00:00Herkese merhaba. Bugünkü incelememizde Mehmet Çıskendirci'nin kaleme aldığı ve inanın bana oldukça keskin eleştiriler barındıran o meşhur İki Bakan
00:09Portresi adlı köşe yazısını masaya yatırıyoruz.
00:12Yazarın son dönem Türk siyasetine, eğitim sistemine ve güvenlik bürokrasisine dahil gerçekten çok spesifik, çok net gözlemleri var.
00:19Hiç vakit kaybetmeyelim, gelin bu metnin derinliklerine beraber inelim ve yazarın o çarpıcı argümanlarını adım adım inceleyelim.
00:26İncelememizin rotası kısaca şöyle.
00:28Önce İki Bakanın tartışılan tutumları, ardından Osmanlı ve Cumhuriyet karşılaştırması ve son olarak 1 Mayıs ve polis müdahalesi.
00:38Başlıyoruz.
00:39Birinci bölümümüz İki Bakanın tartışılan tutumları.
00:43Şimdi yazarın temel çıkış noktası gerçekten çok ilginç.
00:47Diyor ki, Türkiye'nin adı, bayrağı, başkenti, hatta demokrasisi ve bütünlüğü gibi en temel meselelerin bile tartışmaya açıldığı bir dönemdeyiz.
00:56Ve yazara göre, tam da böyle bir dönemde Eğitim ve İçişleri Bakanlıklarının sergilediği tutumlar, layık bir Türkiye'nin gündemini kesinlikle
01:05meşgul etmemeli.
01:06Yani yazar şunu savunuyor.
01:08Toplum, şeriat özlemi çeken marjinal gruplarla vakit kaybetmemeli, bunun yerine ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiren o asıl hayati konulara odaklanmalıyız.
01:18İşte tam bu nokta, yazarın Milli Eğitim Bakanlığı'na yenilik eleştirisinde çok net somutlaşıyor.
01:23Yazar, bakanın tarikat ve cemaatler için kullandığı o spesifik ifadeyi cımbızlıyor.
01:28Biz sivil toplum kuruluşları diyoruz.
01:31Yazarın iddiası şu, bu tür yapılarla işbirliği yapmak veya onları sivil toplum kuruluşu etiketiyle meşrulaştırmak,
01:38bu, modern ve layık bir devletin hedefleriyle kelimenin tam anlamıyla taban tabana zıt bir durum.
01:43Hızını alamayan yazar eleştirisini bir adım daha ileri taşıyor ve hepimize, aslında doğrudan yöneticilere şu vurucu retorik soruyu yöneltiyor.
01:52Kendisine o koltukta oturmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk için ne söyleyecekti acaba?
01:57Buradaki can alıcı noktayı görüyorsunuz değil mi?
01:59Yazar, mevcut yönetimin eylemlerini eleştirmek ve o net zıtlığı gözler önüne sermek için Atatürk'ün mirasını ve Cumhuriyet'in kurucu
02:07değerlerini son derece güçlü bir referans olarak kullanıyor.
02:10Peki diğer bakana geçersek tablo nasıl?
02:13Yazarın İçişleri Bakanı'na yönelik eleştirisi de tam bu noktada şekilleniyor.
02:17Metinde yeni İçişleri Bakanı'nın makam odasında Sultan 2. Abdülhamid'in fotoğrafının asılı olmasından duyulan çok ciddi bir rahatsızlık var.
02:25Üstelik yazar, bu hayranlığın günümüz siyasetinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın günümüzün Abdülhamid'i olarak nitelendirilmesine kadar vardığının altını çiziyor.
02:33Açıkçası yazar, bu tarz tarihi referansların ve o eski imparatorluk nostaljisinin modern siyasette ideolojik bir araç olarak kullanılmasını şiddetle, evet
02:43şiddetle eleştiriyor.
02:45Geldik 2. bölümümüze, Osmanlı ve Cumhuriyet karşılaştırması.
02:49Şimdi yazar bu Sultan Abdülhamid yüceltilmesine karşı çıkarken argümanını çok ilginç bir tarihi iddiaya dayandırıyor.
02:57Diyor ki dönemin yakın çevresi ve o kilit bakanlıklar aslında çoğunlukla Türk olmayan azınlıklardan oluşuyordu.
03:03Mesela dönemin ticaret bakanı Ermeni Sakızyan, Maliye Bakanı Rum Aleksandros Karatodoni.
03:09Yazar sadece bakanlarla da kalmıyor, ayağın meclisi üyelerinden tutun da saray mimarına, doktoruna, basın danışmanından yaverine kadar o kilit görevlerin
03:18ağırlıklı olarak Rum ve Ermeni kökenliler tarafından yürütüldüğünü tek tek listeliyor.
03:22Peki devleti yöneten en tepe kadrolar böyleyken, koca Osmanlı'da gün iş Türk halkı ne durumdaydı dersiniz?
03:29Yazar bu durumu açıklamak için oldukça çarpıcı, belki daha önce duyduğunuz tarihi bir terime başvuruyor.
03:36Etrakı bi idrak.
03:38Bu, Osmanlı döneminde zaman zaman kullanılan ve kelime anlamıyla idraksız yani anlayışsız Türkler anlamına gelen oldukça aşağılayıcı bir ifade.
03:48Yazar bu terimi boşuna seçmemiş tabii.
03:50Bunu, etnik Türklerin Osmanlı döneminde devlet kademelerinden nasıl uzak tutulduğunu, marjinalleştirildiğini ve yönetici elit tarafından nasıl küçümsendiğini iddia etmek için
04:00özel olarak kullanıyor.
04:01Yazarın iddiasına göre o dönem yönetici kadronun tamamen dışında bırakılan Türklerin yapabildiği işler sadece bedensel güce dayalı sıradan işlerdi.
04:10Neler mi?
04:11Çiftçilik, cepheden cepheye koşulan ve yıllar süren bitmek bilmez askerlik, arabacılık, nalbantlık, terzilik ve kasaplık.
04:19Kısacası, yazar Türklerin o dönemde sadece bu tarz küçük işleri yapıp devlete vergisini ödemekle yükümlü alt bir sınıf olarak görüldüğünü
04:27savunuyor.
04:28Yazarın bütün bu derin tarihi analizinin vardığı nokta aslında çok ama çok net bir karşılaştırma.
04:35Bir tarafa dışlanmış bir halkı ve o etrakı bi idrak tanımıyla betimlediği Osmanlı dönemini koyuyor, diğer tarafa ise Atatürk'ün
04:43kurduğu modern cumhuriyeti.
04:44Yazarın ısrarla altını çize çize vurguladığı tez tam olarak şu.
04:49Bazı kesimlerin iddia ettiğinin tam aksine Atatürk tıkır tıkır işleyen bir devleti falan yıkmadı.
04:55Tam tersine zaten çökmekte olan, bitmiş bir enkazdan babadan oğula geçmeyen, demokratik ve yepyeni layık bir cumhuriyet kurdu.
05:03Ve yazara göre bu toprakların insanlarını yeniden o onurlu Türk kimliğine kavuşturan şey de kesinlikle buydu.
05:10Ve geçiyoruz üçüncü son bölümümüze 1 Mayıs ve polis müdahalesi.
05:14Bu bölümde yazar tarihi bir kenara bırakıp günümüze 1 Mayıs gösterileri sırasındaki polis müdahalelerine odaklanıyor ve çok spesifik gözlemlerini paylaşıyor.
05:24Yazıdaki detaylar oldukça sert.
05:26Bir kadın göstericinin saçından çeken, türbanlı bir kadın polisten tutun da yerde yatan bir göstericiyi adeta boğazlamaya çalışan polis memurlarına
05:34kadar pek çok anı tasvir ediyor.
05:36Yazar, yaşanan bu fiziksel arbede anlarını aslında güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına ve en önemlisi de devletin vatandaşına olan o
05:45genel yaklaşımına dair eleştirel iddialarını somutlaştırmak için kullanıyor.
05:49Yazarın bu olaylar sırasında dikkat çektiği bir diğer çok önemli detaysa polis kasklarındaki kimlik numaraları.
05:56Belki sizin de dikkatinizi çekmiştir.
05:57Yazar, eskiden polis kasklarında o görevliyi tanımlayan kocaman belirgin numaralar olduğunu hatırlatıyor.
06:03Neden? Çünkü olası bir polis şiddeti mağdurunun hakkını yasal yollarından arayabilmesi için bu numaralar kelimenin tam anlamıyla hayati bir öneme
06:11sahip.
06:12Ancak yazara göre artık bu numaraların kasklardan silinmesi veya görülmez hale gelmesi adalet arayışının önüne çekilen çok büyük bir set
06:19ve güvenlik güçlerinin hesap verebilirliğini tamamen ortadan kaldıran devasa bir eksiklik.
06:24Ve yazar, metnini gerçekten de oldukça kışkırtıcı, cevabını tamamen size yani okuyucuya bıraktığı bir soruyla sonlandırıyor.
06:32Yüzünü gizleyen polislere dikkat çekiyor ve aynen şöyle soruyor.
06:36Yakın mesafeden attıkları biber gazından korunmak için değilse yaptıklarının suç olduğunu gizlemek için mi maskeliler?
06:43Düşündürücü değil mi?
06:45Bu soru yazarın kurumların şeffaflığına, demokratik hak arayışına ve mevcut devlet yapısının geldiği o son noktaya dair inşa ettiği o
06:52büyük tezi özetleyen adeta tokat gibi bir kapanış.
06:56Sahi, yazarın kurduğu bu tarihi ve güncel paralellikler bugünün politik iklimini anlamamızda bize ne fısıldıyor, incelediğimiz bu argümanlar size nasıl
07:05bir perspektif kazandırdı?
07:06Bugünkü incelememizi dinlediğiniz için çok teşekkürler.
07:09Aklınızda beliren bu derin sorularla sizi baş başa bırakıyorum.
07:12Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
07:14Hoşçakalın.
Yorumlar