00:00Herkese merhaba. Bugün elimizde gerçekten insanın içine dokunan, okuduğunuzda nasıl yani diyeceğiniz türden bir metin var.
00:07Yazar Erol Sunat'ın kaleme aldığı bir makaleyi inceleyeceğiz.
00:11Metin, bizzat uğruna canlarını ortaya koydukları o meclise girmeleri engellenen Türk gazilerinin yaşadığı trajikomik duruma ele oluyor.
00:19Düşünsenize, toplumun en saygı değer kesimisiniz ama kapılar yüzünüze kapanıyor.
00:24Gelin bu biyokratik engele ve kültürel çelişkiye birlikte adım adım bakalım.
00:30Peki, işin özüne inelim.
00:32Yazar, daha yazısının en başında çok güçlü, aslında her şeyi özetleyen bir soru atıyor ortaya.
00:39Gazi bir meclis, kapılarını gazilere kapatır mı? Soru bu.
00:43Bir yanda baş tacı edilen, kutsal sayılan bir kavram var, diğer yanda o kavramın bizzat yaşayan temsilcilerine kapanan demir kapılar.
00:52İnceleyeceğimiz bu büyük tezadın tam kalbinde işte bu soru yatıyor.
00:56Şimdi bu çelişkiyi tam olarak kavrayabilmek için önce şu kelimelerin bizdeki kültürel ağırlığına bir bakmamız lazım.
01:04Gazi kelimesi öylesine verilmiş sıradan bir ünvan değil biliyorsunuz.
01:07Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bizzat kendisi de bu gazi ünvanını taşıyor.
01:12Neden?
01:13Çünkü sunadın da hatırlattığı gibi o zorlu istiklal savaşı yıllarında bu milletin bağımsızlık mücadelesini bizzat bu meclis yönetmişti.
01:20Yani ortada çok tarihi, çok kutsal bir rol var.
01:24Üstelik bu sadece geçmişte tarih kitaplarının sararmız sayfalarında kalmış bir ünvan falan da değil.
01:30Yazarın metinde tek tek saydığı şu fedakarlık nesillerine bir bakın.
01:33İstiklal savaşıyla başlıyor, Kore'ye uzanıyor, oradan Kıbrıs'a, sınır ötesi harekatlara kadar giden kesintisiz bir çizgi var karşımızda.
01:41Yazar aslında şunu demek istiyor, bu topraklarda vatan savunması ve fedakarlık nesilden nesile aktarılan, yaşayan ve nefes alan bir tarih.
01:50İşte tam bu noktada yazar o büyük tarihi tabloyu bir kenara bırakıp bizi çok daha kişisel, çok daha sıcak bir
01:57anıya götürüyor.
01:58Yıl 1968-9 Eylül günü.
02:01Ağır bürokratik eleştirilere falan girmeden önce metnin bizi böyle insani, yaşanmış bir hikayeyle karşılaması konuyu çok daha hissedilebilir kılıyor açıkçası.
02:11Yazar o zamanlar henüz İzmir'de bir lise öğrencisi.
02:14Emniyet komiseri olan babası, resmi geçikten dönen gazileri karakolun avlusunda çaya davet ediyor.
02:20Ve yazarın anlattığına göre, babası, oğlum lisede okuyor diyerek onu bizzat İstiklal savaşı gazilerinin arasına oturtuyor.
02:28Düşünsenize o anı, yazarın gazilere duyduğu o derin saygının tohumları metne göre tam da o gün o masada atılıyor.
02:35O günkü gazileri, dinç, açık sözlü, mangal yürekli insanlar olarak anlatıyor yazar.
02:42İnönüs savaşlarından çıkıp İzmir'e kadar yürüyen bu kahramanlara duyduğu çocukluk hayranlığı, yıllar sonra Kıbrıs gazileriyle yaptığı röportajlara da yansımış
02:51haliyle.
02:51Metin bize şunu gösteriyor, o dönemin çocukları için gaziler tartışmasız birer efsaneydi ve toplumda her zaman sarsılmaz bir saygı uyandırıyorlardı.
03:01Ama tabii bu büyük saygının arkasında yatan çok ağır, çok sarsıcı bir gerçeklik var.
03:07Bir askerin ödediği fiziksel bedeller son derece somut.
03:11Mayına basmak, şarapnel yaraları, terörist kurşunları, kolların, bacakların hatta gözlerin kaybı.
03:16Bu listeye bakarken yazarın hissettirdiği o ağır ve kasvetli havayı solumamak imkansız.
03:22Dağlarda bedellerinin bir parçasını bırakıp, tabiri caizse delik deşik yaşamaya devam eden insanlardan bahsediyoruz burada.
03:29Ve işte tüm bu acı bedeller ödenirken, Metin'in belki de en vurucu, en kilit cümlesi çıkıyor karşımıza.
03:36Kurşun rütbe sormuyordu, adam da seçmiyordu.
03:41Ne kadar doğru değil mi?
03:42Savaş meydanındasınız, canınızı ortaya koymuşsunuz, orada bir er ile yüksek rütbeli bir subay arasında zerre kadar fark yok.
03:50Yazar, fedakarlığın o apoletlerden, askeri statülerden tamamen bağımsız, mutlak bir eşitlik durumu olduğunun altını çiziyor.
03:59Üstelik bu fedakarlık birkaç biresel hikayeden ibaret değil, devasa bir toplumsal yaradan bahsediyoruz.
04:05Yazarın verdiği rakam çarpıcı, 1970'lerden bu yana on binlerce şehit.
04:11Sunat'ın makalesindeki o dokunaklı ifadeyle, bugün Anadolu'da ateşin düşmediği, içinde bir şehit veya gazi barındırmayan tek bir köy, tek
04:19bir kasaba bile kalmadı.
04:21Bu ateş düştüğü her yeri, koca bir coğrafyanın ciğerini yaktı kavurdu.
04:25Böylesine büyük bir kayıp tablosunun içinde, yazar çok benzerfiz bir kültürel detaya dikkatimizi çekiyor.
04:31Şimdi bir düşünün, dünyada başka hangi kültürde evlatlar askere ya gazi ol ya şehit denilerek uğurlanır?
04:39Başka bir örneği var mı sanmıyorum.
04:41Sunat, Türk milletinin vatan savunmasıyla kurduğu bu mistik, bu sarsılmaz bağı işte bu cümleyle özetliyor.
04:48Bu alelade bir veda falan değil.
04:50Bu bin yıllık çok derin bir duanın ta kendisi.
04:53Peki, asıl can alıcı noktaya geldik şimdi.
04:56Toplumun, evlatlarını bu kadar yüce bir duayla cepheye gönderdiği, onlara sınırsız bir saygı duyduğu bir kültürde yaşıyoruz.
05:04Hal böyleyken, nasıl oluyor da bugün gazi meclisin kapıları bu insanlara kapanabiliyor?
05:08O köklü kültürel mirasla, bugünün bürokratik gerçekliği arasındaki bu devasa uçurum neden?
05:14İşte makalenin ana eksenini oluşturan, yazarın isyan ettiği o büyük ironi tam olarak bu.
05:19Sunat'ın aktardığı o acı modern gerçeklik sahnesi burada başlıyor.
05:24Çeşitli hak eşitsizliklerine karşı seslerini duyurmak isteyen gaziler,
05:29kalkıp Ankara'ya Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, yani bizzat kendi unvanlarını taşıyan gazi meclisin kapısına geliyorlar.
05:37Ama yazarın büyük bir şaşkınlık ve üzüncülü aktardığına göre, bu kahramanlar içeri alınmıyor.
05:43Kapıdan geri çevriliyorlar.
05:45Makalenin merkezindeki bu inanılmaz çelişki, adeta tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne.
05:50Bence olayın trajedisini asıl katlayan şey, kapıdaki o müdahale anında yaşananlar.
05:57O kapıda yıllarca saygı duymayı, kahraman bilmeyi öğrendikleri bu insanları durdurmak için kesin emir almış genç polis memurları var.
06:06Emir demiri keser kuralının işlediği o gergin anlarda, kameralara ağlarken yansıyan genç polisler.
06:12Bu sadece yazarın değil, okuyan herkesin yüreğini burkan, durumu çok iyi özetleyen bir detay metinde.
06:18Şimdi, bu slide'da dikkatinizi çekmek istediğim çok önemli bir şey var.
06:23Gazileri o meclis kapısına kadar getiren, o polisleri gözyaşlarına boğan krizin temelinde ne var biliyor musunuz?
06:30Bürokratik çelişkiler.
06:31Yazar burada çok net bir haksızlığa işaret ediyor.
06:34Aynı cephete savaşmış, aynı uzvunu kaybetmiş insanlar, sırf rütbeleri farklı diye veya farklı bakanlıklara bağlılar diye eşitsiz bir muamele görüyor.
06:43Devletin fedakarlığın karşılığını statüye göre ayırması, tüm bu protestoların fitilini ateşleyen ana sebep olarak gösteriliyor.
06:51Metnin sonlarına doğru gelirken, yazar talebini çok net, çok adil bir çerçeveye oturtuyor.
06:56Hani o daha önce bahsettiğimiz kurşun rütbe sormaz mantığı vardı ya, işte o tam burada tekrar devreye giriyor.
07:03Yazar özette şunu söylüyor.
07:04Madem ki savaş meydanında ölüm ya da yaralanma adam seçmiyor, rütbe sormuyor, o zaman devletin bu insanlara sunacağı haklar, göstereceği
07:12vefa da rütbeye göre değişmemelidir.
07:14Canını ortaya koyan herkes eşit haklara sahip olmalı, diyor.
07:17Ve bu incelememizi yazar Erol Sunat'ın bizi baş başa bıraktığı, gerçekten uzun uzun düşünmemiz gereken o nihai soruyla noktalıyoruz.
07:28Yüzyıllardır ya gazi ol ya şehit diyerek evlatlarını cepheye gönderen bu toplum, onlara haklarını verirken rütbe ayrımını bir kenara bırakamaz
07:37mı?
07:37Bu soru, sahip olduğumuz kültürel değerlerle, bürokrasinin soğuk yüzü arasındaki uçurumu kapatmaya yönelik çok açık bir çağrı aslında.
07:45Bugünkü kaynak incelememizde bize katıldığınız için teşekkürler.
07:50Umarım metnin barındırdığı o derin mesajları sizlere net bir şekilde aktarabilmişizdir.
07:55Bir sonraki anlatımda görüşmek üzere, hoşçakalın.