00:00Herkese merhaba. Bugün kelimelerin ardında bambaşka bir dünya saklayan, sadece şöyle bir okuyup geçemeyeceğiniz, gerçekten sarsıcı bir metni masaya yatırıyoruz.
00:09Mehmet Özkendirci'nin Yoklama adlı kısa öyküsünü inceleyeceğiz.
00:12Bakın bu sadece bir sınıfta geçen sıradan, nostaljik bir hikaye falan değil.
00:17Bu metin doğrudan doğruya topluma tutulan devasa ve açıkçası biraz da yüzleşmesi zor bir ayna.
00:23Şimdi hadi şu soruyla doğrudan konuya dalalım.
00:26Bir toplumun erdemleri bir gün aniden yoklamaya gelmeyi bırakırsa ne olur?
00:31Yani aylaki değerlerin, bizi biz yapan o görünmez kuralların birer birer ortadan kaybolduğunu düşünün.
00:37Üstelik sadece kaybolmakla da kalmıyorlar, yoklukları bir sınıfta yüksek sesle yüzünüze vuruluyor.
00:43Acaba böyle bir senaryoda toplum nasıl bir tepki verirdi?
00:46İşte Özkendirci bizi tam da bu rahatsız edici cümlenin, bu düşünce deneyinin tam kalbine davet ediyor.
00:521. Bölüm Toplumun Aynası, Yoklama Defteri ve Ali Hoca'nın Sınıfı
00:57Hikayemiz Ali Hoca'nın koltuğunun altında kalın bir yoklama defteriyle sınıfa girip,
01:02o hiç de alışık olmadığımız yoklamayı yapmasıyla başlıyor.
01:06Yazarın burada kurduğu temel edebi yapı çok zekice, isim kişileştirmesi.
01:10Yani iffet, şeref, ahlak, vicdan ve hakkı.
01:14Bunlar öyle havada asıl duran soyut kelimeler değil, bu sınıfta ete kemiğe bürünmüş, sıralarda oturan gerçek birer öğrenci.
01:21Ve hoca aslında öğrencilerini ararken gözlerimizin önünde toplumun çoktan kaybettiği o temel değerleri arıyor.
01:282. Bölüm Kayıp Erdemler, İsfet ve Ahlak
01:32Bakalım yoklama başlayınca neler oluyor?
01:36Ali Hoca listesine bakıp o ilk kritik isimleri okumaya başladığında,
01:40sınıftan öyle beklediğimiz gibi burada sesi falan gelmiyor.
01:44İffet diye sesleniyor hoca.
01:46Sınıftan alaycı bir gülüşme kopuyor ve sarsıcı bir cevap geliyor.
01:51İffet ve şerefin artık kötü yola düştüğünü, yozlaştığını, onları artık göremediklerini söylüyorlar.
01:57Ali Hoca'nın verebildiği tek tepki ise çaresiz, cılız bir mırıltı.
02:01Allah ıslah etsin.
02:03Ve yoklama o ağır havasıyla devam ediyor.
02:05Sıradaki isim, ahlak.
02:07Sınıfta yine aynı alaycı, vurdum duymaz gülüşmeler.
02:11Öğrencilerin o cevaplarındaki sinizme dikkatinizi çekmek istiyorum.
02:15Ahlakı bu devirde aramanın nafile bir çaba olduğunu,
02:18günümüzün yükselen trendinin, modasının artık ahlaksızlık olduğunu,
02:22hiç çekinmeden büyük bir rahatlıkla hocalarının yüzüne vuruyorlar.
02:25Yani buradaki asıl mesele şu,
02:28sınıftaki bu gençler, iffet, şeref veya ahlakın yokluğuna zerre kadar şaşırmıyorlar.
02:34Toplum, bu temel erdemlerin ortadan kaybolmasını artık iliklerine kadar normalleştirmiş.
02:40Hatta daha da kötüsü, bu erdemlerin yerini yeni bir ahlaksızlık trendi almış ve bu durum adeta benimsenmiş.
02:47Alışılmışın, doğru olanın yerini böylesine bir yozlaşmanın alması,
02:51bu metindeki toplumsal eleştirinin tam da bel kemiğini oluşturuyor.
02:55Üçüncü bölüm, cüzdanlara yenilen vicdan.
02:58Peki, eski değerler gidince, o boşluğu ne doldurdu?
03:03Ali Hoca, defterde umutsuzca ilerleyerek, vicdan diye sesleniyor bu kez.
03:08Sınıftan alaycı bir ooo sesi yükseliyor.
03:11Ve öğrenciler, modern zamanların o en yıkıcı, en soğuk gerçeğini adeta tokat gibi çarpıyorlar.
03:18Hani Köroğlu'nun o meşhur sözü vardır ya, silah icadı oldu, mertlik bozuldu diye.
03:22İşte şimdilerde de, cüzdanlar doldu, vicdanlar unutuldu diyorlar.
03:27Yazarın burada, vicdan ve cüzdan kelimeleri arasındaki kafiyeyi kullanması kesinlikle tesadüf değil.
03:34Harika bir tezatlık kuruyor.
03:36İnsanın vicdanının, tamamen maddi zenginliğe ve kişisel çıkarlara nasıl yenik düştüğünü resmediyor.
03:42Cüzdanın şişmesi, vicdanın o masadan tamamen kalkıp gitmesi demek oluyor.
03:47Dördüncü bölüm, başkentteki yalan korosu, kurumsallaşmış yalan.
03:52İşte tam bu noktada, hikaye sadece kişisel bir ahlak dersi olmaktan çıkıp, çok daha geniş ve keskin bir politik alegoriye
04:00evriliyor.
04:01Ali Hoca listeden yalanı okuduğunda, öğrenciler adeta ayaklanıyor.
04:06Yalanın, öyle kendi sınıfları gibi küçük yerlerde olmadığını, yazarın kurgusuna göre yalanın aslında başkentte, yani Ankara'da resmen kurumsallaştığını iddia ediyorlar.
04:15Metindeki öğrencilerin gözlemleri son derece spesifik ve sivri dilli.
04:20Meclis için süzme yalancılar korosu tabirini kullanıyorlar.
04:24Siyasetçilerin kurulu bir plak gibi hamasi sloganlar attığını, ama iş gerçeklere geldiğinde, mesela gerçek gazi ve şehitlerin haklarına geldiğinde sessiz
04:33kaldıklarını savunuyorlar.
04:34Bakın, bu metnin sunduğu çok net bir tablo.
04:37Yazar, yalanın bireysel bir kusur olmaktan çıkıp, kurumların içine sızmış yapısal bir karaktere dönüştüğünü öğrencilerin ağzından aktarıyor.
04:45Ve 5. Bölüm, Hakkın'ın Acı Gerçeği
04:48İncelememizin en kritik, en vurucu noktası.
04:51Şimdi, burada tempomuzu tamamen düşürelim.
04:54O arka sıralardaki gürültülü, alaycı ve umursamaz kalabalıktan uzaklaşıp, hikayenin merkezindeki o büyük yaraya, Hakkın'ın yaşadığı acı gerçeklere geliyoruz.
05:04Ali Hoca'nın artık gözleri doluyor, yutkunuyor, sınıfta duydukları karşısında büyük bir enkazın altında kalmış gibi.
05:10Ve defterdeki o son isme, tükenmiş, paramparça olmuş bir umutla sesleniyor.
05:15Hakkı
05:16Bu kez az önce duyduğumuz o toplu kahkahalar veya alaycı sesler yok.
05:21Bambaşka bir tablo var karşımızda.
05:23Hikayenin en yürek burkanağını.
05:26Ön sıralarda, omuzları tamamen çökmüş, boynu bükük bir öğrenci duruyor.
05:31Hakkı
05:31Bütün yaşam enerjisi, varoluş gayesi, çekilip alınmış gibi.
05:35Sadece hocasının duyabileceği kadar cılız, kırılgan ve adeta ezilmiş bir sesle cevap veriyor.
05:42Buradayım hocam.
05:43Hoca elbette öğrencisinin bu tükenmiş, bitkin halini fark ediyor.
05:47Ama arkasında yatan o devasa ve acı gerçekten hala habersiz.
05:51Şefkatli bir öğretmen içgüdüsüyle eğilip,
05:53Evladım sesin çok kısık çıkıyor, boğazında bir sorun mu var?
05:57Biraz yüksek sesle konuş diyor.
05:59Fakat hakkının boğazında fizyolojik bir hastalık yok.
06:01Hakkının boğazına düğümlenen şey, adaletin, koca bir toplum tarafından göz göre göre yok edilişi.
06:07Hakkının taşıdığı yük, o sessizliğin ta kendisi.
06:10Ve hakkının verdiği o nihai, o sarsıcı cevap her şeyi özetliyor.
06:16Beni yiye yiye bitirdiler hocam, diyor.
06:19Hakkının yaşadığı acı gerçek tam olarak bu işte.
06:22Kendi kimliğinin, toplumda tutunacak dalının nasıl paramparça edildiğini haykırıyor o cılız ses.
06:28Onu etyafını saran o korkunç yozlaşmışlık, o umursamaz trendler yiye yiye tüketmiş.
06:34Adalet arayışının, hakkaniyetin son nefesi bu.
06:37Yazarın burada kurduğu kelime oyunu edebiyatın ötesinde devasa bir felsefi ağırlık taşıyor.
06:44Hak, yani adalet, hukuk, doğruluk.
06:46Eğer toplum bu kavramı tamamen yiyip bitirmişse, hakkı ismindeki o bireyin, o öğrencinin nasıl sesi çıkabilir ki?
06:54Toplumsal çürüme öylesine derin bir boyuta ulaşmış ki, bireysel adaleti tamamen ezip geçmiş,
07:00onun sesini kısmış, var olmasına, ayağa kalkması için gereken zemini ortadan kaldırmış.
07:05Ve bu muazzam incelemenin sonuna gelirken, hikayenin bizi bıraktığı o rahatsız edici ama mecburi noktadayız.
07:13Şimdi bu aynayı sınıftan alıp kendi sokağımıza, kendi dünyamıza çevirme vakti.
07:18Şöyle bir etrafınıza baktığınızda, ifset, ahlak veya vicdan yoklamalara katılıyor mu?
07:23Ve en can alıcı soru, ortada hak yoksa, hakkının sesi nasıl çıksın?
07:28Sizin dünyanızda, sizin kurumlarınızda, çevrenizde hakkının hala duyulabilir gür bir sesi var mı?
07:34Yoksa o da omuzları çökmüş, en önde sessizce kaderini mi bekliyor?
07:38Bunu gerçekten düşünmenizi istiyorum.
07:41Bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler.
07:43Bu zor soruların cevaplarını ararken hepimize zihin açıklığı diliyorum.
07:47Hoşçakalın.