Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 3 gün önce
Mehmet Edip Ören, milli bayramların önemini vurgularken Türkiye’nin mevcut siyasi ve toplumsal yapısına yönelik sert eleştiriler getirmektedir. II. Abdülhamid dönemine dair anlatılanların gerçeği yansıtmadığını savunan metin, o dönemdeki toprak kayıplarını ve açılan fabrikaları örnek göstererek tarihi figürlerin kutsallaştırılmasını sorgulamaktadır. İşçi haklarının gerilemesine ve emekçilerin ağır yaşam koşullarına dikkat çekilirken, hükümetin ekonomi ve dış politika yaklaşımları da yerilmektedir. Metinde ayrıca terörle mücadele ve adalet sistemindeki aksaklıklar üzerinden toplumsal bir uyanış çağrısı yapılmaktadır. Son olarak yazar, ülkenin içinde bulunduğu zor durumdan kurtulacağına dair umudunu paylaşarak yazısını sonlandırmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, yeni incelememize hoş geldiniz.
00:02Bugün masamızda gerçekten nasıl desem oldukça iddialı ve epey de tartışma yaratacak bir metin var.
00:08Mehmet Edip Ören'in kaleme aldığı Milli Bayramların Gölgesi'nde gerçekler başlıklı bir makaleyi mercek altına alıyoruz.
00:15Bu yazı öyle tek bir konuya odaklanmıyor.
00:17Tarih, ekonomi, dış politika, adalet sistemi aslında hepsi birbirine bağlanarak çok cepheli bir eleştiriye dönüşüyor.
00:24Amacımız kesinlikle taraf tutmak değil.
00:26Sadece yazarın bu oldukça yüklü metin aracılığıyla bize ne anlattığını, argümanları nasıl adım adım kurduğunu anlamaya çalışacağız.
00:33Hazırsanız bu çok katmanlı eleştirinin perde arkasına birlikte göz atalım.
00:37Bakın, Ören yazısına çok çarpıcı bir alıntıyla,
00:40Doğrudan Atatürk'ün doğduğu yere, Selanik'e atıfta bulunarak ve onun bir sözüyle başlıyor.
00:46Milli bayramı olmayanın dini bayramları da olamaz.
00:49Yazarın çıkış noktası tam olarak burası.
00:52Milli kimlikle dini kimlik arasında ayrılmaz bir bağ olduğunu savunuyor.
00:56Yani diyor ki, bağımsızlığın ve milli bayramların olmadığı bir yerde dini bayramları da özgürce kutlayamazsınız.
01:03Makalenin tüm felsefesi işte bu sağlam zemine oturtulmak istenmiş.
01:07Makale epey geniş bir yelpazeye yayılıyor.
01:11Takip etmesi kolay olsun diye biz, yazarın eleştirilerini beş ana başlığa ayırdık.
01:16Bayramlar ve tarihsel tartışmalar, ikinci Abdülhamit iddiaları, işçi hakları ve ekonomi, güvenlik ve dış politika ve son olarak adalet sistemindeki
01:25çifte standartlar.
01:26Hadi hemen ilkine dalalım.
01:28Birinci bölüm, bayramlar ve tarihsel tartışmalar.
01:32Şimdi, yazar güncel siyasetten çok sembolik bir detaya dikkat çekiyor.
01:38İçişleri Bakanı'nın ofisindeki Atatürk portresinin indirilip, yerine ikinci Abdülhamit'in portresinin asıldığı gözlemini paylaşıyor.
01:45Örene göre bu öyle sıradan bir dekorasyon değişikliği falan değil, kesinlikle değil.
01:49Bu, Türkiye'nin yönüne dair, tarihi figürler üzerinden verilen derin bir ideolojik mesaj.
01:56Yazar bunu, hiç bitmeyen bir Abdülhamit sevdasının adeta yeniden şahlanışı olarak yorumluyor.
02:02Daha da ilginci, yazar, makalede inanılmaz çarpıcı bir alıntıya yer veriyor.
02:07Dönemin İçişleri Bakanı'na atfedilen şu söze bakın.
02:10O zaman Abdülhamit neyse, bugün de RTO.
02:14Ören, tarihsel bir figürle günümüz liderliği arasında kurulan bu doğrudan köprüyü, aşırı bir övgü ve geçmişi alıp bugüne uyarlama çobası
02:23olarak görüyor.
02:24Yazara göre bu tür kıyaslamalar, tamamen tarihi gerçeklikten kopuk siyasi araçlar.
02:29İkinci bölümümüze geçiyoruz.
02:32Abdülhamit dönemine dair iddialar.
02:35Burada çok keskin bir zıtlık var.
02:37Biliyorsunuz günümüzde çok popüler bir anlatı var.
02:39O dönemde hiç toprak kaybedilmediği ve padişahın mutlak bir dini idol olduğu yönünde.
02:46Ama öğren, hayır bir saniye diyor.
02:48Tam aksine bu dönemin en çok toprak kaybının yaşandığı dönem olduğunu ve padişahın o muhafazakar imajıyla hiç de uyuşmayan politikalara
02:57izin verdiğini iddia ediyor.
02:59Yazırın iddiaları gerçekten epey spesifik ve sert.
03:02Neler mi söylüyor? O dini ikon imajını sarsmak için ikinci Abdülhamit'in yüksek alkollü karayıp romu içtiğini iddia ediyor.
03:10Dahası o dönemde tekirdağ rakı, bira ve şampanya fabrikalarının açıldığını,
03:15hatta ilk genel evlerin açılışı için dönemin Şeyhülislamından onay yani fetva alındığını öne sürüyor.
03:21Amacı çok net.
03:22Tarihteki bu figürü bugünün muhafazakar kitlelerine sunulan ideal imajdan koparıp kendi sunduğu idealarla yüzleştirmek.
03:29Gelelim üçüncü bölüme İşçi hakları ve ekonomik eleştiriler
03:34İki yıl. Dile kolay tam iki yıl.
03:37Yazar Kurtuluş Parkı'ndaki bir işçi eyleminden bahsederken bu rakamın altını kalınca çiziyor.
03:42Düşünsenize işçiler tam iki yıl boyunca maaş alamıyor ve işin garibi 15 gün sonra maaşların ödeneceği söylendiğinde bu bir başarı
03:50bir müjde gibi sunuluyor.
03:52Yazar haklı olarak bunun bir çözüm olmadığını, işçi haklarının düpedüz gasp edilmesinin normalleştirilmesi olduğunu savunuyor.
03:58Ve inanılmaz provokatif bir kıyaslama yapıyor yazar.
04:02Modern dönem işçilerini bildiğimiz tarihsel kölelikle karşılaştırıyor.
04:06Argümanı şu, geçmişte kölelik sisteminde bile sistem o köleye yiyecek bir şeyler ve başını sokacak bir yer sağlardı.
04:13Ama bugün, bugün bir işçinin aldığı maaş ne karnını doyurmaya yetiyor ne de barınmaya.
04:19Ören, bu tabloyu kölelikten bile daha geride bir adım olarak okuyor.
04:23Yazar, bu ekonomik çaresizliği desteklemek için meclisten, iktidar partisinden bir milletvekiline ait olduğu iddia edilen şu meşhur sözü hatırlatıyor.
04:33Kuru ekmek bulabiliyorlarsa aç değillerdir.
04:37İnanılmaz bir cümle değil mi?
04:38Ören, bu alıntıyı karar vericilerin halkın gerçekliğinden ve o en temel empati duygusundan ne kadar koptuğunu göstermek için stratejik bir
04:47şekilde kullanıyor.
04:49Dördüncü bölüme geçiyoruz.
04:51Güvenlik iddiaları ve dış politika.
04:53Burada yazar, kamuoyuna çizilen o iyimser güvenlik tablolarını tamamen reddediyor.
04:58Terör örgütünün silah bıraktığı falan yok diyor.
05:01Ören'in teorisine göre, bu gruplar silah bırakmadı, aksine o silahlarla beraber İran'a geçip oraya yerleştiler.
05:08Hatta daha da ileri gidip, bu militanların aslında bölgedeki kargaşadan beslenen Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'den yeni talimatlar beklediklerini öne
05:17sürüyor.
05:17Yazar, bu iddialarını uluslararası bir boyuta taşımak ve doğrulatmak için eski ABD başkanı Donald Trump'a atfedilen bir sözü kullanıyor.
05:26Biz onları halka dağıtsın diye silah yolladık, onlar üstüne yattı.
05:30Ören, bu alıntıyla yabancı güçlerin bölgeye silah yığdığını ve meselenin sadece bizim sınırlarımızla ilgili olmadığını, küresel bir oyunun parçası olduğumuzu
05:39vurgulamaya çalışıyor.
05:41Ve son bölümümüz, adalet sistemindeki çifte standartlar.
05:45Bu kısımda yazarın ürettiği terim gerçekten çok ilginç.
05:49İktidar partisi için postmodern Mevlana partisi diyor.
05:53Biliyorsunuz Mevlana'nın o harika ne olursa ne ol gel felsefesi vardır.
05:58İşte yazar bu hoşgörü felsefesinin bugün siyasi veya hukuki olarak cezadan kaçmak, bir şekilde aklanmak isteyenler için bir sığınağa, bir
06:06kılıfa dönüştürüldüğünü iddia ediyor.
06:08Hukuktaki çifte standartı anlatmak için de çok somut ve sarsıcı bir örnek veriyor.
06:13Bir tarafta ölümlü bir trafik kazasına karışmasına rağmen bir gün bile tutuklu kalmadığı belirtilen Kızılay Başkanı'nın kızı var.
06:21Diğer tarafta ise sadece ağaçları doğayı korumak için protesto yapan ve günlerce elleri kelepçeli halde tutuklu kalan bir vatandaş Esra
06:30var.
06:30Ören, adaletin kişiye ya da güce göre nasıl şekil değiştirdiğini bu iki örnek üzerinden tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
06:38Şimdi, onca ağır güvenlik, adalet ve tarih eleştirisinin arasında yazar birden çok basit gibi görünen ama aslında altı çok dolu
06:46bir soru soruyor.
06:47Türkiye neden İran'dan portakal ithal ediyor?
06:50Yani biz bir Akdeniz ülkesiyiz, narenciye cennetiyiz yahu.
06:54Yazar, izleyiciye bu durumu sorgulatarak aslında ekonomideki ve ithalat politikalarındaki akıl dışılığa dikkat çekmek istiyor.
07:01Bu sadece masum bir portakal meselesi değil, üretimin çöküşünün ve sisteme duyulan güvensizliğin devasa bir sembolü.
07:09Her şeyi şöyle bir toparlarsak, Mehmet Edip Ören, aslında tarihin bugünkü iktidar tarafından nasıl yeniden yazılmaya çalışıldığından başlıyor,
07:17bizi açlık sınırındaki işçilerle, sınır ötesi güvenlik iddialarıyla ve ikiyüzlü bulduğu adalet sistemiyle yüzleştiriyor.
07:24Amacı çok belli, birbirinden tamamen kopukmuş gibi duran tüm bu unsurları bir araya getirip,
07:30her cephede yaşanan sistemik bir çöküş tablosunu gözler önüne sermek.
07:35İncelememizin sonuna gelirken, sizi gerçekten derin bir soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
07:40Tarihi figürleri yorumlama biçimimiz, bugünün siyasi ve ekonomik gerçeklerini kabul etmemizin ne ölçüde dikte ediyor?
07:47Düşünsenize, yazarın da gösterdiği gibi, geçmişteki bir padişahı veya lideri kafamızda nasıl konumlandırdığımız,
07:54bugünün adaletsizliklerine veya ekonomik krizlerine ne kadar göz yumacağımızı belirliyor olabilir mi?
08:00Geçmişe duyulan o yoğun nostalji, aslında bugünün acı gerçeklerini gizlemek için kullanılan kusursuz bir perde mi?
08:07Bunu mutlaka bir düşünün derim.
08:09Bu incelememizin sonuna geldik, bir sonraki analizimizde görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın.
Yorumlar

Önerilen