00:00Herkese merhaba, bugünkü analizimize hoş geldiniz.
00:03Bugün masamızda oldukça sert, çarpıcı ve bir o kadar da düşündürücü bir metin var.
00:08Yazar Mehmet Edip Ören'in, Türk toplumunun mevcut durumunu adeta bir röntgen cihazından geçirdiği o çok konuşulan makalesini inceleyeceğiz.
00:15Siyasetten, ekonomiye, demografiden, din eğitimine kadar çok geniş bir yelpazeyi ele alıyor yazar.
00:20Ama aslında tüm bu farklı konular, hepimizin gözünün önünde duran o büyük toplumsal semptomların birer parçası.
00:26Amacımız burada kimseyi yargılamak veya bir taraf seçmek değil.
00:29Sadece yazarın birbiriyle bağlantılı gördüğü bu kriz tablosunu adım adım tarafsız bir şekilde çözümlemek.
00:35Peki gündemimizde neler var?
00:37Bu yoğun metni daha rahat anlayabilmek için 5 temel başlığı ayırdık.
00:41Sırasıyla, siyasi kutuplaşma ve seçimler, nüfusun yaşlanması, ekonomi ve gıda enflasyonu, din eğitimi ve yolsuzluk.
00:49Son olarak da toplumsal önceliklerimizin nasıl değiştiğine bakacağız.
00:54Yazar, makalesinde futboldan siyasete kadar hemen her şeye değiniyor, evet.
00:58Ancak birazdan siz de göreceksiniz, tüm bu argümanların asıl dayanak noktası, bugünkü incelememizin de ana odağı olan çok sarsıcı bir
01:06gerçek, Türkiye nüfusunun hızla yaşlanıyor olması.
01:10Lafı hiç uzatmadan hemen ilk ana başlığımız olan siyasi kutuplaşma ve seçimler konusuyla başlayalım.
01:15Yazar, toplumsal eleştirisine güncel siyasi iklimi hedef alarak aslında hepimizin içini burkan nostaljik bir metaforla başlıyor.
01:23Eskileri hatırlarsınız, sokaklardan eskiciler geçerdi, eski eşyalarımızı verip karşılığında o meşru plastik leğenlerden alırdık.
01:31İşte yazar, siyasetteki ve toplumdaki mevcut tabloya duyduğu derin hayal kırıklığını şu çarpıcı cümleyle özetliyor.
01:38Keşke bazı insanları verip yerine leğen alabilseydik. Gerçekten çok ironik değil mi?
01:44Yazar bu sözüyle aslında liyakat ve değer kayıplarına dair hissettiği bıkkınlığı dile getiriyor.
01:49Öğrene göre günümüzdeki siyasi tartışmaların büyük bir kısmı devasa bir dikkat dağıtma operasyonundan ibaret.
01:56Makalede liderlerin özellikle de seçim dönemleri yaklaşırken toplumu nasıl bilerek kutuplaştırdığı iddia ediliyor.
02:03Hatta yazar argümanını desteklemek için hem Netanyahu hem de Erdoğan örneklerini vererek siyasilerin halkı kutuplaştıran yapay çatışmalar yarattığını öne sürüyor.
02:13Öğren bu durumu kayıkçı kavgaları olarak nitelendiriyor.
02:16Yani ona göre ekranlarda izlediğimiz o sert tartışmaların asıl amacı toplumun gerçek ve yapısal sorunlarını ustalıkla kamufle etmek.
02:24İşte tam bu noktada siyasi ilüzyonların perdesini aralıyoruz ve yazarın en çok üstünde durduğu o en kritik ikinci başlığa geliyoruz.
02:34Nüfusun yaşlanması ve bunun sarsıcı etkileri.
02:37Yazar az önce bahsettiğimiz o siyasi gürültünün altında çok karanlık bir demografik kriz yattığı konusunda bizi kesin bir dille uyarıyor.
02:46Biliyorsunuz yıllardır siyasette sıkça duyduğumuz 3 çocuk 5 çocuk yapın şeklindeki söylemler var.
02:52Öğren'in iddiasına göre bu tür politik sloganlar masum birer tavsiye değil.
02:57Aslında ülkenin demografik olarak çöküşe geçtiğini gizlemeye çalışan çaresiz bir kamuflaj.
03:03Şimdi yazarın sunduğu bu veriler gerçekten ama gerçekten çok çarpıcı.
03:08Yıllarca Türkiye'nin en büyük gücü genç nüfusudur dedik değil mi?
03:12Öğren diyor ki o efsane artık bitti.
03:15Bir zamanlar Avrupa'nın en dinamik, en genç ülkesiydik ama bu avantajı tamamen heba ettik.
03:21Rakamlara göre 0-14 yaş grubu dediğimiz çocuk ve genç nüfusun artış hızı çakılmış durumda.
03:28Buna karşılık 65 yaş ve üzeri nüfusta inanılmaz aşırı bir sıçrama var.
03:33İşin özeti şu, Türkiye artık genç ve dinamik bir ülke değil.
03:37Tam aksine sırtındaki ekonomik bükü taşıyamayacak kadar hızlı ve tehlikeli bir şekilde yaşlanan bir topluma dönüşüyor.
03:44Peki, hızla yaşlanan bu nüfusu günlük hayatta ne bekliyor?
03:49Bu sorunun cevabı bizi yazarın ekonomik eleştirisini yaptığı üçüncü başlığa, ekonomi ve gıda enflasyonuna götürüyor.
03:56Ören'in çizdiği tablo hiç iç açıcı değil.
04:00Karşımızda sadece yaşlanan bir il, aynı zamanda işsizlikle ezilen, geçinemeyen ve en temel sağlık hizmetlerine bile ulaşmakta zorlanan bir kitle
04:09var.
04:09Yazar burada çok net bir ifade kullanıyor ve Türkiye'nin tarımı bitirmesi yüzünden dünya çapında gıda enflasyonu şampiyonu olduğunu iddia
04:17ediyor.
04:18Yani o yaşlı nüfus sadece sağlık sorunlarıyla değil, aynı zamanda market raflarındaki ateş pahası fiyatlarla, kısacası açlıkla da mücadele etmek
04:27zorunda bırakılıyor.
04:28Yazar bu ekonomik yıkımın toplumun sadece cebine değil, genetiğine yani fiziksel gelişimine de yansıdığını çok vurucu bir kıyaslamayla açıklıyor.
04:37Diyor ki, geçmişteki nesillere bir bakın, et ve proteine nispeten daha kolay ulaşabildikleri için boylu, poslu, güçlü, kuvvetli bir nesildi.
04:46Şimdi bugünkü gençliğe, bugünün çocuklarına bakın.
04:50Ağırlıklı olarak tıhıl, makarna ve bulgurla beslenmek zorunda kaldıkları için giderek çelimsizleşen, fiziksel olarak küçülen ve hastalıklara açık hale gelen
04:59bir nesle dönüştüler.
05:01Ekonomik çöküş, yazara göre resmen toplumun fiziksel evrimini tersine çeviriyor.
05:06Fiziksel gıdasızlıktan bahsedip bu kadar karamsar bir tablo çizdikten sonra yazar, rotasını manevi beslenmeye, yani dördüncü bölümümüz olan din eğitimi
05:15ve yolsuzluk meselesine çeviriyor.
05:17Ören, burada bizi devasa bir toplumsal çelişkiyle yüzleştirmek için OECD'nin yolsuzluk raporlarına başvuruyor.
05:23Karşılaştırmak gerçekten sarsıcı.
05:26Bir yanda nüfusunun %99'u Müslüman olduğu söylenen ama aynı zamanda yolsuzlukta dünya ikincisi olan bir Türkiye var.
05:34Diğer yanda ise nüfusunun %85'inin ateist olduğu bilinen, ancak yolsuzluk endeksinde dünyanın en temiz yani sonuncu ülkesi olan İsveç
05:43duruyor.
05:43İşte tam da bu istatistiğin üzerine yazar, hepimizin zaman zaman içinden geçirdiği o çok haklı, çok kritik soruyu soruyor.
05:51Eğer bizim inandığımız din, hırsızlığı, rüşveti, adam kayırmayı ve sömürüyü bu kadar kesin, bu kadar tavizsiz bir şekilde yasaklıyorsa,
06:00nasıl oluyor da biz ülke olarak yolsuzlukta şampiyonluğa oynayabiliyoruz?
06:04Yazarın buna verdiği cevap kısa ve net.
06:07Bize din diye satılan şeyle dinin aslı arasında uçurumlar var.
06:12Peki bu ahlaki çöküşün çözümü ne?
06:15Örenin oldukça net ve radikal bir önerisi var.
06:18İlk okullarda Türkçe Kur'an-ı Kerim derslerinin zorunlu hale getirilmesi.
06:22Neden ne?
06:23Yazar, insanların inançlarını aracı kurumlar olmadan kendi ana dillerinde ve birinci elden öğrenmeleri gerektiğine inanıyor.
06:31Ancak bu şekilde din kisvesi altında devasa ticari holdinglere dönüşmüş tarikatların istismarının engellenebileceğini savunuyor.
06:39Ona göre halk dini anladığında kendisine şükretmeyi ve sabretmeyi emredip kendileri lüks ciplere binen, şatafat içinde yaşayan o yöneticilerin maskesi
06:49de kendiliğinden düşecek.
06:50Ve geliyoruz son başlığımıza, 5. bölüme, toplumsal önceliklerin değişimi.
06:56Yazar tüm bu eleştirilerini, modern toplumumuzun nasıl tamamen pusulasını şaşırdığını anlatarak noktalıyor.
07:01Yazarın burada çok büyük bir sitemi var.
07:04Şöyle düşünün, bir yanda ekonomik krizle boğuşan, yaşlanan, gıdaya bile doğru dürüst ulaşamayan bir halk var.
07:11Ama diğer yanda aynı halk, elinde avucunda kalan son enerjiyi ve milyonlarca liralık kaynağı yabancı futbolcuları havalimanlarında karşılamaya, onlara stadyumlarda
07:2240 bin kişilik imza törenleri düzenlemeye harcıyor.
07:25Ören, yabancı sporcuların adeta birer ilah gibi kutsanırken, bu vatan için bedel ödemiş kendi gazilerimize, kendi gerçek kahramanlarımıza sırt çevrilmesini,
07:35kimsenin onların kapısını çalmamasını, inanılmaz bir vefasızlık ve akıl tutulması olarak görüyor.
07:41Ve yazar, makalesinin sonunda okuyucuyu tabiri caizse tam kalbinden vuran o spesifik soruyu soruyor.
07:48Ya o stadyumu dolduran 40 bin taraftarın hepsi değil, sadece bin tanesi, sadece bin kişi o enerjiyi ve o büyük
07:57desteği yabancı bir futbolcuya değil de gidip kendi gazilerimize, kendi kahramanlarımıza destek olmak için kullansaydı, toplum olarak neleri değiştirebilirdik?
08:06Bu soru, aslında hepimizin kaybettiği o milli değerlere ve toplumsal vefaya geri dönüş için atılmış bir çığlık.
08:13Tüm bu derinlemesini analizli toparladığımızda karşımıza çıkan tablo şu, siyasi ilüzyonlarla kutuplaştırılan, kaliteli gıdaya ulaşamadığı için fiziksel olarak gerileyen, inancı
08:23istismar edilen ve en fenası da tüm gücünü kaybederek hızla yaşlanan bir toplum, gençliğini yitiren bu yapının elinde kalan son
08:31kırıntıları da yanlış kahramanlara, yanlış önceliklere harcaması sizce bir tesadüf mü?
08:36Hızla yaşlanan ve gerçek sorunlarından kaçan bir toplum olarak o eski plastik leğenlerimizden vazgeçip gerçeklerle yüzleşmeye hazır mıyız?
08:44Bu sorunun cevabını o çok değerli düşüncelerinize bırakıyorum.
08:48Bugünkü analizimize katıldığınız için teşekkürler, şimdilik hoşçakalın.
Yorumlar