Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar Mehmet Özkendirci, Şeyh Sait İsyanı’nın arkasında İngiliz parmağı olduğunu savunarak bu hareketi ulusal çıkarlara ve toprak bütünlüğüne yönelik büyük bir ihanet olarak nitelendiriyor. Metinde, isyancı figürlerin anıtlaştırılması sert bir dille eleştirilirken, Ümit Özdağ gibi bu duruma karşı çıkan isimlere yönelik hukuki baskıların haksızlığına dikkat çekiliyor. Aynı zamanda Ankara’daki NATO zirvesi özelinde Türkiye’nin dış politikası ve Amerika Birleşik Devletleri ile olan gerilimli ilişkileri sorgulanıyor. Yunanistan’daki askeri yığınaklar ve teslim edilmeyen savaş uçakları üzerinden, Batılı müttefiklerin Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eden tutumları vurgulanıyor. Son olarak yazar, iç ve dış tehditler karşısında milli bir duruş sergilenmesi gerektiğini savunarak toplumsal bir duyarlılık çağrısında bulunuyor.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugün tarihi şikayetlerin günümüz jeopolitiğiyle nasıl iç içe geçtiğini anlamak için çok çarpıcı bir metni inceleyeceğiz.
00:07Elimizde Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınmış oldukça sert bir eleştiri var.
00:12Yazar, Türkiye'nin geçmişteki tarihsel yaralarını alıp doğrudan günümüzdeki gerilimlere ve yaklaşan NATO zirvesine bağlıyor.
00:20Tarihi bir isyandan çıkıp uluslararası diplomasinin zirvesine nasıl ulaştığımızı adım adım göreceğiz.
00:25Amacımız yazarın argümanını nasıl inşa ettiğini tarafsız bir şekilde masaya yatırmak.
00:31Gelin bu iddialı metne yakından bakalım.
00:34Önümüzde dört ana başlık var.
00:361- Şeyh Said tartışması
00:382- İç protestolar ve çifte standartlar
00:413- Ankara NATO zirvesi
00:444- Amerika için jeopolitik sorular
00:46Tarihten günümüze uzanan bu yolculuğa hemen başlayalım.
00:501. Bölüm
00:51Şeyh Said tartışması ve modern Türkiye'deki tarihsel şikayetler
00:55Yazarın tüm bu güngel olaylara yönelttiği öfkeyi anlamak için önce metnin temelindeki o tartışmalı tarihi figüre bakmamız lazım.
01:03Yazar burada kesinlikle taviz vermiyor.
01:06Şeyh Said'i tarafsız bir figür olarak değil doğrudan tırnak içinde söylüyorum sözde dini lider ve İngiliz kuklası olarak tanımlıyor.
01:14Metne göre bu kişi yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı tamamen din elden gidiyor yalanı ve bahanesiyle bir isyan başlattı.
01:21Bu çok önemli çünkü yazarın bugüne dair tüm eleştirileri tarihe olan bu net bakış açısının üzerine inşa ediliyor.
01:27Şimdi sayılara bir bakalım çünkü yazarın iddiasına göre bu öyle 3-5 kişilik ufak bir isyan falan değildi.
01:34Tam 40 bin kişilik koca bir ordudan bahsediyoruz.
01:37Peki yazar bu devasa gücün arkasında kimin olduğunu söylüyor?
01:40Doğrudan İngilizleri işaret ediyor.
01:42İddiaya göre Musul ve Kerkük petrollerinin kokusunu alan İngilizler bu isyanı kışkırtan asıl güçtü.
01:48Yani anlayacağınız metin bu olayı basit bir iç mesele değil, resmen uluslararası bir petrol oyununun parçası olarak okuyor.
01:54Peki faturası ne oldu dersiniz?
01:57Yazarın penceresinden bu 1925 isyanı tam bir felaketti.
02:01Kerkük ve Musul'un kaybedilmesini doğrudan bu isyana bağlıyor, binlerce Türkmenin katledildiğini, mallarına el konulduğunu anlatıyor ve asıl can alıcı
02:09nokta şu,
02:09yazar bugün milli gelirin büyük bir kısmının petrole gitmesinin sebebini de bu isyana bağlıyor.
02:14Yani geçmişteki bir ihanet, bugünkü ekonomik zorlukların ana nedeni olarak gösteriliyor.
02:19İşte tam bu noktada geçmiş bugünle çarpışıyor.
02:23Yazar, bu tarihi arka planı modern bir siyasetçiye, Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ'ın durumuna bağlıyor.
02:29Özdağ'ın, yazarın hain ve işbirlikçi olarak gördüğü bu figürü eleştirdiği için,
02:34anısına saygısızlık suçlamasıyla para cezasına çarptırılmasını büyük bir öfkeyle karşılıyor.
02:39Hatta nedir bu anısına saygı diyerek, hislerine tercüman olduğu için Özdağ metninde açıkça teşekkür ediyor.
02:46Gelelim ikinci bölüme.
02:48İç protestolar ve çifte standartlar.
02:50Yazarın riyakarlık üzerine görüşlere.
02:53Yazar buradan günümüz iç politikasına çok keskin bir geçiş yapıyor ve gördüğü çifte standartları sert bir dille eleştiriyor.
03:01Ortada çok çarpıcı bir kıyaslama var.
03:03Bir tarafta Tunceli'de dikilen Şeyh Said heykelleri.
03:06Eski belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu'nun bu heykelleri Dersim halkının sevip saygı duymasıyla savunduğunu hatırlatıyor.
03:13Ve ardından o tehlikeli soruyu soruyor.
03:16Eğer mesele sadece yerel halkın sevmesiyle çözülüyorsa,
03:20yarın öbür gün asrın canisi olarak tanımladığı Öcalan'ın heykelleri doğuda dikilmek istense
03:25ve bu örnek emsal gösterirse iktidar buna ne diyecek?
03:29Çifte standart eleştirisi burada bitmiyor tabii.
03:31Yazar, sıradan vatandaşın en temel anayasal hakkı olan toplantı ve yürüyüş yapmasının yetkililerce engellendiğini söylüyor.
03:38Fakat öte yandan, kendi deyimiyle PKK'nın dört ayrı ilde büyük mitingler yapmasına,
03:44bu etkinliklerde bezlerini sallayıp sözde milli marşlarını okumalarına göz yumulduğunu iddia ediyor.
03:49Kısacası devlet, vatandaşına anayasal hakkını çok görürken yasa dışı yapılara alan açıyor diyor yazar.
03:553. Bölüm Ankara NATO Zirvesi
03:58Uluslararası Cephe'ye geçiyoruz
04:00Metin burada gerçekten çok ilginç bir viraj alıyor.
04:03Yazar, iç politikayı bir kenara bırakıp,
04:05merceğini doğrudan Ankara'da yaklaşan Uluslararası NATO Zirvesi'ne çeviriyor.
04:09Yazarın gözlemlerine göre,
04:11Ankara Zirve için resmen kilitlenmiş güzergahlarda kuş uçurtulmuyor.
04:14Ama yazarın asıl takıldığı şey bu güvenlik önlemleri değil,
04:18işin makyaj kısmı.
04:19Geçiş güzergahlarının yeniden boyanıp,
04:21gösterişli hale getirilmesini oldukça ironik bir dille eleştiriyor.
04:24Üstelik bu makyajlama çalışmasını muazzam bir tarihsel anekdotla örneklendiriyor.
04:30Ankara'nın bu yeni boyanmış kozmetik yollarını Şah-Pehlevi dönemi İran'ına benzetiyor.
04:37O dönem Tahran Havalimanı'ndan şehre giden yollarda,
04:40dışarıdan gelen misafirler gerçekleri,
04:42o kötü manzarayı görmesin diye her yerin tahta perdelerle gizlendiğini hatırlatıyor.
04:47Dışarıya karşı gösterişli ama gerçeği yansıtmayan bir vitrin eleştirisi bu.
04:52Tabi bir de işin protokol boyutu var.
04:55Metin bu zirvenin şeref konuğunun Trump olduğunu ve Erdoğan'ın daveti üzerine geldiğini belirtiyor.
05:00Ancak çok dikkat çekici bir detay var.
05:03Yazar Trump'tan bahsederken doğrudan İsrail'in hamisi sıfatını kullanıyor.
05:08Yazarın bu çerçevelemeyi bilerek yapması,
05:10yaklaşan zirvedeki müttefiklik ilişkilerine ne kadar şüpheci yaklaştığının çok açık bir göstergesi.
05:164. ve son bölüm
05:19Amerika için jeopolitik sorular, zirveden beklentiler
05:23Yazar, zirvenin sadece boyalı yollar ve protokollerden ibaret kalmaması gerektiğini söylüyor
05:29ve yönetimin Amerika'ya sormasını talep ettiği 3 kritik soruyu sıralıyor.
05:331. Yunanistan 12 ada ve kayalığı işgal ettiğinde,
05:37Başkan Biden, oraların Yunanistan'da olması bizim için önemli demişti.
05:41Yazar soruyor, gelecekte hangi topraklarımız Amerika için önemli olacak?
05:452. Yunanistan sınırımıza ABD'nin yaptığı ağır silah yığınağının hedefi Türkiye mi?
05:51Ve 3. Parası çoktan ödenmiş olan uçaklar neden hala Türk silahlı kuvvetlerine verilmiyor?
05:56Bu 3 madde yazarın o devasa güvensizliğinin tam bir özeti.
06:00Aslında tüm bu pragmatik yaklaşımı yazarın şu cümlesinde özetleyebiliriz.
06:05Uluslararası ilişkilerde dostluklar değil çıkarlar önemlidir.
06:09Yazar, masada o içi boş diplomatik gülümsemeler yerine somut ulusal çıkarların kıyasıya savunılmasını istiyor.
06:16Ama tam uluslararası arenayı konuşurken Metin aniden çok sert bir şekilde tekrar iç poetikaya dönüyor.
06:23Yazarın aktardığına göre bu gösterişli zirve yaklaşırken aralarında tema gönüllülerinin de bulunduğu 103 kişi
06:30örgüt üyesi oldukları iddiasıyla aniden tutuklandı.
06:33Dışarıya çizilen o şaşalı diplomasi vitriniyle içerideki bu sert ve ani güvenlik önlemleri arasındaki tezatı yazar özellikle vurguluyor.
06:41Ve işte tüm bu incelemeyi özetleyen o kışkırtıcı soru sizce yönetim bir yandan içeride çevre gönüllülerini tutuklarken
06:49diğer yandan uluslararası masaya oturup müttefiklerine bu zorlu bu sert jeopolitik soruları gerçekten sorabilecek mi?
06:57Bugün yazarın 1925'in tarihsel acılarından yola çıkıp günümüzün boyalı Ankara sokaklarına ve NATO masasına uzanan o iddialı argümanını sizlerle
07:07paylaştık.
07:07Diplomasi, tarih ve iç politikanın nasıl bu kadar karmaşık bir şekilde iç içe geçtiğini görmek gerçekten büyüleyici.
07:14Bakalım zaman bize hangi cevapları getirecek?
07:16Bize katıldığınız için teşekkürler.
07:18Bilgiyle kalın.
07:20Bilgiyle kalın.
07:20Bilgiyle kalın.
07:21Bilgiyle kalın.
07:21Bilgiyle kalın.
07:21Bilgiyle kalın.
07:21Bilgiyle kalın.
07:22Bilgiyle kalın.
07:22Bilgiyle kalın.
07:22Bilgiyle kalın.
Yorumlar

Önerilen