Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Erol Sunat’ın bu yazısı, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinden bugüne kadar vatan savunmasında yer alan gazilerimizin manevi kıymetini ve toplumsal yerini duygusal bir dille ele almaktadır. Yazıda, İstiklal Savaşı’ndan sınır ötesi operasyonlara kadar uzanan süreçte fedakarlık yapan kahramanların yaşadığı zorluklar ve toplumun onlara olan vefa borcu vurgulanmaktadır. Yazar, şahsi anıları üzerinden gazilerin onurlandırılması gerektiğini belirtirken, son dönemde hak arayışı sırasında yaşadıkları incitici olaylara ve maruz kaldıkları bürokratik engellere dikkat çekmektedir. Gazi Meclis kavramıyla özdeşleşen bu isimlerin hiçbir ayrım gözetilmeksizin hak ettikleri saygı ve imkanlara kavuşması gerektiği savunulmaktadır. Nihayetinde eser, gazileri Türk milletine emanet edilmiş, baş tacı edilmesi gereken kutsal değerler olarak nitelendirmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugün elimizde gerçekten insanın içine dokunan, okuduğunuzda nasıl yani diyeceğiniz türden bir metin var.
00:07Yazar Erol Sunat'ın kaleme aldığı bir makaleyi inceleyeceğiz.
00:11Metin, bizzat uğruna canlarını ortaya koydukları o meclise girmeleri engellenen Türk gazilerinin yaşadığı trajikomik duruma ele oluyor.
00:19Düşünsenize, toplumun en saygı değer kesimisiniz ama kapılar yüzünüze kapanıyor.
00:24Gelin bu biyokratik engele ve kültürel çelişkiye birlikte adım adım bakalım.
00:30Peki, işin özüne inelim.
00:32Yazar, daha yazısının en başında çok güçlü, aslında her şeyi özetleyen bir soru atıyor ortaya.
00:39Gazi bir meclis, kapılarını gazilere kapatır mı? Soru bu.
00:43Bir yanda baş tacı edilen, kutsal sayılan bir kavram var, diğer yanda o kavramın bizzat yaşayan temsilcilerine kapanan demir kapılar.
00:52İnceleyeceğimiz bu büyük tezadın tam kalbinde işte bu soru yatıyor.
00:56Şimdi bu çelişkiyi tam olarak kavrayabilmek için önce şu kelimelerin bizdeki kültürel ağırlığına bir bakmamız lazım.
01:04Gazi kelimesi öylesine verilmiş sıradan bir ünvan değil biliyorsunuz.
01:07Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bizzat kendisi de bu gazi ünvanını taşıyor.
01:12Neden?
01:13Çünkü sunadın da hatırlattığı gibi o zorlu istiklal savaşı yıllarında bu milletin bağımsızlık mücadelesini bizzat bu meclis yönetmişti.
01:20Yani ortada çok tarihi, çok kutsal bir rol var.
01:24Üstelik bu sadece geçmişte tarih kitaplarının sararmız sayfalarında kalmış bir ünvan falan da değil.
01:30Yazarın metinde tek tek saydığı şu fedakarlık nesillerine bir bakın.
01:33İstiklal savaşıyla başlıyor, Kore'ye uzanıyor, oradan Kıbrıs'a, sınır ötesi harekatlara kadar giden kesintisiz bir çizgi var karşımızda.
01:41Yazar aslında şunu demek istiyor, bu topraklarda vatan savunması ve fedakarlık nesilden nesile aktarılan, yaşayan ve nefes alan bir tarih.
01:50İşte tam bu noktada yazar o büyük tarihi tabloyu bir kenara bırakıp bizi çok daha kişisel, çok daha sıcak bir
01:57anıya götürüyor.
01:58Yıl 1968-9 Eylül günü.
02:01Ağır bürokratik eleştirilere falan girmeden önce metnin bizi böyle insani, yaşanmış bir hikayeyle karşılaması konuyu çok daha hissedilebilir kılıyor açıkçası.
02:11Yazar o zamanlar henüz İzmir'de bir lise öğrencisi.
02:14Emniyet komiseri olan babası, resmi geçikten dönen gazileri karakolun avlusunda çaya davet ediyor.
02:20Ve yazarın anlattığına göre, babası, oğlum lisede okuyor diyerek onu bizzat İstiklal savaşı gazilerinin arasına oturtuyor.
02:28Düşünsenize o anı, yazarın gazilere duyduğu o derin saygının tohumları metne göre tam da o gün o masada atılıyor.
02:35O günkü gazileri, dinç, açık sözlü, mangal yürekli insanlar olarak anlatıyor yazar.
02:42İnönüs savaşlarından çıkıp İzmir'e kadar yürüyen bu kahramanlara duyduğu çocukluk hayranlığı, yıllar sonra Kıbrıs gazileriyle yaptığı röportajlara da yansımış
02:51haliyle.
02:51Metin bize şunu gösteriyor, o dönemin çocukları için gaziler tartışmasız birer efsaneydi ve toplumda her zaman sarsılmaz bir saygı uyandırıyorlardı.
03:01Ama tabii bu büyük saygının arkasında yatan çok ağır, çok sarsıcı bir gerçeklik var.
03:07Bir askerin ödediği fiziksel bedeller son derece somut.
03:11Mayına basmak, şarapnel yaraları, terörist kurşunları, kolların, bacakların hatta gözlerin kaybı.
03:16Bu listeye bakarken yazarın hissettirdiği o ağır ve kasvetli havayı solumamak imkansız.
03:22Dağlarda bedellerinin bir parçasını bırakıp, tabiri caizse delik deşik yaşamaya devam eden insanlardan bahsediyoruz burada.
03:29Ve işte tüm bu acı bedeller ödenirken, Metin'in belki de en vurucu, en kilit cümlesi çıkıyor karşımıza.
03:36Kurşun rütbe sormuyordu, adam da seçmiyordu.
03:41Ne kadar doğru değil mi?
03:42Savaş meydanındasınız, canınızı ortaya koymuşsunuz, orada bir er ile yüksek rütbeli bir subay arasında zerre kadar fark yok.
03:50Yazar, fedakarlığın o apoletlerden, askeri statülerden tamamen bağımsız, mutlak bir eşitlik durumu olduğunun altını çiziyor.
03:59Üstelik bu fedakarlık birkaç biresel hikayeden ibaret değil, devasa bir toplumsal yaradan bahsediyoruz.
04:05Yazarın verdiği rakam çarpıcı, 1970'lerden bu yana on binlerce şehit.
04:11Sunat'ın makalesindeki o dokunaklı ifadeyle, bugün Anadolu'da ateşin düşmediği, içinde bir şehit veya gazi barındırmayan tek bir köy, tek
04:19bir kasaba bile kalmadı.
04:21Bu ateş düştüğü her yeri, koca bir coğrafyanın ciğerini yaktı kavurdu.
04:25Böylesine büyük bir kayıp tablosunun içinde, yazar çok benzerfiz bir kültürel detaya dikkatimizi çekiyor.
04:31Şimdi bir düşünün, dünyada başka hangi kültürde evlatlar askere ya gazi ol ya şehit denilerek uğurlanır?
04:39Başka bir örneği var mı sanmıyorum.
04:41Sunat, Türk milletinin vatan savunmasıyla kurduğu bu mistik, bu sarsılmaz bağı işte bu cümleyle özetliyor.
04:48Bu alelade bir veda falan değil.
04:50Bu bin yıllık çok derin bir duanın ta kendisi.
04:53Peki, asıl can alıcı noktaya geldik şimdi.
04:56Toplumun, evlatlarını bu kadar yüce bir duayla cepheye gönderdiği, onlara sınırsız bir saygı duyduğu bir kültürde yaşıyoruz.
05:04Hal böyleyken, nasıl oluyor da bugün gazi meclisin kapıları bu insanlara kapanabiliyor?
05:08O köklü kültürel mirasla, bugünün bürokratik gerçekliği arasındaki bu devasa uçurum neden?
05:14İşte makalenin ana eksenini oluşturan, yazarın isyan ettiği o büyük ironi tam olarak bu.
05:19Sunat'ın aktardığı o acı modern gerçeklik sahnesi burada başlıyor.
05:24Çeşitli hak eşitsizliklerine karşı seslerini duyurmak isteyen gaziler,
05:29kalkıp Ankara'ya Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, yani bizzat kendi unvanlarını taşıyan gazi meclisin kapısına geliyorlar.
05:37Ama yazarın büyük bir şaşkınlık ve üzüncülü aktardığına göre, bu kahramanlar içeri alınmıyor.
05:43Kapıdan geri çevriliyorlar.
05:45Makalenin merkezindeki bu inanılmaz çelişki, adeta tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne.
05:50Bence olayın trajedisini asıl katlayan şey, kapıdaki o müdahale anında yaşananlar.
05:57O kapıda yıllarca saygı duymayı, kahraman bilmeyi öğrendikleri bu insanları durdurmak için kesin emir almış genç polis memurları var.
06:06Emir demiri keser kuralının işlediği o gergin anlarda, kameralara ağlarken yansıyan genç polisler.
06:12Bu sadece yazarın değil, okuyan herkesin yüreğini burkan, durumu çok iyi özetleyen bir detay metinde.
06:18Şimdi, bu slide'da dikkatinizi çekmek istediğim çok önemli bir şey var.
06:23Gazileri o meclis kapısına kadar getiren, o polisleri gözyaşlarına boğan krizin temelinde ne var biliyor musunuz?
06:30Bürokratik çelişkiler.
06:31Yazar burada çok net bir haksızlığa işaret ediyor.
06:34Aynı cephete savaşmış, aynı uzvunu kaybetmiş insanlar, sırf rütbeleri farklı diye veya farklı bakanlıklara bağlılar diye eşitsiz bir muamele görüyor.
06:43Devletin fedakarlığın karşılığını statüye göre ayırması, tüm bu protestoların fitilini ateşleyen ana sebep olarak gösteriliyor.
06:51Metnin sonlarına doğru gelirken, yazar talebini çok net, çok adil bir çerçeveye oturtuyor.
06:56Hani o daha önce bahsettiğimiz kurşun rütbe sormaz mantığı vardı ya, işte o tam burada tekrar devreye giriyor.
07:03Yazar özette şunu söylüyor.
07:04Madem ki savaş meydanında ölüm ya da yaralanma adam seçmiyor, rütbe sormuyor, o zaman devletin bu insanlara sunacağı haklar, göstereceği
07:12vefa da rütbeye göre değişmemelidir.
07:14Canını ortaya koyan herkes eşit haklara sahip olmalı, diyor.
07:17Ve bu incelememizi yazar Erol Sunat'ın bizi baş başa bıraktığı, gerçekten uzun uzun düşünmemiz gereken o nihai soruyla noktalıyoruz.
07:28Yüzyıllardır ya gazi ol ya şehit diyerek evlatlarını cepheye gönderen bu toplum, onlara haklarını verirken rütbe ayrımını bir kenara bırakamaz
07:37mı?
07:37Bu soru, sahip olduğumuz kültürel değerlerle, bürokrasinin soğuk yüzü arasındaki uçurumu kapatmaya yönelik çok açık bir çağrı aslında.
07:45Bugünkü kaynak incelememizde bize katıldığınız için teşekkürler.
07:50Umarım metnin barındırdığı o derin mesajları sizlere net bir şekilde aktarabilmişizdir.
07:55Bir sonraki anlatımda görüşmek üzere, hoşçakalın.

Önerilen