Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 gün önce
Yazar Yusuf Dülger, Türkiye İçişleri Bakanı'nın Kudüs Valisi olma arzusunu ve bölgeye dair yayılmacı söylemlerini sert bir dille eleştirmektedir. Metin, dini kavramların ve kutsal makam özleminin siyasi emellerle suistimal edilmesinin toplum üzerindeki aldatıcı etkilerine dikkat çekmektedir. Suriye ve Ortadoğu'nun mevcut siyasi gerçekliğinin göz ardı edildiğini savunan yazar, hayali fetih rüyalarının Türkiye'nin kendi güvenliğini tehlikeye atabileceği konusunda uyarıda bulunur. Tarihsel tecrübelere ve Falih Rıfkı Atay’ın eserlerine atıf yapılarak, dış politikanın hamasi nutuklar yerine akılcı ve gerçekçi temellere dayanması gerektiği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, geçmişteki imparatorluk kayıplarından ders çıkarılması gerektiğini ve Anadolu'nun geleceğini korumanın esas öncelik olduğunu savunur.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Bu incelemeye hoş geldiniz. Bugün elimizde oldukça çarpıcı, bir o kadar da tartışma yaratacak bir konu var.
00:06Yazar Yusuf Dürger'in modern siyasi yayılmacılığa ve bunun tarihi kökenlerine getirdiği o sert eleştiriye adım adım masaya yatıracağız.
00:14Siyaset, inanç ve jeopolitik gerçekler birbirine nasıl giriyor, gelin yazarın gözünden hep birlikte bakalım.
00:21Peki bu analizi tam olarak ne tetikledi derseniz, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin oldukça dikkat çeken o sözleriyle başlıyoruz.
00:28Şöyle diyor, Rabbim bir günde olsa bana Kudüs valiliğini nasip et diye niyaz ettim ve bir gün Kudüs'ün özgürleştiğini
00:36görmeyi umut ettiğini ekliyor.
00:38Modern bir siyasetçinin başka bir ülkedeki bir şehri yönetme hayali.
00:43İşte yazarımız Dürger tam da bu cümlenin üzerine o devasa tarihsel eleştirisini inşa ediyor.
00:49Birinci bölümümüz Din ve İdare. Bakalım yazar bu ikiliyi nasıl ayırıyor?
00:54Yazarın en temel itirazı tam da burada başlıyor aslında.
00:58Ona göre Kudüs valiliği dediğimiz şey tıpkı İstanbul veya Ankara valiliği gibi tamamen idari bir görev.
01:04Yani bu koltuğun, bu ünvanın kendi başına bir kutsallığı falan yok.
01:08Kutsallık nerede peki?
01:09Metne göre kutsallık unvanlarda veya koltuklarda değil, kişinin kendi inancında, dürüstlüğünde yatar.
01:14Yazar çok net bir şekilde dini duyguları ve sloganları siyasi bir makam için kullanmanın ikiyüzlülük olduğunu,
01:21hatta Kur'an'a göre bunun insanları Allah ile aldatmak anlamına geldiği için açıkça günah sayıldığını savunuyor.
01:28Dini duygularla oynamanın ne kadar tehlikeli olduğunu göstermek için de tarihten oldukça tanıdık ve sert örnekler veriyor.
01:35Hani papaların Hristiyan kitleleri cennet vaadiyle kandırıp o kanlı haçlı seferlerini başlatması var ya,
01:41ya da İslam tarihinde Muaviye ve Yezid'in sadece siyasi güç elde edebilmek için Kur'an sayfalarını mızrak uçlarına takmaları,
01:49yazar bu örnekleri vererek bize aslında şunu söylüyor,
01:52inancın siyaset için manipüle edilmesi yeni bir şey değil ama faturası her zaman halklara çok ağır olmuştur.
01:59İkinci bölüme geçiyoruz, modern jeopolitik manzara.
02:03Şimdi biraz günümüze sahaya inelim.
02:05Yazar burada o özgürleşme edebiyatına çok ciddi bir itiraz getiriyor.
02:10Öyle Halep'miş, Şam'mış bu şehirlerin özgürleştiği falan yok diyor.
02:14Tam aksine Irak, Libya ve Suriye gibi ülkelerin sınırlarının ve rejimlerinin batılı güçler tarafından adeta bir cetvelle yeniden çizildiğine dikkat
02:23çekiyor.
02:24Yazarın iddiası şu, asıl esaret o sınırların başkaları tarafından değiştirilmeye başlandığı an başlıyor.
02:31Özellikle Suriye örneği metinde çok çarpıcı.
02:34Yazar diyor ki, önceki rejim döneminde Suriye'de tek bir İsrail askeri bile yoktu.
02:39Peki ya bugün?
02:40Bugün İsrail güçleri Şam'a sadece 20 km mesafeye kadar gelmiş durumda.
02:45Daha da ilginci, metne göre yeni Suriye yönetimi bu duruma sessiz kalmakla yetinmiyor, üstüne bir de batıyla aynı hizaya girip
02:53İran'ı kınıyor.
02:54Dürger, devleti yönetenlerin işte bu gerçek somut tabloyu ıskalamaması gerektiğini vurguluyor.
03:00Peki, işin o hamasi kısmını bir kenara bırakırsak, sahada gerçekten Kudüs valisi olmak ne anlama geliyor?
03:07Şöyle düşünün, oraya ulaşmak için önce Suriye'yi fethedeceksiniz.
03:11Bitti mi? Hayır.
03:13Sonra Lübnan'ı, ardından Filistin'i ve en son İsrail'i.
03:17Dört farklı egemen devleti askeri olarak ele geçirmekten bahsediyoruz.
03:22Yazar, bu lojistik imkansızlığı yüzümüze vurarak aslında kürsülerde kurulan o büyük hayallerin gerçek dünyada ne kadar korkunç ve gerçek dışı
03:31bir bedeli olabileceğini gösteriyor.
03:33Üçüncü bölümümüz İmparatorluk Geçmişinin Yankıları
03:36Burada yazar bizi kendi tarihimizle yüzleştiriyor.
03:40Osmanlı'nın o uzak coğrafyaları elde tutmak, oraları imar etmek için kendi Anadolu insanının kaynaklarını, canını nasıl tükettiğini hatırlatıyor.
03:49Biz kendi içimizde yoksulluk çekerken oralara yatırım yaptık, diyor.
03:54Ama sonuç, ne yazık ki onca fedakarlığın sonu bölge halklarının sömürgeci güçlerle işbirliği yapması oldu.
04:01Yazar, bu tarihi gerçeğin hem İmparatorluğu yüktüğünü hem de bizi kendi öz kimliğimizden kopardığını iddia ediyor.
04:09Bu tabloda, geçmiş ve bugün arasında kurulan o inanılmaz benzerliğe bir bakın.
04:13Dün Osmanlı'yı içerden yıkmak için yerel unsurları kullanan Büyük Britanya'nın yerini, yazarın analizine göre bugün Amerika Birleşik Devletleri
04:22almış durumda.
04:23Metin'de bugünkü ajandanın Ortadolu'yu yeniden şekillendirmek ve İsrail'e alan açmak olduğu öne sürülüyor.
04:29Yani aslında değişen tek şey aktörlerin isimleri, oyunun kendisi aynı.
04:33İşte işin en endişe verici boyutu da burada ortaya çıkıyor.
04:38Yazar, dış güçlerin Türkiye'nin kulağına sürekli o İmparatorluk masalını fısıldadığını iddia ediyor.
04:44Amaç ne?
04:45Türkiye'nin cumhuriyetten, demokrasiden uzaklaşıp tehlikeli monarşi hayallerine dalması.
04:51Metin, Amerikan elçilerinin iç işlerine bu kadar rahat karışmasına göz yumulurken, yetkililerin hala Kudus diyerek meşgul edilmesini çok büyük bir
04:59tehlike olarak görüyor.
05:00Ve son bölümümüz, İmparatorluk hayallerinin bedeli.
05:04Yazar burada artık uyarılarının dozunu iyice artırıyor.
05:07Analiz, Falih Rıfkı Atay'ın o meşhur sarsıcı eseri Zeytin Dağı'na uzanıyor.
05:13Yazarın burada verdiği mesaj çok net ve biraz da ürkütücü.
05:16Eğer kaybettiğimiz İmparatorluğun hayaleti peşinde koşmaya devam edersek, yarın kendimizi Kudüs'süz, Şamsız, Halep'siz kalmış, sadece ama sadece kendi canının ve
05:27yurdunun derdine düşmüş bir Anadolu'nun ortasında buluruz.
05:30Yani elimizde kalan o son kaleyi kendi yurdumuzu da tehlikeye atarız diyor.
05:35Zeytin Dağı'dan alınan şu kısacık diyalog, aslında bütün bu jeopolitik tartışmaların insan boyutunu yüzümüze çarpıyor.
05:43Tren istasyonunda çaresizce bekleyen bir anne, gelen geçene soruyor, benim Ahmet'i gördünüz mü?
05:49Ve o tüyler ürperten cevap, hangi Ahmet, yüz bin Ahmet'in hangisini?
05:54Yazar, o uzak toprakların fethi için gözünü kırpmadan ölüme gönderilen nesillerin ardında bıraktığı bu akıl almaz acıyı unutmamamız gerektiğini söylüyor.
06:04Yüz bin, söylemesi ne kadar kolay değil mi?
06:06Ama o, kağıt üzerinde duran basit bir istatistik değil.
06:10O yüz bin rakamı, sadece imkansız imparatorluk hayalleri uğruna yok olup giden o gencecik hayatların ta kendisi.
06:17Yazar Yusuf Dülger, bugün o coşkulu siyasi konuşmalar yapılırken, asıl unutulan şeyin bu tarihi trajedi olduğunu haykırıyor.
06:25Bu incelemeyi bitirirken, yazarın o ağır ve sarsıcı sorusuyla baş başa kalıyoruz.
06:31Sizce tarihi hırslar, bugünün şehirlerinin, bugünün insanlarının geleceğini tehlikeye atacak mı?
06:37Acaba modern siyasi rüyalarımız, tarihin o en yıkıcı, en acı hatalarını bize tekrar mı yaşatacak?
06:43Yazarın da uyardığı gibi, geçmişin faturalarını unutursak, yarın çok daha ağırlarını ödemek zorunda kalabiliriz.
06:50Üzerine düşünmeye kesinlikle değer.
06:51İzlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki incelemede görüşmek üzere.
Yorumlar

Önerilen