00:00Selamlar, bugünkü görsel incelememize hiç vakit kaybetmeden doğrudan giriş yapıyoruz.
00:04Çünkü elimizde gerçekten ses getiren ve okuyanı düşünmeye zorlayan o meşhur makale var.
00:09Mehmet Çızkendirci'nin ''Ben siyasetle ilgilenmiyorum'' diyenlerden misiniz başlıklı yazısı.
00:14Gelin yazarın bu çok yaygın söylemi nasıl okuduğuna hep birlikte tamamen tarafsız bir gözle yakından bakalım.
00:20Ekranda gördüğünüz o cümle. Hangimiz duymadık ki?
00:23Belki ofiste bir arkadaşınızdan, belki bir akrabanızdan ya da sokaktaki herhangi birinden.
00:27Çoğumuz için bu sadece ''Başım ağrımasın, stresten uzak durayım.'' demenin, günlük hayattan kaçmanın bir yolu değil mi?
00:34Ama yazar duruma hiç de böyle masum yaklaşmıyor.
00:37Ona göre bu öyle sıradan bir tarafsızlık falan değil, düpedüz toplumsal bir çöküşün, yaklaşan devasa bir tehlikenin en ciddi semptomu.
00:46Peki, ne oluyor da bu kanıya varıyor?
00:48Yazarın argümanını tam olarak kavrayabilmek için önce birinci bölüme, yani onun ortaya attığı tarihsel iddiaya uzanmamız gerekiyor.
00:56Makalenin iskeletini, geçmişin oldukça keskin bir sınıflandırması oluşturuyor.
01:02Yazar, bugünkü siyasi kutuplaşmaları alıp, doğrudan Osmanlı'nın son dönemlerindeki tartışmalı bir tabloya bağlıyor.
01:10Bir tarafta, metnin iddiasıyla, o dönem imparatorluğun tüm kaymağını yiyen,
01:15ama bugün tek bir kalıba girip, biz Osmanlı torunlarıyız diyen azınlık toplumları var.
01:21Yazar, bu gruba Yahudileri, Ermenileri, Rumları, Arapları ve Kürtleri dahil ediyor.
01:27Diğer tarafta ise, makalenin gerçek Türkler olarak adlandırdığı kesim duruyor.
01:32Metne göre bu kesim, yoksullukla boğuşan, sürekli cepheden cepheye sürülüp,
01:37şehit ya da gazi olan ve o devasa imparatorluğun asıl ağır faturasını ödeyen taraftı.
01:43Yani yazar, geçmişte iki grup arasında devasa bir adaletsizlik yaşandığını öne sürüyor.
01:50Hatta yazar bu iddialarını çok çarpıcı tarihi detaylarla da destekliyor.
01:55Düşünsenize, metne göre o dönem, Fatih Sultan Mehmet'in fethettiği İstanbul'a girebilmek için adeta bir vize almanız gerekiyordu.
02:03Bitti mi? Hayır.
02:04Arabacılık, amelelik gibi en ağır ve düşük ücretli işlerde karın tokluğuna çalışabilmek için bile sizden iki kefil bulmanız isteniyordu.
02:13Ve yazarın özellikle altını çizdiği, belki de en ağır kısım şu,
02:18bu topraklarda yaşayan Türklerin kaba, köylü veya göçebe olarak görülüp ötekileştirilmesi
02:24ve onlara etrakı bir idrak yani anlayışsız idraksız Türkler gibi son derece aşağılayıcı etiketler yapıştırılması.
02:32İşte Metin, bu tarihi argümanı kurduktan sonra günümüzdeki bazı siyasi gruplara çok net bir eleştiri yöneltiyor.
02:39Yazar diyor ki, bugün mevcut lideri Asrın Abdülhamid'i olarak yüceltenler bir dönüp Sultan Abdülhamid'in son meclisi mebusanına bir
02:47baksınlar.
02:48Neden mi? Çünkü makale o meclisteki Türk milletvekili sayısının inanılmaz derecede az olduğuna dikkat çekiyor.
02:55Yazara göre, tarihi gerçekler bu kadar ortadayken yapılan bugünkü kıyaslamalar son derece temelsiz ve kendi içinde çelişkili.
03:02Peki, tüm bu tarihsel tartışmalar ve şikayetler bugüne nasıl bağlanıyor?
03:08İkinci bölüm olan, günümüzdeki siyasi ilgisizlik başlığında tam da bunu görüyoruz.
03:13Yazar, geçmişteki o dışlanmışlık ve ötekileştirilme hissini alıyor, bugünün siyasi umutsuzluğuyla birleştiriyor,
03:20diyor ki, geçmişte milliyetçiliğin ve dindarlığın tek sahibiymiş gibi davrananlar,
03:25bugün ülkenin gidişatıyla ilgili en ufak bir krizde ben siyasetle ilgilenmiyorum diyerek kenara çekiliyorlar.
03:32Metin, bunu bir tür sorumluluktan kaçış olarak okuyor ve o çok iyi bildiğimiz metaforları kullanıyor.
03:37Başını kuma gömen deve kuşları, üç maymunu oynamak ve o meşhur deyim, beni sokmayan yılan bin yaşasın.
03:44Makale, ülkenin temellerine zarar verilirken insanların bu tür bir bilinçli cehalet arkasına saklanmasını son derece sert bir dille eleştiriyor.
03:53Ve bu eleştiriler, bizi makalenin en can alıcı siyasi uyarılarından birine, üçüncü bölüme getiriyor.
04:00Siyaset, hiçbir zaman boşluk kabul etmez.
04:02Bu, gerçekten evrensel bir siyaset kuralıdır ve makale bunu yaklaşan bir fırtına uyarısı olarak kurguluyor.
04:08Eğer halk olarak, siz siyasetten elinizi çeker, o boşluğu yaratırsanız ne olur?
04:13O alanı elbette başkaları doldurur.
04:16Yazarın burada çizdiği çok net ve oldukça kutuplaştırıcı bir liste var.
04:20Metne göre, vatandaşın siyasi sorumluluklarını terk etmesi halinde,
04:24o meydan, mecliste Abdullah Yücalan'ın konuşmasını isteyenlere,
04:27dağdan afdedilip indirilenlere ve dem partili sözcülere kalacak.
04:30Aynı zamanda yazar, iktidarın da sadece milletvekili ve belediye başkanı transfer etmeye odaklandığını,
04:36dolayısıyla toplumun yarattığı boşluğun, işte tamamen bu aktörler ve bu anlayışta dolacağını iddia ediyor.
04:41Şimdi, siyasi aktörleri bir kenara bırakırsak,
04:45asıl konuşmamız gereken o çarpıcı sosyolojik kavrama geliyoruz.
04:48Dördüncü bölümümüz, kurbağa testi gerçekliği.
04:51İşte bu incelemenin tam kalbi burası.
04:54Kurbağa testinin o sarsıcı sosyal gerçekliği.
04:57Bakın, bu sadece kulaktan kulağa yayılan bir biyoloji efsanesi değil.
05:01Yazar bunu, kitlelerin görünmez bir fenakete,
05:05toplumsal bir çöküşe nasıl sürüklendiğini açıklayan,
05:08kusursuz bir psikolojik metafor olarak kullanıyor.
05:11Gözden kaçan, yavaş yavaş ve kademeli olarak gerçekleşen olumsuz değişimlerin,
05:16bir toplumun nasıl adım adım yok oluşa götürdüğünün hikayesi bu.
05:20İlgisiz bir halkın yaklaşan o devasa tehlikeyi,
05:24iş işten geçene kadar fark edememesi durumunu anlatıyor.
05:27Süreç aslında çok basit ama bir o kadar da korkutucu işliyor.
05:31Birinci adım, bir kurbağayı alıp doğrudan kaynar suyun içine atarsanız ne olur?
05:36Kurbağa anında reaksiyon gösterir, can havliyle zıplar ve o sudan kurtulur.
05:41Ama ikinci adıma geçer ve suyu yavaş yavaş, azar azar ısıtırsanız,
05:46işte asıl tehlike orada başlar.
05:48Kurbağa bu değişimi fark edemez.
05:51O tatlı uyuşukluk içinde haşlanarak ölür.
05:53Yazarın günümüz siyaseti için vurduğu nokta tam olarak bu.
05:57Siyasi ilgisizlik, toplumu işte o suyun içinde yavaşça kaynayan kurbağaya dönüştürüyor.
06:02Krizler birer birer normalleşiyor, tehlikeler sıradanlaşıyor ve herkes başını kuma gömüyor.
06:08Ani bir şok yaşanmadığı için kimseden kitlesel bir tepki gelmiyor.
06:12Ama günün sonunda o yıkım yavaş yavaş ve çesin bir şekilde gerçekleşiyor.
06:16Sonuç olarak o tarihsel tartışmalar, ilgisizlik metaforları ve kurbağa testinin o sarsıcı sosyal gerçekliği hepimizi çok büyük, tek bir soruyla
06:25baş başa bırakıyor.
06:26Yazar diyor ki, siyasetten uzak durmak aslında konforlu, güvenli bir alan falan değil.
06:32Tam tersine bu, ülkenin kaderini en çok karşı çıktığınız kişilerin ellerine altın tepside sunmaktır.
06:38Su yavaş yavaş ısınırken bu soru hepimizin aklında yankılanmalı.
06:42Eğer siz yoksanız, sizin yerinize siyasetle kimler ilgilenecek?
06:46Düşünme sırası şimdi sizde.
06:48Sorgulamaya ve araştırmaya devam edin.
06:51Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
Yorumlar