00:00Herkese selam. Hiç vakit kaybetmeden hemen konuya giriyoruz.
00:03Bugün elimizde gerçekten sınırları zorlayan, oldukça kışkırtıcı bir metin var.
00:08Mehmet Özkendirci'nin Övmek ve Sövmek başlıklı makalesini masaya yatırıyoruz.
00:13Şimdi küfür ve ahlak kelimelerini aynı cümlede duymak size ilk başta tamamen zıt ve çılgınca gelebilir, biliyorum.
00:20Ama yazarın tam olarak savunduğu şey bu.
00:23Küfrün bile bir edep ahlakı olmalı.
00:25Hazırsanız bu ilginç fikir cimnastiğine başlayalım.
00:28Yazar aslında tüm felsefesini şu iki çarpıcı dizeyle özetliyor.
00:32Küfrün bile bir edep ahlakı olmalı, edilen çok beğenip duvarını asmalı.
00:37İnanılmaz değil mi?
00:39Yani Özkendirci burada sıradan, sokak ağzı bir bayağlıktan bahsetmiyor.
00:43Aksine birini hakaret edecekseniz bunun altı o kadar dolu, o kadar hak edilmiş ve zekice kurgulanmış olmalı ki
00:50hedefteki kişi bile vay canına ne laf soktu deyip bunu bir sanat eseri gibi çerçeveletip duvarına asmak istesin.
00:56Peki sövmenin gerçekten bir adabı var mı?
01:00Birinci bölümümüzde işte bu çerçeveyi ve yazarın etik sınırları nasıl çizdiğini inceleyeceğiz.
01:06İkinci bölüm Övgü ve Sövgü Dengesi
01:09Yazar metne aslında kendi adalet terazisini anlatarak başlıyor.
01:13Şöyle ki onu tanıyanların çok iyi bildiği bir huyu var.
01:17Yeri geldiğinde hak edenleri yere göğe sığdıramıyor ama yeri geldiğinde de özellikle vatan haini olarak gördüğü kişilere karşı en ağır
01:25ifadeleri kullanmaktan hiç çekinmiyor.
01:27Yani öfkesi rastgele değil, tamamen karşı tarafın neyi hak ettiğine dayanan kendi içinde kurduğu şaşmaz bir denge mekanizması var.
01:36Bu noktada yazarın kendi felsefesiyle günümüz toplumu arasında çok keskin bir zıtlık görüyoruz.
01:42Yazar belli hedeflere yöneltilmiş, kendi içinde bir nezaketi olan o kibar sövgü anlayışını savunuyor.
01:49Ama modern döneme baktığında ne görüyor?
01:51Edep ve adabın artık bir zayıflık, bir erdemsizlik gibi algılandığı, kamusal alanda pervasızca ve utanmazca küfür edilen tam bir çürüme
02:00tablosu.
02:013. Bölüm
02:02Siyasette Edepsizlik Örnekleri
02:04Şimdi bu bahsettiğimiz çürümeye dair yazarın verdiği somut vakalara bakalım.
02:09Yazar günümüzdeki bu kontrolsüz edepsizlik vakalarını iki çok bilindik siyasi örnek üzerinden açıklıyor.
02:15İlk olarak iş insanı Mehmet Cengiz'in kameralar önünde sarf ettiği iddia edilen o meşhur cümleyi hatırlatıyor.
02:21İkinci örnek ise dem partili sırrı sakıkın, Mustafa Kemal'in askerleri izleyen itler, Mustafa Kemal'in generalleri olsanız ne olur
02:29şeklindeki çıkışı.
02:30Özkendirci'nin burada asıl eleştirdiği şey bu kadar kaba söylemlere yetkililerden hiçbir tepki gelmemesi.
02:37Bunları modern dönemin fütursuzluğu ve kontrolsüzlüğü olarak çerçeveliyor.
02:41Ve ki yazarın bu tabloya tepkisi ne oluyor?
02:43Özkendirci özellikle sırrı sakıkın sözlerine kendi retorik tarzıyla yani tam da savunduğu o hedef odaklı şekilde doğrudan yanıt veriyor.
02:51Mustafa Kemal'in askerleri izleyenlerin arkasında sadece teğmenlerin değil bütün bir Türk milletinin durduğunu söylüyor
02:57ve sakıkın sözlerine kelimesi kelimesine kendisine iade ettiğini belirtiyor.
03:01İşte bu yazarın hak edene hak ettiği şekilde cevap verme stratejisinin son derece uygulamalı bir örneği.
03:06Geldik dördüncü bölüme, küfürde terminoloji değişikliği.
03:10İşler burada, yazarın kendi iç dünyasında biraz daha ilginçleşiyor.
03:15Yazarın küfür terminolojisinde yaşadığı ilginç bir ahlaki uyanış var ve bunu üç adımda anlatıyor.
03:21Birinci adımda eskiden kızdığı kişilere herkesin çok sık kullandığı anneler üzerinden edilen o klasik küfrü ettiğini açıkça itiraf ediyor.
03:30Ama ikinci adımda işler değişiyor.
03:32Bu kadınları günahsız kader kurbanları olarak tanımlayıp onlardan resmen özür diliyor.
03:38Ve üçüncü adım, vatan ve millet düşmanı olarak algıladığı kişiler için yepyeni tamamen kendi icadı olan bir terim üretiyor.
03:47Kerhane artıkları.
03:48Yani yazar, masum insanları dilin şiddetinden korurken oklarını doğrudan düşman bellediği kişilere yöneltiyor.
03:55Şimdi bu yeni icat ettiği ifadenin çok ama çok ilginç bir detayı var.
04:01Yazar patentinin tamamen kendisine ait olduğu bu tabiri rastgele seçmemiş.
04:06Metne küçük ama vurucu bir etimolojik dipnot düşmüş.
04:09Diyor ki, bu ifadenin kökündeki ker sözcüğü aslında Arapça'da eşek anlamına gelmektedir.
04:15Yani yazar savunduğu o küfrün de bir mimarisi olmalı tezini alıyor, kelimenin kökenine inerek mantıksal bir zemine oturtuyor.
04:23Sıradan bir hakaretten ziyade üzerinde bayağı kafa yorulmuş bir kelime mühendisliği yapıyor aslında.
04:30Ne kadar detaylı bir düşünce süreci öyle değil mi?
04:32Ve son kısım, beşinci bölüm, doğrudan söyleme felsefesi.
04:36Yazar tüm bu tavrını kendine has üslubuyla tanınan ünlü şair Can Yücel'in o meşhur tavizsiz dürüstlüğüyle aynı çizgiye koyuyor.
04:45Mahkemede hakime verdiği o efsanevi cevabı hatırlatarak, ben de Can Yücel gibi bizim oralarda ne denirse onu diyenlerdenim diyerek sözünü
04:54hiç sakınmıyor.
04:55Özkendirici'nin buradaki mesajı çok net.
04:58Bir şeye tam olarak neyse o ismi vermek, kelimeleri eğip bükmekten veya yapay sahte bir kibarlıktan çok daha dürüstçedir.
05:05Acımasız ama net bir dürüstlük.
05:07İşte tüm bu detaylı analizin ardından en baştaki o büyük paradoksu doğrudan size yöneltmek istiyorum.
05:14Siyasi hakaretlerin, hatta küfrün gerçekten bir edebi, kendi içinde bir ahlakı olabilir mi?
05:20Yoksa kullanılan kelimelerin mimarisi ne kadar zekice tasarlanırsa tasarlansın, küfür doğası gereği ahlaktan yoksun bir eylem midir?
05:28İfade özgürlüğüyle siyasi retoriğin sınırları tam olarak nerede çizilmeli?
05:33Bu soruları düşünürken, kelimelerin ve onlara yüklediğimiz anlamların ne kadar güçlü silahlar olabileceğini unutmayın.
05:40Umarım bu inceleme, yazarın bu kışkırtıcı metnine farklı bir açıdan bakmanızı sağlamıştır.
05:45Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
05:47Hoşçakalın.