00:00Herkese merhaba, yeni incelememize hoş geldiniz.
00:02Bugün masamızda gerçekten nasıl desem oldukça iddialı ve epey de tartışma yaratacak bir metin var.
00:08Mehmet Edip Ören'in kaleme aldığı Milli Bayramların Gölgesi'nde gerçekler başlıklı bir makaleyi mercek altına alıyoruz.
00:15Bu yazı öyle tek bir konuya odaklanmıyor.
00:17Tarih, ekonomi, dış politika, adalet sistemi aslında hepsi birbirine bağlanarak çok cepheli bir eleştiriye dönüşüyor.
00:24Amacımız kesinlikle taraf tutmak değil.
00:26Sadece yazarın bu oldukça yüklü metin aracılığıyla bize ne anlattığını, argümanları nasıl adım adım kurduğunu anlamaya çalışacağız.
00:33Hazırsanız bu çok katmanlı eleştirinin perde arkasına birlikte göz atalım.
00:37Bakın, Ören yazısına çok çarpıcı bir alıntıyla,
00:40Doğrudan Atatürk'ün doğduğu yere, Selanik'e atıfta bulunarak ve onun bir sözüyle başlıyor.
00:46Milli bayramı olmayanın dini bayramları da olamaz.
00:49Yazarın çıkış noktası tam olarak burası.
00:52Milli kimlikle dini kimlik arasında ayrılmaz bir bağ olduğunu savunuyor.
00:56Yani diyor ki, bağımsızlığın ve milli bayramların olmadığı bir yerde dini bayramları da özgürce kutlayamazsınız.
01:03Makalenin tüm felsefesi işte bu sağlam zemine oturtulmak istenmiş.
01:07Makale epey geniş bir yelpazeye yayılıyor.
01:11Takip etmesi kolay olsun diye biz, yazarın eleştirilerini beş ana başlığa ayırdık.
01:16Bayramlar ve tarihsel tartışmalar, ikinci Abdülhamit iddiaları, işçi hakları ve ekonomi, güvenlik ve dış politika ve son olarak adalet sistemindeki
01:25çifte standartlar.
01:26Hadi hemen ilkine dalalım.
01:28Birinci bölüm, bayramlar ve tarihsel tartışmalar.
01:32Şimdi, yazar güncel siyasetten çok sembolik bir detaya dikkat çekiyor.
01:38İçişleri Bakanı'nın ofisindeki Atatürk portresinin indirilip, yerine ikinci Abdülhamit'in portresinin asıldığı gözlemini paylaşıyor.
01:45Örene göre bu öyle sıradan bir dekorasyon değişikliği falan değil, kesinlikle değil.
01:49Bu, Türkiye'nin yönüne dair, tarihi figürler üzerinden verilen derin bir ideolojik mesaj.
01:56Yazar bunu, hiç bitmeyen bir Abdülhamit sevdasının adeta yeniden şahlanışı olarak yorumluyor.
02:02Daha da ilginci, yazar, makalede inanılmaz çarpıcı bir alıntıya yer veriyor.
02:07Dönemin İçişleri Bakanı'na atfedilen şu söze bakın.
02:10O zaman Abdülhamit neyse, bugün de RTO.
02:14Ören, tarihsel bir figürle günümüz liderliği arasında kurulan bu doğrudan köprüyü, aşırı bir övgü ve geçmişi alıp bugüne uyarlama çobası
02:23olarak görüyor.
02:24Yazara göre bu tür kıyaslamalar, tamamen tarihi gerçeklikten kopuk siyasi araçlar.
02:29İkinci bölümümüze geçiyoruz.
02:32Abdülhamit dönemine dair iddialar.
02:35Burada çok keskin bir zıtlık var.
02:37Biliyorsunuz günümüzde çok popüler bir anlatı var.
02:39O dönemde hiç toprak kaybedilmediği ve padişahın mutlak bir dini idol olduğu yönünde.
02:46Ama öğren, hayır bir saniye diyor.
02:48Tam aksine bu dönemin en çok toprak kaybının yaşandığı dönem olduğunu ve padişahın o muhafazakar imajıyla hiç de uyuşmayan politikalara
02:57izin verdiğini iddia ediyor.
02:59Yazırın iddiaları gerçekten epey spesifik ve sert.
03:02Neler mi söylüyor? O dini ikon imajını sarsmak için ikinci Abdülhamit'in yüksek alkollü karayıp romu içtiğini iddia ediyor.
03:10Dahası o dönemde tekirdağ rakı, bira ve şampanya fabrikalarının açıldığını,
03:15hatta ilk genel evlerin açılışı için dönemin Şeyhülislamından onay yani fetva alındığını öne sürüyor.
03:21Amacı çok net.
03:22Tarihteki bu figürü bugünün muhafazakar kitlelerine sunulan ideal imajdan koparıp kendi sunduğu idealarla yüzleştirmek.
03:29Gelelim üçüncü bölüme İşçi hakları ve ekonomik eleştiriler
03:34İki yıl. Dile kolay tam iki yıl.
03:37Yazar Kurtuluş Parkı'ndaki bir işçi eyleminden bahsederken bu rakamın altını kalınca çiziyor.
03:42Düşünsenize işçiler tam iki yıl boyunca maaş alamıyor ve işin garibi 15 gün sonra maaşların ödeneceği söylendiğinde bu bir başarı
03:50bir müjde gibi sunuluyor.
03:52Yazar haklı olarak bunun bir çözüm olmadığını, işçi haklarının düpedüz gasp edilmesinin normalleştirilmesi olduğunu savunuyor.
03:58Ve inanılmaz provokatif bir kıyaslama yapıyor yazar.
04:02Modern dönem işçilerini bildiğimiz tarihsel kölelikle karşılaştırıyor.
04:06Argümanı şu, geçmişte kölelik sisteminde bile sistem o köleye yiyecek bir şeyler ve başını sokacak bir yer sağlardı.
04:13Ama bugün, bugün bir işçinin aldığı maaş ne karnını doyurmaya yetiyor ne de barınmaya.
04:19Ören, bu tabloyu kölelikten bile daha geride bir adım olarak okuyor.
04:23Yazar, bu ekonomik çaresizliği desteklemek için meclisten, iktidar partisinden bir milletvekiline ait olduğu iddia edilen şu meşhur sözü hatırlatıyor.
04:33Kuru ekmek bulabiliyorlarsa aç değillerdir.
04:37İnanılmaz bir cümle değil mi?
04:38Ören, bu alıntıyı karar vericilerin halkın gerçekliğinden ve o en temel empati duygusundan ne kadar koptuğunu göstermek için stratejik bir
04:47şekilde kullanıyor.
04:49Dördüncü bölüme geçiyoruz.
04:51Güvenlik iddiaları ve dış politika.
04:53Burada yazar, kamuoyuna çizilen o iyimser güvenlik tablolarını tamamen reddediyor.
04:58Terör örgütünün silah bıraktığı falan yok diyor.
05:01Ören'in teorisine göre, bu gruplar silah bırakmadı, aksine o silahlarla beraber İran'a geçip oraya yerleştiler.
05:08Hatta daha da ileri gidip, bu militanların aslında bölgedeki kargaşadan beslenen Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'den yeni talimatlar beklediklerini öne
05:17sürüyor.
05:17Yazar, bu iddialarını uluslararası bir boyuta taşımak ve doğrulatmak için eski ABD başkanı Donald Trump'a atfedilen bir sözü kullanıyor.
05:26Biz onları halka dağıtsın diye silah yolladık, onlar üstüne yattı.
05:30Ören, bu alıntıyla yabancı güçlerin bölgeye silah yığdığını ve meselenin sadece bizim sınırlarımızla ilgili olmadığını, küresel bir oyunun parçası olduğumuzu
05:39vurgulamaya çalışıyor.
05:41Ve son bölümümüz, adalet sistemindeki çifte standartlar.
05:45Bu kısımda yazarın ürettiği terim gerçekten çok ilginç.
05:49İktidar partisi için postmodern Mevlana partisi diyor.
05:53Biliyorsunuz Mevlana'nın o harika ne olursa ne ol gel felsefesi vardır.
05:58İşte yazar bu hoşgörü felsefesinin bugün siyasi veya hukuki olarak cezadan kaçmak, bir şekilde aklanmak isteyenler için bir sığınağa, bir
06:06kılıfa dönüştürüldüğünü iddia ediyor.
06:08Hukuktaki çifte standartı anlatmak için de çok somut ve sarsıcı bir örnek veriyor.
06:13Bir tarafta ölümlü bir trafik kazasına karışmasına rağmen bir gün bile tutuklu kalmadığı belirtilen Kızılay Başkanı'nın kızı var.
06:21Diğer tarafta ise sadece ağaçları doğayı korumak için protesto yapan ve günlerce elleri kelepçeli halde tutuklu kalan bir vatandaş Esra
06:30var.
06:30Ören, adaletin kişiye ya da güce göre nasıl şekil değiştirdiğini bu iki örnek üzerinden tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
06:38Şimdi, onca ağır güvenlik, adalet ve tarih eleştirisinin arasında yazar birden çok basit gibi görünen ama aslında altı çok dolu
06:46bir soru soruyor.
06:47Türkiye neden İran'dan portakal ithal ediyor?
06:50Yani biz bir Akdeniz ülkesiyiz, narenciye cennetiyiz yahu.
06:54Yazar, izleyiciye bu durumu sorgulatarak aslında ekonomideki ve ithalat politikalarındaki akıl dışılığa dikkat çekmek istiyor.
07:01Bu sadece masum bir portakal meselesi değil, üretimin çöküşünün ve sisteme duyulan güvensizliğin devasa bir sembolü.
07:09Her şeyi şöyle bir toparlarsak, Mehmet Edip Ören, aslında tarihin bugünkü iktidar tarafından nasıl yeniden yazılmaya çalışıldığından başlıyor,
07:17bizi açlık sınırındaki işçilerle, sınır ötesi güvenlik iddialarıyla ve ikiyüzlü bulduğu adalet sistemiyle yüzleştiriyor.
07:24Amacı çok belli, birbirinden tamamen kopukmuş gibi duran tüm bu unsurları bir araya getirip,
07:30her cephede yaşanan sistemik bir çöküş tablosunu gözler önüne sermek.
07:35İncelememizin sonuna gelirken, sizi gerçekten derin bir soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
07:40Tarihi figürleri yorumlama biçimimiz, bugünün siyasi ve ekonomik gerçeklerini kabul etmemizin ne ölçüde dikte ediyor?
07:47Düşünsenize, yazarın da gösterdiği gibi, geçmişteki bir padişahı veya lideri kafamızda nasıl konumlandırdığımız,
07:54bugünün adaletsizliklerine veya ekonomik krizlerine ne kadar göz yumacağımızı belirliyor olabilir mi?
08:00Geçmişe duyulan o yoğun nostalji, aslında bugünün acı gerçeklerini gizlemek için kullanılan kusursuz bir perde mi?
08:07Bunu mutlaka bir düşünün derim.
08:09Bu incelememizin sonuna geldik, bir sonraki analizimizde görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın.
Yorumlar