00:00Bu incelemeye hoş geldiniz. Bugün elimizde oldukça çarpıcı, bir o kadar da tartışma yaratacak bir konu var.
00:06Yazar Yusuf Dürger'in modern siyasi yayılmacılığa ve bunun tarihi kökenlerine getirdiği o sert eleştiriye adım adım masaya yatıracağız.
00:14Siyaset, inanç ve jeopolitik gerçekler birbirine nasıl giriyor, gelin yazarın gözünden hep birlikte bakalım.
00:21Peki bu analizi tam olarak ne tetikledi derseniz, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin oldukça dikkat çeken o sözleriyle başlıyoruz.
00:28Şöyle diyor, Rabbim bir günde olsa bana Kudüs valiliğini nasip et diye niyaz ettim ve bir gün Kudüs'ün özgürleştiğini
00:36görmeyi umut ettiğini ekliyor.
00:38Modern bir siyasetçinin başka bir ülkedeki bir şehri yönetme hayali.
00:43İşte yazarımız Dürger tam da bu cümlenin üzerine o devasa tarihsel eleştirisini inşa ediyor.
00:49Birinci bölümümüz Din ve İdare. Bakalım yazar bu ikiliyi nasıl ayırıyor?
00:54Yazarın en temel itirazı tam da burada başlıyor aslında.
00:58Ona göre Kudüs valiliği dediğimiz şey tıpkı İstanbul veya Ankara valiliği gibi tamamen idari bir görev.
01:04Yani bu koltuğun, bu ünvanın kendi başına bir kutsallığı falan yok.
01:08Kutsallık nerede peki?
01:09Metne göre kutsallık unvanlarda veya koltuklarda değil, kişinin kendi inancında, dürüstlüğünde yatar.
01:14Yazar çok net bir şekilde dini duyguları ve sloganları siyasi bir makam için kullanmanın ikiyüzlülük olduğunu,
01:21hatta Kur'an'a göre bunun insanları Allah ile aldatmak anlamına geldiği için açıkça günah sayıldığını savunuyor.
01:28Dini duygularla oynamanın ne kadar tehlikeli olduğunu göstermek için de tarihten oldukça tanıdık ve sert örnekler veriyor.
01:35Hani papaların Hristiyan kitleleri cennet vaadiyle kandırıp o kanlı haçlı seferlerini başlatması var ya,
01:41ya da İslam tarihinde Muaviye ve Yezid'in sadece siyasi güç elde edebilmek için Kur'an sayfalarını mızrak uçlarına takmaları,
01:49yazar bu örnekleri vererek bize aslında şunu söylüyor,
01:52inancın siyaset için manipüle edilmesi yeni bir şey değil ama faturası her zaman halklara çok ağır olmuştur.
01:59İkinci bölüme geçiyoruz, modern jeopolitik manzara.
02:03Şimdi biraz günümüze sahaya inelim.
02:05Yazar burada o özgürleşme edebiyatına çok ciddi bir itiraz getiriyor.
02:10Öyle Halep'miş, Şam'mış bu şehirlerin özgürleştiği falan yok diyor.
02:14Tam aksine Irak, Libya ve Suriye gibi ülkelerin sınırlarının ve rejimlerinin batılı güçler tarafından adeta bir cetvelle yeniden çizildiğine dikkat
02:23çekiyor.
02:24Yazarın iddiası şu, asıl esaret o sınırların başkaları tarafından değiştirilmeye başlandığı an başlıyor.
02:31Özellikle Suriye örneği metinde çok çarpıcı.
02:34Yazar diyor ki, önceki rejim döneminde Suriye'de tek bir İsrail askeri bile yoktu.
02:39Peki ya bugün?
02:40Bugün İsrail güçleri Şam'a sadece 20 km mesafeye kadar gelmiş durumda.
02:45Daha da ilginci, metne göre yeni Suriye yönetimi bu duruma sessiz kalmakla yetinmiyor, üstüne bir de batıyla aynı hizaya girip
02:53İran'ı kınıyor.
02:54Dürger, devleti yönetenlerin işte bu gerçek somut tabloyu ıskalamaması gerektiğini vurguluyor.
03:00Peki, işin o hamasi kısmını bir kenara bırakırsak, sahada gerçekten Kudüs valisi olmak ne anlama geliyor?
03:07Şöyle düşünün, oraya ulaşmak için önce Suriye'yi fethedeceksiniz.
03:11Bitti mi? Hayır.
03:13Sonra Lübnan'ı, ardından Filistin'i ve en son İsrail'i.
03:17Dört farklı egemen devleti askeri olarak ele geçirmekten bahsediyoruz.
03:22Yazar, bu lojistik imkansızlığı yüzümüze vurarak aslında kürsülerde kurulan o büyük hayallerin gerçek dünyada ne kadar korkunç ve gerçek dışı
03:31bir bedeli olabileceğini gösteriyor.
03:33Üçüncü bölümümüz İmparatorluk Geçmişinin Yankıları
03:36Burada yazar bizi kendi tarihimizle yüzleştiriyor.
03:40Osmanlı'nın o uzak coğrafyaları elde tutmak, oraları imar etmek için kendi Anadolu insanının kaynaklarını, canını nasıl tükettiğini hatırlatıyor.
03:49Biz kendi içimizde yoksulluk çekerken oralara yatırım yaptık, diyor.
03:54Ama sonuç, ne yazık ki onca fedakarlığın sonu bölge halklarının sömürgeci güçlerle işbirliği yapması oldu.
04:01Yazar, bu tarihi gerçeğin hem İmparatorluğu yüktüğünü hem de bizi kendi öz kimliğimizden kopardığını iddia ediyor.
04:09Bu tabloda, geçmiş ve bugün arasında kurulan o inanılmaz benzerliğe bir bakın.
04:13Dün Osmanlı'yı içerden yıkmak için yerel unsurları kullanan Büyük Britanya'nın yerini, yazarın analizine göre bugün Amerika Birleşik Devletleri
04:22almış durumda.
04:23Metin'de bugünkü ajandanın Ortadolu'yu yeniden şekillendirmek ve İsrail'e alan açmak olduğu öne sürülüyor.
04:29Yani aslında değişen tek şey aktörlerin isimleri, oyunun kendisi aynı.
04:33İşte işin en endişe verici boyutu da burada ortaya çıkıyor.
04:38Yazar, dış güçlerin Türkiye'nin kulağına sürekli o İmparatorluk masalını fısıldadığını iddia ediyor.
04:44Amaç ne?
04:45Türkiye'nin cumhuriyetten, demokrasiden uzaklaşıp tehlikeli monarşi hayallerine dalması.
04:51Metin, Amerikan elçilerinin iç işlerine bu kadar rahat karışmasına göz yumulurken, yetkililerin hala Kudus diyerek meşgul edilmesini çok büyük bir
04:59tehlike olarak görüyor.
05:00Ve son bölümümüz, İmparatorluk hayallerinin bedeli.
05:04Yazar burada artık uyarılarının dozunu iyice artırıyor.
05:07Analiz, Falih Rıfkı Atay'ın o meşhur sarsıcı eseri Zeytin Dağı'na uzanıyor.
05:13Yazarın burada verdiği mesaj çok net ve biraz da ürkütücü.
05:16Eğer kaybettiğimiz İmparatorluğun hayaleti peşinde koşmaya devam edersek, yarın kendimizi Kudüs'süz, Şamsız, Halep'siz kalmış, sadece ama sadece kendi canının ve
05:27yurdunun derdine düşmüş bir Anadolu'nun ortasında buluruz.
05:30Yani elimizde kalan o son kaleyi kendi yurdumuzu da tehlikeye atarız diyor.
05:35Zeytin Dağı'dan alınan şu kısacık diyalog, aslında bütün bu jeopolitik tartışmaların insan boyutunu yüzümüze çarpıyor.
05:43Tren istasyonunda çaresizce bekleyen bir anne, gelen geçene soruyor, benim Ahmet'i gördünüz mü?
05:49Ve o tüyler ürperten cevap, hangi Ahmet, yüz bin Ahmet'in hangisini?
05:54Yazar, o uzak toprakların fethi için gözünü kırpmadan ölüme gönderilen nesillerin ardında bıraktığı bu akıl almaz acıyı unutmamamız gerektiğini söylüyor.
06:04Yüz bin, söylemesi ne kadar kolay değil mi?
06:06Ama o, kağıt üzerinde duran basit bir istatistik değil.
06:10O yüz bin rakamı, sadece imkansız imparatorluk hayalleri uğruna yok olup giden o gencecik hayatların ta kendisi.
06:17Yazar Yusuf Dülger, bugün o coşkulu siyasi konuşmalar yapılırken, asıl unutulan şeyin bu tarihi trajedi olduğunu haykırıyor.
06:25Bu incelemeyi bitirirken, yazarın o ağır ve sarsıcı sorusuyla baş başa kalıyoruz.
06:31Sizce tarihi hırslar, bugünün şehirlerinin, bugünün insanlarının geleceğini tehlikeye atacak mı?
06:37Acaba modern siyasi rüyalarımız, tarihin o en yıkıcı, en acı hatalarını bize tekrar mı yaşatacak?
06:43Yazarın da uyardığı gibi, geçmişin faturalarını unutursak, yarın çok daha ağırlarını ödemek zorunda kalabiliriz.
06:50Üzerine düşünmeye kesinlikle değer.
06:51İzlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki incelemede görüşmek üzere.
Yorumlar