Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 dakika önce
Yazar Mehmet Özkendirci, bu metinde toplumsal ve siyasi eleştirilerini kendine has, sert ve tavizsiz bir üslupla dile getirmektedir. Hak eden kişileri yüceltmekten çekinmediği kadar, vatan haini olarak gördüğü figürlere karşı küfürlü bir dil kullanmayı da bir ahlaki duruş olarak savunmaktadır. Özellikle iktidara yakın iş adamlarının ve bölücü siyasetçilerin halka yönelik hakaret dolu ifadelerini sert bir dille eleştirerek, bu isimlere karşı aynı tonda karşılık vermektedir. Yazar, kullandığı ağır ifadelerin temelinde yatan vatanseverlik kaygısını vurgularken, kelime tercihlerini Türk milletine duyduğu saygı üzerinden temellendirmektedir. Metin boyunca, toplumsal yozlaşmaya karşı duyulan öfke, edebiyat ve argo arasındaki ince çizgide şekillenen sitemkâr bir anlatımla sunulmaktadır. Sonuç olarak bu yazı, yazarın hem şahsi değerlerini hem de ulusal hassasiyetlerini yansıtan bir tepki metni niteliği taşımaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese selam. Hiç vakit kaybetmeden hemen konuya giriyoruz.
00:03Bugün elimizde gerçekten sınırları zorlayan, oldukça kışkırtıcı bir metin var.
00:08Mehmet Özkendirci'nin Övmek ve Sövmek başlıklı makalesini masaya yatırıyoruz.
00:13Şimdi küfür ve ahlak kelimelerini aynı cümlede duymak size ilk başta tamamen zıt ve çılgınca gelebilir, biliyorum.
00:20Ama yazarın tam olarak savunduğu şey bu.
00:23Küfrün bile bir edep ahlakı olmalı.
00:25Hazırsanız bu ilginç fikir cimnastiğine başlayalım.
00:28Yazar aslında tüm felsefesini şu iki çarpıcı dizeyle özetliyor.
00:32Küfrün bile bir edep ahlakı olmalı, edilen çok beğenip duvarını asmalı.
00:37İnanılmaz değil mi?
00:39Yani Özkendirci burada sıradan, sokak ağzı bir bayağlıktan bahsetmiyor.
00:43Aksine birini hakaret edecekseniz bunun altı o kadar dolu, o kadar hak edilmiş ve zekice kurgulanmış olmalı ki
00:50hedefteki kişi bile vay canına ne laf soktu deyip bunu bir sanat eseri gibi çerçeveletip duvarına asmak istesin.
00:56Peki sövmenin gerçekten bir adabı var mı?
01:00Birinci bölümümüzde işte bu çerçeveyi ve yazarın etik sınırları nasıl çizdiğini inceleyeceğiz.
01:06İkinci bölüm Övgü ve Sövgü Dengesi
01:09Yazar metne aslında kendi adalet terazisini anlatarak başlıyor.
01:13Şöyle ki onu tanıyanların çok iyi bildiği bir huyu var.
01:17Yeri geldiğinde hak edenleri yere göğe sığdıramıyor ama yeri geldiğinde de özellikle vatan haini olarak gördüğü kişilere karşı en ağır
01:25ifadeleri kullanmaktan hiç çekinmiyor.
01:27Yani öfkesi rastgele değil, tamamen karşı tarafın neyi hak ettiğine dayanan kendi içinde kurduğu şaşmaz bir denge mekanizması var.
01:36Bu noktada yazarın kendi felsefesiyle günümüz toplumu arasında çok keskin bir zıtlık görüyoruz.
01:42Yazar belli hedeflere yöneltilmiş, kendi içinde bir nezaketi olan o kibar sövgü anlayışını savunuyor.
01:49Ama modern döneme baktığında ne görüyor?
01:51Edep ve adabın artık bir zayıflık, bir erdemsizlik gibi algılandığı, kamusal alanda pervasızca ve utanmazca küfür edilen tam bir çürüme
02:00tablosu.
02:013. Bölüm
02:02Siyasette Edepsizlik Örnekleri
02:04Şimdi bu bahsettiğimiz çürümeye dair yazarın verdiği somut vakalara bakalım.
02:09Yazar günümüzdeki bu kontrolsüz edepsizlik vakalarını iki çok bilindik siyasi örnek üzerinden açıklıyor.
02:15İlk olarak iş insanı Mehmet Cengiz'in kameralar önünde sarf ettiği iddia edilen o meşhur cümleyi hatırlatıyor.
02:21İkinci örnek ise dem partili sırrı sakıkın, Mustafa Kemal'in askerleri izleyen itler, Mustafa Kemal'in generalleri olsanız ne olur
02:29şeklindeki çıkışı.
02:30Özkendirci'nin burada asıl eleştirdiği şey bu kadar kaba söylemlere yetkililerden hiçbir tepki gelmemesi.
02:37Bunları modern dönemin fütursuzluğu ve kontrolsüzlüğü olarak çerçeveliyor.
02:41Ve ki yazarın bu tabloya tepkisi ne oluyor?
02:43Özkendirci özellikle sırrı sakıkın sözlerine kendi retorik tarzıyla yani tam da savunduğu o hedef odaklı şekilde doğrudan yanıt veriyor.
02:51Mustafa Kemal'in askerleri izleyenlerin arkasında sadece teğmenlerin değil bütün bir Türk milletinin durduğunu söylüyor
02:57ve sakıkın sözlerine kelimesi kelimesine kendisine iade ettiğini belirtiyor.
03:01İşte bu yazarın hak edene hak ettiği şekilde cevap verme stratejisinin son derece uygulamalı bir örneği.
03:06Geldik dördüncü bölüme, küfürde terminoloji değişikliği.
03:10İşler burada, yazarın kendi iç dünyasında biraz daha ilginçleşiyor.
03:15Yazarın küfür terminolojisinde yaşadığı ilginç bir ahlaki uyanış var ve bunu üç adımda anlatıyor.
03:21Birinci adımda eskiden kızdığı kişilere herkesin çok sık kullandığı anneler üzerinden edilen o klasik küfrü ettiğini açıkça itiraf ediyor.
03:30Ama ikinci adımda işler değişiyor.
03:32Bu kadınları günahsız kader kurbanları olarak tanımlayıp onlardan resmen özür diliyor.
03:38Ve üçüncü adım, vatan ve millet düşmanı olarak algıladığı kişiler için yepyeni tamamen kendi icadı olan bir terim üretiyor.
03:47Kerhane artıkları.
03:48Yani yazar, masum insanları dilin şiddetinden korurken oklarını doğrudan düşman bellediği kişilere yöneltiyor.
03:55Şimdi bu yeni icat ettiği ifadenin çok ama çok ilginç bir detayı var.
04:01Yazar patentinin tamamen kendisine ait olduğu bu tabiri rastgele seçmemiş.
04:06Metne küçük ama vurucu bir etimolojik dipnot düşmüş.
04:09Diyor ki, bu ifadenin kökündeki ker sözcüğü aslında Arapça'da eşek anlamına gelmektedir.
04:15Yani yazar savunduğu o küfrün de bir mimarisi olmalı tezini alıyor, kelimenin kökenine inerek mantıksal bir zemine oturtuyor.
04:23Sıradan bir hakaretten ziyade üzerinde bayağı kafa yorulmuş bir kelime mühendisliği yapıyor aslında.
04:30Ne kadar detaylı bir düşünce süreci öyle değil mi?
04:32Ve son kısım, beşinci bölüm, doğrudan söyleme felsefesi.
04:36Yazar tüm bu tavrını kendine has üslubuyla tanınan ünlü şair Can Yücel'in o meşhur tavizsiz dürüstlüğüyle aynı çizgiye koyuyor.
04:45Mahkemede hakime verdiği o efsanevi cevabı hatırlatarak, ben de Can Yücel gibi bizim oralarda ne denirse onu diyenlerdenim diyerek sözünü
04:54hiç sakınmıyor.
04:55Özkendirici'nin buradaki mesajı çok net.
04:58Bir şeye tam olarak neyse o ismi vermek, kelimeleri eğip bükmekten veya yapay sahte bir kibarlıktan çok daha dürüstçedir.
05:05Acımasız ama net bir dürüstlük.
05:07İşte tüm bu detaylı analizin ardından en baştaki o büyük paradoksu doğrudan size yöneltmek istiyorum.
05:14Siyasi hakaretlerin, hatta küfrün gerçekten bir edebi, kendi içinde bir ahlakı olabilir mi?
05:20Yoksa kullanılan kelimelerin mimarisi ne kadar zekice tasarlanırsa tasarlansın, küfür doğası gereği ahlaktan yoksun bir eylem midir?
05:28İfade özgürlüğüyle siyasi retoriğin sınırları tam olarak nerede çizilmeli?
05:33Bu soruları düşünürken, kelimelerin ve onlara yüklediğimiz anlamların ne kadar güçlü silahlar olabileceğini unutmayın.
05:40Umarım bu inceleme, yazarın bu kışkırtıcı metnine farklı bir açıdan bakmanızı sağlamıştır.
05:45Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
05:47Hoşçakalın.

Önerilen