylemlerini anlatırken,
01:23işi biyolojik benzetmelere kadar götürüyor.
01:25Düşünün, sokaktaki kediye tekme atan birinin kalbi var mıdır diye soruyor önce,
01:30sonra da bazı yöneticilerin aldığı o tuhaf kararlara bakıp,
01:34kelimenin tam anlamıyla bunların beyni var mı acaba diye sorguluyor.
01:37Peki ama bu sert sözlerin altını nasıl dolduruyor derseniz, hemen örnekleri sıralıyor.
01:43İlk hedefinde Datça var.
01:44Yazar diyor ki, koskoca bir yılda 12 ay var, hepsi de inşaat yapmaya müsait.
01:49Ama Datça Belediye Başkanı ne yapıyor?
01:51Turizmin en ama en yoğun olduğu o sıcak Temmuz ayında,
01:55ana arterlerde asfaltlama çalışması başlatıyor.
01:58Üstelik insanlara alternatif bir yol gösterecek tek bir tabele bile yok.
02:01İnsanlar daracık sokaklarda resmen sinir krizi geçirmiş.
02:05Bitmedi.
02:06Hemen ardından Muğla Büyükşehir Belediyesi'nin o meşhur,
02:08yarım saatte bile zor geçilen, bir türlü bitmek bilmeyen akıllı kavşak ve üst geçit inşaatına örnek veriyor.
02:14Yazara göre bu sadece basit bir planlama hatası değil, basiretsizliğin ta kendisi.
02:19İkinci bölüme, yani medya ve siyasi kaymalar kısmına geçelim.
02:23Çünkü yazar, sokak seviyesindeki bu yerel hayal kırıklıklarının öylece kalmadığını,
02:29yukarıya doğru tırmanıp devasa siyasi kaymalara yol açtığını iddia ediyor.
02:33Bakın, yazar burada cidden çok çarpıcı bir hikaye anlatıyor.
02:37Datça bölgesinde yaşayan elektrik ustası Ajlan Kardeş adında birinden bahsediyor.
02:42Bu aile öyle sıradan bir seçmen değil.
02:44Köklü, geleneksel, sıkı CHP destekçileri.
02:47Ama yazarın aktardığına göre, yerelde yaşadıkları bu becerisizlikler onları o kadar bunaltmış,
02:52o kadar büyük bir hayal kırıklığına uğratmış ki,
02:55bir sonraki seçimde oylarını gidip AKP'ye vereceklerini söylüyorlar.
02:58Yani anlayacağınız, yereldeki o birikmiş öfke,
03:01yılların getirdiği geleneksel sadakati paramparça edebiliyor.
03:05İşte tam bu noktada, yazar kartlarına açık oynuyor ve kendi teorisini ortaya koyuyor.
03:10Onun iddiasına göre, ortada bir üst akıl var.
03:13Bu akıl, halkın umutlarını bilinçli olarak CHP'de topluyor.
03:17Neden biliyor musunuz?
03:18Çünkü sistem şöyle işliyor.
03:20Yeni umut, sonunda umutsuzluk getirirse, insanlar mecbure eski düzene sarılır.
03:25Yani sistem bir şekilde kendini beslemeye devam eder.
03:28Peki yazarın bu kısır döngüye karşı çözümü ne?
03:31Milliyetçi blok.
03:32Ören, halkın gerçek umudunun, dipten gelen yepyeni bir dalga olarak tanımladığı
03:37bu milliyetçi blok oluşumunda yattığını ateşli bir şekilde savunuyor.
03:40Tabii, yazarın öfkesi sadece siyasilerle sınırlı değil,
03:44medyaya gelince de epey sertleşiyor.
03:46Özellikle ulusal medyayı, ismende Sözcü TV'yi hedef alarak şöyle okkalı bir eleştiri yapıyor.
03:53Bunun adı habercilik değil, Çin işkencesidir.
03:56Ne demek bu?
03:57Şöyle açıklıyor.
03:58Çankaya belediye başkanının yürüyen merdivenden indiği 3-5 saniyelik aslında gayet sıradan bir görüntü var.
04:04Ama kanal bunu alıyor, yüzlerce kez başa sarıp sarıp ekrana veriyor.
04:08Yazar bu durumu, hani mahkumları aynı şarkıyı binlerce kez dinleterek delirtirler ya,
04:14aynen o işkence yöntemine benzetiyor.
04:16Ona göre bu gazetecilik falan değil.
04:19Düpedüz bir iş bilmezlik.
04:21Üçüncü bölümümüz dış politika ve NATO zirvesi.
04:24Evet, şimdi yerel sokakların tozundan çıkıp doğrudan o büyük uluslararası arenaya adım atıyoruz.
04:32Yazarın NATO zirvesine dair analizi inanılmaz derecede alaycı ve eleştirel.
04:37Düşünün, sırf bir oval ofis rendevusu koparabilmek uğruna Türkiye'nin devasa tavizler verdiğini iddia ediyor.
04:43Neler mi?
04:44Mesela ucu açık Boeing uçağı alımları ya da hani biz sözde doğalgaz ihracatçısıydık ya,
04:50buna rağmen gidip yapılan 24 yıllık gaz alım anlaşmaları.
04:53Yazar tüm bu hamleleri sadece bir meşruiyet sağlama çabası olarak okuyor.
04:58İşin ilginç tarafı bir yandan bu tavizleri eleştirirken,
05:02diğer yandan dünya liderleri için oldukça kaba hatta magazinel ifadeler kullanıyor.
05:07ABD Başkanı Biden için oldukça ağır hakaretler sıralarken,
05:11Yunanistan Başbakanı Micho Takesi, İtalya Başbakanı Meloni'yi hiç de diplomatik olmayan bir dille etiketlemekten çekinmiyor.
05:18Peki, yazarın asıl derdi, asıl korkusu ne burada?
05:21Açıkçası o kapalı kapılar ardında oval ofiste Türkiye'ye ne gibi gizli talimatlar verildiğini sorguluyor.
05:28Görüşme çıkışında söylenen, benim için bir şey yapacak tarzı o muğlak ifadelerin aslında ne anlama geldiğine dikkat çekiyor.
05:35Dahası da var, Trump'ın Ankara'daki konuşmasında durup dururken,
05:39o meşhur rahip Brunson krizini hatırlatması yok mu?
05:42Yazar bunu açıkça bir tehdit veya Türkiye'nin yargı bağımsızlığı söylemleriyle dalga geçilmesi olarak yorumluyor.
05:48Kısacası, halkın tüm bu olup biten asıl gerçeklerden tamamen habersiz bırakıldığını savunuyor.
05:54Ve geldik, dördüncü belki de en can alıcı bölüme, finansal kayıplar ve çifte standartlar.
06:01Yazar burada kamerasını iyice geriye çekiyor ve hepimizin önüne gerçekten bakması zor, devasa bir uçurum koyuyor.
06:0920 milyon lira, bakın bu rakamı aklınızda tutun.
06:12Yazar, muhalif bir belediye başkanının devleti 20 milyon lira zarara uğrattığı gerekçesiyle nasıl linç edildiğini,
06:19çok ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldığını ve hatta hapse girme ihtimali olduğunu hatırlatıyor.
06:24Ama yazarın burada çok haklı, çok çarpıcı bir kıstası var.
06:28Arkadaş diyor, bu 20 milyon dediğiniz para bugün İstanbul'un orta halli bir semtinde altı üstü bir daire parasıdır.
06:35Düşünebiliyor musunuz? Sadece bir daire parası yüzünden bir siyasetçinin hayatı karartılabiliyor, hapse atılma noktasına gelebiliyor.
06:42Şimdi lütfen yerel düzeydeki o bir daire parası olan 20 milyon liralık zararı aklınızın bir köşesinde tutun
06:50ve gelin bunu ulusal çapta kaybedilen o milyarlarca dolarla kıyaslayalım.
06:54Yazar adeta isyan ederek soruyor.
06:562.5 milyar dolar sayıp aldığımız ama şu an depolarda çürümeye terk edilen o S-400 hüzelerin hesabını kim veriyor?
07:04Peki ya milyarlarca dolar ödeyip alamadığımız el konulan F-35 uçakları?
07:08Sadece uçakları kaybetmedik, bu uçakların parça üretiminden kaybettiğimiz en az 15-20 milyar dolarlık devasa bir gelir var ortada.
07:16Bunun sorumlusu kim?
07:18Veyahut yasa dışı Irak petrolü taşımacılığı yüzünden Paris İstinaf Mahkemesi'nin bu ülkeye kestiği tam 1.5 milyar dolarlık cezaya
07:25ne demeli?
07:26Farkı görebiliyor musunuz? Bunlar öyle böyle değil akıl almaz ulusal zararlar.
07:30Bitmedi.
07:32Yazarın listesinde daha neler var neler, sistemin nasıl çöktüğünü göstermek için Zafer Havalimanı'nı hatırlatıyor.
07:39Hani şu yolcu garantisinde %99.5 gibi kelimenin tam anlamıyla akıl almaz bir yanılma payı olan havalimanı.
07:47Bir de tabii ana park gerçeği var.
07:49Böyle bir projeye milyarlarca doları gömen, paraları heba eden ama bugün sokaklarda hiçbir şey olmamış gibi rahatça dolaşan eski bir
07:58belediye başkanı.
07:59Yazar işte tüm bu israf edilen, çöpe atılan kaynakları üst üste koyuyor ve önümüzde ödenmesi imkansız, devasa bir fatura çıkarıyor.
08:07Yani anlayacağınız buradaki asıl mesele yazarın üzerine basa basa vurguladığı o korkunç ikiyüzlülük.
08:14Bir tarafta bakıyorsunuz İstanbul'da standart bir apartman dairesi parasına denk gelen 20 milyon lira için hayatı zindana çevrilen muhalif bir
08:23belediye başkanı var.
08:24Ama diğer tarafta göz göre göre milyarlarca doları havaya savuran ulusal figürler var.
08:31Yazarın o çok vurucu ifadesiyle bu milyarları kaybedenler yarın kameralar karşısına geçip Allah'ım ve milletim beni affetsin diyecekler ve
08:40olay bir şekilde tatlıya bağlanacak.
08:42Ama eğer o başkan CHP'li ise işte o zaman yandı ki ne yandı.
08:47Yazar bu sistemdeki ceza mekanizmasının tamamen partizanca, tamamen adamına göre çalıştığına yürekten inanıyor.
08:54Ve işte bu görsel analizimizin sonuna gelirken yazarın tümünü anlattıklarından yola çıkarak sizi o can alıcı soruyla baş başa bırakmak
09:02istiyorum.
09:03Hem yerel hem de ulusal liderler böylesine devasa finansal kayıplara neden olduğunda hesap verebilirlik terazisi nasıl tartıyor?
09:10Sistem gerçekten adil bir şekilde mi işliyor yoksa cezalar sadece yanlış safta duranları mı kesiliyor?
09:16Ne yalan söyleyeyim Mehmet Edip Ören'in bu makalesi hepimizin üzerine uzun uzun düşünmesi gereken, oldukça rahatsız edici ama bir
09:23o kadar da gerçekçi bir tablo sunuyor.
09:25Siz ne düşünüyorsunuz?
09:26Bir sonraki analizimizde görüşmek üzere.
09:29Lütfen sorgulamaya devam edin.
09:30Hoşçakalın.
Yorumlar