Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 dakika önce
Özkendirci’nin bu kısa yazısı, geçmişten günümüze Türk milletinin kendi öz yurdunda maruz kaldığı ihmal edilmişliği ve siyasi duyarsızlığın getirdiği tehlikeleri sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, Osmanlı İmparatorluğu döneminde azınlıklar refah içinde yaşarken asıl yükü taşıyan Türklerin aşağılandığını ve dışlandığını savunarak tarihsel bir kıyaslama yapmaktadır. Günümüzde ise halkın "siyasetle ilgilenmiyorum" diyerek sorumluluktan kaçmasının, ülkenin geleceğini karanlık odakların eline bırakmak anlamına geldiği vurgulanmaktadır. Toplumun içinde bulunduğu bu kayıtsızlık durumu, fark edilmeden yaklaşan bir felaketi simgeleyen yavaşça ısıtılan suyun içindeki kurbağa deneyi ile örneklendirilmektedir. Sonuç olarak yazar, vatandaşları milli bir uyanışa ve ülkelerinin kaderine sahip çıkmaya davet ederek pasif kalmanın bedellerini hatırlatmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Selamlar, bugünkü görsel incelememize hiç vakit kaybetmeden doğrudan giriş yapıyoruz.
00:04Çünkü elimizde gerçekten ses getiren ve okuyanı düşünmeye zorlayan o meşhur makale var.
00:09Mehmet Çızkendirci'nin ''Ben siyasetle ilgilenmiyorum'' diyenlerden misiniz başlıklı yazısı.
00:14Gelin yazarın bu çok yaygın söylemi nasıl okuduğuna hep birlikte tamamen tarafsız bir gözle yakından bakalım.
00:20Ekranda gördüğünüz o cümle. Hangimiz duymadık ki?
00:23Belki ofiste bir arkadaşınızdan, belki bir akrabanızdan ya da sokaktaki herhangi birinden.
00:27Çoğumuz için bu sadece ''Başım ağrımasın, stresten uzak durayım.'' demenin, günlük hayattan kaçmanın bir yolu değil mi?
00:34Ama yazar duruma hiç de böyle masum yaklaşmıyor.
00:37Ona göre bu öyle sıradan bir tarafsızlık falan değil, düpedüz toplumsal bir çöküşün, yaklaşan devasa bir tehlikenin en ciddi semptomu.
00:46Peki, ne oluyor da bu kanıya varıyor?
00:48Yazarın argümanını tam olarak kavrayabilmek için önce birinci bölüme, yani onun ortaya attığı tarihsel iddiaya uzanmamız gerekiyor.
00:56Makalenin iskeletini, geçmişin oldukça keskin bir sınıflandırması oluşturuyor.
01:02Yazar, bugünkü siyasi kutuplaşmaları alıp, doğrudan Osmanlı'nın son dönemlerindeki tartışmalı bir tabloya bağlıyor.
01:10Bir tarafta, metnin iddiasıyla, o dönem imparatorluğun tüm kaymağını yiyen,
01:15ama bugün tek bir kalıba girip, biz Osmanlı torunlarıyız diyen azınlık toplumları var.
01:21Yazar, bu gruba Yahudileri, Ermenileri, Rumları, Arapları ve Kürtleri dahil ediyor.
01:27Diğer tarafta ise, makalenin gerçek Türkler olarak adlandırdığı kesim duruyor.
01:32Metne göre bu kesim, yoksullukla boğuşan, sürekli cepheden cepheye sürülüp,
01:37şehit ya da gazi olan ve o devasa imparatorluğun asıl ağır faturasını ödeyen taraftı.
01:43Yani yazar, geçmişte iki grup arasında devasa bir adaletsizlik yaşandığını öne sürüyor.
01:50Hatta yazar bu iddialarını çok çarpıcı tarihi detaylarla da destekliyor.
01:55Düşünsenize, metne göre o dönem, Fatih Sultan Mehmet'in fethettiği İstanbul'a girebilmek için adeta bir vize almanız gerekiyordu.
02:03Bitti mi? Hayır.
02:04Arabacılık, amelelik gibi en ağır ve düşük ücretli işlerde karın tokluğuna çalışabilmek için bile sizden iki kefil bulmanız isteniyordu.
02:13Ve yazarın özellikle altını çizdiği, belki de en ağır kısım şu,
02:18bu topraklarda yaşayan Türklerin kaba, köylü veya göçebe olarak görülüp ötekileştirilmesi
02:24ve onlara etrakı bir idrak yani anlayışsız idraksız Türkler gibi son derece aşağılayıcı etiketler yapıştırılması.
02:32İşte Metin, bu tarihi argümanı kurduktan sonra günümüzdeki bazı siyasi gruplara çok net bir eleştiri yöneltiyor.
02:39Yazar diyor ki, bugün mevcut lideri Asrın Abdülhamid'i olarak yüceltenler bir dönüp Sultan Abdülhamid'in son meclisi mebusanına bir
02:47baksınlar.
02:48Neden mi? Çünkü makale o meclisteki Türk milletvekili sayısının inanılmaz derecede az olduğuna dikkat çekiyor.
02:55Yazara göre, tarihi gerçekler bu kadar ortadayken yapılan bugünkü kıyaslamalar son derece temelsiz ve kendi içinde çelişkili.
03:02Peki, tüm bu tarihsel tartışmalar ve şikayetler bugüne nasıl bağlanıyor?
03:08İkinci bölüm olan, günümüzdeki siyasi ilgisizlik başlığında tam da bunu görüyoruz.
03:13Yazar, geçmişteki o dışlanmışlık ve ötekileştirilme hissini alıyor, bugünün siyasi umutsuzluğuyla birleştiriyor,
03:20diyor ki, geçmişte milliyetçiliğin ve dindarlığın tek sahibiymiş gibi davrananlar,
03:25bugün ülkenin gidişatıyla ilgili en ufak bir krizde ben siyasetle ilgilenmiyorum diyerek kenara çekiliyorlar.
03:32Metin, bunu bir tür sorumluluktan kaçış olarak okuyor ve o çok iyi bildiğimiz metaforları kullanıyor.
03:37Başını kuma gömen deve kuşları, üç maymunu oynamak ve o meşhur deyim, beni sokmayan yılan bin yaşasın.
03:44Makale, ülkenin temellerine zarar verilirken insanların bu tür bir bilinçli cehalet arkasına saklanmasını son derece sert bir dille eleştiriyor.
03:53Ve bu eleştiriler, bizi makalenin en can alıcı siyasi uyarılarından birine, üçüncü bölüme getiriyor.
04:00Siyaset, hiçbir zaman boşluk kabul etmez.
04:02Bu, gerçekten evrensel bir siyaset kuralıdır ve makale bunu yaklaşan bir fırtına uyarısı olarak kurguluyor.
04:08Eğer halk olarak, siz siyasetten elinizi çeker, o boşluğu yaratırsanız ne olur?
04:13O alanı elbette başkaları doldurur.
04:16Yazarın burada çizdiği çok net ve oldukça kutuplaştırıcı bir liste var.
04:20Metne göre, vatandaşın siyasi sorumluluklarını terk etmesi halinde,
04:24o meydan, mecliste Abdullah Yücalan'ın konuşmasını isteyenlere,
04:27dağdan afdedilip indirilenlere ve dem partili sözcülere kalacak.
04:30Aynı zamanda yazar, iktidarın da sadece milletvekili ve belediye başkanı transfer etmeye odaklandığını,
04:36dolayısıyla toplumun yarattığı boşluğun, işte tamamen bu aktörler ve bu anlayışta dolacağını iddia ediyor.
04:41Şimdi, siyasi aktörleri bir kenara bırakırsak,
04:45asıl konuşmamız gereken o çarpıcı sosyolojik kavrama geliyoruz.
04:48Dördüncü bölümümüz, kurbağa testi gerçekliği.
04:51İşte bu incelemenin tam kalbi burası.
04:54Kurbağa testinin o sarsıcı sosyal gerçekliği.
04:57Bakın, bu sadece kulaktan kulağa yayılan bir biyoloji efsanesi değil.
05:01Yazar bunu, kitlelerin görünmez bir fenakete,
05:05toplumsal bir çöküşe nasıl sürüklendiğini açıklayan,
05:08kusursuz bir psikolojik metafor olarak kullanıyor.
05:11Gözden kaçan, yavaş yavaş ve kademeli olarak gerçekleşen olumsuz değişimlerin,
05:16bir toplumun nasıl adım adım yok oluşa götürdüğünün hikayesi bu.
05:20İlgisiz bir halkın yaklaşan o devasa tehlikeyi,
05:24iş işten geçene kadar fark edememesi durumunu anlatıyor.
05:27Süreç aslında çok basit ama bir o kadar da korkutucu işliyor.
05:31Birinci adım, bir kurbağayı alıp doğrudan kaynar suyun içine atarsanız ne olur?
05:36Kurbağa anında reaksiyon gösterir, can havliyle zıplar ve o sudan kurtulur.
05:41Ama ikinci adıma geçer ve suyu yavaş yavaş, azar azar ısıtırsanız,
05:46işte asıl tehlike orada başlar.
05:48Kurbağa bu değişimi fark edemez.
05:51O tatlı uyuşukluk içinde haşlanarak ölür.
05:53Yazarın günümüz siyaseti için vurduğu nokta tam olarak bu.
05:57Siyasi ilgisizlik, toplumu işte o suyun içinde yavaşça kaynayan kurbağaya dönüştürüyor.
06:02Krizler birer birer normalleşiyor, tehlikeler sıradanlaşıyor ve herkes başını kuma gömüyor.
06:08Ani bir şok yaşanmadığı için kimseden kitlesel bir tepki gelmiyor.
06:12Ama günün sonunda o yıkım yavaş yavaş ve çesin bir şekilde gerçekleşiyor.
06:16Sonuç olarak o tarihsel tartışmalar, ilgisizlik metaforları ve kurbağa testinin o sarsıcı sosyal gerçekliği hepimizi çok büyük, tek bir soruyla
06:25baş başa bırakıyor.
06:26Yazar diyor ki, siyasetten uzak durmak aslında konforlu, güvenli bir alan falan değil.
06:32Tam tersine bu, ülkenin kaderini en çok karşı çıktığınız kişilerin ellerine altın tepside sunmaktır.
06:38Su yavaş yavaş ısınırken bu soru hepimizin aklında yankılanmalı.
06:42Eğer siz yoksanız, sizin yerinize siyasetle kimler ilgilenecek?
06:46Düşünme sırası şimdi sizde.
06:48Sorgulamaya ve araştırmaya devam edin.
06:51Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
Yorumlar

Önerilen