- 2 gün önce
Mehmet Özkendirci’nin otobiyografik anlatısı, yazarın eğitim hayatındaki zorluklardan başlayarak sanat dünyasında verdiği amansız mücadeleyi kişisel bir perspektifle ele almaktadır. Akademik başarısızlıklar ve sınav kayıplarıyla geçen yılların ardından grafik ve tekstil alanına yönelen yazar, karikatür ve mizah dünyasında karşılaştığı kurumsal engelleri içtenlikle aktarır. Metin, liyakatten uzaklaşan sistemin ve sansür mekanizmalarının bir sanatçının kariyerini nasıl şekillendirdiğini acı tecrübeler üzerinden gözler önüne sermektedir. Yerel medyadan sergi salonlarına kadar uzanan bu yolculuk, toplumdaki yozlaşma ve adaletsizliklere karşı bir eleştiri niteliği taşır. Nihayetinde yazar, geleneksel mecralarda bulamadığı özgürlüğü günümüzde sosyal medya aracılığıyla sürdürdüğünü ifade ederek hikayesini noktalar.
Kategori
🗞
HaberlerDöküm
00:00Herkese merhaba ve yeni bir incelememize daha hoş geldiniz.
00:03Bugün masamızda gerçekten çok çarpıcı bir eser var.
00:06Sadece kişisel bir anı kitabını okumuyoruz bugün,
00:09aynı zamanda Türkiye'deki o kemikleşmiş toplumsal yozlaşmanın,
00:12liyakatsizliğin ve kurumsal engellerin aslında sadece bugünün değil,
00:17on yılların ne kadar derin bir sorun olduğunu gözler önüne seren bir kaynağı inceliyoruz.
00:21Mehmet Özkendirci'nin kendi hayatını merkeze aldığı bu otobiyografik anlatı,
00:25kelimenin tam anlamıyla sistemin o görünmez duvarlarına toslayan bir yeteneğin anatomisini çıkarıyor.
00:31Yazarın kendi deneyimleri üzerinden,
00:33geçmişten bugüne uzanan kurumsal engellerin bir sanatçıyı nasıl şekillendirdiğini
00:38ya da daha doğrusu nasıl engellediğini hep birlikte göreceğiz.
00:42Pekala, hadi bu konuya derinlemesine dalalım.
00:44İnkar edilemez, pırıl pırıl bir sanatsal yetenek,
00:47tamamen bozuk ve işlemeyen bir sistemle çarpıştığında tam olarak ne olur?
00:52İşte bu soru, bugün konuşacağımız kahramanımızın tüm hayatını özetliyor aslında.
00:57Baştan söyleyeyim, bu öyle Hollywood filmlerinde görmeye alıştığımız,
01:00tüm engellerin teker teker aşıldığı, sonunda herkesin mutlu olduğu o klasik başarı hikayelerinden değil.
01:06Tam tersine sadece kendi liyakatiyle, kendi tırnaklarıyla bir yerlere gelmeye çalışan,
01:11ama her adımda sistemin o buz gibi soğuk yüzüyle karşılaşan,
01:15bir dışlanmışın, bir ötekinin son derece gerçek ve sarsıcı serüveni bu.
01:20Birinci bölüm, eğitimdeki ilk engeller.
01:23Yazarın eğitim hayatı, aslında ileride karşılaşacağı o devasa kurumsal ilgisizliğin küçük bir provasın iteriğinde.
01:30Şimdi biraz ortaokul yıllarına gidelim.
01:33Düşünün ki, resim ve Türkçe dersleri dışındaki tüm dersleri zayıf olan bir öğrenci var karşınızda.
01:38Müzik ve beden eğitiminden bile kalmayı başarmış.
01:41Ancak bu devasa ilgisizlik okyanusunda,
01:44okuldaki yeni mezun resim öğretmeni Naci öğretmen, onun yeteneğini fark ediyor ve elimden tutuyor.
01:50Harika bir destek değil mi?
01:51Ama ne yazık ki bu umut ışığı çok uzun sürmüyor.
01:54Bir yanda, Sanat Enstitüsü'nün son yılında,
01:57Türkçe dalında verdiği kelimesi kelimesine hatasız, kusursuz cevaplar var,
02:01ama diğer yanda inanılmaz acı bir ironiyle karşılaşıyoruz.
02:05Onu okulu temsilen gönderen ve sözde eğitimci olan kişinin,
02:08tamamen öznel, tamamen adaletsiz değerlendirmesi yüzünden,
02:12yazar hayatında ilk ve son kez Türkçe dersinden zayıf alarak bütünlemeye bırakılıyor.
02:17Mezun olduğunda kendini kelimenin tam anlamıyla sudan çıkmış bir balık gibi hissediyor.
02:21O diplomaya baktığında, yeteneğinin hiçbir karşılığı olmadığını hissettirilen,
02:26değersiz bir kağıt parçasından başka hiçbir şey göremiyor.
02:40Ve bu tablo bize şunu mükennel bir şekilde özetliyor.
02:44Yazarın akademinin kapısında geçirdiği o kahredici dört yıllık reddedilme süreci.
02:49Akıl alır gibi değil.
02:51Birinci yıla bakın, modellik yapması için resmini çizdiği kendi kurs arkadaşı sınavı kazanıyor,
02:56yazarımız kaybediyor.
02:57İkinci yıl daha da absürt.
03:00Kursta bizzat özel ders verdiği, her şeyi öğrettiği kendi öğrencisi sınavı kazanıyor,
03:05yazarımız yine kapı dışarı.
03:07Üçüncü yıl artık o aşırı stresten sırt ağrıları çekerken,
03:10yaptığı çok küçük bir hatayı düzeltmeye çalışıyor ama süre bitiyor,
03:14sonuç yine koca bir hüsran.
03:16Dördüncü yıldaysa taktik değiştirip tekstil bölümüne girmeyi deniyor.
03:201254 kişi arasından üçüncü oluyor, muazzam bir başarı.
03:23Fakat sulu boya tekniğini bizzat öğrettiği kendi öğrencisi birinci oluyor.
03:27Yeteneği o kadar açık ki etrafındaki herkesi zirveye taşıyor ama o sistemik çarklar,
03:33o görünmez duvarlar onu sürekli aşağıya çekiyor.
03:36Üçüncü bölüm, Baba Ali'nin kapalı kapıları.
03:40Okul ve kısa bir mizah dergisi deneyiminin ardından yazarımız,
03:44Türk basınının kalbine, Baba Ali'ye doğru yola çıkıyor.
03:47Ama asıl duvarlar onu tam da burada bekliyor.
03:51Sektördeki o yazılı olmayan, acımasız kapı tutuculara bir bakın.
03:56Yazarımız, ülkenin en büyük ikinci mizah dergisinin kapısından içeri giriyor.
04:00Birinci adım, tam kırk adet, üzerinde günlerce uğraşılmış, özenle hazırlanmış çalışmasını sunuyor.
04:07İkinci adım, uluslararası düzeyde tanınan karikatürist olan patron,
04:11bu kırk eseri alıyor, tek tek ama tamamen sessizce inceliyor,
04:16bir kısmını sağa ayırıyor, bir kısmını sola ayırıyor ve sonra,
04:20ağzından tek bir kelime bile çıkmadan,
04:22hepsini toplayıp, öylece ayakta bekleyen yazara geri uzatıyor.
04:25Bir iyi olmuş yok, şunu düzelti yok, sadece buz gibi sessiz bir reddediliş.
04:31Üçüncü adım ise gerçeğin ta kendisi.
04:34Bu sektörde bir patronun dudakları arasından çıkan ya da çıkmayan o mutlak vetoyu,
04:39sektörün en ünlü isimleri bile aşamıyor.
04:42Bu dünyanın yürek burkan gerçekliğini şu tek cümle çok iyi anlatıyor aslında.
04:46Hepsi güzel, ben olsam hepsini alırdım ama patron estedi.
04:50Bunu söyleyen kim biliyor musunuz?
04:52Yazarın eserlerini ısrarla gösterdiği, yine uluslararası düzeyde tanınmış başka usta bir çizer.
04:58Eserlerin harika olduğunu, liyakatin tam olduğunu açıkça itiraf ediyor.
05:02Ama o kurumsal hiyerarşinin, patronların o mutlak iktidarının,
05:06gerçek yeteneğin önüne nasıl beton bir duvarı ördüğünü de kabullenmiş durumda.
05:11Liyakatin değil, ilişkilerin işlediği bu bozuk sistem,
05:14yazarımıza şu cümleyi kurdurtuyor.
05:16Ağzımda kuş tutsam, dünyanın en iyi çizeri olsam da burada bana ekmek çıkmaz.
05:20Ve yazar tam otuz yıl boyunca kalemini, kağıdını bir kenara bırakıyor.
05:25Düşünebiliyor musunuz?
05:26Muazzam bir yetenek, sistemin kibri yüzünden otuz yıl sessizliğe gömülüyor.
05:30Otuz yıl!
05:31Dördüncü bölüm, sansür, adalet ve ilgisizlik.
05:36Hikayemizde mecburen otuz yıllık bir zaman atlaması yapıyoruz
05:39ve memleketi Konya'ya, yerel bir gazeteye uzanıyoruz.
05:42Yazar otuz yıl sonra yeniden çizmeye başlasa da,
05:45sistemin soğuk yüzünün zerre kadar değişmediğini görüyoruz.
05:49Yazarın kaynağımızda aktardığı şekliyle,
05:52adalet sistemiyle yaşadığı o absürt karşı karşıya gelişine,
05:55tarafsız bir gözle bakalım.
05:56Ortada gerçekten çok tuhaf bir zıtlık var.
05:59Bir yanda, yazarın çizimine konu olan,
06:01çok vahim bir asayiş olayı var.
06:03Bir kadının bacağını koparan bir sanık,
06:06sadece iki üç aylık çok çok hafif bir ceza alıyor.
06:09Yazarda doğal olarak bunu,
06:11kopan bacağını elinde tutup yaşasın adalet diye bağıran bir karakterle karikatürize edip eleştiriyor.
06:16Peki diğer yanda ne oluyor?
06:18Bu korkunç suça verilen hafif cezayı eleştiren sanatçının,
06:21bizzat kendisi mahkemeye veriliyor.
06:23Savcıya bu sizin ailenizin başına gelse aynı cezayı verir miydiniz diye sorunca
06:27aldığı cevap sadece kanun böyle oluyor
06:30ve ifadesi bile doğru düzgün alınmadan dosyası pat diye Ankara'ya gönderiliyor.
06:34Yani sistem, işlenen korkunç bir suçtan ziyade,
06:38kendisine yöneltilen en ufak eleştiriyi bile çok daha sert bir şekilde bastırıyor.
06:43Yani buradaki asıl can alıcı nokta şu,
06:46adalet sistemindeki bu inanılmaz katılık ve mekanikliğin ardından
06:49yazar bu kez akademinin o inanılmaz ilgisizliğiyle çarpışıyor.
06:53Selcuk Üniversitesi kampüsündeyiz,
06:56yazar iletişim fakültesiyle arasında sadece incecik bir duvar olan bir salonda
06:59karikatür ve şiir sergisi açıyor.
07:02Harika bir kültürel etkinlik değil mi?
07:04Ancak iletişim fakültesinin televizyon ekibi ne yapıyor biliyor musunuz?
07:08Hemen yan odadaki bu değerli sergiyi çekmek varken,
07:10gidip alt katta su sempozyumu için sergilenen plastik su borularını kameraya alıyor.
07:15Yazar hukukçu olan iletişim dekanına gidip sitem ettiğinde ise
07:18aynen şu cevabı alıyor,
07:19biz her yer ve şeye eleman gönderemeyiz.
07:22Vizyonun ve iletişimin kalesi olması gereken bir kurumun,
07:25sanata kör ama plastik su borularına bu kadar aşık olması
07:28gerçekten akıl alır gibi değil.
07:30Tabi yazarımızın bu kurumsal körlüğe verdiği cevap onun o müthiş mizahi zekasını ve direncini gösteriyor.
07:37Dekanın bu absürt baştan savma açıklaması karşısında kapını hızla çarpıp çıkarken taşı gediğine koyuyor.
07:43Keşke iletişim sergisi yerine karpuz sergisi açsaydım ilginizi çekerdi.
07:48Müthiş değil mi?
07:49Sanatın zerre kadar değer görmediği, kurumsal yapıların estetiğe, fikre, emeğe karşı ne kadar sağır olabildiğini
07:55bu kısacık ve keskin cümleyle yüzlerine çarpıyor.
07:58Beşinci bölüm
07:59Geçmişten günümüze yozlaşma
08:01Şimdi bu tekil dışlanmışlık hikayesinden biraz geri adım atıp büyük resme bakalım.
08:07Kaynağımızın aktardığına göre bu sistemik duvarlar günümüzde yok olmuş değil,
08:11aksine şekil değiştirerek çok daha organize bir şekilde karşımıza çıkmaya devam ediyor.
08:16Yazar, günümüzde gazete patronlarının mevcut AK Parti hükümetini incitmemek adına
08:20çok sıkı bir otosensür uyguladığını ve eserlerinin yayınlanmasına engel olduklarını ifade ediyor.
08:26Bununla birlikte yazarın notlarında altını çildiği bir diğer önemli noktada
08:30günümüzde o çok tartışılan mülakat süreçlerinin aslında doğrudan adam kayramacılığın
08:36yani torpilin resmi bir kılıfı haline gelmiş olması
08:39ve son olarak toplumda en masum bir esprinin ya da ufacık bir eleştirinin bile
08:44artık orantısız derecede ağır yasal sonuçlar doğurabildiğini belirtiyor.
08:48Yani yazarın perspektifinden bakarsak o siyasi otosensür ve kamufle edilmiş kayramacılık
08:54yeteneği dışarıda bırakmak için duvarlarını örmeye aynen devam ediyor.
08:57Bu incelememizin sonuna gelirken doğrudan kaynağından aldığımız
09:02ve hepimizin oturup üzerine uzun uzun düşünmesi gereken bir soruyla sizi baş başa bırakmak istiyorum.
09:08Eğer bir toplumda sadece suya sabuna dokunmadan geyik muhabbeti yapmaya izin veriliyorsa
09:12yani içi boş, kimseyi rahatız etmeyen konuşmalar ödüllendirilip
09:16gerçek eleştiri, liyakat ve sanat tamamen susturuluyorsa
09:20bunun topluma kestiği asıl fatura nedir?
09:23Yeteneğin değil de sadece tanıdıkların ve boyun eğenlerin yükseldiği bir sistemde
09:27aslında sadece bir sanatçıyı değil, toplumun ilerleyişini, vicdanını ve ta kendisini susturmuş olmuyor muyuz?
09:34Bu konuyu bir düşünün derim.
09:35Vaktinizi ayırdığınız ve bu yolculukta bize katıldığınız için çok teşekkürler.
09:40Bir sonraki incelememizde yepyeni konularla görüşmek üzere.
09:43Kendinize iyi bakın.